Denktaş’ı Tanımak (1)

Denktaş’ı Tanımak (1)
Rauf R. Denktaş, eşi Aydın hanım ve Ata Atun

Rauf R. Denktaş, eşi Aydın hanım ve Ata Atun

 

İlk kez çocukluğumda tanıdım Kurucu Cumhurbaşkanımız merhum Rauf R. Denktaş’ı. Mücadele arkadaşları ile birlikte
gelip kahveye oturur, ağabeylerimize, babalarımıza, dedelerimize büyük bir coşku ile hitap ederlerdi.

Anlamadığım konuları konuşurlardı.“Türkiye, anavatan, asker, mücadele, taksim, ölüm, bağımsızlık” kelimelerini duyardım ama
bu kelimeler çocuk beynime pek hitap etmezdi. Sadece “Türk askeri” lafını duyunca kulaklarım dikilir, kalbimden aşağıya doğru akan ılık sular bütün vücudumu
kaplardı.

O, çocuk dünyamın 3 büyük adamından birisi idi.

“Doktor Küçük, Rauf Denktaş, Osman Örek,

Üç arkadaş, birleşmişler gardaş, gardaş…”

Diye şarkı söyleyerek, ellerimizde bir gece evvelden özene bezene kağıttan yaptığımız ve kusursuzca boyadığımız Türk bayrakları ile karşılardık
kendilerini.

Türk bayrağı ne gezerdi İngiliz döneminde. Değil asmak, taşımak bile yasaktı.

Bir keresinde hocamız Kıbrıs adası haritasını çizmek ödevini vermişti bize. Ben haritayı çizmiş, orta yerine de kocaman bir Ay Yıldız’da koyunca, hocamız
kağıdımı hemen elimden almış, “Yasaktır. Umarım kimse görmemiştir” demişti.

Anlayan kim…

Benim için “yasak” sadece, ellerim ve üstüm başım kir pas içinde çamurlu ayakkabılarla eve gitmemek, bir de önüme konan yemeği yememek için bahaneler
üretmemekti.

Gerisi benim “yasak” algılamalarımın içine girmezdi.

Bana neydi İngiliz’in yasağından.

Defterimin her sayfasına çizmeye başladım ortasında Ay Yıldız olan Kıbrıs haritasını.

Neyse ki başıma pek bir bela gelmedi bu yüzden.

Rahmetli ağabeyim (Mimar) Bora (Atun), bir gün gaşa (kasa) tahtalarını kesip bir şeyler yapmaya başladı. Uzun gaşa tahtalarını çeşitli şekillerde kesiyordu ama
kesilenler de hiçbir şeye benzemiyordu. Oyuncağa benzer bir şey olsa, dayak pahasına hemen alıp götüreceğim ama oyuncağa da benzemiyordu kestikleri.

En sonunda kestiklerini üst üste koyup çakınca kocaman bir Kıbrıs haritası çıktı ortaya. Bana göre kocamandı tabii. Uzunluğu bacaklarımın boyu kadar vardı. Tahtaları
da iyice cam kağıtlamıştı (zımparalamıştı) ama sanki bir gariplik vardı bu Kıbrıs haritasında. Soldan sağa, boylu boyunca tam orta yerinde tahtalar
birleşmemiş ve ayrık duruyordu. Sorunca da “çivim bitti” demişti bana.

Ertesi gün anladım o tahtaların niye ayrık olduğunu.

Mahalledeki bütün evlerin duvarlarına kocaman yeşil renkli bir Kıbrıs haritası mühürü vurulmuştu. Kıbrıs adası tam ortadan enlemesine ikiye ayrılmış vaziyetteydi ve
altında da elle “Volkan” imzalı, “Ya Ölüm, Ya Taksim” ile yazıyordu.

Rauf beyin kahvede söyledikleri yavaş yavaş anlam kazanmaya başlamıştı küçücük beynimin içinde. Ağabeyim ise artık “Volkan”ın faal bir üyesi olmuştu. Ben ise aralarına
katılabilmek hayalleri içinde büyümek için sabırsızlıkla gün sayıyordum.

Aradan geçen yıllardan sonra ilk kez Rauf beyi yakından 22 Aralık 1963 günü gördüm.
Artık bıyıklarım da terlemeye başlamıştı. Okula gelip bize hitap etmiş, mücadeleye hazır olmamızı söylemişti. Birkaç gün sonra da hayatımda ilk kez
gerçek bir silahla tanışmış, eğitim aldıktan sonra da nöbetlere girmeye başlamıştık. Kıbrıs Türk halkı olarak soykırıma uğradığımız ve korkunç bir
mücadele verdiğimiz yıllar başlamıştı artık.

Kaderim Rauf beyle 1970 yılında kesişti. Artık büyümüş genç bir delikanlı olmuştum.
Yıllar sonra ilk kez seçimler yapılıyordu ve Rauf beyin halka hitabını ilk kez dinlediğimde de adeta büyülenmiş, Kıbrıs konusunun özünün ne olduğunu artık
iyice anlamaya başlamıştım.

Mücahitlik dönemimde uzun bir uğraşıdan sonra hazırladığım RMMO Kamplarını ve mevzilerini gösteren harita nedeni ile beni tebrik etmiş, birlikte bir öğle yemeği yemekle
ödüllendirmişti.

1976 seçimlerinde de beni seçimlere katılmaya ve aday olmaya teşvik etmişti.
Katıldım ve UBP Mağusa Milletvekili seçildim. İngilizcemin ana dilim kadar iyi olması nedeni ile Dış İşleri Komisyonuna seçilince Rauf beyle yakından çalışmak
olanağım oldu ve bu birliktelik yıllarca devam etti.

Çok zeki bir insandı. Büyük çoğunluğumuzun “enine boyuna” düşünüp karar vermek yeteneğine karşın Rauf beyin başka hiç
kimsede görmediğim, geometrik olarak küre şeklinde diye tanımlayabileceğim bir düşünme ve analiz yeteneği vardı.

Olayları ve kelimeleri, beyninde adeta bir kürenin üzerine konmuş gibi çevirir ve her açıdan bakarak artılarını ve eksilerini görürdü.

…Devam Edecek…

 

 

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

http://twitter.com@ataatun

16 Ocak 2012

 

15 Ocak 2012
Denktaş’ı Tanımak (1) için yorumlar kapalı
Okunma 333
bosluk

AİHM ve Mülk Vergileri

AİHM ve Mülk Vergileri
Maraş by Ata ATUN

Maraş by Ata ATUN

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Lordos ve 12 kişinin 1990 yılında yaptığı ortak başvuruyla ile ilgili 2010 yılında verdiği kararın tazminat bölümü de evvelki gün açıklandı.

AİHM’nin bu kararında, 13 kişiye 100 bin ila 8 milyon orasında değişen maddi tazminatlar ve toplam mahkeme masraf olarak da 15 bin Euro ödenmesini kararlaştırıldı.

Benim AİHM’ye hiçbir güvenim ve saygım yok, çünkü taraflı.

Rum ve Yunanlı hakimler karar veren hakimler kurulunun içinde yer alıyor.

Özellikle de Orams davasında, kararı veren Yunanlı hakimin, karardan çok önce Kıbrıs Rum tarafınca liyakat madalyası ile ödüllendirilip, Güney Kıbrıs’ta ailesi ile birlikte tatiller yapması, AİHM’ye olan güveninim sıfırlanmasına neden olmuştu.

1963-1974 yılları arasında uğradığımız soykırımı göz ardı eden, Maraş’taki mülklerin Osmanlı Vakıf malları olduğu iddialarımızı dikkate almayan bir AİHM’nin saygınlığı tartışılır.

Anne baba evinden ayrılıp, kendime ait bir evde oturmaya başladığımdan beri önce Mağusa Türk Belediyesine, 1974 Barış Harekatından sonra da Gazimağusa Türk Belediyesine, evimle ilgili Belediye Vergilerimi kuruşu kuruşuna ödedim.

Yaşam süreci içinde satın almayı başardığım taşınmaz mallarım ile ilgili emlak vergilerimi de KKTC Vergi dairesine hiç aksatmadan ödedim.

Taşınmaz malları KKTC sınırları içinde olan herkes, ister KKTC vatandaşı olsun ister yabancı olsun, bu vergileri ödemek zorunda.

1974 Mutlu Barış Harekatının 2. Aşamasında Türk askeri 15 Ağustos günü Mağusa’ya ulaştığında Maraş’ı ele geçirmek için saldırı düzenlemedikleri gibi, Maraş’ı almak için herhangi bir çatışma da çıkarmamışlardı.

Türk Silahlı Kuvvetleri Lefkoşa-Mağusa yolundan Mağusa’ya doğru gelirken, Maraş’ta yaşayan Rumlar da Maraş’ı, Derinya yolu tarafından boşaltmaya başlamışlardı. Kimse onlara gidin veya şehri terk edin dememişti. Rumlar kendi istekleri ile Maraş’ı boşalttılar.

Dönemin Başbakanı Ecevit’in talimatı ile de Türk Silahlı Kuvvetleri Maraş kentini koruma altına aldı. O gün bu gündür ne Maraş’a giriliyor, ne de çıkılıyor.

Rumlara,‘gelin Türk İdaresi altında yaşamak kaydı ile Maraş’a dönün’ diye sekiz kez çağrı yapıldı. Hatta bunların üçünü şahsen Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın kendisi yapmıştı.

Maraş’ı koruma altına almanın bir bedeli yok mu?

Maraş’ta Rumların olduğu iddia edilen mülklerin hiçbir vergisi, harcı yok mu?

Ben olduğu inancındayım.

Maliye Bakanı Sayın Ersin Tatar, Maliye Bakanlığı bünyesinde bir birim kurarak, Maraş’ta kaldığı iddia edilen taşınmazlar için, 1974’den beri tahakkuk eden emlak ve belediye vergileriyle, bu malların bakım ücretlerini gecikme faizleri ile birlikte hesaplayıp ilan etmeli.

Başta Lordos, Aresti ve benzerleri olmak üzere tüm mal sahibi olduğunu iddia eden kişilerden talep etmeli bu vergileri.

2004 yılında alınan 60 bin Sterlinlik borç 5-6 yıl içine 1 milyonu aşacak denli faiz ve ceza uygulamasına tabi oluyorsa, Maraş kentinde 1974 yılından beri ödenmemiş olan emlak ve belediye vergileriyle bakım ücretlerinin de, bırakın birkaç yüz milyon Euro’yu ulaşmış olmasını, milyar Euro’yu bile geçmiş olması gerekmektedir.

Aynı şekilde KKTC Meclis binasının içinde olduğu arazinin bir kısmına sahip olduğunu iddia eden Dianellos ve Vergopoulos aileleri de AİHM’ye başvurmuşlar tazminat için.

Sahibi olduklarını iddia ettikleri arazileri ile binalarını geliştirmenin bedeli ile 1963 yılından beri ödenmemiş olan emlak/ belediye vergilerinin ve bakım ücretlerinin de Maliye Bakanlığımız tarafından bu kişilerden talep edilmesi gerekmektedir.

Tabi bu konuda aklımı karıştıran bir başka konu da Dianellos ve Vergopoulos ailelerinin niye AİHM’de Türkiye aleyhine dava açtıklarıdır. Bence 21 Aralık 1963 tarihinde Akritas Planını uygulamak ve adayı ele geçirmek için Türklere saldırılar düzenleyen Makarios hükümetini dava etmeliydiler. Söz konusu binayı 1974 Barış Harekatı sonrasında değil, 22 Aralık 1963 tarihinde terk etti Dianellos ve Vergopoulos aileleri.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

13 Ocak 2012

12 Ocak 2012
AİHM ve Mülk Vergileri için yorumlar kapalı
Okunma 110
bosluk

Doğalgaz ve Su

Doğalgaz ve Su

 

KKTC Su Temini by Ata ATUN

KKTC Su Temini by Ata ATUN

Müzakerelerin devam ettiği ve BM’nin ısrarla bir sonuca doğru götürmeye çalıştığı şu dönemde Rum tarafının petrol ve doğal gaz arama çalışması başlatması, tamamen Türk tarafına yönelik saldırgan, oldu bitti yaratmaya yönelik politikalarının bir sonucu.

Rumlar, işin içine büyük ve enerjiye gereksinim duyan devletleri karıştırarak, Kıbrıs Türkleri ile Türkiye üzerinde bir baskı, bir yaptırım aracı olarak kullanmak arzusundalar. Türklerle uzlaşmak yerine saldırgan bir politika izlemeyi tercih ediyorlar nedense.

Uluslararası kurallara göre halen daha Kıbrıs Rum tarafı Münhasır Ekonomik Bölgesini usulüne uygun olarak tescil ve ilan etmiş değil.

Mübarek dönemindeki Mısır yönetimi artık yok ve halk hareketinden sonra kurulan yönetim de Rumların her isteğine “Evet” demediği gibi, kayıtsız şartsız destek vermiyor.

Rumların Münhasır Ekonomik Bölge Belirleme çalışmalarına Yunanistan’ı da sokma çabalarına karşın Mısır, Türkiye kara kıtasının hemen güneyinde yer alan Yunanistan’a ait Meis adasının kıta sahanlığı olduğunu kabul etmiyor ve görüşmelerini Kıbrıs Rum – Yunanistan ve Mısır olarak yapılması yerine Türkiye – Kıbrıs Rum ve Mısır arasında yapılmasını talep ediyor.

Rum tarafı, Meis adasını bahane ederek Yunanistan’ı komşu taraf olarak Mısır karşısına oturttuğu vakit, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e ve Ege Denizine açılacak hiçbir kapısı, çıkış yapacak hiçbir geçidi de kalmayacak.

Türkiye zaten böylesi bir Münhasır Ekonomik Bölge sınır belirlemesine karşı ve bu nedenle de 1982 II. Deniz Hukuku Konferansı (UNCLOS) altına imzasını atmadı. Mısır Türkiye’nin bu tutumuna saygı duyduğu için Meis adasının kıta sahanlığı olduğunu kabul etmiyor.

Kıbrıs Rum tarafı da Mısır ile mutabakat sağlayıp sınırları belirlemedikçe, ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgesi de UNCLOS’A göre geçersiz. İsrail ile danışıklı dövüş yapıp Münhasır ekonomik Bölge ilan etmeleri de olanaksız. O vakit Türkiye’ye gerek politik, gerekse de başka yollardan müdahale hakkını vermiş olacaklar.

Bölge’nin ısınacağı kesin.

Rum tarafı, Türkiye ile büyük devletleri bölgede kapıştırıp, Türkiye’nin politik ve askeri yönden güçsüz kalmasını sağlayarak adaya el koymayı planlıyor, ama nedense filler tepişirken karıncaların da ezilebileceğini hiç aklına getirmiyor.

Rumlar Doğalgaz’ın ellerine büyük bir koz verdiği inancında ama dünyadaki hidrokarbon rezervlerinin bulunduğu ve çıkarıldığı bölgelere bakarsak, yıllar boyunca huzursuzluğun yaşandığı ve durmadan da gözyaşlarının aktığı yerler olduklarını görürüz.

Türkiye’den Kıbrıs’a 2014 yılının Mart ayında İçme suyunun geleceği ise bir başka gerçek, önemli bir kazanım ada için.

Aslında terazinin bir kefesinde Doğalgaz var, diğerinde de Su.

Kıbrıs adasına güneyden doğalgaz gelecek, kuzeyden de su.

Hangisinin daha kıymetli olduğunu zaman ve tarih koyacak ortaya.

İnsanlar, hayvanlar, böcekler ve bitkiler doğalgazsız yaşayabilse de susuz yaşam mümkün değil.

Ada da nüfusu arttıkça, suya olan gereksinim de matematiksel olarak artacağından “Su”, adadaki tüm canlılar için olmazsa olmaz bir yaşam kaynağı.

Binlerce yıldır ada üzerinde yaşamlarını sürdüren canlıların, yaşamın temel kaynağı olan suya -adada yaşam sürdürdüğü müddetçe- olan gereksinimleri artarak devam edecek.

Türkiye’den borularla getirtilecek olan “içme suyu” kalitesindeki suyun adaya barışı, adada yaşayan insanlar arasında dayanışmayı ve birlikte yaşam felsefesini de beraberinde getireceği kesin.

Doğalgaz ise sadece maddi menfaat kaynaklı huzursuzluğu getirecek.

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

http://twitter.com@ataatun

11 Ocak 2012

10 Ocak 2012
Doğalgaz ve Su için yorumlar kapalı
Okunma 141
bosluk

Rum siyasilerin Müzakerelere Bakışı

Rum siyasilerin Müzakerelere Bakışı

 

Yannakis-Hrisostomos

Yannakis-Hrisostomos

Rum Lider Hristofyas’ın geçen hafta içinde söylediği, “Bir sonraki görüşmelerde ilerleme yaşanmazsa, Green Tree görüşmesinin yapılması için bir sebep yoktur” şeklindeki ifadelerinin ardından, ben dikkatimi Rum siyasilerin davranış ve tepkilerine yoğunlaştırdım.

Zira, gerek BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un, gerekse de Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’ın Green Tree görüşmesinin kesin olarak yapılacağını açıklamalara rağmen, müzakerelerin geleceğinin Rum siyasilerin davranış ve sözlerinde yatmakta olduğu bilinen bir gerçek.

Rum Siyasiler kendi halk ve seçmenlerine karşı takiyye yapıp, sahtekarlıkta bulunamayacakları için davranışları ve sözleri -adeta bir ekran gibi -geleceği yansıtıyor.

Bunların içinde en çok ilgimi çeken Rum temsilciler Başkanı Yannakis Omiru ile Rum dini lider, Otosefal (bir yere bağlı olmayan) Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’un sözleri oldu.

Yannakis Omiru, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “Green Tree görüşmesinin manası olmadığını geç anladığını”, “Pusudaki tehlikelerin gözle görülür olduğunu” ve Green Tree’den sonra ya Bürgenstock’daki gibi hakemlik organı olarak işlev gösterecek geçersiz bir uluslararası konferansa sürükleneceklerini ya da iki tarafa da eşit sorumluluğun yüklendiği bir çıkmaz ilan edileceğini söyleyerek, müzakerelere devam edilmesinin gereksiz olduğunu dile getirdi.

Yannakis Omiru, Nasyonal Sosyalist EDEK’in lideri ve Rum Temsilciler Meclisi Başkanı. EDEK ise 21 Aralık 1963 yılında Akritas Planı uyarınca Kıbrıslı Türklere saldıran Rum Milislerin komutanı ve Katil Papaz Makarios’un hem doktoru hem de danışmanı olan Vassos Lissaridies’in kurduğu ve son yarım asırdır başkanlığını sürdürdüğü parti. Hitler’in “Nazi yani Nasyonal Sosyalist partisi ile aynı ilkeleri savunan EDEK, Irkçı ve Türk düşmanı bir felsefeye sahip.

Bu partinin başkanı olan Omiru’ya göre bu işin sonunda, Türklerin adada ayrı bir varlık oldukları uluslararası kabul görecek, bununla birlikte Rumların artık adanın tek ve mutlak hakimleri oldukları balonu da sönecek. Bu nedenle, müzakereler sabote edilmeli ve sürdürülmemeli.

İródotos Dimitríou, 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkan Yunan kuvvetlerini “Asker evlatlarım, elen çocukları, bugün ata topraklarını yeniden fethetmekle İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içerseniz o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım. Haydi buyurunuz, bütün azizler sizin arkanızda olacak. Atalarınızın toprakları sizleri bekliyor” diyerek kutsayan ve 9 Eylül 1922’de Türk ordusu İzmir’e girince linç edilen İzmir Metropoliti Hrisostomos Kalafatis’in ismini devam ettirmek için Rum Ortodoks Kilisesi Sen Sinod Meclisi tarafından 5 Kasım 2006’da Başpiskopos seçilmesinden sonra “II. Hrisostomos” adını alan fanatik bir Türk düşmanı olan bir din adamıdır.

12 Kasım 2006’da görevine başladıktan sonra verdiği tüm beyanlar, yaptığı tüm açıklamalar ve kilise vaazları hep Türk düşmanlığı içermektedir.

Ve bu Rumların en büyük dini lideri, 6 Ocak’taki Theofania Yortusu’nda “haç atarak suları kutsama” töreni sonrasında yaptığı konuşmada, “Milli davamız şu anda bir istila ve işgal sorunudur, Türkler bunu anlamalıdır ki Türk ordusu gitmeden, yerleşikler gitmeden, garantiler; özellikle de istilayı yapan Türkiye’nin garantisi gitmeden bu ülkede mutluluk, başarı ve çok istenilen barış olmayacaktır” diyerek düşüncelerini ortaya koydu. Hem canlı olarak hem de radyo ve TV’lerden adanın tüm Rum halkına bu sözlerle aklından geçenleri aktardı.

Kıbrıslı Rumların Dini lideri II. Hrisostomos ve Meclis Başkanları Omiru, Rumların dini ve siyasi yaşamlarındaki en önemli 3 kişiden ikisi.

Rumların adada, Türklerle ortak bir devlet kurmak istemedikleri ve adaya barış getirmek gibi bir düşünceleri olmadıkları bu açıklamalarla gün gibi aşikar.

Eğer hem Rum Cumhurbaşkanının, hem Rum Meclis Başkanının hem de Rum Dini Lider’in, adada mevcut iki halkın ortak bir yaşam için, ortak bir devlet kurulması çabalarına inançları yoksa bu asla gerçekleşemeyecek demektir. Zaten Hristofyas’da üstü kapaklı bu gerçeği ima ediyor, “Green Tree’ye gidip de ne yapacağız” diyerek.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

http://twitter.com@ataatun

9 Ocak 2012

8 Ocak 2012
Rum siyasilerin Müzakerelere Bakışı için yorumlar kapalı
Okunma 176
bosluk

Rumlar Müzakereden Kaçıyor

Rumlar Müzakereden Kaçıyor
Eroglu Moon Hristofyas

Eroglu Moon Hristofyas

Gerçekte yıllardır Rumlar, 1968 yılından beri sürdürülmekte olan müzakereleri bilinçli bir şekilde baltalıyorlar.

Ne vakit müzakereler kendi istekleri doğrultusundan çıkmaya meyletse hemen bir bahane buluyorlar ve müzakereleri çıkmaza sokuyorlar.

Nasıl olsa kaybedecekleri bir şey yok.

Tanınan hükümet kendileri.

Kıbrıslı Türkleri de “Ortak” olarak mevcut devlete kabul etmek ve yönetimi paylaşmak istemiyorlar.

İstedikleri bir şey, saptadıkları tek bir hedef var.

Türkiye’nin ada üzerindeki garantörlüğünü hukuki yollardan ortadan kaldırmak, adanın tümüne 1974 Mutlu barış Harekatı öncesinde olduğu gibi mutlak hakim olmak ve Kıbrıslı Türkleri de azınlık statüsünde yönetmek.

Bu hedefe gitmeyen her yola “felik” yani takoz koyuyorlar.

Şimdi gene müzakereler aynı aşamaya geldi.

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun müzakerelerde sağlam duruşu, konulara hakim olması, BM tarafından da kabul edilen çözüme yönelik öneriler yapmasına ilaveten Türkiye’nin adaya barış gelmesini istediğini devamlı vurgulaması ve en önemlisi bölgenin politik/ekonomik lideri konumuna gelmesi müzakerelerin istikametini iyice belirginleştirdi.

Uluslararası kurallar ve koşullar haklının hakkı olduğu yönde değil, güçlünün istediği yönde geliştiğinden müzakerelerden 47 yıldır bir sonuç alınamadı. Ne var ki artık gidişat, -son 47 yıldır sürdürülen müzakereler Rumların bütün çabalarına ve Güvenlik Konseyi Daimi Üyelerini devreye sokmalarına rağmen- hiçte Rumların istedikleri yönde değil.

Avrupa Birliğine girme nedenleri, Avrupa ülkelerini arkalarına alıp Türkiye’ye baskı yapmak, bir şekilde adadan Türk askerini atmak ve adaya tümden hakim olmak içindi. Bunları Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin 4. Başkanı Glafkos Klerides, anılarını toparladığı kitabında açık ve net olarak dile getirmekte.

Hristofyas’ın şimdi en büyük korkusu “Çok Taraflı Toplantı.”

Bu “Çok Taraflı Toplantı”da;

Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlarla eşit statüde masaya oturacaklar.

Masada (1960) Kıbrıs Cumhuriyeti olmayacak Onun yerine Kıbrıs Türk Halkı ile Kıbrıs Rum halkının liderleri ve müzakere heyetleri olacak veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanları ve Müzakere heyetleri yer alacak.

Rumlar isteseler de istemeseler de, Kıbrıslı Türklerle ya ortak bir devlet kurmak zorunda kalacaklar ya da adadaki mevcut iki halkın anlaşamayacağı kanaati oluşacak ve adadaki iki ayrı devletin varlığı resmen kabul görecek.

Hristofyas başına gelecekleri artık az çok görmeye başladı.

New York’un Long Island bölgesinde yer alan Green Tree çiftliğinde yapılacak görüşmeden sonraki aşamada “Çok taraflı Toplantı” çağrısı yapılacak ve bu toplantıda da, Rum tarafı görüşmeci değil, ne yapması gerektiğinin kendisine söylendiği taraf olacak. İtirazları oylamada azınlık sayısında kaldığı müddetçe, kabul edilen her kararı uygulamak zorunda kalacak.

Bu kararları uyguladığında da Rum Cumhurbaşkanı Demetris Hristofyas, Helen tarihine yani Yunan tarihine “Kıbrıs adasını kaybeden başarısız lider” tanımıyla geçeceğinden, Green Tree toplantısından nasıl kaçabileceğinin ve bu süreci nasıl durdurabileceğinin hesaplarını yapmakta.

Ancak Hristofyas tıpış tıpış Green Tree zirvesine gitmek zorunda.

İstese de gidecek, istemese de…

Tarih bunun örnekleri ile doludur.

Makarios da 1 Ocak 1964 sabahı 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı iptal ettiğini açıklamıştı. Herhalde dalgadaydı veya da Bizans kurnazlığı yapıp ortaya bir zarf atmıştı.

Ama tutmadı. O denli ağır bir tepki aldı ki. Yanlış anlaşıldığını söyleyerek sözlerini geri aldı.

Hristofyas’da aynısını yaptı dün. Zarf attı ama tutmadı.

İllaki gidecek. Kaçarı yok.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

6 Ocak 2012

5 Ocak 2012
Rumlar Müzakereden Kaçıyor için yorumlar kapalı
Okunma 84
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-amblem kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar