Türkiye’nin Garantörlüğünü tartışmak

Prof. Dr. Ata ATUN

 
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

  
 30 Mart 2008 Saat : 12:12


 

Kıbrıs Rum ve Türk Liderleri arasında yapılan görüşmede varılan anlaşma uyarınca kurulması üzerinde mutabakata varılan Çalışma Grupları ve Teknik Komitelerin hangileri olacağı 26 Mart tarihinde liderlerin temsilcileri tarafından tespit edilerek açıklandı.


Özellikle çalışma grupları tespit edilirken, Rum tarafının 3 Cumhurbaşkanı eskitmiş gademici Dış İşleri Bakanı Yorgos Yakovou tarafından kurulan tuzağa düşüldüğü apaçık ortada.


Tam bir laf ebesi ve deneyimli bir diplomat olan Yakovou, kelimelerin arkasına saklanarak bu kısacık zaman dilimi içinde iki tanede politik tuzak kurmuş komiteler oluşturulurken.


Şu anda tuzakların her ikisi de saat gibi çalışıyor.


Bunlardan birincisi, Rumların insancıl konuları kapsayan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile KKTC hükümetinin işbirliği yapmasına kapı açacak olan Teknik Komitelerin çalışması ile ilgili.


İşbirliği yapmak demek, her iki yönetimin birbirlerinin eşit düzeyde olduklarını kabul ettikleri manasındadır. Kıbrıs Rum Yönetiminin böylesi bir olguyu kabul etmesi olanaksız.


Rumlar 1878 yılından beridir, bırakın Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla eşit düzeyde olduklarını, adada varlıklarını sürdüren bir halk olduklarını bile kabul etmediler.


Rum hükümeti, gündelik konularda anlaşmaya varılacak konuların derhal uygulamaya konulmasının, KKTC’nin tanınmışlık düzeyinin kendi seviyelerine çıkmasına yol açabileceği korkusu ile Teknik Komitelerin çalışmalarını sabote edecek. Komiteler harıl harıl çalışıyor gözükecek ama üzerinde mutabakata varılacak hiç bir konu olmayacaktır. Türklerden gelecek olan her tür işbirliği önerisini de usulüne uygun olarak reddedilecektir.


Rumların asıl hedefi, Teknik Komiteleri çalışıyor gibi göstermek ve Çalışma Grupları içindeki Kıbrıs Sorununun esasını teşkil eden “Yönetim ve güç paylaşımı”,  “AB konuları”,  “Güvenlik ve Garantiler”,  “Toprak”,  “Mülkiyet” ve “Ekonomik koşullar” konularında taviz kopararak, sorunun çözümünü “Üniter Devlet” yapısı içinde çekmek olacaktır.


Bu nedenle de Gambari süreci içinde yer alan Teknik Komitelerin yanına sonradan Çalışma Gruplarını da sokuşturarak Kıbrıs konusunun esasını teşkil eden konuları, son sözü söylemek yetkisi olmayan teknik elemanların tartışmasına açtılar.  Bizde bu tuzağın içine “Herşeyi görüşürüz” iddiası ile balıklama düştük. 


İkinci tuzağın içine ise, Çalışma Grupları içindeki “Güvenlik ve Garantiler” başlıklı komitenin kurulmasını kabul etmekle düşüldü. Bu gerçekten büyük bir tuzak ve maalesef gözü kapalı bu tuzağın da içine düştük.


Daha başından bu komitenin kurulmasını, “Türkiye’nin Garantörlüğü kırmızı çizgimizdir, bu konuyu görüşmeyiz” diyerek reddetmek gerekiyordu aynen 1977’de BM genel Sekreteri Kurt Waldheim’in gözetiminde yapılan Denktaş-Makarios Doruk Antlaşmasında daha masaya oturulmadan peşinen Makarios’a kabul ettirildiği gibi.


Rumların hedefini ve Türkiye’nin garantörlüğü ortadan kaldırmak için masaya hangi belgeyi koyacaklarını ben şimdiden söyleyebilirim. Türklerin bunu kabul etmemesi durumunda da suçu hemen ve derhal Türklerin üzerine atacaklar ve “Türkler Uyuşmazdır Çalışma Gruplarını çalıştırmıyorlar” diye de yaygarayı koparacaklardır.


Rumlar yıllardır bu anı, yani Türkiye’nin Garantörlüğü konusunu tartışabilmeyi beklediler ve altın bir tepside biz bu olanağı Rumlara sunduk.
 
Rumlar yıllardır, Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtını 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Ek 1, Garanti Antlaşması, Madde 4’ün Türkiye’ye verdiği “Garantörlük” yetkisinden çıkarıp, BM Bildirgesi temelinde, özellikle Madde 2(4)’e göre, kişisel veya kolektif olarak nefis müdafaası durumu dışında (Madde 51), bir devletin öteki devlete karşı zor kullanmasını yasaklaması içine sokmak gayreti içindeler.


Rumlara göre BM Güvenlik Konseyi böyle bir yetkiyi Türkiye’ye vermemiştir ve Türkiye’nin garantörlüğü de 1960 Kıbrıs Anayasasının ilgili maddesi uyarınca askeri bir müdahaleyi kapsamamaktadır.


İşte Rumlar bu iddiayı daha ilk günden masanın üzerine koyacaklar ve Türkiye’nin 1960 Kıbrıs Anayasasının ilgili maddesi uyarınca elinde tuttuğu garantörlüğünün askeri bir müdahaleyi kapsamadığını bu nedenle de garantörün AB olması gerektiğini kabul ettirmeye çalışacaklardır. Hayır dediğimiz anda da “uyuşmaz taraf” damgasını yiyeceğiz.


Bu savın babası ABAD’dan ekonomik ambargo kararının çıkmasının mimarı, AİHM’deki mülk davalarının mucidi ve şimdiki Hristofyas hükümetinde Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı olan Kipros Hrisostomidis’dir. (bakınız “KIBRIS-ÖNÜMÜZDEKİ YOL, [Cyprus-The way forward] sayfa 63, K. Chrysostomides) 
 
Kıbrıs Türk tarafı Teknik Komitelerin çalışmasını bir an evvel sonlandırarak, Kıbrıs Rum Yönetimi ile eşit düzeyde işbirliği yapmayı hedeflerken Rumlar da Çalışma Grupları içindeki konuları bir an önce sonlandırarak adanın tümüne el koymayı hedeflemekte.


İki tarafta da ortak nokta şimdilik yok.


Komitelerde görev yapanların ve adada ortak bir devlet kurulmasını bekleyenlerin işi zor.

Prof. Dr. Ata ATUN Son 10 Yazı                                                                                  Yazarın Tüm Yazıları



  • Kızılay Yardımları ve Rumlar
  • Anastasiadis hala hayal peşinde  
  • İzini bırakıp giden babam Hakkı Atun
  • “Hukuksuz yasalar” ülkesi … YURDAGÜL ATUN
  • Suudi Arabistan’da neler oluyor?
  • KKTC-Türkiye arasında yeni ticaret anlayışı … Prof. Dr. Ata ATUN
  • İstanbul’a 3’cü Havalimanı gerekli miydi?
  • Kocaeli Kartepe Zirvesi
  • Rumların garantisi mi?
  • Ortak devlet kurulacak Rumları tanımak gerek
  • Okunma 12
    Türkiye’nin Garantörlüğünü tartışmak için yorumlar kapalı

    Yorumlara kapalı.

    Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
    Samtay Vakfı
    kıbrıs haberleri
    kibris 1974
    atun ltd

    Gallery

    kktc-tc-bayrak-3 kktc-bayrak Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4 kktc-tc-bayrak

    Arşivler

    Son Yorumlar