Büyük Orta Doğu Projesinin Perde Arkası

Büyük Orta Doğu Projesinin Perde Arkası

Büyük Orta Doğu Projesi’ni (BOP) duymuşsunuzdur. BOP birçok siyasi ve uluslararası politika ustaları tarafından ABD’nin 11 Eylül 2001’den itibaren uygulamaya koyduğu proje olarak tanımlanıyor.

BOP’un uygulama alanı Ortadoğu’yu merkez olarak alıyor, Hindistan’dan Cebelitarık’a kadar uzanan, içinde Kuzey Afrika ülkeleri, Arap Ülkeleri, İsrail, Pakistan, Bangladeş, Afganistan, İran, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’nin yer aldığı bölgeyi kapsıyor.

BOP öyle gizli saklı bir şey değil. Zaten ana hedefleri dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice tarafından şu sözlerle açıklanmıştı:
BOP kapsamındaki ülkelerde istikrarı sağlamak,
Filistin, İSRAİL anlaşmazlığını çözmek,
Teröre destek veren ülkelerle savaşmak,
Ortadoğu ülkelerinde demokratikleşmeye ve ekonomik gelişmeye katkıda bulunmak.

Buraya kadar söylenenler çok kötü gelmiyor insana. Yani iltifata mazhar olacak bir proje de sayılabilir Rice’nin açıkladığı kadarıyla. Oysa perdenin arkasındaki Büyük Orta Doğu Projesi’nin doğum tarihi ve amacı çok farklı.

Şunu hatırlatmakta yarar var; BOP 11 Eylül 2001 doğumlu bir proje değil. BOP’un doğum tarihi 1 Kasım 1973.
Biraz geriye gidelim; Mısır ve Suriye’nin birlikte, 6 Ekim 1973 tarihinde İsrail’e karşı başlattığı Dördüncü Arap-İsrail Savaşı olarak tarihe geçen Yom Kippur Savaşının, 26 Ekim’de ABD’nin zaferi ile sonuçlanmasından sonra “Araplar bir daha birlik olup İsrail’e saldırmasın” fikri temel alınarak yapılan “beyin fırtınası”nda şekillenmeye başladı.
08.30.21-Büyük Orta Doğu Projesinin Perde Arkası RESİM
Yom Kippur Savaşının ilk dört gününde Mısır ve Suriye orduları, İsrail’in kara ve hava kuvvetlerini adeta sildi süpürdü. Mısır ve Suriye orduları karşısında hiçbir varlık gösteremeyen İsrail ordusu büyük zayiat verdi. İsrail Başbakanı Golda Meir bu hezimet karşısında İsrail’in yok edilmesini önlemek için ABD’ye nükleer bomba (Atom Bombası) kullanmak için başvurdu. II. Dünya savaşında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerinde kullanılan atom bombasının bölgedeki tüm canlıları yok etmesi ve aradan 28 yıl geçmesine rağmen halen daha ölümlere neden olmasından dolayı ABD, İsrail’de konuşlandırdığı atom bombalarının kullanımına izin vermedi. Bunun yerine Kıbrıs adasının güneyinde yer alan İngiliz üssü olan Akrotiri askeri Havaalanı’ndan Tel Aviv’deki Dov Hoz Havaalanı’na bir hava köprüsü kurdu. Buradan asker, cephane ve savaş aracını taşıyarak savaşın sonucunu değiştirmeye başardı.

Zaten Selahaddin Eyyubi’nin, 4 Temmuz 1187 tarihinde Kudüs Haçlı ordusunu Hittin’de yenmesi ve 2 Ekim 1187 tarihinde de Kudüs’ü fethederek bölgedeki tüm Hristiyanları denize dökmesini İsrailliler hiç unutmamışlardı. (İsrailli psikologlara göre tüm İsrail vatandaşlarının yüreklerinde “Hittin Sendromu” bulunmakta ve bir gün Arapların birleşerek İsrail’i deniz dökeceklerine inanmaktalar.)

BOP bu nedenle, Hittin Sendromuna bağlı olarak Yom Kippur savaşından hemen sonra doğdu. BOP’un kuruluş amacı, resmi ağızlardan açıklandığı gibi “belirlenen sınırların içindeki ülkelere demokrasi getirmek” değil, 1948 yılında kurulan İsrail’i tanımayan, 1948, 1956, 1967 ve 1973 yıllarında birleşerek İsrail’e saldıran Mısır, Suriye, Ürdün, Irak ve Libya’da iç karışıklıklar çıkarıp parçalamak, bu Arap ülkelerine mali destek veren ve zenginliklerinin ipleri ABD’nin elinde olan Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt gibi ülkeleri de İsrail’in yanına çekmekti.
Tabi, bu grubun dışında kalan ve ABD ile İsrail’in hiçbir koşulda diş geçiremeyecekleri ülkeler olan Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan gibi İslam ülkelerinde iç karışıklıklar çıkarmak, ambargolar koymak, milli gelirlerini terörle mücadele akıtmalarını sağlayarak bölgede güçlenmelerini önlemek de BOP’un hedefleri içinde yer alıyor.

Günümüz itibarı ile Libya, Suriye, Irak parçalanmış durumda.
Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ABD’nin, Fas ve Tunus Fransa’nın, Ürdün ve Katar’da İngiltere’nin kontrolünde. İran ABD’nin ambargosu altında. Afganistan, Pakistan ve Cezayir’de iç karışıklıklar var. Türkiye ise 1982’den itibaren ABD’nin eli ile kurulmuş terör örgütü ile mücadele ediyor…
Gerçek BOP bu. Gerisi algı operasyonu….

Prof. Dr. (İnş Müh), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

30 Ağustos 2021
Büyük Orta Doğu Projesinin Perde Arkası için yorumlar kapalı
Okunma 79
bosluk

ABD’den Türkiye’ye Ambargo girişimi … Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi

ABD’den Türkiye’ye Ambargo girişimi … Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi

ABD Kongresinde ve Senatosunda görev yapan Helen (Yunan) kökenli iki Temsilciler Meclisi üyesi, ABD Senatosu Dışilişkiler Komitesi Başkanı Bob Menendez ve Temsilciler Meclisi üyesi Gus Michael Bilirakis ile dönemin çiçeği burnunda Delaware Senatörü Joe Biden, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında -1975 yılı başında-, İsrail’in de büyük katkılarıyla “ABD’den Türkiye’ye silah ambargosu” kararını aldırtmışlardı.

TSK’nın kullandığı tüm araç gereçlerin, silahların, tankların, uçakların ve bunların cephanelerinin ABD yapımı ve dolaylı olarak ABD’ye bağlı olması nedeni ile söz konusu ambargo TSK’yı adeta çökme noktasına getirmişti. Başkan Gerald Ford’un onayladığı bu karar, 3 yıl sonra Jimmy Carter tarafından kaldırıldı. Kaldırılma nedeni Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, İncirlik hariç, sınırları içindeki tüm Amerikan üslerini kontrol altına almasıydı.

ABD’nin bu ambargosu her ne kadar TSK’nın canını yakmış, hazinenin karaborsadan yedek parça almasına neden olmuşsa da, uzun vadede Türkiye’nin çıkarına oldu. Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun kendi silahını üreterek bağımsız olma yolunu seçmesinin temelini oluşturdu.

Tarih tekerrürden ibaret derler. Bugün yine aynı kişiler, (Bilirakis ve Menendez) yanlarına 25 senatör ile Temsilciler Meclisi üyesini alarak, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e Türkiye’nin İnsansız Hava Aracı endüstrisinin sonuçları hakkında bir rapor yayınlamasını isteyen bir mektup gönderdiler. Amaçları Türkiye’ye ambargo uygulatmak ve İHA üretimi ile dışsatımına takoz koymak.

Karabağ’daki Azerbaycan Ermenistan savaşında, Suriye ve Irak’ta PKK ve YPG’ye karşı ve Libya’da da Hafter güçlerine karşı Türk İHA’larının etkin, caydırıcı ve başarılı bir şekilde kullanılmış olması bu ambargo olayının esas nedenini ortaya koyuyor. Buna mukabil istiyorlar ki, Bayraktar’ın ürettiği İHA’larda kullanıldığını iddia ettikleri 10 farklı parçanın ABD’de veya ABD’li şirketler tarafından başka bir ülkede üretilmiş olmaları nedeni Türkiye’ye ambargo uygulansın ve Türkiye, böylesine savaş teknolojilerini radikalce değiştirmiş olan İHA üretiminden zorla vazgeçirilsin!

Gerçekte ABD’nin ve İsrail’in bütün korkusu, Türkiye, Pakistan ve Rusya tarafından savaş İHA’larının ortak üretimi anlaşmasının yapılmış olması ve İHA üstünlüğünün ellerinden kayıp gitmesi. Pentagon bu konuda çok geç kalındığının farkında. Bu nedenle de ekonomik ambargo dahil her tür kısıtlamanın Türkiye’ye uygulanmasını destekliyor.
Söz konusu Helen kökenli Senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerinin ortaklaşa ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e gönderdikleri mektubun giriş bölümü ise bana göre çok ilgi çekici ve önemli bilgileri ifşa ediyor.
Giriş bölümünün -benim İngilizceme göre- çevirisi aynen şu şekilde. “Dünyanın birçok bölgesini istikrarsızlaştıran ve ABD’nin çıkarlarını, müttefiklerini ve ortaklarını tehdit eden Türkiye’nin, Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) programı konusundaki endişelerimizi ifade etmek için yazıyoruz.”

Bana göre bu giriş bölümü, Helen kökenli Senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerinin, daha doğrusu Yunanistan’ın ve İsrail’in bütün endişelerini ortaya koymakta.

Belli bir süreç sonra bu mektup doğrultusunda Kongre tarafından Türkiye’ye ambargo konması kararı alınırsa, imzalayacak kişi de Başkan Joe Biden. 1975 ABD ambargosunun 3 yaratıcısından biri olan Biden… Bence kesin imzalar imzalamasına da Türkiye’nin eski Türkiye olmadığını da öğrenir cevap olarak…

Prof. Dr. (İnş Müh), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

23 Ağustos 2021
ABD’den Türkiye’ye Ambargo girişimi … Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi için yorumlar kapalı
Okunma 32
bosluk

Mehmetçik’siz bir Kıbrıs olamaz! … Prof. Dr. Ata Atun

Mehmetçik’siz bir Kıbrıs olamaz! … Prof. Dr. Ata Atun

Sosyal medyada bir bey, “biz direnmeseydik, Türkiye burayı rüyasında göremezdi” diyor. Ben de ona diyorum ki, Türkiye olmasaydı sen böyle bağımsız bir devlette yaşayıp, böyle laflar edemezdin. Sana mehel görünen sadece azınlıktı.
“Türkiye olmasaydı”yı düşünmek bile istemiyorum zira Türkiye olmasaydı bugün Kıbrıs’ta Türk varlığı olmazdı.

Canını hiçe sayan, Kıbrıs’ı vatanının bir parçası görerek korkusuzca savaşan Mehmetçikle ilgili anılarımız çok. Ben yeri gelmişken birini anlatayım;

Kahraman Mehmetçiklerimiz, 14 Ağustos 1974 sabahı başlayan 2. Barış Harekatında, önlerine çıkan Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ile onlara Yunanistan’dan takviye gönderilen Komando Birliklerini adeta silindir gibi ezmiş, 15 Ağustos akşam üstü Mağusa’mıza ulaşmışlardı.

96 yıldır hasretle beklediğimiz Mehmetçik ile göz yaşları içinde kucaklaştıktan sonra Mekanize Birlik Komutanı rahmetlik Üsteğmen Erdoğan Acar’a, “Lefkoşa’dan çarpışa çarpışa kaç saatte geldiniz Mağusa’ya” diye sorduğumda aldığım yanıt beni şok etmiş, bir o kadar da Mehmetçiğimizle bir kez gurur duymama neden olmuştu. Bana verdiği yanıt “yaklaşık 1 saat”ti.
Şaşırmamın sebebi,1974 yılında Lefkoşa-Mağusa arası tek şerit bir yol olduğundan için otomobille dahi ancak 45-50 dakikada gelinebilmesiydi.
“Eeee, Rum ordusu ile karşılaşmadınız mı, hiç çarpışmadınız mı?” diye sorduğumda, “Bizi uzaktan gören Rum birlikleri, yakınlaşmamızı bile beklemeden hemen kaçıyorlardı, bu nedenle tek bir kurşun bile atmadan Mağusa’ya geldik” demişti rahmetlik Erdoğan komutanımız.

1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar tarafından işgal edilmiş olduğu için, yasal prosedürle RMMO’nun gereksinim duyduğu tüm silahlar, tank, kariyer, kamyon, top, tüfek, roket atar ve gerekli olan her tür cephane, bol miktarda yasal yollardan Kıbrıs’a gelmekteydi. Sayıca bizlerin dört katı olan Rumlar da, Kıbrıslı Türkleri adadan atmak ve yok etmek için, korumasız Türk köylerine saldırırlarken, kendilerini “aslanlar” zannediyorlardı. İşte bu çakma aslanların Mehmetçik’in karşısında sıçanlar gibi kaçacak delik aradıklarını gözlerimle görmenin mutluluğunu yaşadım.

17 Ağustos sabahı, ben ve yanımda bir manga mücahitle komutanımızın emri ile Mağusa ve Karpaz bölgesinde bulunan Rum köylerine, “çatışmadan teslim olmaları” talimatını götürmek için yola çıktık. Yaklaşık 15 dakika gittikten sonra ana yolun kenarında Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir cipin yana devrilmiş olduğunu gördük. Tekerlekleri halen dönmekte olduğundan tuzak olabilir düşüncesi ile etkin mermi mesafesi dışında durduk ve silah arkadaşlarımın kimi aracımızın arkasına, kimi de banket içine mevzilenirken ben de temkinli bir şekilde cipe yaklaşmaya başladım. Arkadaşlarımın çalılara ve olası siperlere ateşine kimse yanıt vermeyince etrafta Rum askerleri olmadığına karar verdim ve koşarak cipe yaklaştım.

Yana devrilmiş cipte bir şoför ve bir astsubay vardı. Şoför tarafı yukarıda, astsubayın tarafı yola yapışmış vaziyetteydi. Astsubayın yüzü ve elbiseleri kan içindeydi. Ben her ikisinin de vurulduğunu düşündüm ve hemen astsubayımızı koltuğundan yavaşça çekerek yere boylu boyunca yatırmaya çalıştım. Gözüm sol eli ile sıkı sıkı üzerini kapatmaya çalıştığı, kan içindeki sağ eline gitti. Bir anda başparmağının yerinde olmadığını fark ettim… Kopup bir yerlere fırlamıştı başparmağı.
08.16.21-Mehmetçik Devrilmiş askeri-arac-BW
Astsubayımıza “merak etme parmağını bulup hemen seni hastaneye götüreceğim” der demez, sanırım ne olduğunu yeni yeni fark etmeye başladı ve beni itekleyerek “Silahım, silahım… Silahımı bulmalıyım… O benim namusum” diyerek ayağa kalkmak için hamle yaptı. Bu arada ben de kopan başparmağı arıyordum gözlerimle. “Silahını boş ver komutanım, nasıl olsa buluruz, seni hastaneye yetiştirelim, kanı durdursunlar, parmağını diksinler” dememi hiç dikkate almıyor, -belki de beni hiç duymuyor- “Silahım, silahım… O benim namusum. Onsuz hiçbir yere gitmem” diyordu aralıksız…

Silah arkadaşlarıma “komutanımızın Kırıkkale 45’lik tabancasını hemen arayıp bulun” dedim. Çare yoktu… Silahı bulmazsak astsubayı hastaneye götüremeyecektik. Bize saatler sürmüş gibi gelen bir iki dakika sonra bir arkadaşımız “buldum” diye haykırıp, koşa koşa astsubayımızın silahını getirdi. Silahını gören astsubayın yüzü güldü ve kendinden geçerek bayıldı.

Silahını parmağından daha önemli gören kahraman Mehmetçiği hemen seferi hastaneye yetiştirdik. Başarılı bir ameliyatla parmağı da yerine dikildi. Ameliyatı yapanların bir tanesi, KKTC 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, diğeri de rahmetlik amcam Başhekim Dr. Ali Atun’du.

İşte o gün, niye Türk askerinin girdiği her savaşta başarılı olduğuna bir kez daha tanık oldum…

Aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra Mağusa’da bir bey yanıma geldi. Tanımıyordum… Bey, kendini tanıtmadan sağ elinin başparmağını uzattı ve gülerek “bunu tanıdın mı?” diye sordu. Nasıl unutabilirdim ki başparmağının kopmuş olmasına rağmen silahı bulunmadan hastaneye gitmeyi reddeden kahraman Mehmetçiği. Sarıldık, kucaklaştık, hasret giderdik…

İyi ki varsın Mehmetçik, iyi ki varsın anavatanım Türkiye’m. Sayende hayattayız, KKTC’mizi kurduk, başımız dik, egemen ve özgürüz…

Prof. Dr. (İnş Müh), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

16 Ağustos 2021
Mehmetçik’siz bir Kıbrıs olamaz! … Prof. Dr. Ata Atun için yorumlar kapalı
Okunma 51
bosluk

KKTC’deki Rum Okulu Kapatılmalı – Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC’deki Rum Okulu Kapatılmalı – Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC’deki Rum Okulu Kapatılmalı
Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi

İşine geldiği vakit Avrupa Birliği’nin üyesi olduğunu öne süren, işine gelmediği zaman da “ben içişlerimde özgürüm” diyen Yunanistan, 24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşmasında ve 1968’de imzalanan Kültür Protokolünde yer alan Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımızın yaşam eğitim ve dini haklarını, birer birer ellerinden alarak, fütursuzca anlaşmalara aykırı davranıyor.

Bugün yaşananlara gelmeden bir hatırlatma yapalım; Geçmiş yıllarda Batı Trakyalı soydaşlarımızın dolaşım özgürlükleri yoktu. Sınırın 5 kilometre yakınına bile gitmeleri yasaklanan kardeşlerimiz tapulu topraklarına bile gidemiyordu.
2009 yılından beridir de Batı Trakya’da ve Adalar Denizindeki adalarda yaşamlarını sürdüren soydaşlarımızın çocuklarının Türkçe eğitim aldıkları okullar, 2009 yılında Başbakan olan Yorgo Papandreu’nun bilinçli bir şekilde Yunanistan Eğitim Bakanlığı Özel Genel Sekreterliği görevine atadığı Yorgos Kalancis tarafından bir bir uzun vadeli bir plan çerçevesinde kapatılıyor.

İlk başta Eğitim Bakanlığı Özel Genel Sekreterliğine atanan sonra da Din İşlerinden Sorumlu Genel Sekreterlik görevi de kendisine verilen Kalancis, hem eğitimde, hem de din işlerinde saman altından su yürütmekte ve Yunanistan’da yaşayan soydaşlarımızın haklarını, -Avrupa Birliği’nin yasalarına rağmen- birer birer ellerinden almakta.

Lozan Anlaşmasına göre soydaşlarımızın seçtiği Müftü ile anlaşmalara aykırı olarak Yunan Hükümetinin atadığı Müftü arasında yaşanan yetki sorunu, Kalancis’in marifeti.
08.09.21-Dipkarpaz-Rum-Ortaokulu
Kalancis’in göreve geldiği 2009 yılından başlamak üzere 2010 yılında yaşanan ekonomik krizi bahane ederek kapattırdığı Türk ilkokullarının sayısı 150’ye ulaştı. İlk başlarda Yunanistan’da 250’e yakın Türk ilkokulu bulunmasına rağmen, günümüzde Türk okullarının sayısı 2 haneli rakama düşmüş durumda ve müdahale edilmez, karşı önlemler alınmaz, yaptırımlar uygulanmazsa çok değil 10 sene sonra Türk okullarının sayısının tekli sayıya düşeceği kesin.

Gelelim KKTC’deki duruma; Mehmet Ali Talat’ın Başbakan olduğu 2004 yılı eğitim döneminde Annan Planı rüzgarı ve Rum lider EOKA’cı Tasos Papadopulos’un girişimleri ile Dipkarpaz köyünde açılan Rum okulunun bir bölümü ilkokul diğer kısmı da jimnasyo, yani Ortaokul ve Lise. Bu okulda görev yapan öğretmenler Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Rum kesiminde yaşayan öğretmenler arasından seçilerek görevlendirilirken, ders kitapları da Rum tarafından geliyor. Geçen dönem Dipkarpaz Rum okulunda 26 öğrenciye karşın 28 öğretmen bulunmaktaydı.

Öte yandan, KKTC Hükümeti 2004 yılında, Güney Kıbrıs’ın Limasol kentinde yaşayan Kıbrıs Türklerinin çocuklarının Türkçe eğitim alması amacıyla, BM Genel Sekreteri’ne başvuru yaptı. Rum kesimi de onaylamış göründü ancak Limasol’da bir Türk okulu açılmasıyla ilgili olarak verdiği yazılı taahhüdün üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen ortada okul mokul yok! Üstelik Limasol’da Türk okulu açılması konusu 7 Haziran 1996 tarihli Güvenlik Konseyi Raporu’nda da yer almış olmasına rağmen… Rumların ayak oyunları nedeni ile mümkün olacak gibi görünmüyor. Zaten kimsenin bunu sorduğu da yok!

Ne mi yapabiliriz? Mütekabiliyet uygulayabiliriz. Anastasiadis’in KKTC aleyhine girişimlerine ve şikayetlerine karşılık olarak ve de Yunan Hükümetinin, Batı Trakya’da ve Adalar Denizindeki adalarda yaşamlarını sürdüren soydaşlarımızın çocuklarının Türkçe eğitim aldıkları okulları kapatmasının karşılığı olarak Dipkarpaz’daki Rum okulunun kapatılması, öğretmenlerin de geri gönderilmesi, doğru bir karşılık olacak. Hiç şüphe yok ki, bu kapatmayla ilgili olarak “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle hamisi Yunanistan AB, BM ve ABD’ye her zaman olduğu gibi sayısız şikayetlerde bulunacak. Bizim bu şikayetlere emsal olarak Yunanistan Eğitim bakanlığının Türk okullarını kapatma kararını örnek olarak göstermemiz, en uygun bir siyasi yanıt ve davranış olacak zira biz sustukça, hakkımızı aramadıkça haklı olduklarına inanan mitomanik bir millet var karşımızda.

Prof. Dr. (İnş Müh), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

9 Ağustos 2021
KKTC’deki Rum Okulu Kapatılmalı – Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi için yorumlar kapalı
Okunma 50
bosluk

Şanlı Erenköy Direnişi ve Zaferi

Şanlı Erenköy Direnişi ve Zaferi

Erenköy Savaşı Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinde yazdığı destanların içinde en önde gelenlerindendir. Şanlı TMT’mizin ve Kıbrıslı Türklerin milli mücadelesinde Türkiye’miz ile bağımızı sağlayan bir köprübaşı vazifesi görmüştür Erenköy. Başarısız, emekli Yarbaylıktan Bakanlar Kurulu kararı ile Generalliğe atanmış çakma bir komutan olan Grivas’ın, Kurtuluş Savaşı döneminde Anadolu’da sayısı onlara varan yenilgilerinin en sonuncusudur, 8 Ağustos 1964 saldırısı. Yunan Komando Tümeninden aldığı destekle, RMMO’nun en seçkin personeli ile 6 Ağustos 1964 günü saldırdığı Erenköy’den, Anavatanımız Türkiye’mizin desteği ve yardımları ile, yenilmiş ve büyük bir zayiat vermiş bir komutan olarak kaçmak zorunda kalmıştı.
08.08.21-ŞAnlı Erenköy Zaferi
“Şanlı Erenköy Direnişi ve Zaferi”ni Milli Mücadele tarihimize altın sayfalarla yazan aziz Şehitlerimizi, Yüzbaşı Cengiz Topel’imizi ve an itibarı ile vefat etmiş gazilerimizi rahmetle anarken, yaşamlarını halen sürdürmekte olan gazilerimize de uzun ve sağlık dolu bir yaşam dilerim. İyi ki vardınız, iyi ki canınızı bu ülke için siper ettiniz. Sayenizde 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatına kadar Rum saldırılarına direnmeyi başardık. Bugün egemen ve özgürüz. Gururumuzsunuz.

8 Ağustos 2021
Şanlı Erenköy Direnişi ve Zaferi için yorumlar kapalı
Okunma 36
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar