Türkiye, AB, ABD soğukkanlı, Fransa kaptırdı gidiyor

Türkiye, AB, ABD soğukkanlı, Fransa kaptırdı gidiyor

Fransa Başbakanı Villepin’in, “Madem ki Türkiye Kıbrıs’ı tanımıyor, Türkiye-AB müzakerelerinin başlaması anlamsızdır” demesi, gerek Lefkoşa, gerekse Atina için kapanmış olduğu düşünülen VETO konusunu yeniden gündeme getirdi.

Kendini AB’nin lokomotifi zanneden Fransa, kendi başına Kıbrıs’ı bahane ederek 3 Ekim’de müzakerelerin başlamasına felik koyabilir mi veya mani olabilir mi?

Bunun yanıtı çok açık ve kesin olarak HAYIR’dır.

Hiç düşünüp, EVET olabilir mi diye kafa yormaya bile gerek yok. Yanıt kesin olarak HAYIR’dır.

Unutulmaması gereken ince bir detay var.  17 Aralık kararının AB Komisyonun’da ittifakla (oy birliği ile) alınmış olması.  Yani tüm üyelerin EVET demesi ile karara varılmış olması.

Fransa’nın bu aşamada, Ek protokole ilave edilmiş deklarasyonu bahane edip müzakerelerin başlamasını engellemeyebilmesi için konuyu yeniden komisyona götürmesi ve  “Hayır, Türkiye ile müzakerelere başlamıyoruz” diye yeniden “ittifakla” karar alması germektedir.

İşte imkânsız olan da, bana kesin olarak yukarıdaki yanıtın HAYIR olacağına teminat veren de bu incecik detay.

Buna ilaveten, Türkiye ile Askeri ve Ekonomik işbirliği içinde olan İngiltere gibi bir dost ülkenin ve Blair gibi vizyon sahibi bir liderin AB dönem başkanı olması da, bu tür iç tribünlere yönelik tepkileri daha doğmadan saf dışı bırakacak olumlu bir etken.

Konuya ABD açısından bakarsanız olayın biraz daha farklı bir boyut kazandığını görürsünüz.

ABD, hem kendisinin hem de AB’nin Türkiye’ye gereksinimi olduğu düşüncesinde. Türkiye’nin AB sürecinin durdurulmasının bırakın uzun vadeyi, normal vade de bile hiç kimsenin çıkarına olmayacağına inanıyor. ABD’ye göre müzakere süreci devam etmeli ve Türkiye AB içinde Batı dünyasının önemli müttefiki olarak yerini almalı. Terörün Avrupa’ya  bulaşması ve  AB’nin de  bundan yavaş yavaş etkilenmesi  teröre karşı yapılacak mücadelede, deneyimli olan Türkiye’nin önemi ortaya çıkarıyor. ABD terörle başa çıkmanın en önemli yolunun Türkiye’nin AB ile bütünleşmesinden geçtiğini yüksek sesle tüm üyelere söylüyor.

Konuya Rum tarafı açısından bakarsanız, VETO iç tribünlere oynanmış bir anlık kahramanlıktan sonra Papadopulos’un işini kolaylaştırmak yerine, iyice zorlaştıracak.

VETO, Türkiye’de kargaşaya neden olacak, AKP’yi Kıbrıs konusunda “Şahin”leştirecek veya da iktidar olmak için kolları sıvamış fırsat kollayan “Şahin”leri yeniden yönetime getirecek.  Bu VETO krizi, Türkiye’nin ambargolar ve izolasyonlarla köşeye sıkıştırılmış KKTC’ye dört elle sarılmasına ve adada kesin kes bir ayrılığa yol açacak. Kıbrıs’ta birleşik bir devlet hayal olacak ve Rumlar kuzeyi unutacak.

Kıbrıs ve Yunanistan, VETO kullanmanın kendi çıkarlarına olmadığını ve iplerin tümden kopacağını, Kıbrıs’ın kuzey yarısının VETO ile ellerinden kayıp gideceğini çok iyi biliyor. Bu yüzden de 17 Aralık tarihinde Türkiye’ye tarih verildiği zaman, VETO kullanmak istemediler. Bu aşamada da kullanmaya cesaret edemeyecekler.

Konuya bir de Türkiye tarafından bakarsanız, Türkiye’nin, Rum kesimini Kıbrıs konusu BM’de çözülmeden tanımasının, hukuken başına çok belalar açacağını bildiğini hemen fark ederseniz.

Bu nedenle, bırakın Rumları tanımayı, liman ve havaalanlarını da Rumlara açmayacak. Türkiye’nin Misak-ı Milli hudutları 1974’e değişti ve onu değiştirmek için artık Lozan benzeri bir anlaşma gerekli. Hiçbir siyasi parti bunu tek başına göze alamaz. İşin ucunda Vahdettin gibi Türk tarihine ihanet etmiş bir yönetici olarak geçmek de var.

Gerçek olan şu ki, Türkiye AB ile müzakere sürecinden iyi bir şekilde faydalanıyor.

Yabancı sermaye girişi 15 milyarı buldu.

Ekonomik gelişmenin 2004 yılı içinde gösterdiği gelişmenin istihdama yansıması ile 1 milyon 300 bin kişiye iş yaratılması.

Petrol fiyatlarının artışına rağmen enflasyonun düşmesi.

Peki sizce nereden kaynaklanıyor tüm bunlar. Bence büyük oranda AB sürecinden. Batılı sermaye, Türkiye’yi kendinden görmeye başladı artık.

Tüm bunları harmanlayın, göreceksiniz ki, 3 Ekim’de müzakereler başlayacak, Türkiye AB yolunda yürümeye devam edecek ve bu sürecin yarattığı yararlardan faydalanmaya devam edecek. Kıbrıs konusu AB’nin tüm bastırmalarına rağmen illaki BM zemininde bir çözüm yoluna girecek.

Ha, AB müzakereleri sonunda üyelik olacak mı? Bu benim için çok da önemli değil. Zaten bunu ancak benim torunlarım görebilecek…. Allah Kerim…

6 Ağustos 2005
Türkiye, AB, ABD soğukkanlı, Fransa kaptırdı gidiyor için yorumlar kapalı
Okunma 36
bosluk

IMF’den Türkiye’ye, KKTC’ye yardım yapmayın baskısı

IMF’den Türkiye’ye, KKTC’ye yardım yapmayın baskısı

İngiltere’de yayınlanan “Financial Times” gazetesinin evvelki gün Kıbrıs’a ilişkin yayınlamış olduğu ekinde küçük bir ayrıntı vardı. Önceleri hiç dikkatimi çekmemişti ama sonradan tekrar okuyunca sanki başıma balyozla vurulmuşa döndüm.

İzolasyonlar, ambargolar, siyasi baskılar tüm hızıyla devam ederken ve biz de bunlardan kurtulmak için Türkiye ile birlikte uğraş verirken şimdi bir de bu çıktı karşımıza.

Uluslararası Para Fonu (İMF),  Türkiye’ye, KKTC’ye yapmakta olduğu mali yardımı kısıtlama zorunluluğu getirmiş ve bu uygulama 2006 bütçesi itibarı ile geçerli olacak.

Enflasyon ile göze göz, dişe diş mücadele eden Türkiye, IMF ile çok yakın bir ilişki içinde. IMF’siz enflasyonu yenmesi olanaksız.

IMF olumlu rapor verdikçe ve buna paralel olarak da Türkiye’nin kredi notu düşmedikçe, dıştan Türkiye’ye giren sermaye ve dış yatırımlar artıyor, buna paralel olarak sıcak para akışı devam ediyor ve enflasyon aşağı aşağı gidiyor.

Ekonomistler, Ağustos 2005 itibarı ile YTL’nin olması gereken değerden %50 daha düşük olduğunu söylüyorlar. Yani bu gün 1 ABD doları 1.35 YTL ise bunun gerçek yani reel değerinin aslında yaklaşık 2.00 YTL olması gerekir diyorlar.

3 Ekim çok kritik bir tarih.

Hem siyasi bir Milat hem de Mali bir Milat.

1 Mayıs 2004 tarihinde bünyesine üye olarak Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini almış olan AB, üye adayı Türkiye’nin elinden Kıbrıs’ın kuzey kısmını alıp, Rumlara vermek için elden geleni yapıyor. Son derece haksız ve tek taraflı bir şekilde 3 Ekimde müzakerelerin başlayabilmesi için, 1963/4 Ankara Anlaşması Gümrük Birliği Ek protokolünü genişletmesi kisvesi altında Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini  tanınmasını istiyor. Hava ve Deniz Limanlarını Rumlara açarak, KKTC’nin bir kenara itilmesini ve daha da korumasız kalmasını istiyor.

AB olarak kendisi, referandum öncesi verdiği sözleri tutmayıp, ısrarla ticari ambargoları ve siyasi izolasyonları kaldırmıyor ve bu yönde adım da atmıyor.

BM, bizi dünyadan dışlayan 541 ve 550 No.lu kararları haksızca almış ve referandum da BM’nin hazırladığı Annan Planına EVET dediğimiz halde, bu kararları hala daha yürürlükte tutup, adada barışı önleyenin KKTC olduğu iddiasında.

Kala kala bir IMF kaldıydı bize ambargo uygulamayan. Zaten bizi tanımadığı için direkt olarak ambargo uygulaması olanaksız. Bunun için seçebileceği yegane yol, yıllardır bizi canlı tutabilmek için her türlü maddi ve manevi desteği veren Türkiye’den bize uzatılmış yaşam borusunu kesmek.

Türkiye’nin mali yardımları da kesilince, toplum olarak mahvolacağımız ve ister istemez Rum’un  kucağına düşeceğimiz kesin.

İşin ciddiyetinin ne boyutta olduğunu ortaya koyabilmek için bir kıyaslama yapmak istiyorum.

Hatırlarsanız AB’nin vermeyi vaat ettiği, “hikayeden düdük” misali  bir 296 milyon Avro vardı. Bunu vermemek ve geciktirmek için elden geleni yapıyorlar. Bir gün bir yanlışlık olurda verilirse, koşulları var. Bu para asla, 1974 öncesinde Rumlara ait olan topraklar üzerinde her hangi bir yatırıma dönüşemez diye. Ne demektir bu koşul. Biz Kıbrıs’lı Türkler bu AB Yardımı para ile bir elektrik santrali kurmak istersek, bu santral asla eskiden Rum koçanlı olan topraklar üzerinde veya 1960 patentli Kıbrıs Cumhuriyeti adına koçanlı arazi üzerinde kurulamaz. Telefon santrali yapmak istersek, ne santral binası ne de direkleri eskiden Rum koçanlı olan topraklar üzerine yapılamaz. Hikaye böyle.

Bir de IMF’nin durdurulması şartını koyduğu Türkiye yardımlarına bakın. 2005 yılında yapılacak toplam yardımın tutarı tamı tamına $900,000,000. Yanlış okumadınız yazı ile dokuz yüz milyon dolar. KKTC’deki tüm sektörler,  bu yardımdan ve yatırımdan payını kayıtsız şartsız alıyor.

İşte IMF bunun kesilmesini istiyor.

İnsanca serbest dolaşımımız kısıtlı. Direk ticaretimiz kısıtlı. Bizi tanıyan yok. Dünya üzerinde varız ama yokuz. Limanlarımız kapalı. Dünya ile hiçbir bağımız yok. Uluslar arası Posta bağlantısı yok, telefon bağlantısı yok. Bir tek Türkiye’miz var ve bir de soluduğumuz hava kaldı.

Şimdi sıra önce Türkiye’nin bize yardımlarını kesmek sonra da soluduğumuz havayı. Zaten başka bir şey kalmadı.

5 Ağustos 2005
IMF’den Türkiye’ye, KKTC’ye yardım yapmayın baskısı için yorumlar kapalı
Okunma 49
bosluk

Fransa blöf yapıyor

Fransa blöf yapıyor

Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, “Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği” yönündeki sözleri tam bir rakibi yoklama vuruşu ve bu sözlerle ima ettiği, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim tarihini bloke etmek tehdidi, aslında alışılmış bir davranış değil. Diplomasiye ve AB ruhuna aykırı. Bu çıkışı ile Fransa, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmasına dair daha önce var olmayan bir ön koşulu gündeme getirmek istiyor.

Fransa’da her kesin de bildiği gibi dış politikada son söz Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a ait. Üyelik müzakerelerinin açılması için Ankara’dan daha evvel istenmeyen bu koşul ilk defa empoze edilmeye çalışılıyor ve bunun da başını Fransa çekmeye niyetli. Villepin Kıbrıs konusunda Türkiye’ye “ultimaton” verirken, Türkiye’nin üyeliğine muhalefetin yoğun olduğu Fransa’daki iç tribünlere seslendi ve dışarıda da Almanya ile Avusturya’ya mesaj gönderdi.

Aslına bakarsanız ne Rum Kesimi, ne de Yunanistan’ın olayı bu denli kritik bir çizgiye çekmedi.

Buradaki kritik çizgi nedir.

Kritik çizgi “Bir oyun oynanırken kurallar değiştirilmez” kavramıdır.

Bu aşamada AB’nin, kendi kuralları içinde yapabileceği çok az şey var ve müzakereler tüm yüksek tansiyona rağmen 3 Ekim tarihinde başlayacaktır.

Müzakereler başlayana kadar ve sonrasında AB’nin yapabilecekleri ne olabilir.

1.     AB, Ekim ayında açıklanacak İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmamasını eleştirebilir ve konu bir “benchmark” olarak Müzakere Çerçeve Belgesi’nde yer alabilir.

2.     AB, Türkiye’nin, “Gümrük Birliği hizmetlerin serbest dolaşımını kapsamıyor” diyerek limanlarını Rum kesimine açmayı reddetmesine karşın bunun müzakereler için bir önkoşul olmasını kararlaştırabilir.

3.     AB, 36 fasılından birini oluşturan Gümrük Birliği müzakereleri için “Türkiye’nin Gümrük Birliği ile ilgili yükümlülükleri yerine getirilmelidir” diyerek bunların içine Türkiye’nin hava ve deniz limanlarının Rum kesimine açmasını koyabilir.

Yapılabilecek olan bu 3 olasılık da “Bir oyun oynanırken kurallar değiştirilmez” kavramına ve felsefesine aykırı. Bu işlem “Geriye dönük vergi koymak” gibi bir uygulama olacak ki, AB’nin kuruluş ruhu ve hukuk anlayışına tamamen aykırı.

Aykırı olmasına aykırı ama bir de AB’nin şerefi var ortada. Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması Avrupa Birliği’nin kendi değerleri için çok önemli. Bir  nevi şeref meselesi oldu artık.

Buna karşın Orta Doğu’da ve dünya ekonomisi içinde Türkiye’nin yükselen bir yıldızı var.  Özellikle 12 Eylül sonrasında, bir yerde dünyada oluşmaya başlayan Hıristiyan-Müslüman kamplaşmasında ve Hıristiyan dünyasında tırmanışa geçen İslam düşmanlığının önlenmesinde Türkiye’ye verilmek istenen büyük görevler var.

Siyasi ve dinsel görevlerle, ekonomik çıkarları alt alta koyup toplarsanız, çok açık olarak Türkiye’ye özellikle 3 Ekim müzakereleri başlangıcında bir takım üyelik önleyici şartların konamayacağını görürsünüz.

Neredeyse 1000 yıldır Avrupa ile iyi veya kötü ilişkileri olan Türkiye’nin ve Türklerin, AB’den dışlanması söz konusu olmayacaktır.

AB ne Kıbrıs’lı Rumları ne de Türkiye’yi kaybetmek istememektedir ve Avrupalı ruhuna uygun olarak illaki bir ara formül arayışı içine girecektir ve bulacaktır da.

4 Ağustos 2005
Fransa blöf yapıyor için yorumlar kapalı
Okunma 41
bosluk

Hrisi Avgi’ye dikkat

Hrisi Avgi’ye dikkat

Bazı okurlarımın nedir bu Hrisi Avgi dediklerini duyar gibiyim. Hrisi Avgi, güneyde, Türklere karşı duyulan nefret üzerine kurulu bir örgüt. Manası “Altın Şafak” demek. Tam bir Neo Nazi veya Neo Faşit kuruluşu, yani “Yeni Nazi”.

Almanya ve Avrupa, Nazi kökenli düşünceleri silip atmak için çaba gösterirken, parlamentolarından yasalar geçiriken, Avrupa’nın güzide bir üyesi olan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinde bu Hrisi Avgi kuruluşu faaliyette. Bu örgütün Rum tarafına getireceği siyasi bedel çok büyük olacak.  “Hrisi Avgi” isimli Nazist örgüt,  Rum siyasi sahnesinde yeni bir döneme damgasını vurmayı hedefliyor.

Hrisi Avgi kendisini ilk kez geçen nisan ayında, referandumların hemen öncesinde, Lefkoşa’nın Rum kesiminde dağıttığı ilan ve tanıtım broşürleriyle gösterdi. Örgüt üyelerinin bazıları bu broşürleri dağıtırken bazıları da sprey  boyalarla duvarlara “Anti-Elen Annan Planına Hayır” gibi milliyetçi görüşlerini içeren sloganlar yazdı. Bir anda ortaya çıkan Yunanistan orijinli bu örgüt, aklı başında Rum basınından tepki görmesinden sonra adını “Millîyetçi Halk Hareketi” olarak değiştirdi.

“Hrisi Avgi” isimli örgüt, Rum polis teşkilatının açıklamasına göre terör fonu da olan aşırı sağcı bir örgüt. Bunun yanında, siyasi ve sosyal yaşamda  terör ve çatışmayı körükleyen tehlikeli milliyetçi tutumları da var. Silah dahi taşıyorlar.  Rum polisi, Yunanistan’daki Hrisi Avgi’nin Güney Kıbrıs’taki devamı olan bu örgütle ilişkili faaliyet gösteren üyelerinin (yaklaşık 45 kişi) listesine sahip olduğunu ve bunların faaliyetlerini de resmen bildiğini iddia ediyor.

Söz konusu örgütün elebaşısı bir Kıbrıslı Rum kadın üniversite öğrencisi. Örgütün adresinde bir de internet sitesi bulunuyor. Sitenin adresi  http://www.geocities.com/xrushaugh/drasi.html . İnternet sitesinde her satırı Türk düşmanlığı kokan “Kıbrıslı Hrisi Avgiler ‘Katillerden intikam, Onlarla uzlaşmaya hayır, federasyona hayır’ sloganları yazıyor.

Bu örgütün geçen sene yaptığı ve polis kayıtlarına geçen açıklaması kelimesi kelimesine aynen şöyle : “Hiçbir Türk-Yunan dostluğuna inanmıyoruz ve bir gün ulusumuzun, 1974’te Kıbrıs’taki bayrağımızı utandıran mongollara güçlü bir yanıt vermeleri gerektiğini düşünüyoruz. İki yüzlü sahte insanî teorilerden uzakta… Türklerden nefret ediyoruz ve eğer birileri bizi barbar diye nitelendirirse, onları yalanlamayacağız, aksine bunu gururla kabul edeceğiz.”

Hrisi Avgi’ye göre (DIKO Başkanı) Kıbrıs’ın vatansever Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Rum halkını Annan planına “Hayır” demeye yönlendirmekle çok doğru yaptı.

Eğer herhangi bir Avrupa ülkesinin bir Cumhurbaşkanı veya Başbakanı, katıldığı bir etkinliğe neo-faşist, ırkçı bir örgütün de katılmasını kabul etseydi, o zaman gerek siyasi çevrelerin, gerekse her demokratik vatandaşın yoğun tepkileri ile karşılaşırdı. Ancak faşist Hrisi Avgi (Altın Şafak) örgütünün yeni kurulan Kıbrıs şubesinin geçen sene DIKO etkinliğine katılımı, DİKO partisinin lider grubunun tepkisini toplamadı. Aksine DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus, DİSY partisi ile ilgili bir dizi vatansever ve küfür dolu açıklamalarla, Hrisi Avgi grubuna usta bir şekilde siyasî destek vermeye özen gösterdi.

Hrisi Avgininin son açıklaması işte şöyle: “Hrisi Avgi Papadopulos’un yanındadır ve tetiktedir. Hrisi Avgi yerli ve yabancı evetçilerin ve Cumhurbaşkanının devrilmesi amacıyla yerlilerle birlikte komplo kuran yabancı komplocuların, satanist planlarını hayata geçirmelerine izin vermeyecektir.”

Hrisi Avgi ile Papadopulos arasında organik bir bağ olduğu göze çarpıyor. Papadopulos siyasi başarısızlığını Hrisi Avgi ile örtemeye çalışıyorsa çok yanlış bir yola girmiş demektir ve adadaki iki toplum arasındaki gerginlik tırmanma trendine göstermeye başlayacaktır.

Rum tarafında, özellikle Papadopulos hamiliğinde vatansever millîyetçilik şekli altında yapılan felaket tellallığı, Kıbrıs’ın siyasî kültür düzeyini düşürmeye başlayacak, iki halkı kesin çizgilerle bölecek, Rumlar içinde Kıbrıslı Türklere karşı kuşku ve düşmanlık duygularını körükleyecek ve iki toplumun arasındaki ipler bir daha bağlanmamak üzere kopacaktır.

Bizi güzel günler beklemiyor. Sanki 1963 olayları, aynı prodüktör tarafından  2005 yılı koşullarına uyarlanarak gene tezgaha kondu gibi…

3 Ağustos 2005
Hrisi Avgi’ye dikkat için yorumlar kapalı
Okunma 230
bosluk

Papadopulos’un falında siyasi kriz var

Papadopulos’un falında siyasi kriz var

Papadopulos, Gümrük birliğini 10 yeni üyeye genişleten protokolünün  Türkiye tarafından imzalanmasını dört gözle bekliyordu ve atılacak bu imza ile bir çok kazanımlar elde edeceğini sanıyordu ama şimdi imzadan sonra çok fena sıkıştı. Türkiye’den hiç beklemediği bir şamar yedi ve her zaman yanında zannettiği hamisi AB de bu şamar atılırken kılını bile kıpırdatmadı.

Artık Hanya ve Konya belli oldu.

Hele dün AB’nin iki ayrı yetkilisinin yaptığı açıklama evvelki gün Türkiye’nin attığı imzanın üstüne bir de tuz biber ekti.

Papadopulos perişan halde. Yakovu da öyle.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, dün yaptığı yazılı açıklamada, Ankara Anlaşması ek protokolünün imzalanmasının ardından, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına bir engel kalmadığını resmen kayda geçirdi.

Hukuk Komisyonu yaptığı ilk değerlendirmede deklarasyonun, protokolün Türkiye tarafından gereği gibi uygulanmasına bir engel teşkil etmediği görüşünü benimsedi.

Arkasından AB Komisyonu Sözücüsü Amadeu Altafaj Tardio’da   Türkiye’nin Ek Protokolü imzalayarak 3 Ekim öncesi en son şartı da yerine getirdiğini resmen açıkladı.

AB içinde kabul edilen olgu, Türkiye’nin yapması gereken tüm şartları yerine getirdiğidir.  Her ne kadar Avustarya, Almanya, Yunanistan, Fransa, Hollanda ve Lüksemburg gibi ülkeler, Türkiye’nin deklarasyonunun “kabul edilemez ve protokol hükümleri ile çelişir” olduğunu söylüyorsa da Ek Protokol ve yayınlanan deklarasyon AB Komisyonu Hukuk Bürosu tarafından incelenecek. Deklarasyonun bir sorun yaratıp yaratmadığı konusunda Hukuk Bürosu AB Komisyonu’na görüş belirtecek. Bu görüş doğrultusunda AB Konseyi’de karar verecek. AB’li diplomatlara göre ilk bakışta deklarasyon Ek Protokol için bir sorun oluşturmuyor ve protokole gölge düşürmüyor, ancak bu konudaki son kararı Hukuk Bürosu verecek.

Durum aniden aleyhe dönünce, zevahiri kurtarmak için Papadopulos ilk iş olarak iç tribünlere oynamayı yeğledi ve 3 Ağustos 1977’de ölen Rum yönetimi eski lideri Başpiskopos Makarios’u anmak için mezarı başından düzenlenen törende bir açıklama yaptı. Açıklamasında Türkiye’ye çattı ve Ankara’nın deklarasyonunun hukuki geçerliliği olmadığı iddiasında bulundu.

Şimdi içte Papadopulos’un başı iyice dertte. Türkiye’nin Gümrük birliğini AB’ın 10 yeni üyesini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören ek protokolü imzalamasına rağmen  “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımadığı yönünde deklarasyon yayımlaması,  ortalığı karıştırdı ve toz duman etti.

Muhalefet yabi DISY, zaten arası 2003 yılından beridir iyi olmadığı Papadopulos’a ve DIKO’ya saldırmaya başladı.  DISY’e ilaveten EDEK Başkanı Yannakis Omiru’da, imza işini Türkiye tarafından AB’a atılan bu şamar olarak tanımladı.

Şimdi hep birlikte Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını, KKTC’ye ambargoların kaldırılması karşılığında Rum uçak ve gemilerine açması konusunu tartışmaya başladılar.

Protokol sonrası olası gelişmelerden de bayağı ürkmüş durumdalar.  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bırakın “De Jure” olarak,  “De Facto” olarak bile tanınmayacağı korkusu yüreklerine girdi.

Varsayımlarına göre, bu koşullarda 3 Ekim’de Türkiye’nin AB ile müzakerelerinin başlayabileceği ve Ek Protokol TBMM’de onaylanmadığı takdirde Rum Yönetimi’nin “de facto”olarak bile tanınmadan müzakerelerin başlamış olacağını ve Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs’ta çözüm bulunmadan Rum Yönetimi’nin bugünkü şekliyle tanımamak için protokolün onaylanmasını geciktirmeyi hedeflediğini düşünüyorlar.

Tam “Korku miskindir” atasözüne uygun bir paranoya durumu. Hep birlikte Türkiye’nin siyasi oyununa geldiklerini düşünüyorlar.

Güneyde siyasi kriz kapıyı çaldı.

AB’ye güvenerek geleneksel megalomanilerine kapılıp Türkiye’nin AB perspektifine VETO koyarlarsa, işte o vakit film kopacak…

2 Ağustos 2005
Papadopulos’un falında siyasi kriz var için yorumlar kapalı
Okunma 42
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar