Talat’ın Siyasi Çalımı

Prof. Dr. Ata ATUN

 
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

  
 19 Haziran 2008 Saat : 12:12


 

Cumhurbaşkanı (CB) Talat son 48 saat içinde iyi bir politik performans gösterdi.  Hatta bu son iki gün içindeki davranışlarına, “gole gidebilecek siyasi çalımlar attı” da diyebiliriz.


CB Talat, 17 Haziran Salı gecesi Lynn Pascoe ve D. Hristofyas ile yenecek resmi yemeğe katılmamakla en doğrusunu yaptı. Bu davranışı ile Güvenlik Konseyi’nin son kararı ve Kıbrıs ile İngiltere arasında imzalanan memorandumu protesto ettiğini açıkça hem yazılı, hem sözlü hem de vücut dili ile belirginleştirdi.


Aslında dile getirdiği, protestodan da öteye Kıbrıs’ın kuzeyinde KKTC diye bir devlet olduğunu ve bu devletin de şamar oğlanı olmayan bir başkanı olduğunu adeta ilgili herkesin gözüne soktu.


CB Talat’ın yemek davetini reddetmesi, son günlerde yükselme eğilimi gösteren olumsuzlukların sorumlusunun da Kıbrıs Rum tarafı olduğunu politik bir mesaj şeklinde ortaya koydu.


CB Talat’ın Pascoe ile yaptığı her iki görüşmede de Kıbrıslı Türklerin karşı karşıya kaldıkları kısıtlamaları ve izolasyonları dile getirip, söz konusu konularla ilgili olarak Pascoe’dan BM’nin tutumunda hiçbir değişiklik olmadığı konusunda yanıt ve güvence alması da bir başka olumlu gelişme.


Buna karşın Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Pascoe’ya, doğrudan müzakerelerin başlaması için ortak bir dil ve üzerinde anlaşma sağlanacak olan hedefe yol açacak bir müzakere zemininin olması gerektiğini dile getirmesi ise, Rumların daha işin başında cırlamaya niyetli olduklarını veya taviz koparmak amacı ile daha başlangıçta olumsuz ve yıkıcı davranışlar içine girdiklerini göstermektedir.   


CB Talat da, Denktaş’ın ve Papadopulos’un taktiklerini görmeye başladım.


Özellikle CB Talat, Cumhurbaşkanı seçildiği günlerde, Papadopulos’a seslenip, kahve içmeye davet etmesinin Papadopulos tarafından reddedilmesini, Salı akşamki yemek konusunda çok iyi kullandı. Haklı konumuna zarar getirmedi ve protestosunu da söze ve eyleme döktü.


Birçok arkadaşımız, yazarlarımız ve siyasi yorumcularımız 23 Mayıs mutabakatını eleştirmektedir.


23 Mayıs mutabakatını tek başına yorumlamanın yanlış olduğu düşüncesindeyim.


23 Mayıs anlaşması bir BM belgesidir. Görüşmeler ilk defa 1968 yılında Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta dönemin Rum Hükümeti görüşmecisi Meclis Başkanı Glafkos Klerides ile Türk Cemaati görüşmecisi, dönemin Cemaat Meclisi Başkanı Rauf R. Denktaş arasında başlatılmıştı. Yapılan her görüşmeden sonra BM Genel Sekreteri bir Kıbrıs Raporu hazırlamış, Genel Kurula ve Güvenlik Konseyine sunmuş. Bu sunu sonrasında BM Genel Kurulundan ve Güvenlik Konseyinden Kıbrıs ile ilgili kararlar çıkmış ve yıllar içinde de bir “BM Kıbrıs Müktesebatı” oluşmuş. Binlerce sayfayı bulan bir müktesebat.


Önüme bulabildiğim BM Genel Kurulu kararlarını ve Güvenlik Konseyi kararlarını koyup, 23 Mayıs mutabakatını da bunlarla beraber değerlendirdiğimde bir başarısızlık veya halk tabiri ile “Satılmışlık” görmüyorum açıkçası.


Ben bir akademisyenim. Kafa yapım, bilimsel araştırma yapmak ve tarafsız gözlemlerde bulunmak şeklinde yontulmuş. Kahve konuşmalarından uzak, dedikodulardan arınmış, mesnetsiz iddiaları dikkate almayan, duygularını sonuçları değiştirecek şekilde verilerle harmanlamayan, belgelere dayalı ve bilimsel araştırmalar sonucu elde edilmiş sonuçlara giden bir yol takip ediyorum yıllardır. Aksi olsaydı zaten akademisyen olamazdım.
 
Önüme, çözüme en çok yakınlaşıldığı söylenen George Vasiliu – Rauf Denktaş görüşmesinden sonra BM Genel Sekreteri Havier Perez de Cuellar’ın Güvenlik Konseyine sunduğu 8 Mart 1990 tarihli ve S/21183 sayılı raporunu, Güvenlik Konseyinin aldığı 649 (1990) sayılı ve 12 Mart 1990 tarihli kararı ve BM Genel Sekreteri Boutros Boutros Ghali’nin Güvenlik Konseyine sunduğu 3 Nisan 1992 tarihli ve S/23780 numaralı raporu koydum ve 23 Mayıs mutabakatını bunların içeriklerindeki tanımlar ile bütünleştirerek okudum.


İşte o vakit, 23 Mayıs mutabakatının içeriği, anlamı ve genel çerçeve tamamen değişiyor. 23 Mayıs mutabakatını yalnız okuyup yorumlamak ile “BM Kıbrıs Müktesebatı” ile birlikte okuyup yorumlamak arasında dağlar kadar fark var.


23 Mayıs mutabakatında geçen ve geçmişte varılan tüm antlaşmalarda yer alan terimlerin açıklamaları bu belgelerde açık ve net olarak var.


Bence CB Talat, Annan Planını liderlerin üzerinde mutabakata vardığı bir antlaşma olarak saymazsak, tamı tamına 40 yıllık “BM Kıbrıs Müktesebatı” içine ilk defa olarak 23 Mayıs tarihinde “Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve Kıbrıs Rum Kurucun Devleti” tanımlarını, liderlerin üzerinde bir mutabakata vardıkları bir anlaşma içine sokmayı başarmış. Hristofyas’ın cırlaması da bundan dolayı.

Prof. Dr. Ata ATUN Son 10 Yazı                                                                                  Yazarın Tüm Yazıları



  • Görevim takiyye yapmaktadır
  • Kızılay Yardımları ve Rumlar
  • Anastasiadis hala hayal peşinde  
  • İzini bırakıp giden babam Hakkı Atun
  • “Hukuksuz yasalar” ülkesi … YURDAGÜL ATUN
  • Suudi Arabistan’da neler oluyor?
  • KKTC-Türkiye arasında yeni ticaret anlayışı … Prof. Dr. Ata ATUN
  • İstanbul’a 3’cü Havalimanı gerekli miydi?
  • Kocaeli Kartepe Zirvesi
  • Rumların garantisi mi?
  • Okunma 5
    Talat’ın Siyasi Çalımı için yorumlar kapalı

    Yorumlara kapalı.

    Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
    Samtay Vakfı
    kıbrıs haberleri
    kibris 1974
    atun ltd

    Gallery

    kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak- Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak kktc-bayrak Şehitlerimiz-amblem

    Arşivler

    Son Yorumlar