AB’nin Yüzkarası Türkiye Raporu

AB’nin Yüzkarası Türkiye Raporu
Double Faced European Union by Ata ATUN

İki Yüzlü Avrupa Birliği by Ata ATUN

Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlamasından sonraki 15’inci “2012 Türkiye İlerleme Raporu” evvelki gün açıklandı. Çok tarafgir hazırlanmış bir rapor.  Özellikle de siyasi kriterlere ilişkin bölümünü gerçekleri yansıtmadığı gibi, hayal kırıklığına uğratıyor.

 

Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı Türkiye 2012 İlerleme Raporu ve Genişleme Stratejisi Belgesi’nin Türkiye’nin ve KKTC’nin tanımadığı sözde bir devletin, sözde dönem başkanlığı süresi içinde hazırlanmış olduğu içeriğinden belli.  

 

AB yola yanlış işler yaparak başladığı için, sonuçları da yanlış oluyor doğal olarak. “Kılavuzu karga olanın burnu çirkeften çıkmazmış” atasözümüze uygun olarak Kıbrıs Rum Yönetimi gibi uyduruk bir devleti, AB’nin kurucularının koyduğu üyelik koşullarına aykırı olarak kendine üye yapan AB, bu nedenle Türkiye ile müzakerelere yanlış kulvardan başladığı için bir türlü bu yanlış yoldan çıkamıyor. Çıkamadığı için de hep yanlış sonuçlara varıyor.

 

Öncelikle, 2012 Raporu yol gösterici olmaktan çok uzak olduğunu söyleyebiliriz.

Raporda kendine özgü küçük ve önemsiz olaylara çok yer verilmiş ve bunların üzerinden de Türkiye ile ilgili genelleme yapılmış. Çok yanlış bir değerlendirme stratejisi bu.

 

Ayrıca tam bir yüz karası olan bu rapor AB’nin eşitlik ilkesini hiç mi hiç yansıtmıyor. Raporun, Rumların ve Yunanlıların başrolde oldukları bir oyuncu kadrosu tarafından hazırlandığı içindeki cümlelerden belli.

 

Rapor dengesiz… Dengesini bilerek ve isteyerek bozmuşlar. Olumlu gelişmeleri ve olumsuzlukları eşit bir şekilde ele alacaklarına adeta olumsuzluklara yoğunlaşmışlar. Belli ki peşin yargı ile kaleme almışlar bu İlerleme Raporunu. İllaki Türkiye’ye vurulacak. Oysa bunu neredeyse Türkiye’nin 50 yıl gerisinde olan Bulgaristan’a ve Romanya’ya dahi yapmadılar. Hedefleri Türkiye’yi bıktırmak ve AB üyeliğinden soğutmak. 

 

AB, sudan bahanelerle T.C. vatandaşlarının vize serbestisi sağlanması konusunda ayak diriyor ve Türkiye ile AB arasında parafe edilen “Geri Kabul Anlaşması”nın eşit zamanlı uygulanması mutabakatına rağmen, Geri Kabul Anlaşmasının hemen Türkiye tarafından uygulamaya konmasını isterken, vize serbestisinin de çıkmaz ayın son çarşambasında uygulanacağını söylüyor.

 

Kıbrıs Rum Yönetimi, anavatanı Yunanistan, hamileri Fransa ve Almanya ile birlikte, her aşamada Türkiye’nin AB’ye üye kabul edilmemesi için elden geleni yapıyor, akla gelmedik engeller çıkarıyor. Bunun sonucunda da Türkiye’nin AB’ye üye olmasını isteyen Türk vatandaşlarının sayısı dramatik bir şekilde yüzde 20’lerin altına düştü.

 

Kıbrıs konusunda ise Rum ve Yunanlılara teslim olmuş durumdalar. AB’den bu konuda Türkiye ve KKTC’yi destekleyici girişimler yapmasını beklemek, elma ağacının meyve olarak karpuz vermesini beklemekle aynı statüde. Elma ağacında karpuz yetiştiği vakit, AB’de Türkiye ve KKTC’ye sempatik gözle bakmaya başlar, ananas yetiştiği vakit de destekler.

 

AB, Kıbrıs Rum tarafını kendi hatası sonucu üye yaptı ve başına bela olarak aldı. Kıbrıs konusunda Rum Yönetimini taraf yapmaması gerekirken, tam tersine ipleri Rumların eline verdi. Kıbrıs konusunda taraf olmaması ve çözüme katkı koyucu rol üstlenmesi gereken AB’de ne hikmetse hem taraf oldu hem de inisiyatifi neredeyse AB’nin en küçük devletlerinden bir tanesi olan Rumların eline bıraktı.

 

AB’nin, Rum Yönetimi ile Türkiye’nin ikili ilişkilerinin normalleştirilmesini beklemesi ve Türkiye’yi bu konuda adeta tehdit etmesi, siyasi gerçekleri göremeyen kör gözlere sahip olduğunun en güzel kanıtı. Belli ki Rumlar ve Yunanlılar AB’nin gözlerine bu konuda mil çekmişler.

 

Raporun birtakım ucuz pazarlıklara kurban edildiği kesin.

Perde arkasında Yunanistan’ın Euro Bölgesinden çıkma tehdidi ile bu raporun Türkiye’yi rencide edecek ve suçlayacak şekilde hazırlandığı söyleniyor AB’li diplomatlar tarafından. 

 

Belli ki, ekonomik ve siyasi kriz içindeki Avrupa Birliği, 2012 yılı Türkiye İlerleme Raporu’nu tarafgir bir şekilde kaleme alarak, kendisinin uydurduğu yapay gerekçelerle Türkiye’nin üyeliğini geciktirmek peşinde.

Bunu anlamayan kaldıysa beri gelsin.

 

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com 

12 Ekim 2012

11 Ekim 2012
AB’nin Yüzkarası Türkiye Raporu için yorumlar kapalı
Okunma 72
bosluk

ABD, İran ve Suriye’yi Eziyor

ABD, İran ve Suriye’yi Eziyor

Şunu kabul etmek gerekir ki, ülkesine son derece sadık ve akıllı bir derin devlet tarafından yönetilen Amerika Birleşik Devletleri dünyanın patronu.

 

Hangi ülke ile nasıl bir ilişki kurulacak, ABD’ye karşı düşmanlık besleyen devletlere karşı ne yapılacak, hangi silahla saldırılacak veya da hangi yaptırımlar uygulanacak onlar karar veriyor. Üstelik amiyane tabirle “tahta kafalı”da değiller. Her hatadan ders alıyorlar, hırsları asla mantıklarının önüne geçmiyor.

 

Ellerindeki tüm olanakları en verimli bir şekilde kullanıyorlar ve devamlı olarak da yeni silahların, yeni yaptırımların peşinde koşuyorlar.  

 

Önümüzdeki birkaç 10 yıl içinde artık önemli savaşlar, eski tabirle top, tüfek, tank ve roketlerle yapılmayacak. Bu saydıklarımız ancak tarih kitaplarında yer alacak. Amerikan askerleri ölmeyecek, düşman addettiği insanları da öldürmeyecek.  

 

Çünkü yeni bir planı devreye sokan ABD öyle ufak tefek devletlerle silahla mücadele etmeyi de bir kenara bıraktı. Dişli rakipleri için uzay teknolojisinin kullanıldığı son model, kimsenin daha görmediği/duymadığı silahları üretirken ve üretimini teşvik ederken, kendini nimetten sayıp büyük devletlere (özellikle de ABD’ye) karşı horozlanan küçük devletleri de masa başında- kağıt üzerinde- aldığı tedbir ve ekonomik yaptırımlarla dize getirme stratejisini uygulamaya koydu.

 

Bu mücadele yönteminin sonunda ölen kitleler yok ama bağıran ve isyan eden çok. Söz konusu ülkenin yöneticileri de halkı tarafından ortaya konan bu başkaldırı sonucu kendisinden istenileni yapmak, girdiği yanlış yoldan çıkmak zorunda kalıyor ya da belli bir sürecin sonunda kalacak. Kurtuluş yok.

 

İran ve Suriye bu yeni stratejinin en güzel örneğini oluşturuyor.

ABD, 1960’lı yılların başında soğuk savaş bütün hızı ve haşmeti ile devam ederken, Küba lideri Fidel Castro’nun Rus nükleer füzelerini Amerika’ya dönük olarak Küba’ya konuşlandırmak istemesi üzerine Küba’ya uyguladığı ulaşım ambargosu ile bu stratejinin ilk uygulamasını başlatmıştı.

 

Aradan geçen yarım asır içinde ABD, hasım ve söz dinlemez devletlere karşı ambargo uygulama ve yaptırım stratejisi için alt yapıyı hazırladı ve can yakacak şekle soktu.

İran’ın her ne kadar sesi soluğu çıkmıyorsa da ABD’nin uyguladığı ekonomik ambargo altında ezilmeye başladı. Yakında İran halkından gür ve yüksek tonda itirazlar yükselmeye başlarsa hiç şaşmamak gerekir.

 

Ekonomik ambargo derken öyle aklınıza kağıt üstünde laf ola bir sürü tedbirler dizisi gelmesin. Uluslararası yaptırımlardan sonra İran’ın tüm dış ticareti bıçakla kesilmiş gibi durdu. Petrolünü satamıyor. Dış satım olmadığı için de içeri giren para yok. Üretim de yetersiz. Enflasyon aniden azdı. Temmuz ayında tavuk fiyatı 3.5 TL’den 9 TL’ye çıkarken, yoğurt da 3.5 TL’den 11.8 TL’ye fırladı.

 

İran’ın para birimi Riyal, Dolar karşısında iki yıl içinde yüzde 65 değer kaybetti. Sadece geçen hafta Riyal’deki düşüş, Pazartesi değeri ile Cuma değeri arasındaki fark yüzde 33. Evvelki sene 1 ABD Doları 10 bin Riyal’ken bugün ise 1 ABD Doları 32 bin Riyal.

 

Batı İran’a “Ya Nükleer Santralı denetime aç ve ağır su üretimini durdur ya da biz seni çökertiriz” diyor. 

ABD gerçekten de silahı ile ordusu ile ekonomik gücü ile ve de yaptırım olanakları ile dünyanın en büyüğü. Vurduğunu deviriyor. Amerikan ordusu, dünyanın her yerinde sıcak savaş yapabilme, mali gücü de ekonomik ambargolar uygulayabilme olanaklarına sahip. Amerika’yı, dünyanın patronu yapan da onun bu özelliği. (Politikacılar kervancı, onlar hancı da diyebiliriz.)

 

Suriye ise İran’ın yanında çerez olarak nitelendirilebilecek durumda. Bilindiği üzere Suriye üzerinde de ambargolar başladı. Şayet Esad silahla gitmezse, ekonomik çöküntü nedeniyle gitmek zorunda kalacak. Bu sonun alternatifi yok.

 

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com 

10 Ekim 2012

10 Ekim 2012
ABD, İran ve Suriye’yi Eziyor için yorumlar kapalı
Okunma 61
bosluk

Suriye’nin Geleceği Tarihinde Yazılı

Suriye’nin Geleceği Tarihinde Yazılı
First President of Syria Shukri Al Quwatli by Ata ATUN

Suriye’nin İlk Cumhurbaşkanı Şükrü El Kuvvetli by Ata ATUN

Orta Doğu’da yaşayan ve bölge ile bağı olan birçok insanın merak ettiği konu Suriye’de muhaliflerle Esad yanlılarının çatışmasının sonunda nelerin olacağı. 

 

2011 yılının Mart ayında Suriye’de başlayan iç çatışma hala daha devam ediyor. Bu ilk değil, son da olmayacak.

 

1920 yılından 1946 yılına kadar bölgede hâkimiyetini sürdürmüş olan Fransa Sömürge Yönetimi (Fransız Manda İdaresi), bu süre içinde askeri ve ekonomik gücü ile dini ve ırksal farklılıkları olan etnik grupları baskı altına almış, nefes bile aldırmamıştı. Doğal olarak ayrılıkçı düşünceleri ve ülküleri olan bu gruplar, Suriye devletinin bağımsızlığını kazandığı ve Fransız yönetiminin nefes aldırmayan baskısının ortadan kalktığı gün, yeni kurulan Suriye Devletinin yönetimine egemen olmak ve yönetimde pay almak isteği ile ülkeyi ikinci bir iç savaşın içine sürüklediler.

 

Fransız Sömürge Yönetiminin Suriye’den çekildiği 1946 yılında başlamak üzere demokrasi, tüm bu iç çatışmalarla birlikte kısıtlı olsa dahi sadece 3 yıl sürebildi ve Suriye’nin tarihindeki ilk askeri darbe General Hüsni az Zaim tarafından Mart 1949 tarihinde gerçekleştirildi. 

 

General Husni az Zaim, Suriye’nin ilk (ve son) demokratik seçimle başa gelerek Cumhurbaşkanı olan Konya doğumlu Şükrü el-Kuvvetli’yi ordunun silah gücü ile görevinden alarak başa kendisi geçti.     

 

Hüsni az Zaim’in yaptığı bu hareket Suriye’de yeni ve vazgeçilemez bir alışkanlık yarattı. Orduda görev yapan yüksek yüksek rütbeli subayların gözü açıldı ve hepsinin kalbinde iktidar hırsı yanmaya başladı. Demokrasinin ayaklar altına alındığı o meşum tarihten sonra kendini birazcık kuvvetli hisseden her üst rütbeli general darbe yaptı Suriye’de. Hüsni az Zaim’in iktidarı sadece 5 ay sürdü. Halepli General Sami el-Hinnavi Ağustos ayında kendisini alaşağı etti ve astı. Bu asma işi de yeni bir kapı oluşturdu, Suriye’nin darbelerle dolu tarihinde. Her darbe yapan, devirdiğini asmaya, taraftarlarını yok etmeye başladı o günden sonra.    

 

Suriye’de diktatörlük ise 28 kasım 1951 tarihinde darbeci Albay Edip Çiçekli (Adip Shishakli) ile başladı ve halen devam etmekte. Çiçekli bu tarihte kendisi devlet başkanıyken ikinci bir darbe daha yaptı ve sivil hükümeti görevden alarak hepsini içeri soktu. Yerine askerleri atadı, siyasi partilerin tümünü kapattı yerlerine de -tek ses çıkaran- kendi partisi olan Arap Özgürlük Hareketi’ni kurdu da rahat etti.

 

Çiçeklinin iktidarı sadece 3 yıl sürdü ve Rusya’nın desteğini arkalarına alan muhalif subaylar kendisini kolayca devirdi. Baas Partisinin palazlanması da bu tarihte başladı, doruk noktasına ise 1958 yılında Mısır ile kurulan Birleşik Arap Cumhuriyeti serüveninde ulaştı. BAC’nin Cumhurbaşkanı olan Abdünnasır, işe ilk olarak Suriye’de ayakta kalmayı başarmış tüm siyasi partileri kapatmakla başladı. 2 yıl süren BAC macerası 1961’de Suriyeli Generallerin darbesi ile sona erdi.

 

Bu sefer generaller, geleneklere aykırı davranarak kısıtlı da olsa bir genel seçim yaptılar ve hem Meclis oluştu hem de sivil bir kişi yönetimin başına geçti. Siyasi partiler açıldı ve politik yaşam hızlı bir şekilde başladı. Başladı ama sadece 1 yıl sürdü ve yapılan askeri bir darbe ile sivil yönetimin yerini gene askerler aldı. Bu darbe de sadece 1 ay sürdü ve 2’nci bir darbe ile bunlarda iktidardan gitti. Çok değil 11 ay sonra bu sefer Baas’çı Nusayri subaylar bir darbe yaptı ve iktidarı bir daha bırakmamak üzere ele geçirdiler.  Bu sefer darbeler Baas partisi içinde yapılmaya başlandı ve baba Esad iktidara gelene kadar çok sayıda darbe yaşandı Suriye’de.

 

1920 ile 1946 yılları arasında süregelen Fransız Sömürge Yönetimi döneminde yükselişe geçmiş olan nüfusun yüzde 11’ni oluşturan Alevilere karşın 1946 ile 1963 yılları arasında Suriye nüfusunun yüzde 74’ünü oluşturan Sünniler yükselişe geçti. 1963-1970 yılları arasında birleşmeyi başaran Aleviler, 1970’den günümüze kadar da bir güç haline gelerek Suriye’yi yönettiler.  

 

Şimdi ne mi olacak, ya da muhaliflerle Esed yanlılarının çatışması bitince ne mi olacak?

Zaten nelerin olacağını yukarda yazdım.

Tarih tekerrürden ibaret.

Alışmış kudurmuştan beterdir diyen atasözümüze uygun olarak iç savaş bitse de iç çatışmalar durmayacak ve devam edecek. Bu sefer Suriye içinde etnik grupların kümeleştiği ve yoğunlaştığı bölgeler oluşacak ve Suriye, dini grupların oluşturduğu idari bölgelere bölünecek.

İngilizlerin ve Fransızların Sykes-Picot Anlaşması sonrası oluşturdukları yapay sınırlar, yerini gerçek sınırlara bırakacak.  

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com 

8 Ekim 2012

7 Ekim 2012
Suriye’nin Geleceği Tarihinde Yazılı için yorumlar kapalı
Okunma 426
bosluk

ABD Kongresinde Kıbrıs Türk Günü

ABD Kongresinde Kıbrıs Türk Günü
Cyprus Turkish Day Event in US Congress Buildings by Ata ATUN

ABD Kongresinde Kıbrıs Türk Günü by Ata ATUN

ABD Kongre Binasında organize edilen “Kıbrıs Türk Günü” ile ilgili haberleri iftiharla okudum. ABD’de yaşamayan, böylesi bir etkinliğin ne kadar önemli olduğunu tam olarak kavrayamaz. Son derece zordur Rum Lobisin koyduğu engelleri aşmak ve böyle bir sosyal etkinliği hayata geçirmek.

 

Rum ve Yunanlıların hem güçlü bir lobileri, hem de çok kuvvetli ve sadık yandaşları var ABD Temsilciler Meclisinde. Bırakın KKTC bayrağını asmayı, KKTC’nin veya da Kıbrıslı Türk kelimelerinin kullanılmasını bile önlemişlerdir yıllarca.

 

Ama çok akıllıca ve dahiyane bir organizasyon bu engelleri aşmayı becerdi ve Amerikalıların kendi dillerinde “Capitol” dedikleri, tam ortasında kubbeli bir kulesi olan beyaz renkli Kongre Binasının eki olan yapıların arasında en önemlisi “Rayburn” binasının Hukuk İşleri Komitesi’ne ait büyük toplantı salonunda “Kıbrıs Türk Günü” düzenlendi.      

 

Binanın girişinde ve salonun içine asılan devasa boyuttaki KKTC Bayrağının, temsil ettiği Kıbrıslı Türklerin tüm gururunu taşıdığını bilmek bile beni son derece gururlandırdı ve mutlu etti.

 

Benim için önemli olan 230 tane, yerel dilde kendilerine “Legislative Assistant” veya da “Staffer” denilen “Yasa Yapan –Milletvekili- Yardımcı”larının, yani yasa yapabilecek bilgiye sahip ABD Temsilciler Meclisi Üyelerinin (Milletvekillerinin) yardımcılarının Kıbrıs Türk Günü’ne katılmış olması. Zaten Kasım ayında yapılacak olan seçimden dolayı Kongre kapanmak üzere ve Temsilciler de yani Amerikan Milletvekilleri de kendi seçim bölgelerinde. Bu nedenle de “Yasa Yapan Yardımcılar”ın da bu günlerde başı rahat. Başka zaman olsa değil 230’u, ikisi bile iş yoğunluğundan katılamazdı böylesi bir etkinliğe…

 

Amerikan Milletvekilleri (Temsilciler), genelde konuları bilmezler. Bilgiyi hazırlayıp masalarına koyan veya da kendilerine sözlü olarak anlatan işte bu “Yardımcılar”dır. Bu nedenle de bu “Yardımcı”lar Amerikan Milletvekilleri kadar önemli ve etkindirler yasalar ve takip edilecek konular üzerinde.

 

 “Kıbrıslı Türkler”in varlığı ve sıkıntılarının Rumların tüm engelleme girişimlerine rağmen, çok dahiyane bir organizasyonla KKTC’nin dolu dolu tarihi, hellim peyniri, yemeklerimiz ve Türk kahvemizle, güzel ve hoş bir ortamda bu “Yardımcı”lara aktarılabilme kapısı oluşturuldu. Bu gün değilse yarın, yarın değilse öbür gün, “bir kahvenin kırk yıl hatırı var” sözümüze uygun olarak sorunlarımız, isteklerimiz, beklentilerimiz ve sıkıntılarımız bu “Yardımcı”lara aktarılacak.  

 

Böylesi ileriye dönük getirileri olacak ve başarılı bir etkinliği organize eden, katkı koyan, eyleme haline dönüştüren başta KKTC Washington Temsilciliğimiz olmak üzere emekleri geçen ABD’deki etkin ve başı çeken Türk Amerikan kuruluşları olan, Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi’ni (ATAA), Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu’nu (TADF), Türk Amerikan Toplum Merkezi’ni (TACC), Washington Amerikan Türk Derneği’ni (ATA-DC), Maryland Amerikan Türk Derneği’ni (MATA), “Gezici Türk Kahve Evi”ni ve Kuzey Kıbrıs Kültür Derneği’ni kutlar, teşekkürlerimi/ şükranlarımı sunarım.

 

Özellikle de etkinliğe gelen her bir konukla tek tek ilgilenen ve bilgi veren pırıl pırıl 10 gencimizi de kutlarım. Gösterdikleri performans olağanüstüydü.

 

Bunun semeresini yıllar içinde fazlası ile alacağımız kesin. Zira uluslararası politikada “Lobicilik” çok önemli. Doğru yapabilirseniz kendi düşünce ve haklılığınızı rahatça aktarıp, size ait olmayan ortamlarda kazanım elde edebilecek şekilde savundurabiliyorsunuz.          

 

Özellikle Temsilcimiz Ahmet Erdengiz dostumun “Etkinliğe katılan konukların önemli bir bölümü ile ilk kez temas kurduk. Kıbrıs Türkleri hakkında ilk kez bilgi aldılar, varlığını öğrendiler. Dolayısıyla bizim açımızdan, gelecek Kongre döneminde ziyaret edebileceğimiz, Kıbrıs konusunu anlatabileceğimiz yeni dostlar kazanmış olduk. Bu açıdan bizim için çok önemli bir gündü” şeklindeki sözleri, aslında başarının boyutunu çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor.

Eminim seneye çok daha görkemli bir organizasyonla karşılaşacağız.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com 

5 Ekim 2012

4 Ekim 2012
ABD Kongresinde Kıbrıs Türk Günü için yorumlar kapalı
Okunma 119
bosluk

Hristofyas’ın Polisleri

Hristofyas’ın Polisleri
Cyprus Greek Police Car Entering to TRNC Without Permission by Ata ATUN

KKTC Sınırlarını İzinsiz Geçen Rum Polis Aracı by Ata ATUN

KKTC sınırlarını ihlal eden Rum Polislerin tutuklanması konusunda Rum Yönetimi başkanı Hristofyas BM’ye müdahale etmesi için çağrıda bulunmuş.

 

Bence Hristofyas bu çağrısı ile çok gülünç ve zavallı bir duruma düştü.

Hristofyas’ın söz konusu KKTC sınırları içinde tutuklanan polislerinin KKTC yasalarına aykırı davranıp suç işlediklerinin farkında değil herhalde.  

 

Tutuklanan Rum polisler;

a-   KKTC’nin yetkili makamlarından giriş izni almadan KKTC’ye girdiler.

b-   KKTC yetkili makamlarından izin almadan üzerlerinde silah taşımaktaydılar.

c-    KKTC yetkili makamlarından giriş izni alınmamış bir araçla KKTC’ye kaçak yollardan girdiler.

d-   KKTC yasalarına aykırı olarak bir KKTC vatandaşını darp ettiler.

e-   Araçlarında KKTC yetkili makamlarından izni alınmamış telsiz kullanmaktaydılar.

f-     KKTC sınırları içinde geçerliliği olmayan sahte bir üniforma giymekteydiler.

 

Rum polislerin işledikleri suçların sayısını daha da artırabiliriz.

Rum Yönetimi geçmiş yıllarda buna benzer suçlamaları masum Kıbrıslı Türklere yaparlar ve sonrada insaflıysalar uzun bir müddet kodese tıkarlardı. Eğer tutuklayanlar EOKA’cı iseydi, köşeyi dönüp tutukladıkları Kıbrıslı Türk’ü infaz ederlerdi.

 

İşin garip tarafı, söz konusu polisler sivil elbiselerle, sınır kapısında kimliklerini gösterip, üzerine KKTC yazan giriş-çıkış evrakına adını, soyadını ve kimlik kartı numarasını yazıp, KKTC makamlarından gerekli giriş iznini aldıktan sonra KKTC’ye geçmişte birkaç kez girmiş, gezip tozduktan sonra da gerisin geriye kendi memleketlerine dönmüşler. Üzerlerinde ne silah varmış, ne de üniforma.

 

Hristofyas’ı bu nedenle pek anlamış değilim. Kendi hükümetinin polisleri, sivil elbise giyip, KKTC hükümetinden gerekli izinleri alıp KKTC’ye giriş yaptıklarında itiraz etmiyor da sınırımızdan kanunsuzca girmeleri nedeni ile tutuklanınca niye BM’ye şikâyet ediyor acaba?

 

Rum Yönetiminin, Kıbrıs adasının tümü üzerinde mutlak kontrolünün olmadığının ve de KKTC hudutları içinde acizliğinin en büyük ispatı bu olay.

Bu tutuklama olayı geçmişte, 1974 öncesi yaşansaydı, şimdiye en az 10 Kıbrıslı Türk yollardan toplanmış ve öldürülmüştü.

 

Şimdi bakalım kimler girecek araya.

Geçmiş yıllarda yapılanlara bakılırsa Rumların geleneksel uygulamasının misilleme yapmak olduğu görülür. Ya birkaç tane masum Kıbrıslı Türkü Güney Rum kesiminde yalan dolan bir suçlama ile tutuklayacaklar, ya araçlarına veya kendilerine fiziki zarar verecekler ve bu şekilde de intikamlarını almış addedecekler kendilerini.

 

Hrisi Avgi denen, sadece kendi bölgesi içinde horozlanabilen sahte cesurlar, herhalde miting düzenleyip, Türklere karşı bol bol çirkin sözler sarf ederler, önümüzdeki birkaç gün içinde.

 

Üstelik, hala daha 1974 Mutlu Barış Harekatı sonrası ateşkes anlaşması yapılmış değil. Taraflar sadece BM’nin “Ateş Kes” çağrısını uymuşlar ve silahlar susmuş. Hristofyas bilmiyor mu, Ateş Kes Anlaşması imzalamadığı bir ülkenin topraklarına kendi vatandaşları kanunsuz olarak girerlerse tutuklanacaklarını.

Elbet biliyor.

Eski Rum Cumhurbaşkanı Glafkos Klerides bile KKTC’ye girerken usulden de olsa form doldurup giriş izni için başvurmuştu. Açıklanmadı, afişe edilmedi ama o başka bir olay.

 

Kendi makamında esip gürleyen Rum Ortodoks Kilisesinin başı Başpiskopos II. Hrisostomos niye elini kolunu sallayarak KKTC’ye geçemiyor. Biliyor çünkü illaki form doldurup, ruhani adı olan “Başpiskopos II. Hrisostomos” yerine, gerçek adı olan Herodotos Dimitriou yazacak ve imzalayarak KKTC makamlarından geçiş izni isteyecek. Verilirse KKTC’ye girebilecek, uygun görülmez ve verilmez ise geri dönecek. Bu nedenle de ayin yapmak için KKTC’ye metropolitlerini gönderiyor. Onlar da KKTC’ye resmi yoldan başvuruyorlar ve ancak onay alabilirlerse girebiliyorlar.

 

Rum Yönetimi başkanı Hristofyas bunları bilmiyor mu. Bal gibi biliyor.

Üstelik biliyor ki, kendisi bile Rum Yönetimi Başkanı olarak kuzeye geçmek istese, illaki KKTC Hükümetine başvurup form doldurmak zorunda.

 

Tüm bunlara rağmen, AB gibi bir kuruluş, sahte Kıbrıs Cumhuriyeti’ni AB’ye üye olarak kabul ederken, “Protokol 10” diye bir belge yayınladı ve sahte Kıbrıs Cumhuriyetini, adanın tümü üzerinde egemen olduğunu vurguladı.

Hani o “Protokol 10”da yazılı egemenlik. Nerede? Ben göremiyorum. Gören varsa beri gelsin.   

 

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com 

3 Ekim 2012

 

2 Ekim 2012
Hristofyas’ın Polisleri için yorumlar kapalı
Okunma 150
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar