KUZEYDE EGEMEN KİM: KKTC Mİ, AB Mİ?

KUZEYDE EGEMEN KİM: KKTC Mİ, AB Mİ?

Yöneticilikle ilgili eğitim alan ve daha işin başında olan öğrencilere ilk derslerde öğretilen küçük bir örnek vardır. Bu örneğin ana teması, bir ekipte görev yapan kişilerin ufuk çizgisinin, bulundukları mevkilere göre hangi düzeyde olduğunu göstermektir.

 

Örnek ağaç kesmekle görevlendirilmiş bir şirket ve onun personelinden oluşmaktadır. İşin sonunda yanlış ağaçlar kesilmiştir ve sorun aranmaktadır.

Ormana ağaç kesmeye giden oduncular, birbirlerini yanlış ağacı kesmekle suçlarlar.

Ekip başı, oduncuları yanlış ağaçları kesmekle suçlar.

Amir, Ekip başını odunculara kesmeleri için yanlış ağaç grubunu göstermekle suçlar.

Müdür Amiri, odun ekibini ormanda yanlış bir bölgeye götürmekle suçlar.

Yönetici ise Müdüre yanlış ormanda kesim yaptıklarını işaret eder.

Son haftalarda halkın ağzında ve medyada tartışılmakta olan “Güneyden Ticaret” konusunda, Maliye bakanı ve bakanın içinde görev yaptığı hükümet, yukarıdaki örnek benzeri kesilen ağaçları değil, ormanı şaşırmışa benziyor.

Yanlış ormana yönelindiği için de yanlış ormanın kuralları halkın önünde tartışılmaktadır. Veya bu yanlış kurallar, yapılan yanlışın ana nedeninin tartışılmaması ve halkın nazarından saklanması için kasten ortaya atılmış ve tartıştırılmaktadır.

 

Tüm bu tartışmalar 135 Euro üzerinde dönmektedir.

135 Euro’luk alış veriş neleri kapsamaktadır, liste nedir ve hangi malların üzerinden %30 gümrük alınacaktır konuları günlük gündemi oluşturmakta ve tartışılmaktadır.

 

Tüm kuralar 29 Nisan 2004 tarih ve 8208/04 sayılı “AB Kıbrıs Tüzüğü”ne bağlanmıştır ve bu tüzüğün kuralları, Güneyden Ticaret konusunda da yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.  Aslında halkımıza hedef şaşırtılmaktadır.

Bu tüzüğün 2.ci maddesine göre KKTC’de veya tüzüğün tanımı ile “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkili kontrolü altında bulunmayan bölgelerde”, AB müktesebatının uygulanması, 10. Protokol’ün 1(1). maddesi uyarınca ertelenmiştir.

Bu tüzüğün 3.cü maddesine göre de Avrupa Birliği sınırları, Kıbrıs’ta 1974 yılında belirlenmiş olan yeşil hatta kadar genişletilmiştir.

Bu tüzüğün 4.cü maddesine göre yukarıda bahsedilen hattın AB’nin dış sınırını teşkil etmemesi nedeniyle, malların, hizmetlerin ve kişilerin geçişine ilişkin olarak, öncelikli sorumluluk Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bulunmak kaydıyla, özel kuralların belirlenmesi gerekmektedir.

Bu tüzüğün BAŞLIK II, KİŞİLERİN SINIR GEÇİŞLERİ, Madde 2, Kişilerin Kontrolü, madde 4.’e göre “Sınır, yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti’nde yetkili kuruluşların izin verdiği noktalar çerçevesinde geçilecektir. Geçerli noktaların listesi Ek I’de sıralanmıştır.” Kuralı geçerlidir.

Bu tüzüğün “BAŞLIK III,  MALLARIN GEÇİŞİ, Madde 4, altındaki  1’den 12’ye kadar olan alt maddelerde hangi malların “KKTC’den Güney Kıbrıs”a geçirilebileceği belirtilmiştir.

Özellikle bu madde, Kıbrıstaki iki bölge arasında yapılacak ticaretin hangi yöndeki kurallarını belirlediğinden çok önemlidir. Tüzük, Güneyden kuzeye değil, kuzeyden güneye yapılacak ticaretin kurallarını belirlemektedir.

Bu tüzüğün “Madde 6, Hattı geçen kişilere tanınan imkanlar” bölümü ise, “69/169/EEC[4] sayılı Konsey Direktifi uygulanmayacak, ancak hattı geçen kişilerin şahsi bagajında bulunan mallar -maksimum 20 adet sigara ve ¼ litre alkollü içecek dahil- ticari niteliğe sahip olmamaları ve kişi başına 30 Euro’yu geçmemeleri halinde muamele vergisi ve özel tüketim vergisinden muaf olacaktır. 17 yaşından küçükler bu muafiyetten yararlanmayacaklardır.” şeklindedir.

Bu maddedeki 30 Euro’luk miktar bilahare, 135 Euro’ya çıkartılmıştır. 4 kişilik bir ailenin 4 x 135 = 540 Euro alış veriş yapabileceği ise sadece bir hayaldir. Madde 6, bunu yasaklamaktadır.

 

Maliye Bakanı tüm uygulamasını ve savunmasını bu tüzüğe göre yapmaktadır ama asıl yanlışlık, bu tüzüğün KKTC’de geçerliliğinin olup olmadığı konusudur. Yani bu yazının başındaki örnek misali Maliye Bakanı Ormanı şaşırmıştır ve yanlış ormanda kesim yapmaktadır.

 

Aslında en büyük hatayı Maliye Bakanlığı yapmış ve son iki yılda devlete kadrolarına binlerce kişi almakla, Kıbrıs Türk halkının tüm bireylerinin, yeni doğan bebekten 90 yaşındaki yaşlı insanımıza kadar tümünün sırtına, 30 yıl müddetle ödenmesi gereken kişi başına aylık 10 Dolarlık ek bir yük daha bindirmiştir.

Bu paranın hazineye aktarılması için de Stopaj, KDV artırımı, gümrüklerin yükseltilmesi, ek vergiler, su parası, elektrik ücreti, benzin, mazot ve benzeri dolaylı ve direkt vergilerde artış yapmak zorunda kalmıştır.

KKTC’yi düşük vergiler ve düşük mal fiyatları ile komşu ülkelerin ticari cazibesi haline getirmek varken, son derece popülist bir yaklaşımla devlet dairelerine son iki yılda sokuşturulan binlerce kişi ile, halk taşıyamayacağı bir vergi yükünün altına sokulmuş, ekonomi ve ticari hayat mahvedilmiş, insanımız da güneye yönlendirilmiştir.

Şimdi ekonomi kan ağlamaya, maliye bakanlığının girdileri de kan kaybetmeye başlamıştır.

Yıkım ve Maliyenin iflası çok yakındır.

Ya vergiler bu düzeyde kalacak ve tüm ticaret güneye kayacaktır, ya da konan istihdam kökenli ek vergiler geri alınacak ve ticaretin güneye kayması önlenecektir.  Her iki uygulamanın sonunda olacak olan da Hazinenin batacağıdır.

 

Maliye bakanının 135 Euro’luk limiti uygulamak gibi bir zorunluluğu yoktur. Bunu isterse arttırabilir, isterse de sıfırlayabilir.

AB Kıbrıs Tüzüğü”nün geçtiği dönemde, KKTC’deki mal ve hizmetlerin fiyatları güneyden çok düşük olduğu için tüzüğün içerdiği kurallar, aslında tek taraflı olup Güney Kıbrıs’ı korumakta ve bu tüzüğün uygulanmasındaki tam yetkiyi de “Güney Kıbrıs Rum Yönetimine” vermektedir.

KKTC hükümeti, bu tüzüğü uygulamayı kabul etmekle sınırlardaki geçişlerde “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”in egemenliğini de kabul etmektedir demektir.

 

Kıbrıs’ın kuzeyinde egemen olan KKTC’midir yoksa bizlere hiç sorulmadan ve katılım referandumu yapılmadan AB toprakları içine alındığı iddia edilen ama müktesebatının yani kurallarının şimdilik geçerli olmadığı söylenen Avrupa Birliği midir?.

KKTC hükümetinin bu tüzüğün kurallarına uymak zorunluluğu var mıdır? Varsa, AB’nin diğer kurallarına niye uymamaktadır.

3 Aralık 2007
KUZEYDE EGEMEN KİM: KKTC Mİ, AB Mİ? için yorumlar kapalı
Okunma 61
bosluk

THE FALL OF THE FEDERAL SOLUTION WITH PAPADOPOULOS

THE FALL OF THE FEDERAL SOLUTION WITH PAPADOPOULOS

The contents of Mr. Tassos Papadopoulos’ speech to the UN Gen-eral Assembly on Dec. 18, 2005, and an interview published in the weekly French magazine L’Express dated May 4, 2006 clearly reveal the real target and vision of the Greek Cypriot leader.
Papadopoulos stated his vision for the future, the solution of the Cyprus problem through the absorption of Turkish Cypriots into a Greek Cypriot state, at the UN General Assembly. And in his interview in L’Express, he clearly defined his goal of establishing a unitary state run by the Greek majority: “We reject a state constituted of two distinct zones and two differing communities while the Greeks are 82 percent of the population. I cannot accept a system allowing a blockage to the validity and smooth running of a unitary state. All the new propositions should take this reality into consideration.”

This means leaving aside the “bizonal, bicommunal federal sys-tem” agreed on in the 1975 and 1977-79 summit agreements that all subsequent negotiations were built on. For the past 43 years, the Greek government of Cyprus has monopolized the false title of the “only recognized government of Cyprus.”

Although at a Sept. 5, 2007, summit Papadopoulos rejected Tur-kish Cypriot President Mehmet Ali Talat’s proposal to establish the necessary committees mentioned in the Gambari agreement and to set up a program to settle the Cyprus issue as stated in the summit agreements by the end of 2008, the UN, the EU, the US and Turkey are sympathetic toward this proposal.

For years Papadopoulos used all kinds of trickery, lies and mi-srepresentation to take the Cyprus problem off the UN agenda and to place it with the EU in the hope that he could use the EU for the benefit of the Greek Cypriots during Turkey’s EU accession negotiations. Turkey, which was previously only in the screening process, started actual negotiations with the EU as of June 12, 2006. But the member-ship negotiations turned out to be a “psychological torture process,” with Turkey being treated quite differently than other countries that underwent the accession process.

The EU’s policy of changing the core of the Cyprus problem into a condition of her talks with Turkey has caused frustration in Turkey. Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan has said, “Unless the isolation of the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) is stopped, whether it will cause a breakdown in the talks or not, there will be no steps backwards on the airports, the seaports or on the additional protocol.” This hints at a dead end in the near future for the accession talks as well as the Cyprus issue.

When looking at the situation from the other side, it is clear that the Cyprus problem need to be solved to carry on the with the EU talks. Kofi Annan, the former secretary general of the UN, pointed out, “The membership of the Greek Cypriot administration in the EU further complicated the UN’s efforts for a solution.”

The problem is not only the rejection of the Annan plan on Apr. 24, 2004 or the insistence on new conditions before sitting down for negotiations. It is the rejection of all the parameters set by the UN Se-curity Council, to overthrow all the possibilities leading to a Federal Solution and to pave the road towards a “unitary Greek Cypriot repub-lic.”

There is no solution in the minds of Mr. Papadopoulos, or the rest of the Greek Cypriot politicians, built on a “federal system” formed by politically equal Turkish Cypriot and Greek Cypriot states.

3 Aralık 2007
THE FALL OF THE FEDERAL SOLUTION WITH PAPADOPOULOS için yorumlar kapalı
Okunma 95
bosluk

WHY TURKEY IS NOT KEEN ON THE GAMBARI AGREEMENT

WHY TURKEY IS NOT KEEN ON THE GAMBARI AGREEMENT

For some time Greek Cyprus President Tassos Papadopulos and his team have been conducting a campaign of blame against Turkey. They criticize Turkey for not supporting the Gambari agreement, which was brokered by UN Undersecretary-General Ibrahim Gambari and signed by Papadopulos and Turkish Cypriot President Mehmet Ali Talat in July of 2006, in all of their official or unofficial speeches and statements. There is some truth in this censure.

It is quite obvious that the latest political developments in the Cyprus issue are not ideal for Papadopulos. His dream to establish a “unitary Greek state” in Cyprus and to keep the post and title of the “only recognized government of Cyprus” until then, has almost gone by the board. In fact, it has already fallen to the ground.

For the past 43 years, the Greek government of Cyprus has mo-nopolized this false title, but now it seems this era is drawing to a close.
Although at a Sept. 5 summit Papadopulos rejected President Ta-lat’s proposal to establish the necessary committees mentioned in the Gambari agreement and to set up a program to settle the Cyprus issue by the end of 2008, the UN, the EU, the US and Turkey are sympathetic towards this proposal.

There are now two alternatives on the table concerning the Cy-prus issue that are both no good for Papadopulos.

The first one is the Annan plan, which involves new negotiations arbitrated by a UN official that would be started after the presidential elections on Feb. 17, 2008 and completed before the end of year.
In this plan all of Papadopulos’ possible escape routes are blocked. He won’t be able to delay the proceedings and keep the title of “the only recognized government of Cyprus” for as long as possible.

The second alternative is the unification of the island under the EU umbrella.
According to this plan, if there is no possibility for the unification of the island under the first alternative, then the road to separation will be paved and the independence of the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) will be confirmed. Since the soil of the KKTC is already EU soil according to Protocol 10 of the 4th phase of enlargement, dated May 1, 2004, the annexation of the KKTC to the EU will be immediately implemented and the unification of the island will finalized under the EU umbrella.

The example of the Czech Republic and Slovakia is a good and realistic model for this plan. So, too, is the Kosovo issue. A similar dis-pute between Kosovo and Serbia will be most likely be settled by the second alternative.

The independence of Kosovo is like a nightmare for Papadopulos and the Greek Cypriots. The significant date for the Kosovo issue is Dec. 10, 2007, the day they will most likely declare their independence. If this declaration of independence is supported by other countries and Kosovo’s independence is diplomatically recognized, Serbia will be welcomed into the EU and the unification of Kosovo and Serbia will come through the EU.

Given the latest developments, it is quite clear that the pressure on Turkey for the settlement of the Cyprus issue and the opening of air and sea ports to Greek Cyprus-bound vehicles is not as strong as it has been previously. This proves that the unification of the island under the EU sounds feasible to member countries and their leaders.

For this reason, Papadopulos has changed track in his foreign policy and he is now trying very hard to pull the Cyprus issue from the hands of the EU and to let it fly into the hands of the UN, especially into the UN-brokered Gambari agreement.
For years he used all kinds of trickery, perjury and misrepresen-tation to take the Cyprus problem off the UN’s agenda and to place it with the EU. Suddenly he has changed his tactics, wiping out his years-long efforts in one go and sticking his expectations firmly to the Gambari agreement.

Why to the Gambari agreement? This is the tricky point of the new scenario.

The only safe route to escape from the pressures that may be ex-erted by the UN, EU or US lies in the Gambari agreement. This is the main reason.

Only five guiding rules and two determinations exist in the plan drawn up by Mr. Gambari. These guiding rules and determinations are written in such a way that their meanings can be interpreted in many ways and can be stretched as wished. There is no time limit for negoti-ations and no arbitrator. The negotiations could last from 50 to 500 years.

This is why Mr. Papadopulos immediately objected to the proposal of President Talat to establish the necessary committees mentioned in the Gambari agreement and set up a work program to settle the Cyprus issue by the end of 2008. There is a time limit in this constructive proposal.

Mr. Papadopulos is against time limits in negotiations because of his desire to draw out the negotiations until a day when Turkey shows weakness and to realize his dream of a “Greek Republic of Cyprus,” while pretending to be the proactive side of the Cyprus negotiations.

1 Aralık 2007
WHY TURKEY IS NOT KEEN ON THE GAMBARI AGREEMENT için yorumlar kapalı
Okunma 115
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar