IS THERE A SHADOW HANGING OVER CYPRUS MEMBERSHIP?

IS THERE A SHADOW HANGING OVER CYPRUS MEMBERSHIP?

Cyprus’s joining the European Union has been overshadowed by the country’s unresolved political division that has existed since 1956. The island has been divided into a Turkish sector and a Greek sector as far back as 1956 under the British colonial government. First the capital Nicosia was divided by barbed wire, to be followed later by other towns and rather large villages.

The United Nations Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) landed on the island after heated inter-communal clashes took place in 1964 according to UN Resolution No. 186, dated March 4, 1964, and not after the 1974 intervention. Most people think the UNFICYP was deployed on the island after the 1974 intervention. This, of course, is not the truth.

The Cyprus problem, originating from the Greek Megalo Idea dat-ing from 1796, has existed on the island since 1878.
After the lease of the island to the British by the Ottomans, Greeks of mainland Greece and the local Greeks living on the island started dreaming of “enosis” — annexation to Greece.

A colossal total of 36 proposals, plans, constitutions and solutions submitted by the British, the UN, the US and by similar powers since 1947, for a sustainable and just solution on the island were all rejected by the Greek side. The simple reason was that they all did not include a clear passage to enosis.
Only the 1960 treaties for the establishment of the Republic of Cyprus were reluctantly signed by Makarios, which he was forced to put his seal on by Greece. After signing the documents, he wrote his famous sentence, “I too spoke of enosis after Zürich,” which clearly exposes his ambitions.

Greek Archbishop then President Makarios rejected the 1947 Lord Winster Plan, the 1948 Edward Jackson Constitution, the 1955 John Harding Proposals, the 1956 Lord Radcliffe Plan, the 1957 Paul Henry Spaak Plan, the 1957 Selwyn Lloyd Proposals and the 1958 Macmillan Plan, etc. Mr. Pappadopulos recently rejected the well known Annan plan, which aimed to establish the Federal Republic of Cyprus on the island.

If Makarios had said yes to any of these plans or proposals and forgotten about enosis, then there would never have been a problem on the island, which stands at the crossroads of Europe, the Middle East and Africa and has a strong export orientation.

For most of the last 12 countries to accede to the EU on May 1, 2004 and Jan 1, 2007, membership has been very positive and benefi-cial, meaning improved economic opportunity and free movement across 27 European countries.
Ankara has grown increasingly ambivalent to a settlement de-spite its EU ambitions and the fact that Brussels has linked its appli-cation for membership to a solution of the Cyprus problem.
Dark clouds are being blown by the EU, berthed on the island of Cyprus since May 1, 2004.
Three years after the April 24, 2004 Annan plan referendum, it is now clear that the side being punished by the international community is the Turkish Cypriot side, who voted “yes,” rather than the Greek Cypriots, who rejected the peace plan.

It can be observed that the international isolation and embargo of the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) and of the Turkish Cypriots is still ongoing with the hope for finding a solution to the Cy-prus problem becoming increasingly slim.

The contrary and ambitious attitude of the Greek Cypriot admin-istration, with the assurance of being a full member and sitting on the decision-making side of Turkey’s EU accession talks — currently going off track – is gradually eroding the hopes for a solution on the island.

The Greek settlers issue and the Greek soldiers are further com-plicating the Cyprus problem. The existence of 230,000 Greek settlers in the south and 5,000 soldiers from Greece, in particular, definitely have overshadowed the accession and the talks for a substantial solu-tion in the island.

However, for most Cypriots, EU accession is overshadowed by the island’s continuing division. Recent public polls held in the northern Turkish area and southern Greek area reveal the stunning fact that 45 percent of Greek Cypriots and 65 percent of Turkish Cypriots are willing to live in two separate states located side-by-side rather then together under a unilateral single state.

30 Haziran 2007
IS THERE A SHADOW HANGING OVER CYPRUS MEMBERSHIP? için yorumlar kapalı
Okunma 112
bosluk

ARESTİ’NİN KOCASI ABAD YARGICI

ARESTİ’NİN KOCASI ABAD YARGICI

Tesadüfe bakın.

Maraş’ta dedesinin sahtekârlıkla Abdullah Paşa Vakfı’nın malını üzerine geçirdiği ve AİHM’de Maraş’taki malına gidemediği ve bu nedenle de mağdur olduğu nedeni ile Türkiye aleyhine açtığı davayı kazanan Myras Ksenidis-Aresti’nin kocası Yorgos Arestis, ABAD diye bilinen “Avrupa Birliği Adalet Divanı” yargıcı çıkıverdi.

 

Boşuna değildi tabi, Bayan Aresti elinde koçan olmadan ve sadece Güney Kıbrıs Rum İdaresine bağlı İç işleri bakanlığından mal sahibi olduğuna dair aldığı bir yazı ile AİHM’ye baş vurup malın sahibi olduğunu iddia etmişti. Koçanla başvursaydı, zaten dedesinin yaptığı sahtekârlık daha işin başında ortaya çıkacaktı ve davayı kaybedecekti.

 

Tevekkeli değil, diğer taraftan da 1995’de, KKTC hükümeti ile AB arasındaki ticari ilişkiyi düzenleyen 1972 Ortaklık Anlaşması’na -ki birincil hukuk olmuştu bu anlaşma- rağmen Rumların başvurusu üzerine AB, ABAD’dan aniden KKTC aleyhine bir karar çıkarttırmıştı ve bu karar nedeni ile de, KKTC ürettiği mallarını AB’ye satamaz hale gelmişti.

Aslında KKTC üzerindeki ticari ambargo, 1994 yılında ABAD kararı ile başlamıştır.

 

Rumların istekleri ve hedefleri doğrultusunda, Kıbrıs Türk Halkını baskılarla dize getirebileceğini ve azınlık haklarına mahkûm edebileceğini düşünen AB, Kıbrıs’lı Türkler aleyhine çaktırmadan yoğun bir baskı kampanyası başlatmış ve ihracatımızı engelleyip, ekonomimizi çökertmek amacı ile de kendi mahkemelerinde bir takım kararlar almıştır.

 

AB, Rumlarla işbirliği halinde, önce Avrupa’da ekonomik bir güç haline gelen Kıbrıs’lı Türkleri tasfiye etmek yolunu seçmiş ve öncelikle de dönemin en önde gelen Kıbrıs’lı Türk işadamı Asil Nadir’in İngiltere’de kurduğu Polly-Peck firmasını hedef alarak bu firmayı çökertmek yoluna gitmiştir.

AB, İngiltere borsasında kendi adamlarına banko altında çevirttiği dolaplar ve Asil Nadir’in üstüne saldırttığı Bankerler vasıtası ile dünya devi haline gelmiş olan bu Kıbrıs’lı Türk’ü mali açıdan zor duruma sokmuş ve Asil Nadir’in AB’den KKTC ekonomisine enjekte ettiği katkıların son bulmasını sağlamıştır.

 

Ne ki, kısa süre içinde KKTC ekonomisi yeniden toparlanınca bu kez narenciye, patates ve konfeksiyon ihracatımızı engellemek için Rumlar tarafından İngiliz Mahkemelerinde dava açılmıştır.

İngiltere Mahkemelerinde açılan bu davalar daha sonra, aynen Orams davasında olduğu gibi, ABAD’a aktarılmış ve 5 Temmuz 1994’de ABAD’ın verdiği kararla da narenciyemizin ve patatesimizin AB üyesi ülkelere ihracı yasaklanmış, konfeksiyonumuza da %14 oranında gümrük uygulaması başlatılmıştır.

 

İşte bizim Aresti’nin kocası Yorgo, bu ABAD’da yargıç.

 

Geçen gün İngiliz Orams çifti ile ilgili davada, İngiliz Yüksek Mahkemesi davadaki hukuki sorulardan beş tanesini, yanıtlarını almak amacı ile Lüksemburg’taki ABAD’a havale etmiştir.

Hiç şüphe yoktur ki, ABAD’ın bu konuda vereceği nihai karar, büyük bir olasılıkla Kıbrıs konusunda yeni ve keskin bir köşe taşını oluşturacaktır.

 

ABAD’ın bu yanıtı temelde, Güney Kıbrıs’ın AB Katılım Sözleşmesi’nin 10. Protokolü ile AB normlarının uygulanmadığı bir bölgede yapılan bir işlem için üye bir ülkenin mahkeme kararının, başka bir üye ülkede uygulanıp uygulanamayacağı ile ilgili olacak.

 

Tabi Aresti’nin kocası Yorgos’un, bu kararın Rumların lehine çıkması için her tür kulis faaliyetini yapacağından hiç kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

 

Rumlar ABAD’dan, AB Katılım Sözleşmesi’nin 10. Protokolü ile AB normlarının uygulanmadığı bir bölgede yapılan bir işlemle ilgili olarak Rum Mahkemelerinde alınan bir kararın AB üyesi ülkelerde uygulanabileceği kararını alabilirlerse, bunu baz alarak derhal Türkiye aleyhine kendi mahkemelerinde işgalci kararı alacaklar ve bu kararı önce AB’ye sonra da BM Güvenlik Konseyi’ne götürerek “Türkiye’nin derhal adayı terk etmesini” talep edeceklerdir, aynen Minareleri gözüken köyün kılavuz istemeyeceği gibi.

28 Haziran 2007
ARESTİ’NİN KOCASI ABAD YARGICI için yorumlar kapalı
Okunma 81
bosluk

OVERSHADOWED ACCESSION OF CYPRUS

OVERSHADOWED ACCESSION OF CYPRUS

The prospect of joining the European Union of Cyprus is over-shadowed by the country’s unresolved political division since 1956.

The island was divided into Turkish Sector and Greek Sector as far as in 1956 by the British Colonial Government. First the capital Nicosia was divided by the barbed wires than followed by the other towns and rather big villages.

UNFICYP landed to the island after the severe inter communal clashes took place in 1964 according to UN resolution No. 186, dated March 4, 1964 and not after 1974 intervention.
Most people thinks that UNFICYP deployed in the island after the 1974 intervention. This of course is not the truth. The problem exists in the island since 1947.

Etnarh then the President Makarios, rejected the 1947 Lord Win-ster Plan, 1948 Edward Jackson Constitution, 1955 John Harding Proposals, 1956 Lord Radcliffe Plan, 1957 Paul Henry Spaak Plan, 1957 Selwyn Lloyd Proposals and 1958 Macmillan Plan only because they did not give a clear the way to Enosis, annexation with Greece.

If he had said yes to any of these plans or proposals and forget about enosis, then there would be no problem ever on the island which stands at the crossroads of Europe, the Middle East and Africa and has a strong export orientation.

For most of the last 12 accession countries, EU membership on May 1, 2004 and Jan 1, 2007 is very positive and beneficiary. It means an improved economic opportunity and free movement across 25 Eu-ropean countries.

Ankara has grown increasingly ambivalent to a settlement despite its EU ambitions and the fact that Brussels has linked its application for membership to a solution of the Cyprus problem.

Dark clouds blown by EU, berthed on the island of Cyprus, since May 1, 2004.

After the passage of three years since the April 24, 2004 Annan plan referendum it is now clearly visible that the side punished by the international community is the Turkish Cypriots, who voted “yes,” ra-ther than the Greek Cypriots, who rejected the plan. It can be observed that the international isolation and embargo of the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) and of the Turkish Cypriots is still on with hopes for finding a solution to the Cyprus problem becoming increa-singly slim.
The opposing and ambitious attitude of Greek Cypriot adminis-tration, with the assurance of being a full member and sitting on the decision-making side of Turkey’s EU accession talks — currently going off track – eroding gradually the hopes for a solution in the island.

The Greek settlers issue and the Greek mercenaries further com-plicate the Cyprus problem. Especially the existence of 230,000 Greek settlers in the south and 5,000 Greek mercenaries from Greece, defi-nitely overshadows the accession and the talks for a substantial solu-tion in the island.

However, for most Cypriots, EU accession is overshadowed by the island’s continuing division. The recent public polls held in the north and south reveals a stunning fact that 45% of Greek Cypriots and 65% of Turkish Cypriots are willing top live in two separate states located side-by-side rather then living together mixed, under a unilateral single state.

28 Haziran 2007
OVERSHADOWED ACCESSION OF CYPRUS için yorumlar kapalı
Okunma 118
bosluk

AB’nin Kıbrıs’ta yeni bir tezgahı

AB’nin Kıbrıs’ta yeni bir tezgahı

AB kafasını Kıbrıs’ta Türklerle Rumların işbirliği yapmasına takmış.

Rumların %46’sının, Türklerin de %65’inin ortak devlet istememesine rağmen, AB ısrarla Kıbrıs’ta, Türklerin içinde azınlık olduğu ortak devlet kurmak peşinde.

 

Aynen Annan Planı öncesinde, Kıbrıs Türk halkına acımasızca uyguladığı “Building Public Perception” yani “Bir halkta bir fikri oluşturmak” yöntemini gene sahneye koymanın hazırlıklarına başladı.

 

Öncelikle bu işin fonunu oluşturma kararı aldı.

Gene paralar dökecek, bir takım köşe yazarları ile medya kuruluşlarını paraya boğacak ve istediği yayın yapmalarını sağlayacak. Eğitim, ortak çalışma, atölye çalışması gibi bahanelerle yurt dışı geziler ve beyin yıkama çabaları gene başlayacak.

 

Geçen gün Rum gazetelerinde masum gibi görünen bir haber vardı.

Rum Bakanlar Kurulu’nun, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk ortak işletmelerine mali destek verilmesi yönünde geçen ay önce almış olduğu kararın ardından, geçen hafta yaptığı  toplantıda, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk sivil toplum örgütlerinin işbirliğinin desteklenmesi amacıyla bir fon oluşturulması kararına vardığı yazıyordu bu haberde.

 

Olayı biraz deşince altından Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk Sivil Toplum Örgütleri Fonunun kurulduğu gözükmeye başladı. Bu fon ile Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin Bağlarını güçlendirecek etkinlikler finanse edilecekmiş.

 

Bu fonun adı İşbirliği Fonu ve güya özerk faaliyet gösterecekmiş. Bu özerklik nasıl olacak bir türlü anlamadım.

İşbirliği Fonu’nun idari yönetimi Rum hükümetinden bağımsız olacakmış ama Müdürü ile beş kişilik yönetim Kurulunun en az üçü Rumlardan oluşacakmış. Yani yönetimdeki görev paylaşımı en iyi ihtimale göre 4 Rum’a 2 Türk olacak. Orta ihtimale göre 5 Rum’a 1 Türk, geleneksel ihtimale göre de 6 Rum’a 0 Türk olacak. Ama sanırım Türklere ve AB’ye ayıp olmasın diye 5’e 1 oranında oluşacak bu yönetim.

Tabi işin bir de püf noktası var.

Söz konusu komitede yer alacak idari müdür ile bir üye Rum Bakanlar Kurulu tarafından atanacak ve bu ikisi de geri kalan dört üyeyi atayacaklar. Bu da komiteye seçilecek olan Türk üyenin, ağzı var dili yok ve tam bir Rum yanlısı olması gerekiyor demektir.

Rum Bakanlar Kurulu tarafından endirekt olarak idare edileceği şimdiden belli olan bu fonun ilk yıl için bütçesinin 1,700,000 Euro olması kararlaştırılmış.

 

Söz konusu fondan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütlerinin araştırma ve eğitim programları, seminerler, festivaller gibi birçok faaliyetlerinin finanse edilecekmiş ve bu fondan gençlik örgütleri, iş alanındaki örgütler, sendikalar, odalar gibi kuruluşlar yararlanacakmış.

 

Yani parayı alan Sivil Toplum Örgütleri, aynen daha evvel olduğu gibi, AB’nin sesi olacaklar ve AB ne isterse onu söyleyip, onun yaygarasını koparacaklar.

Özellikle buradaki amacın, gençlerimize el atmak olduğu ve onları gelecekte Rum idaresi altında sorun çıkarmadan mutlu bir şekilde yaşamaya alıştırmak ve bu yönde eğitmek olduğu açık olarak gözükmektedir.

 

Fondan yararlanma koşullarına bakıldığı vakit, karma sivil toplum örgütlerinin fondan yararlanabilmeleri için temel kıstaslardan bir tanesinin bu örgütlerin veya işbirliği yapan örgütlerden en az birinin, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ne kayıtlı olması görülüyor.

Buna alternatif olarak başvuracak örgütün, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütlerinden oluşması veya Yönetim Kurulları’nda Kıbrıslı Rum veya Kıbrıslı Türk üyelerin bulunması isteniyor.

 

Tabi Rum politikacılar “Siyasi eşitliği” kabul etmedikleri için, yani Kıbrıs’lı Türklerle Kıbrıs’lı Rumların eşit siyasi statüde olduklarını kabul etmedikleri için, doğal olarak bu örgütlerin içindeki Kıbrıs’lı Türklerle Kıbrıs’lı Rumların eşitliği, nihai hedefe ulaşan kadar sadece göstermelik olacak.

 

Ortak faaliyetler için sağlanacak finansmanın tutarının tabanı 8,000 euro, tavanı da 45,000 Euro olacak ve bu iki rakamın arasında bir miktar ortak faaliyetler için verilecek.

 

Yapılan açıklamalara göre bu fonun oluşturulmasındaki hedeflerden birisi, Rum ve Türk sivil toplum örgütlerinin güçlendirilerek çağdaş bir temele oturtulmaları, diğeri de Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sivil toplum örgütleri arasındaki bağlar ile işbirliğinin güçlendirilmesi imiş.

 

Tabi gerçek neden ise birazcık farklı.

Her iki kesimde de kamu oyu yoklamalarında ortaya çıkan “İki ayrı devlet” olgusunu törpüleyip yok etmek ve adayı uzun vadede Rum çoğunluğun oluşturacağı Rum üniter devleti idaresi altına sokmak.

25 Haziran 2007
AB’nin Kıbrıs’ta yeni bir tezgahı için yorumlar kapalı
Okunma 44
bosluk

IS THE KKTC A PSEUDO STATE

IS THE KKTC A PSEUDO STATE

Definitely not.

The rights of the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) as an independent sovereign state are well defined in Articles 3 and 4 of the Montevideo Convention. Articles 3 and 4 of this convention, dated 1933, are exactly as below:

Article 3: The political existence of a state is independent of rec-ognition by other states. Even before recognition the state has the right to defend its integrity and independence, to provide for its conservation and prosperity, and consequently to organize itself as it sees fit, to le-gislate upon its interests, administer its services, and to define the ju-risdiction and competence of its courts. The exercise of these rights has no other limitation than the exercise of the rights of other states according to International Law.

Article 4:
States are juridically equal, enjoy the same rights, and have equal capacity in their exercise. The rights of each one do not depend upon the power which it possesses to assure its exercise, but upon the simple fact of its existence as a person under international law.
When and where was this Montevideo Convention on the Rights and Duties of States held and who signed it?

It was signed in Montevideo, Uruguay, on Dec. 26, 1933 and en-tered into force on Dec. 26, 1934. Article 8 was reaffirmed by an addi-tional protocol on Dec. 23, 1936.
Bolivia alone amongst the states represented at the Seventh In-ternational Conference of American States did not sign the convention. The US, Peru and Brazil ratified the convention with reservations di-rectly attached to the document.

After Turkish Cypriots declared the KKTC — an independent state in the northern territories of Cyprus — on Nov. 15, 1983, UN Secretary-General Javier Pérez de Cuéllar immediately called the UN Security Council for an urgent and special meeting.
Having heard the statement of the foreign minister of the Greek Cypriot administration, the UN Security Council, at its 2,500th meet-ing, adopted the infamous resolution filed as UN Resolution 541 (1983) on Nov. 18, 1983.

International law is above any organization such as the UN and the EU. Neither of these organizations has the right to determine the legitimacy of an independent sovereign state. International law defines and sets out the factual existence of states and is able to determine the legal and legitimate rights of states and their relations with each other.

The EU and its member state, “The (Greek) Republic of Cyprus” cannot claim jurisdiction over the territories of the independent sove-reign KKTC state. Therefore the South can never be “the legal and legi-timate ruler of the whole of Cyprus” as stated in the Green Line Regu-lation, direct trade regulation and financial aid regulation of the EU.

Is the KKTC a pseudo state?
No, it is a real state and it exists.

The UN resolutions like 541 or 550 and EU regulations mention-ing the “(Greek) Republic of Cyprus” as the legal and legitimate ruler of the whole of Cyprus, will only contribute to the delaying of the solution of the “Cyprus problem.”

International laws of recognition may serve a purpose by providing a framework for a solution to the Cyprus problem. International law says that to overcome the Cyprus problem, a comprehensive formula crafted to meet the unique conditions on the island must be found.

Each party to the dialogue must recognize the legitimacy of the other. Without such reciprocity, productive negotiations will not take place. Immediately prior to a solution each government must extend recognition to its negotiating partner. The advantage of reciprocal rec-ognition followed by a solution is the resolution of the myriad legal problems that would arise if the lawfulness of the statutes or treaties of one of the governments was subsequently called into question.

Prior recognition as a pre-condition before a permanent solution resolves the issue and enhances the chances of success. The doctrine of recognition becomes a means of restoring good relations between the two states of the island of Cyprus

25 Haziran 2007
IS THE KKTC A PSEUDO STATE için yorumlar kapalı
Okunma 97
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar