74 ÖNCESİ HİÇ FEDERASYON LAFI DUYMAMIŞTIM

Prof. Dr. Ata ATUN

 
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

  
 23 Temmuz 2007 Saat : 7:13


 

Ne oldu AKEL Genel Hristofyas’a bir türlü anlayamıyorum. Aniden “Barış Havarisi” kesildi.

Sanki yolda yürürken aniden başına saksı düşmüş de yıllardır taşıdığı kimliğini ve hafızasını kaybetmiş gibi, aday olduktan sonra söylemleri değişiverdi Hristofyas’ın.

 

Şimdilerde yaptığı konuşmalarda, ki bu konuşmaları 17 Şubat 2008’e kadar sürecek, hep Federasyondan bahsediyor.

 

Cumartesi günü Baf’a bağlı Salamyu (Salamiou) köyünde, kayıp ilan edilen ama gerçekte 15 Temmuz darbesinde EOKA’cılar tarafından öldürülen Periklis Perikleus için düzenlenen cenaze töreninde konuşan Hristofyas, Kıbrıs sorunun çözüm kalitesinin, zamana kurban edilmemesi, 1977-79 Doruk Anlaşmaları’nda, BM kararlarının içeriğinde olan temel ilkelerin  terk edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi amacıyla, “işgal” koşullarından tek gerçek çıkış olan iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm taahhüdünün terk edilmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

 

Federasyonu artık ağzına sakız etmiş olan Hristofyas, çözümün en kısa zamanda sağlanması gerektiğini yineleyerek, zamanın akıp geçmesiyle, taksimin sabitleştiğini, Türkiye’nin bunu çok iyi bildiğini ve bu nedenle de Kıbrıs sorununa çözüm sağlanması için işbirliğinde bulunmadığını iddia etti.

Meydanı boş bulunca bol bol atıyor Hristofyas.

 

Hristofyas’ın bu sözlerini okuyunca aklıma hemen 1963 olayları, 1964 olayları sonrası Kıbrıs’lı Türklerin güvenliğini sağlamak amacı ile Türkiye’nin ilk defa adaya çıkarma yapmak fikrini ortaya attığı günler ve 1967’de Boğaziçi (Köfünye) çarpışmalarından sonra Türkiye’nin Yunanistan’a verdiği ültimatom günleri geldi.

1967’de Türkiye’nin verdiği ültimatom sonrasında adaya gizlice sokulmuş 20,000 Yunan askeri ve Grivas geri Yunanistan’a gittikten sonra birincisi Beyrut’ta, diğerleri de Ledra Palas’ta yapılmış olan “Toplumlar Arası Görüşmeler” başlamıştı.

 

Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. Denktaş’ın hatıralarını ve kaleme aldığı kitapları okuduğumda, bu toplantıların nasıl Rumlar tarafından göstermelik olarak yapıldığını, zamanı uzatmak ve Kıbrıs’lı Türkleri bıktırmak için elden gelen her tür soytarılığa başvurulduğunu ve Klerides’in görüşmeler süresince keyfinden, içtiği piponun dumanını Rauf beye doğru büyük bir keyifle üflediğini öğrendim.

 

Rumların, adanın koşulsuz hâkimleri oldukları o meşum günler içinde yapılan bu söz konusu Toplumlar arası görüşmelerde, Türklere, bırakın 1960 Kıbrıs Anayasasında öngörülen haklarının geri verilmesini, tam tersine bu haklardan 13 maddelik eksiltme yapılmasını zorla kabul ettirmek peşindeydi Rumlar. Ya görüşmelerle ya da silah zoru ile.

 

Toplumlar arası görüşmelerde Rumlar, açıkça Türklerle dalga geçiyor ve oyalama taktiklerini büyük bir gayretle sürdürüyorlardı.

Cumhurbaşkanı Muavininin veto hakkı kaldırılacak, iki bölümlü Meclis ile iki bölümlü Bakanlar kurulu tek parçaya indirgenecek ve çoğunluk oyları yani “Rum” oyları hem mecliste hem de Bakanlar Kurulunda belirleyici olacaktı. Diğer on maddeyi yazmama gerek bile yok. Her biri ayrı ayrı Kıbrıs’lı Türklere verilen kuruculuk ve ortaklık haklarını ellerinden alacak ve adada Kıbrıs’lı Türkleri azınlığa mahkûm edecek maddelerdi.

 

Neredeydi o vakit Hristofyas’ın aklı. Neden o kötü dönemde, bir tek Allah’ın AKEL’li kulu çıkmadı ve Federasyon lafı etmedi.

Rumların, adada astıkları astık, kestikleri kestik, güçlü olduğu dönemlerde niye hiç akıllarına “Federasyon” gelmedi de, şimdi gelmeye başladı.

Akılsız başlarından dolayı adanın yarısı elden gidince mi akıl koydular, yoksa aniden adada Kıbrıs’lı Türklerin olduğunun mu farkına vardılar.

 

Hadi bırakalım Rumların adanın horozu oldukları 1963-1974 arası meşum günlerini bir kenara, ya 1974 “Mutlu Barış Harekatı” sonrasında imzalanan 1977 Denktaş-Makarios ve 1979 Denktaş-Kyprianou “Doruk Anlaşmaları”nda yer alan “İki Bölgeli, İki Halklı Federasyon” fikrine ne oldu da, Rumlar gene cırlayıp 1967 taktiğine geri döndüler ve bu anlaşmaları neredeyse 27 yıl sürüncemede bıraktılar.

 

Ne oldu da şimdi aniden akıllarına Federasyon geliverdi.

 

Anlaşılan işler istedikleri gibi gitmiyor artık.

Rum tarafında son yapılan kamuoyu yoklamasına göre Rumların %44’ü Taksim istiyorsa bir yerde Papadopulos ve avenesi (baryaları) yanlış yaptı demektir.

 

Adada ayrılık kesin.

Adada Türk askerinin kalacağı ve Kıbrıs’lı Türkleri sonuna kadar savunacağı da kesin. Geri gidişleri asla olmayacak.

Türkiye’den gelen kardeşlerimizin de artık Kıbrıs’lı Türk ve KKTC vatandaşları oldukları kesin. Onların geri gitmeleri de söz konusu değil. Zaten artık bu toprakların bir parçası oldular. Güneyde yaşayan Rumların birçoğundan daha uzun bir süre bu topraklar üzerinde yaşadılar ve onlardan çok daha fazla Kıbrıs’lılar artık.

 

Federasyon sadece bir hayal olarak geçmişte kaldı. Adaya huzur ve barış getirecek çözüm ancak iki ayrı devletin kurulması ile gerçekleşebilecek. Rum ve Türk kamuoyları böyle görüyor ve böyle istiyor geleceklerini.

Prof. Dr. Ata ATUN Son 10 Yazı                                                                                  Yazarın Tüm Yazıları



  • Görevim takiyye yapmaktadır
  • Kızılay Yardımları ve Rumlar
  • Anastasiadis hala hayal peşinde  
  • İzini bırakıp giden babam Hakkı Atun
  • “Hukuksuz yasalar” ülkesi … YURDAGÜL ATUN
  • Suudi Arabistan’da neler oluyor?
  • KKTC-Türkiye arasında yeni ticaret anlayışı … Prof. Dr. Ata ATUN
  • İstanbul’a 3’cü Havalimanı gerekli miydi?
  • Kocaeli Kartepe Zirvesi
  • Rumların garantisi mi?
  • Okunma 26
    74 ÖNCESİ HİÇ FEDERASYON LAFI DUYMAMIŞTIM için yorumlar kapalı

    Yorumlara kapalı.

    Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
    Samtay Vakfı
    kıbrıs haberleri
    kibris 1974
    atun ltd

    Gallery

    kktc-tc-bayrak-3 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak- Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak-4

    Arşivler

    Son Yorumlar