Türkiye’nin AB yolu belli oldu

Prof. Dr. Ata ATUN

 
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

  
 21 Eylül 2006 Saat : 6:41


 

Türkiye’nin AB Ortaklık müzakerelerinde Limanlar sorunu nedeni ile geldiği kavşakta seçtiği yol artık açık seçik belli oldu. Bu yolun istikameti “İmtiyazlı Ortaklık”.

 

Zaten başka türlüsü de olamazdı. Kıbrıs Rumlarını tanıma konusu veya Limanların Rum bandıralı gemilere açılması konusu, olsa da olmasa da, veya bunlar Müzakere Çerçeve Belgesi içine yazılmamış olsa da olmasa da, yolun sonu belli; İmtiyazlı Ortaklık.

 

Kıbrıs sorunu her ne kadar görüşmelerin seyrini değiştirecek bir etken durumunda gözükse de, 24 Nisan 2004 tarihindeki referandum oylamasında her iki taraftan “EVET” çıkmış ve Annan Planı gereğince “Birleşik Kıbrıs Devleti” kurulmuş ve Kıbrıs sorunu masadan kalkmış olsaydı dahi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılma görüşmeleri ve süreci içinde taraflar, üstesinden gelinemeyecek bitmez sorunlarla boğuşuyor olacaklardı.

 

Sorunun kökeninde Türkiye olduğu kadar AB’nin kendisi de eşit paya sahip. AB’nin genişleme sancıları çektiği gün gibi aşikar. Bunu kimseler inkar edemez. Birliğe son olarak katılmış on yeni devleti dahi daha hazmedememiş gözüküyor Avrupa Birliği. Her giren, kendine has yeni bir sorunu da beraberinde getiriyor. Polonya ve Romanya örnekleri daha çok taze.

 

Avrupa Parlamentosunun ön ve arka bahçesinde konuşulanlar ile, sade Avrupalının evinde söyledikleri tıpa tıp aynı. Yüzyıllardır başlarını ağrıtmış, topraklarının çoğu Asya’da olan büyük ve fakir görünümlü bir Müslüman ülkenin, içlerine girmesine pek de istekli değiller. Bunu dilencisinden, başbakanına kadar hepsi ya fısıltı halinde, yada kelime aralarında söylüyorlar. Üstelik Türk insanına Avrupa’da serbest dolaşım hakkı verileceğini bırakın tartışmayı düşünmek bile istemiyorlar.

 

AB ile Türkiye’nin flört devrinin bitmesinden sonra toplumların düşüncelerinin yavaş yavaş ortaya çıkması ile Türkiye’nin üyeliği konusunda Avrupa’da görülen soğuma ve isteksizlik, “her etki bir tepki doğurur” kuralına uygun olarak Türk halkı üzerinde de bir karşı reaksiyon oluşturdu. Türk halkı da artık eskisi gibi AB üyeliğine çok sempatik bakmıyor.

 

AB’nin 21.ci yüzyıldaki hedefi ortaklık sayısını yirmi yedi ile sınırlamak ve sınırları etrafında alanlar oluşturarak bu ülkeler ile AB ve uluslararası değerler çerçevesinde siyasi, ekonomik, kültürel, enerji, kaçak göçle mücadele gibi alanlarda işbirliği yapmak.

AB’nin sınırlarının şimdiden belirlenmiş olduğu kesin. Türkiye bu sınırların içinde yer almıyor. Türkiye’nin yeri, AB’nin etrafında yer alan “Tampon Bölge” içinde. Ne tam ortak, ne de “Üçüncü Devlet” olarak tanımlanan bir ülke. Hem ortak hem değil.

 

Konuya bu açıdan bakıldığında “İmtiyazlı Ortaklık” tanımının çok kibar bir tanım olduğu kadar “Doğruları da Yansıtan” bir tanım da olduğu ortaya çıkar. Bunun kabullenilmesi zamanı yavaş yavaş geldi ve neredeyse de kapıda. Hazırlıklı olmakta fayda var.

 

Türkiye’nin imtiyazlı olsa da olmasa da, AB’nin bir üyesi olması, İslam dünyası ile Batı arasında gittikçe gerilmekte olan ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir avantaj sağlayacağı kesin. Her Avrupalı bu konuda hemfikir.

Bu nedenle de Türkiye, Avrupa için “Ne atılır ne de satılır” konumunda. Hem istemiyor hem de vazgeçemiyor. Türkiye hükümetlerinin, AB üyeliği hedefinin peşinden gitmenin Türkiye çıkarlarına uygun olduğunu düşündüğü sürece, AB’nin de görüşmeleri koparmadan sürdürmesi Avrupa’nın çıkarına olacağını tüm Avrupalı politikacılar çok iyi biliyor ve bu konuda da hemfikirler.

 

Bu görüşle yola çıkıldığında, AB-Türkiye müzakerelerinin geleceği konusunda kahin olmaya gerek kalmıyor.

Müzakerelerin Türkiye kanadındaki değiştirilemez gerçek, Mart 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimi, 21 Ekim 2007’de de Milletvekilliği seçimleri yapılacağı nedeni ile hiçbir siyasi partinin Kıbrıs konusunda bırakın taviz vermeyi, taviz gibi görünebilecek bir davranışa bile girmesinin düşünülemez olduğudur. AKP’nin tek başına iktidar olamayacağı büyük bir olasılık olarak ortada dururken Kıbrıs ile ilgili herhangi bir taviz söz konusu bile olmayacak.

AB kanadındaki gerçek ise, Katılım Ortaklık Belgesi ve Müzakere Çerçeve Belgesinde yer alan Kıbrıs Rum bayraklı gemilere Türkiye limanlarının açılmasının, geri alınamaz bir koşul olması.

 

AB’den limanlar konusunda tükürdüğünü yalaması, Türkiye’den de bu seçim döneminde iktidardaki AKP hükümetinden taviz vermesi beklenmeyeceğine göre ortada iki olasılık bulunmaktadır.

1-      Türkiye’nin Kıbrıs’ta Rumları memnun edecek  bir tavizle Limanların açılmasının başka bir sonbahara ertelenmesi ve müzakerelerin Ulaşım içermeyen bir başlık altında devam ettirilmesi,

2-      Kapalı kapılar ardında “İmtiyazlı Ortaklık”ın kabul edilmesi, iç tribünlere “Asla Taviz Yok” kükremelerinin duyurulması ve görüşmelerin her hangi bir taviz verilmemiş havası ile, hiçbir şey olmamış gibi devam ettirilmesi.

 

Sizin aklınıza hangi seçenek daha mantıklı geliyor.

Prof. Dr. Ata ATUN Son 10 Yazı                                                                                  Yazarın Tüm Yazıları



  • İzini bırakıp giden babam Hakkı Atun … Prof. Dr. Ata ATUN
  • İngiliz dönemindeki dini haklarımız
  • Yunanistan’ın Ege ve Kıbrıs siyaseti değişiyor
  • Kıbrıs sorunu zoraki çözüm kulvarında …Prof. Dr. Ata ATUN
  • Ata Atun’dan bu haftanın siyaset yorumu-DİYALOG TV
  • Diplomaside almadan verilmez
  • Ata ATUN – Haftanın Dış Siyasi Olayları değerlendirmesi
  • ABD nereye gidiyor
  • Uluslararası Adalet Mahkemesi’nden sürpriz karar … Prof. Dr. Ata ATUN
  • Rumların garantörlük aldatmacası
  • Okunma 31
    Türkiye’nin AB yolu belli oldu için yorumlar kapalı

    Yorumlara kapalı.

    Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
    Samtay Vakfı
    kıbrıs haberleri
    kibris 1974
    atun ltd

    Gallery

    kktc-tc-bayrak-2 Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak-4 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 Şehitlerimiz-amblem

    Arşivler

    Son Yorumlar