KKTC Gökten Zembillemi İndi

Prof. Dr. Ata ATUN

 
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

  
 12 Kasım 2008 Saat : 12:12


 

Ne Türk askeri adamıza tatil yapmak ve Akdeniz’in serin sularında serinlemek için geldi ne de KKTC gökten zembille inip, durup dururken 15 Kasım 1983’de ilan edildi.
 
Rumların çevirdikleri politik dolaplar ve Bizans entrikaları, Birleşmiş Milletler, ABD, İngiltere ve Avrupa Birliğinin adada Kıbrıslı Türklerin varlığını dikkate almamaları, adaya yıllardır barışın gelmesini engellemiştir.


Gerçekleri konuşmakta ve belgelerle ortaya koymakta fayda vardır.


Kıbrıs sorunu, Gene¬ral Grivas’ın hiç kabul etmediği ve “İhanet Günü” olarak nitelediği Londra ve Zürih anlaş¬malarının imzalandığı 13 Şubat 1960 günü Makarios’un “Kerhen” attığı imza ile başlamıştır.


Rumların adayı Yunanistan’a bağlamak için gösterdikleri tüm siyasi ve caniyane çabalar sonuç vermemiş ve tam 11 yıl cehennem hayatı yaşayan Kıbrıslı Türkler, adayı Yunanistan’a bağlamak amaçlı yapılan 15 Temmuz 1974 darbesi sonrasında Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’de gerçekleştirdiği Barış Harekatı ile hürriyete ve özgürlüğe kavuşmuştur.


Bu süreç sonrası yaşananlar, gerçekleri ortaya koymaktadır.
 
16 AĞUSTOS 1974, Cenevre’de sürdürülen barış görüşmelerine rağmen Yunanistan hiçbir uzlaşmaya yanaşmak niyetinde olmadığını gösterdi. Rumlar köylerdeki Türkleri öldürmeye devam ettiler. Bunun üzerine Türk ordusu adanın yüzde 37’sini kontrol altına alacak kadar ilerledikten sonra ikinci harekatı sona erdirdi.


13 Şubat 1975, adada Kıbrıslı Rumlarla birlikte Federal bir devlet kurulması amacı ile Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Aynı yıl içerisinde bir de nüfus mübadelesi gerçekleşti. Bu mübadele ile Kıbrıs’ın Güney kesimindeki Türkler, kuzey kesimine; kuzey kesimindeki Rumlar da güney kesimine geçti. Nüfus mübadelesi BM gözetiminde gerçekleşti.


12 Şubat 1977, Denktaş ile Makarios arasında görüşme yapıldı ve 1.ci Doruk Antlaşması imzalandı.  4 maddelik bu anlaşma ile Kıbrıslı Rumlar ilk kez iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözümü benimsediler. Makarios 1977 Ağustosunda öldü ve yerine Spyros Kyprianou seçildi.


19 Mayıs 1979, Denktaş ile Kyprianou arasında 2.ci Doruk görüşmesi başladı ve sonucunda da 10 maddelik 2.ci Doruk Antlaşması imzalandı.   


Adada Federasyon kurulması ve barışın geleceği konusunda BM’de ümitler arttı.



Doruk antlaşmaları sonrası iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözüme alt yapı olarak 23 Ağustos 1979’da BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim tarafından 4 maddelik bir öneri yapıldı.


Rumların ilk oyun bozanlığı burada ortaya çıktı ve öneri Rumlar tarafından tarafından reddedildi. Waldheim 1981 yılında “Ara Antlaşma” adı ile bir “Değerlendirme Kağıdı” daha hazırladı. Kyprianou Denktaş’la “Siyasi Eşiti” olmadığı gerekçeci ile yüz yüze görüşmekten vazgeçince “Barış ümit vaat eden müzakereler” son buldu. 
        


Türk tarafına isteklerini kabul ettiremeyeceğini anlayan Rumlar meseleyi enternasyonalize etmek girişimi başlattılar.


Rumların baskısıyla BM Genel Kurulu 13 Mayıs 1983 günü çok ağır bir karar alarak Türkiye, Pakistan, Bangladeş, Malezya ve Somali’nin aleyhte oyuna rağmen, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, egemenlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve üniter yapısını korunması, ada’daki “işgal ordusu”nun derhal çekilmesi ve mültecilerin “isteğe bağlı olarak” geri dönmeleri gerektiğine dair” adadaki barış umutlarını yıkıcı bir karar aldı.


Yani adada Kıbrıslı Türklerin var olduğu, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin ortakları olduğu ve adanın yönetiminde söz sahibi oldukları kabul edilmiyordu.


Bunu üzerine KTFD Başkanı Rauf  Denktaş, 3 gün sonra 16 Mayıs tarihinde verdiği bir demeçte “Kıbrıs Türklerinin kendi geleceklerini tayin etmek hakkı” olduğunu açıkladı.


17 Haziran 1983’te Kıbrıs Türk Federe Meclisi yayınladığı bir bildirge ile Kıbrıs Türk’ünün “Self determinasyon hakkını” yani “Kendi kaderini belirleme hakkını” ilan etti.



Bildirgenin birinci bölümünde gerekçeler açıklanırken ikinci bölümde de 5 maddelik  “Karar metni” yer aldı. Özellikle 4.cü madde, Kıbrıs Türk halkının bu konudaki düşüncesini, açıkça ortaya koyuyordu. 


“Madde 4. Kıbrıs Türk Halkı kendi kaderini bizzat kendisinin belirlemesi hakkına (self-determinasyon) sahiptir. Bu hak hiçbir şekilde ortadan kaldırılamaz.”


Haziran ayında alınan “Self Determinasyon” yani “Kendi kaderini belirleme kararı”ndan sonra Rumların ve BM’nin bu kararı dikkate alması beklendi. Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim ayları beklemekle geçti. Geçen günler ve haftalar içinde ne Rumlar bu kararı ciddiye aldılar ne de Birlemiş Milletler. Artık Kıbrıslı Türkler için “Kendi kaderlerini belirlemek”ten başka bir seçenek kalmadığı anlaşılınca 15 Kasım 1983 tarihinde KKTC’nin ilanı gerçekleşti.


KKTC Meclisinin oy birliği ile aldığı ve bir tek cümleden ibaret olan “Bağımsızlık Kararı”nın bir bölümü aynen aşağıdaki gibi olup, hem Federasyon çatısı altında birleşik bir devletin kurulmasını, hem de bu konuda müzakerelerin yapılmasını desteklemektedir.      


“ …… aynı adada yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmanın mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığının bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip, kolaylaştırabileceğine kani olan, iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşmacı bir politika ile çözümlenebileceğine inanan ve bu amaçla müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen …. ”


Kıbrıs Türklerinin tüm iyi niyetine ve yapıcı yaklaşımına rağmen, tüm adada Türkleri yok saymayı ve adayı Rumların idaresi altına sokmayı hedeflemiş olan Birleşmiş Milletler yöneticileri aradan daha 3 gün bile geçmeden önce 541 No.lu kararı, 6 ay sonra da 550 No.lu kararı çıkartarak KKTC’yi akıllarınca politik ölüme mahkum ettiler.  


Eğer, daha ilk baştan Kıbrıs Türk Federe Meclisinin, 17 Haziran 1983 tarihli “Kendi kaderini belirleme hakkı” dikkate alınsaydı, adaya huzur ve barış o günlerde gelebilirdi. Adada Kıbrıslı Türklerin varlığını yok saymak ve Kıbrıslı Türklere ısrarla siyasal eşitlik vermemeyi sürdürmek, adaya barışın gelmesini önlemektedir.


Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği yanlış yoldadır. Bu düşünce ve politikada devam ettikleri müddetçe asla Kıbrıs sorununa sürdürülebilir bir çözüm bulunamayacak ve adaya da barış gelmeyecektir. Bu görüşte ısrar etmek adayı bölünmeye götürecektir.

Prof. Dr. Ata ATUN Son 10 Yazı                                                                                  Yazarın Tüm Yazıları



  • Diplomaside almadan verilmez
  • Ata ATUN – Haftanın Dış Siyasi Olayları değerlendirmesi
  • ABD nereye gidiyor
  • Uluslararası Adalet Mahkemesi’nden sürpriz karar … Prof. Dr. Ata ATUN
  • Rumların garantörlük aldatmacası
  • Dolara bağımlılıktan kurtulabilir miyiz? … Prof. Dr. Ata ATUN
  • Krize Rum formülü … Dr. Yurdagül ATUN
  • YALVAÇ’TA 8 ASIRLIK GELENEK: PAZARIN BEREKET DUASI … Dr. Yurdagül ATUN
  • Hani 21. yüzyılda garantörlük yoktu
  • Oyunlar Kıbrıs üzerine
  • Okunma 55
    KKTC Gökten Zembillemi İndi için yorumlar kapalı

    Yorumlara kapalı.

    Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
    Samtay Vakfı
    kıbrıs haberleri
    kibris 1974
    atun ltd

    Gallery

    kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak Şehitlerimiz-amblem kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-bayrak

    Arşivler

    Son Yorumlar