Türkiye, AB ve Kıbrıs

Prof. Dr. Ata ATUN

 
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

  
 6 Ocak 2010 Saat : 12:12


 

10 Aralıkta yapılan AB Devlet Başkanları zirvesinden çıkan karar, Türkiye hükümetinin, katılım müzakereleri çerçeve belgesi koşulu olmasına rağmen gümrük birliği anlaşması uyarınca havaalanlarını ve li¬manlarını Kıbrıs Rum Yönetimi bayraklı uçak ve gemilere açmamasına karşın, AB’nin Türkiye ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerini askıya almaya veya Türkiye’ye karşı sert önlemleri uygulamaya sokmaya cesaret edemediğinin en güzel bir örneği.


Bu yumuşama veya hoş görü tabii boşuna değil.


Atalarımızın bir sözü var “Bükemediğin eli öpeceksin” diye. Yüzyılların deneyimi ile oluştu bu söz ve çok da doğru. Aynen bu günkü koşulları yansıtıyor.


Türkiye hükümeti için artık dış politikadaki oyun bahçesi, sadece Avrupa ve geleneksel Batılı müttefikleri ile çevrelenmiş değil. Türkiye şimdi dış politik oyun bahçesinin sınırlarını genişletmeye ve Ortadoğu, Rusya, Kafkas ülkeleri ve Hazar Denizi çevresindeki Türk soylu devletleri de bu bahçenin içine katmaya odaklanmış du¬rumda. Bu nedenle de AB’ye üye olmak düşüncesi ikibinli yılların başında olduğu gibi çokta öncelikli değil.


Türkiye gerek ABD’nin gerekse de AB’nin bölgede attığı yanlış adımları ve yanlış politik stratejileri iyi değerlendirerek, coğrafi konumuna, Osmanlı mazisi-ne ve büyük ekonomik gücüne dayana¬rak, silah zoruna başvurmadan bölgesel bir aktör olmak yoluna girdi.


Şu anda Türkiye po¬tansiyel bir enerji aktarım geçidi olarak stratejik öneme sahip ve bu konumu yakın çevresinde diplomatik ve ekonomik gücünü de arttırıyor.


Türkiye’nin bölgesel güç olması AB ile sürdürdüğü müzakerelerde elini iyice güçlendirecek ve müzakereleri istemediği yerlerde dondurmak gücünü de kendisine verecek.  AB kendi istediği koşulları dikte ederken, Türkiye de karşı koşulları dikte edebilecek konuma gelmek üzere. Bazı konularda geldi bile.


Türkiye’nin, AB’nin her istediğini yapacağı veya her istenilene başını eğeceği varsayımı çok ta gerçekçi değil. Zaten artık Türkiye hükümeti de, Türk kamu¬oyunun üyelik müzakerelerinin olumlu sonuç¬lanacağına inancını kaybetmiş olmasından dolayı AB’ye katılımı bir öncelik olarak da görmüyor. Bu gerçek de bundan sonra Türkiye’nin AB karşısında daha ilkeli olmasına yol açacak. “Otur Türkiye, kalk Türkiye” kavramı, iki binli yılların ilk on yıllık dönemi içinde bitti artık.


Türkiye AB katılım müzakerelerinin bu günkü düşük temposu, Kıbrıs Rum Yönetimi kaynaklı akıl almaz kösteklemeler veya dürtüler olmadıkça pek canlanmayacak. Gerek AB gerekse de Türkiye, müzakereleri ileriye götürmekten ziya¬de, canlı tutmakla daha çok ilgile¬niyorlar. Öldürmüyorlar ama yaşatmıyorlar da.


Uzun vadede Türki¬ye ve AB arasında, Kıbrıs Rum Yönetiminin Kıbrıs adası üzerindeki bitmeyen ihtirasları nedeni ile çıkarmış olduğu engeller sonrasında oluşmuş bu soğukluk, Türkiye AB katılım sürecini yok olmaya sürükleyerek, aradaki çatlağın daha kesin hale gelmesine yol açacak gibi.


Tabii bu durum ve Türkiye’nin bölgedeki güçlü konumu, Kıbrıs’ta son kırk bir yıldır sürdürülen müzakerelerin içeriğini ve geleceğini de etkileyecek.


Avrupa Birliği liderleri, AB ile Türkiye arasındaki gerilimi artırmamak ve Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında adada süregelen 51 yıl¬lık bölünmüşlüğü sona erdirmeyi he¬defleyen BM destekli barış görüşmeleri¬ne zarar vermemek için de temkin¬li bir davranış içine girdiler. Salt Rumlara arka çıkmalarının, adanın kuzeyi ile Türkiye’yi ebediyen kaybetmelerine yol açacağının artık iyice farkındalar. 


2010 baharına dek bir anlaşmaya varılmaması Türkiye-AB müzakerelerin-de çöküşe yol açacak bir krize neden olabilir.


Kıbrıs konusu ile ilgili herkes tarafından, Kıbrıs Rum tarafının müzakereleri sonuçlandırmak için her hangi bir acelesinin olmadığının bilindiği gibi, KKTC’de Nisan 2010’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de müzakereler için bir son tarih olduğu da biliniyor.


Asıl önemli olan da, AB’nin Türkiye’yi üyeliğe almak taahhüdü belirsizliğini koru¬duğu müddetçe, Türkiye’nin Kıbrıs adasını birleştirmek uğruna ada üzerindeki 1960 Anayasasından kaynaklanan haklarını yitirmesine yol açacak bir anlaşmayı hangi koşullarda kabul edeceği veya tam tersine AB’nin Türkiye’nin dayatmalarına hangi koşullarda baş eğeceğidir.

Prof. Dr. Ata ATUN Son 10 Yazı                                                                                  Yazarın Tüm Yazıları



  • Görevim takiyye yapmaktadır
  • Kızılay Yardımları ve Rumlar
  • Anastasiadis hala hayal peşinde  
  • İzini bırakıp giden babam Hakkı Atun
  • “Hukuksuz yasalar” ülkesi … YURDAGÜL ATUN
  • Suudi Arabistan’da neler oluyor?
  • KKTC-Türkiye arasında yeni ticaret anlayışı … Prof. Dr. Ata ATUN
  • İstanbul’a 3’cü Havalimanı gerekli miydi?
  • Kocaeli Kartepe Zirvesi
  • Rumların garantisi mi?
  • Okunma 6
    Türkiye, AB ve Kıbrıs için yorumlar kapalı

    Yorumlara kapalı.

    Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
    Samtay Vakfı
    kıbrıs haberleri
    kibris 1974
    atun ltd

    Gallery

    kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-4 kktc-tc-bayrak- Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-tc-bayrak-3

    Arşivler

    Son Yorumlar