Lokmacının Perde Arkası Gerçekleri

Prof. Dr. Ata ATUN

 
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

  
 26 Mart 2008 Saat : 12:12


 

Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadaki varlığı uluslararası antlaşmalara tam olarak uygun. TSK, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Ek 1, Garanti Antlaşması, Madde 4’ün kendisine verdiği yetki ile adada bulunuyor.


Adaya ne için geldiği, ne kadar kalacağı ve geri dönmek için de neyi beklediği apaçık belli. Madde 4, bu soruların yanıtını açık ve net olarak veriyor. 


Bu süreyi belirlemek ne Hristofyas’a, ne Bakoyanni’ye ne Markulli’ye, ne de AB’nin herhangi bir yetkilisine kalmış.


Ağzı olan konuşur örneği, ne vakit adada görüşmeler başlayacak gibi olsa veya liderler görüşmeye başlasalar, hemen bahar havasının estiğinden bahsederler ve bu havanın devam etmesi için de Türkiye biraz asker çeksin de bahar devam etsin derler.


Bu tür lafların elle tutulabilir hiçbir doğru yanı yok. Ne hukuka uygun ne de bilimselliğe.


Kişilerin isteklerine göre gerçekleştirilmesine olanak olmayan kafadan atma bir öneri sadece.    


Böylesi lafları duyduğumda sadece gülerim ve bunu söyleyen kişi hakkında görüşlerim değişir. Artık bu kişinin sözlerini pek dikkate almam, Kıbrıs konusunu gerektiği kadar bilmediği için.  


Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın adayı ziyareti ise asla Rumların yaymak istedikleri gibi “Yasa dışı” değil.


Hristofyas, bu ziyaretin yasadışı olmadığını ve uluslararası antlaşmalara göre yasal bir ziyaret olduğunu çok iyi biliyor ama Rum halkına söylemekte işine gelmiyor.
  
22 Mart’ta, Yunan Deniz Kuvvetleri Komutanı Georgios Karamalikis’in maiyeti ile birlikte Rum tarafında gelmesi ve 2 gün kalarak 24’ünde ayrılması acaba ne kadar yasaldır. KKTC Cumhurbaşkanı Talat bu konuda “Üzüntülerini” dile mi getirdi de Hristofyas, Genel Kurmay Başkanımızın adayı ziyaret etmesinden üzüntü duydu.


Ben bu güne kadar Rum Cumhurbaşkanlarından, Yunanistan Genel Kurmay Başkanlarının adaya gelmeleri nedeni ile üzüntü duyduklarını hiç duymadım.


Bir kez hariç.


Makarios, 15 Temmuz darbesinde canını kurtarıp adadan kaçtıktan sonra 17 Temmuz günü BM genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Yunanistan’ın adayı işgal ettiğini dile getirmiş ve sözlerine “Yanıtımda, olaylar geliştikçe, Türkiye’den gelecek  olan tehlikenin Yunanistan’dan gelecek olandan daha az olacağı  düşüncesinde olduğumu söyledim.” cümlesi ile devam etmişti.


Adada bir işgal sorunu varsa bunun Yunanistan tarafından gerçekleştirildiğini bizzat Etnarh, yani “Milli ve Dini Şef” Makarios, BM Genel Kurulunda kendisi söylemişti.  


Ama Rumlarda düzenbazlığın ve yalanın bini bir para. Hala daha adanın 1974’de bölündüğünü söylüyorlar. Maden ada 1974’de bölünmüştü, Ledra’daki 1963 sınırları nereden çıktı da Türkler 1963 sınırlarına geri çekilsin diyorlar.


Aynı görüşüm Türkiye’nin Garantörlüğü konusunda laf üretenler için de geçerlidir.


Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki hakları Lozan Antlaşması Madde 16’da açık olarak tanımlanmıştır. Garantörlüğü ise 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Ek 1, Garanti Antlaşması, Madde 2’den kaynaklanmaktadır.  Her ikisi de uluslararası antlaşmalardır.


Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması hakkında konuşmak sadece eski deyim ile “Abes ile iştigaldir”, yani boşuna zaman harcamadır.


Yunanistan Dışişleri Bakanı Bayan Dora Bakoyanni’nin Türkiye’nin Garantörlüğüne gerek olmadığını ve Kıbrıs’ın, içinde Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum Yönetiminin de yer aldığı Avrupa Birliğinin Garantisi altına girmesinin daha doğru olacağını söylemesi ise tam bir art niyetli davranış.


Bu talebin ciğerin garantisinin kediye verilmesinden pek bir farkı yok.


Zaten Türkiye’nin garantörlüğünü tartışmak ne Bakoyanni’nin ne de AB’nin yetkisinde. Her ikisinin de bu konuda karar vermek yetkisi yok.


Güvenlik Kuvvetlerimizin, Lokmacı barikatının açılması konusunda haklarından vazgeçmeyerek ve taviz vermeden, dimdik ve ısrarlı bir duruş sergilemesi, Rum Yönetiminin aniden 45 yıldır kapalı olan gözlerinin açılmasına ve gerçekleri görmesine yol açmış anlaşılan.


Rum Yönetimi ve adamızın gademici turistleri UNFICYP, yani BM’nin Kıbrıs’a özel askeri gücü, Ledra yolundaki Türk egemenlik bölgesinin, Lokmacı barikatından değil Kykkos sokağından başladığını, RMMO’nun muhatabının TSK değil Güvenlik Kuvvetlerimiz olduğunu, ara bölgedeki tamiratın kimler tarafından yapılacağına Kıbrıs Türk makamlarının veya Lefkoşa Türk Belediyesinin karar vereceğini, geçişlerde GKK askerlerinin nerede ve ne kadar uzakta duracağının GKK’lığının yetkisinde olduğunu ve bölgedeki mayınların ancak GKK izni ile temizlenebileceğini iyice anlamış gözüküyorlar.


Tabii, Hristofyas’ın bu davranışı bir hinoğlu hinlik değilse ve de Ledra yolu barikatı açıldıktan sonra “Ben adada barış istiyorum. Ledra bölgesinde tavizler verdim ve kapı açıldı. Şimdi Türkiye de buna karşılık vermeli ve limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerini açmalı, biraz da asker çekmeli” türküsünü söylemeye ve AB’deki dostlarına da söyletmeye başlamazsa, belki adada barış görüşmeleri kopmadan devam edebilir.


Yıllardır aksamadan devam eden Rum politikasının ve davranışının değişeceğini pek düşünmüyorum ve bu türküyü de daha şimdiden duyar gibiyim.

Prof. Dr. Ata ATUN Son 10 Yazı                                                                                  Yazarın Tüm Yazıları



  • Görevim takiyye yapmaktadır
  • Kızılay Yardımları ve Rumlar
  • Anastasiadis hala hayal peşinde  
  • İzini bırakıp giden babam Hakkı Atun
  • “Hukuksuz yasalar” ülkesi … YURDAGÜL ATUN
  • Suudi Arabistan’da neler oluyor?
  • KKTC-Türkiye arasında yeni ticaret anlayışı … Prof. Dr. Ata ATUN
  • İstanbul’a 3’cü Havalimanı gerekli miydi?
  • Kocaeli Kartepe Zirvesi
  • Rumların garantisi mi?
  • Okunma 10
    Lokmacının Perde Arkası Gerçekleri için yorumlar kapalı

    Yorumlara kapalı.

    Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
    Samtay Vakfı
    kıbrıs haberleri
    kibris 1974
    atun ltd

    Gallery

    kktc-tc-bayrak-2 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak-4 kktc-tc-bayrak-3

    Arşivler

    Son Yorumlar