Yeni Bir Dönemin Analizi

Yeni Bir Dönemin Analizi

Dünkü Cumhurbaşkanlığı seçimleri KKTC’de yeni bir döneme girildiğinin mesajını veriyor.


Gerçekte bu yeni dönemin başlangıcının ilk işaretlerini 19 Nisan 2009 Milletvekilliği seçimleri vermişti. UBP’nin, oyların %44’ünü alması ve Meclise 26 Milletvekili sokarak tek başına iktidar olması, KKTC halkında yeni beklentilerin olduğunu ortaya koymuştu.


24 Nisan 2004 tarihinde yapılan Annan Planı Referandumu nedeni ile verilen boş vaatlerin ve halka sunulan yalan hayallerin estirdiği rüzgâr ile 2005 Milletvekili seçimlerinde beklemediği şekilde yapay bir başarı elde eden CTP, KKTC’yi yönettiği 2005-2009 yılları arasında, niteliksiz ve deneyimsiz kadrosu ile büyük bir başarısızlık sergileyince, sürekli iktidar olanağı ve hayalleri de beceriksizlikle ters orantılı olarak inişe geçmeye başladı.


Gerek kendisi, gerekse de ortağı ÖRP ile ilgili yolsuzluk iddiaları ve arka arkaya gelen başarısız icraatlar, sonun başlangıcı oldu.


CTP’nin 2009 seçimlerini kaybetmesi ve 2005-2009 yılları arasında halkta düş kırıklığı yaratan kötü yönetimi, doğal olarak 2.ci Cumhurbaşkanı Talat’ı da çok olumsuz etkiledi.


Talat’ın büyük bir olasılıkla bağımsız aday olmasındaki ana nedenlerden bir tanesi CTP’nin halkta yarattığı düş kırıklığı ile Başbakanlık Denetleme Kurulunun yapacağı araştırma ve sorgulamalar sonucunda CTP’nin çok zor durumda kalacağı gerçeği.


Zaten bu nedenle de 2.ci Cumhurbaşkanı Talat, araştırma ve soruşturma hemen başlamasın ve CTP’nin deneyimsiz bürokratları ile politikacılarının yaptıkları usulsüzlükler ortaya çıkıp kendisini Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zor durumda bırakmasın diye KKTC Meclisinde 15 Temmuz 2009 tarihinde kabul edilen Başbakanlık Denetleme Kurulu Yasasını imzalamamış ve masasında 15 gün beklettikten sonra Anayasa Mahkemesine göndermişti.


Halen de bu yasa fiilen işler halde değil. Cumhurbaşkanının imzasını bekliyor.


Dün yapılan seçimler ile KKTC’de başlayan yeni döneme geçişin son aşaması, 27 Haziranda yapılacak yerel seçimlerle tamamlanacak.


Politikanın üst düzey yöneticilerinden gelen sinyaller, UBP-DP dayanışmasının ve işbirliğinin 27 Haziran’da yapılacak Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclis üyeliği seçimlerinde de devam edeceği yönünde.


Bu işbirliği ve dayanışmanın, CTP’nin politikadaki etkin varlığını epeyi sarsacağı kesin. Elindeki Belediye Başkanlıklarının tümüne yakınını kaybetmesi, Belediye Meclis üyeliklerinde de etkin olamayacak düzeyde koltuk sahibi olması, CTP’yi Sendikaları ve Sivil Toplum Örgütlerini ele geçirmeye yöneltecek. Ve tabii ki eskiden olduğu gibi, sokakları da.


Ama artık CTP’nin, önümüzdeki on yıl içinde, bir kez daha KKTC halkından bu denli yoğun bir destek göremeyeceği de bir başka gerçek.


İçine adım attığımız bu “Yeni dönem”, KKTC’yi yeni konumlara ve yeni bir statüye taşıyacak.


Hayırlısı….

19 Nisan 2010
Yeni Bir Dönemin Analizi için yorumlar kapalı
Okunma 25
bosluk

Klerides’in Öngörüsü

Klerides’in Öngörüsü

1993-2003 dönemi Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Glafkos Klerides’in dün, kendisine Rum İşverenler Federasyonu (OEV) tarafından “Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğine kabulü ve Güney Kıbrıs’a koyduğu katkılar” nedeni ile plaket verilirken yaptığı konuşma adeta bir çağrı niteliğinde.


Rumlara aklınızı başınıza alın diyor özetle Klerides.
 
“Kıbrıs sorunu kısa zamanda çözülmezse, bunu, KKTC’nin ‘devlet’ varlığının tanınmasını gündeme getirecek gelişmeler izleyecek. Birkaç yıl sonra tanınma da gündeme gelecek. Kıbrıs Rum tarafı KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Dr. Derviş Eroğlu’nun kazanması halinde bir B planı oluşturmalı” diyerek, yıllardır dile getirmeye çalıştığı düşüncelerini bu sefer çok daha net ve anlaşılır bir şekilde ortaya koydu.


Gerek Klerides, gerekse de Vasiliou, zaman zaman bu endişelerini dile getiriyorlar.


Klerides’e göre, Yunanlıların ve Rumların bütün engelleme girişimlerine rağmen AB’nin grekofil olmayan üyeleri, AB’nin uzun vadede Türkiyesiz olamayacağı gerçeğini görerek, bu tür “etraftan dolaşma” veya “yan kapı” çözümlerini masaya koymaya başlamışlar bile. Haliyle, Kıbrıs konusu da aynı pota içinde.


Gerek Glafkos Klerides, gerekse de Yorgo Vasiliou Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde önlerine konan adaya barış getirecek çeşitli önerilere “Hayır” derken ve masadan kalkarlarken, Cumhurbaşkanlıkları sona erdikten sonra anlaşılan “başlarına taş düşmekte” ve barış havarisi kesilmekteler.


Buna zaman içinde “gerçekleri görmeye başlıyorlar” demek belki de daha doğru olacak.


Klerides’in Kıbrıslı Türklere yaptığı kötülükler bir kitapta toplansa çok rahat 350-400 sayfayı bulur.


Rum Meclisi Başkanı iken Kıbrıslı Türk Temsilciler Meclisi Üyelerini yani dönemin Kıbrıslı Türk Milletvekillerini silah zoru ile Meclise sokmayan kendisi idi. “Ya 13 maddelik Anayasa değişikliğini kabul edersiniz, ya da bu Meclise girerseniz ölünüz dışarı çıkar” diyen kişidir Glafkos Klerides.


Hâlbuki o gergin dönemde “Enosis” hayallerine kapılmayıp Kıbrıslı Türkleri muhatap alıp, yaşanan sorunları oturup karşılıklı tartışarak çözselerdi, yıllar önce adaya barış gelmiş olurdu.
 
Aradan 47 yıl geçmesine rağmen hala daha aynı kafadalar.


Avrupa Parlamentosunda AP Hıristiyan Demokrat Grubu üyesi Kıbrıslı Rum Eleni Theocharous’un himayesinde 14 Nisan’da “Din Özgürlüğü ve Kıbrıs’ta Kutsal Yerler” başlıklı bir seminer yapıldı [1] ve ana tema olarak Kuzey Kıbrıs’taki manastırların yani tarihi yerlerin tahrip edildiği işkendi. Kıbrıslı Rumlar seminerde Kıbrıslı Türk ve Türkiye’yi adada tarihi yağmacılıkla suçladılar.


KKTC Temsilcisi Sn. Ahmet Erdengiz seminerde söz alıp konuşmaya başlayınca tahammülsüz Rum ve Yunan AP Milletvekilleri sıraların kapaklarına vurarak Sayın Erdengiz’i susturmaya çalıştılar.


Erdengiz’den duymak istemedikleri “’Seminerde Kıbrıslı Türkler ve Türkiye ile ilgili dile getirilen görüşler tek taraflı. Bazı gerçekler söylenmek isteniyorsa, sorunun tüm taraflarıyla konuşmak gerekiyor. Tek taraflı suçlama yapmak doğru değil. Bu seminere Kıbrıslı Türklerde davet edilmeliydi. Özellikle papazların kuzey Kıbrıs’a geçmesine izin verilmediği doğru değil. Kuzey Kıbrıs’ta manastırlara tadilat yapılmasını asıl önleyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimidir. Çünkü GKRY tadilat için fon alınmasını engelliyor. Kültürel mirasın korunmasına KKTC önem veriyor. Aynı önemin güney Kıbrıs’ta da Müslüman eserlere de gösterilmesi lazım.” kelimeleriydi.


Rumların tüm engellemelerine rağmen bu gerçekleri Sn. Erdengiz dile getirdi ve herkes duydu. AP kayıtlarına da geçti.


Tahammülsüzlük aslında Klerides’in vurgulamaya çalıştığı gibi Kıbrıslı Rumların içinde bulunduğu durumu tek kelimeyle özetliyor. Türklerle bir arada yaşamayı ya kabul edecekler ya da adada ayrılık olacak.


[1] AB Haber-Analiz

16 Nisan 2010
Klerides’in Öngörüsü için yorumlar kapalı
Okunma 39
bosluk

Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Adaylar

Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Adaylar

18 Nisan’da yapılacak KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kimler önde koşuyor, kimler ipi göğüsleyebilir haftalar önce belli oldu.
Yedi adaydan sadece iki tanesi çok iddialı. Geri kalan beş aday şimdilik çok geriden iki lideri takip ediyorlar. Bu adayların alacakları oyların toplamının, tüm oyların %3’ünü yani yaklaşık beşbin oyu bile geçemeyeceği gün gibi aşikar oldu artık.

Üç tanesi sadece sayısal olarak, iki haneli oy alabilecek. Yani her birinin aldığı oy yüz’ü bile geçemeyecek.

Diğer iki tanesinin oyları sayısal olarak dört haneli olacak ama her birinin aldığı oy iki bin beş yüz’ü geçemeyecek.


İddialı adaylardan Cumhurbaşkanı Talat, yanına CTP’yi, TDP’yi, ÖRP’yi ve BKP’yi alarak bir ittifak oluşturdu.

Ama bu ittifakta yer alan siyasi partilerin Kıbrıs sorunu ile ilgili akıllarındaki çözüm ile Talat’ın söylemleri tezat teşkil ediyor.

Bu siyasi partilerden bir tanesi Türkiye’nin adadan elini eteğini çekmesini ve Türk askerinin de bir daha geri gelmemek üzere geri gitmesini istemekte, Rumlarla “Ortak Vatan” kurulmasını hayal etmekte.

Bir diğeri de bu “ana fikri” alenen söylememekte ama değişik kelimelerle dile getirmekte.

Talat’ın etrafında oluşan bu ittifakın, her şeyden önce Eroğlu’nun etrafında oluşan “KKTC ve Egemenlik” sevdalılarına karşı oluştuğu kesin.
 
Talat’ın bu yarıştaki en büyük handikabı 2003-2004 yıllarında, referandum öncesi AB adına vermiş olduğu sözler oldu.

Bu sözler hiç yakasını bırakmadı.

AB’nin ve ABD’nin vaat ettiği ve tutamadığı her sözün bedeli, yıllar içinde Talat’ın hanesine yazıldı.

2005-2008 yılları arasında Papadopulos ile sonra da Hristofyas ile sürdürdüğü müzakerelerde hiçbir başarı elde edememiş olması ise bir diğer olumsuz faktör.

71.ci son görüşmeden sonra Hristofyas ile yapılacak ortak açıklamanın içeriğinde bile anlaşamamaları, müzakerelerdeki başarısızlığın en güzel ve en somut örneği oldu halkın nazarında.

Hristofyas ağzını yapmacıkta olsa açıp, Talat’la şu konular üzerinde anlaştık, müzakereler iyi gidiyor bile diyemedi. Bırakın demeyi, suya sabuna bile dokunmayan ortak açıklama metninde bile anlaşamadılar ve bu nedenle de ortak açıklama yapılamadı. Bu olumsuzluktan Talat’ın boynunda kalan “Ortak açıklamada bile anlaşamayanlar, Kıbrıs konusunda nasıl anlaşacaklar” kavramı oldu. 

Talat için devamlı olarak söylenen ve yazılıp çizilen bir başka olumsuzlukta  “Müzakereleri sürdürmek ve Hristofyas’a yaranmak için hep taviz verdi, karşılığında hiçbir şey almadı” tanımlaması. Bu cümle, Cumhurbaşkanlığı yarışında Talat’ın aleyhine olan en büyük faktörlerden biri haline geldi. Neredeyse bu tanım herkesin dilinde. Buna güven erozyonu da diyebilirsiniz.


Seçim yarışını daha başından beri önde götüren Eroğlu’nun, KTFD Meclisine ilk defa adımını attığı 1976 yılındaki çizgisi neyse, 1983’de UBP Genel Başkanı seçildiğinde de ve 1985’de Başbakanlık görevini devraldığında da bu çizgisi hiç değişmedi. Hep Kıbrıslı Türklerin kurduğu devlete, sınırlarımız içindeki egemenliğe, Türkiye’ye ve Türk askerinin adadaki varlığına inandı ve icraatlarını da bu yönde aksamasız devam ettirdi.
Bu nedenle de Eroğlu’nun etrafında daha yarışın başında bütün “KKTC ve Egemenlik” sevdalısı olan vatanseverler bir yumak oluşturdu.
  
UBP’liler ile birlikte DP, HİS ve MAP kısa isimleri ile tanımlanan bu vatansever partiler, KKTC’nin müzakerelerin sonunda varlığını sürdürmesi ve Egemenlikten asla vazgeçilmemesi fikrini ilke edinmiş Eroğlu’nun etrafında kilitlenerek, Kıbrıs Türk halkının büyük çoğunluğunun aklındakilerini gerçek bir güce dönüştürdüler.

18 Nisan günü KKTC halkı, geleceği ile ilgili son görüşünü net bir şekilde ortaya koyacak.

KKTC’nin kalıcılığına inanmış ve egemenliklerinden taviz vermek istemeyenlerin, Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleyecek bu yarışta galip çıkacağı yapılan kamuoyu yoklamalarına göre de kesin gözüküyor.

14 Nisan 2010
Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Adaylar için yorumlar kapalı
Okunma 37
bosluk

İngiliz Akademisyenin Yalanları

İngiliz Akademisyenin Yalanları

Viyana’da yaşayan kıymetli dostum Kufi Seydali’den bir yazı aldım dün. Kalbi Kıbrıs sevgisi ile dolu olan Kufi arkadaşım, Cumartesi günü BM’nin Viyana’daki merkezinde haftalık olarak düzenlenen konferanslardan birindeki Kıbrıs’la ilgili  bölüme katıldığından ve o konferansta söylenen yalanlardan bahsediyordu.


Üstelik bu yalanları yüzü kızarmadan da söyleyen İngiliz bir akademisyen.


Nasıl akademisyense.


Konuşmasının başlığı “Türk Derin Devletinden Kıbrıs’a ait tarihi eserleri kurtarmak: Taklitlerin kurtarılması ve Stephanos Stephanou’nun ölümü”.


Doktora öğrencisi Sam Hardy’nin yaptığı konuşma akademik olmaktan başka her şeye benziyordu diyor Kufi dostum.


Kıbrıs’ta yaşanmış tüm kötülüklerden sorumlu olduğunu iddia ettiği, tanımlanamayan ve hayali bir varlık olan “Derin Devlet’le eşleştirilmeye çalıştığı TMT’ye ve Kıbrıs Türk Devletine üstü kapaklı bir saldırı yapmış bu kişi.


Sam Hardy’e göre İngiliz Sömürge İdaresi döneminde ve 1955 yılına kadar Kıbrıs’a ait tarihi eserler güvenlik altındaymış. Rum milliyetçisi ENOSİS hareketi ile birlikte Türk Derin Devleti’nin bir devamı olan TMT ortaya çıkmış.


Toplumlararası  çatışmalardan sonra Kıbrıslı Türkler, anklavlar da yaşamak zorunda bırakılmış ve anklavların içinde TMT’nin yardımları ile, dışarıda da Kıbrıslı Rumların yardımları ile Kıbrıs’ın tarihi eser zenginliklerini yağmalamışlar.


Zavallı Kıbrıslı Türkleri ve TMT’yi, Rumlara karşı verdikleri silahlı mücadelelerini finanse edebilmek için ekonomik nedenlerle bu işi yaptıkları iddiası ile de aklamaya da çalışmış bu sersem İngiliz akademisyen.


Sonra da gizli çalışan ve özellikle Kıbrıs’ın kültür mirası olan çok eski ve kıymetli bir İncil’i kurtarmak için Kıbrıs’ın kuzeyine gizlice geçen Kıbrıs Rum polis subayı Stephano Stephanou adlı bir hayali Rum kahramanı yaratmaya çalışmış.


Sam Hardy’e göre Stephanou’nun Kıbrıslı Türk yardakçıları varmış ve bunlar Kıbrıs Türk polisi tarafından yakalanmış ve sorgulandıktan sonra da serbest bırakılmış. Steohanou ise Türk Derin Devletine bağlı polis tarafından insan haklarından yoksun bırakılmış ve ölene dek işkence yapılmış. Sözlerine devamla akıl almaz bir varsayım ortaya atmış ve Kutlu Adalı’nın da aynı nedenle, yani Kıbrıs’ın kültürel varlığının çalındığını rapor etmesi nedeni ile Türk Derin Devleti tarafından öldürüldüğünü iddia etmiş.


Kufi dostum bu sunumu, KKTC’ye yapılan saldırıyı gözlerden saklamak ve sanki de bu konudaki sorumluluğu Rum ve Türk taraflarına eşit olarak dağıtmaya çalışan bir çaba olarak gösterilmeye çalışılsa da, gerçekte uluslararası bilimsel bir forumu kullanarak KKTC’yi yasadışı ve suçlu bir varlık gibi göstermek amacını güden politik propagandanın bir şaheseri olarak tanımlamakta.


Kufi dostum bu akademisyene, nasıl olur da adanın yüze üçüne sıkıştırılmış Kıbrıslı Türkler adanın tümündeki eski eserleri yağmalayabilir veya Mısır, Hindistan ve Kıbrıs’a ait sayısız tarihi eserlerin “British Museum”a kim taşıdı gibi terletici sorular da sormuş.


Artık bizlerin de, Türkçe yazılar yazıp kendi kendimizi, “sağırlar, körler birbirini ağırlar” misali kandıracağımıza, dünya dili olan İngilizce ile yazılarımızı yazıp, haklı davamızı, Avrupa ve Amerika’daki ilgili kişi ve kuruluşlara bıkmadan usanmadan göndererek gözler önüne sermemiz ve savunmamız gerekmektedir.

Artık organize olmamızın zamanı gelmiştir. Bizler de dünyaya kendi doğrularımızı anlatabilmeli ve onların önüne Kıbrıs’ın gerçeklerini sermeliyiz.  


Sam Hardy’nin e-mail adresi  “samarkeolog@gmail.com” ve tez hocası Prof. Marie-Benedicte Dembour’un  e-mail adresi  “m.dembour@sussex.ac.uk” dir.  Lütfen bu adreslere protestolarınızı iletin ve Sam Hardy’in Kıbrıslı Türkler ile ilgili söylediklerinin doğruları yansıtmadığını belirtin.

12 Nisan 2010
İngiliz Akademisyenin Yalanları için yorumlar kapalı
Okunma 216
bosluk

AB Tüzükleri ve Rumlar

AB Tüzükleri ve Rumlar

Komiser Stefan Fule’nin, kısa süre önce yürürlüğe giren Lizbon Anlaşması’nın beklemede olan önerileri omnibüs prosedürü temelinde AP’ye sunma olanağı tanıyan maddesine göre, KKTC hava ve deniz limanları üzerinden AB ile doğrudan ticaret yapılmasını öngören “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nü AP Uluslararası Ticaret Komitesi’ne sunması, Rumların hiç hoşuna gitmemişti.


Şimdi de Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz’un, KKTC’nin AB ile doğrudan ticaret yapabilmesini öngören tüzüğün yürürlüğe girmesinin, KKTC ekonomisinin rekabet gücünü artırırken Kıbrıs’taki iki toplum arasındaki refah farkını kapatacağını ve KKTC ekonomisini AB’ye entegre ederek “Kıbrıs sorununun çözümünü kolaylaştıracağını” iddia edip, Sosyalist grup olarak bu öneriye destek vereceklerini açıklaması, Rumları çileden çıkarmaya yetti de arttı bile.


Tüzüğün işlerlik kazanabilmesi için önce Komite’de onaylanması arkasından Avrupa Parlamentosunda sonra da Devlet Başkanları Konseyinde de onaylanması gerekiyor.


Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nden büyük rahatsızlık duyan Kıbrıslı Rumlar ve Yunanlılar, Avrupa Parlamentosu’nda oylamayı kaybetmeleri halinde konuyu Avrupa Adalet Divanı’na götürecekler. İddiaları da Avrupa Konseyi Hukuk Dairesi’nin bilirkişi raporunun, Avrupa Komisyonu’nun KKTC’yi, üçüncü aday eyalet, varlık veya devlet olarak görerek, önceki sözleşmenin 133’üncü maddesini hukuki zemin olarak kullanmasını “yanlış” bulması. Avrupa Konseyi Hukuk Dairesi, konuya 10. Protokol çerçevesinde bakıyor ve “Kıbrıs adasının tamamının Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB’ye üye olduğu” ve Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin etkin kontrolü dışında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait bölgelerde şimdilik AB müktesebatının askıya alındığı görüşünü savunuyor. Bu nedenle de Avrupa Konseyi Hukuk Dairesi’ne göre Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetinin etkin kontrolü dışında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait bölgeler, yani KKTC toprakları da AB toprağıdır ve “üçüncü aday eyalet, varlık veya devlet” olarak tanımlanamaz.


Rum ve Yunanlıları bir diğer hukuki ve siyasi iddiaları da, Avrupa Konseyi’nin Nisan 2004’te aldığı, Kıbrıslı Türklerin desteklenmesi üzerinde odaklanmasına rağmen, kesin bir dille, her türlü faaliyetin bölünmüşlüğün sağlamlaşması şartlarını değil, yeniden birleşmeyi gündeme getirecek şekilde olması gerektiğinin belirtildiği kararı.


Rumların iddiasına göre, eğer bu Direkt Ticaret Tüzüğü işlerlik kazanır ve Kıbrıslı Türkler kendi ayakları üzerinde durur hale gelirse, ayrılık artacak ve adaya bölünmüşlük gelecek. Bu nedenle de Direkt Tüzüğün işlerlik kazanması, Avrupa Konseyi’nin Nisan 2004 kararının ruhuna ve içeriğine aykırı.


Ve bizlerin hiçbir ortam ve koşulda hayır etmesini istemeyen, bu yolda her çabayı gösteren ve zamanı geldiğinde soykırım uygulamaktan bile çekinmemiş olan bu Rumlarla biz, halen daha görüşmeleri “Tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek devlet” kavramı altında sürdüreceğimizi söylüyoruz, anlaşabileceğimizi iddia ediyoruz ve adaya barışın geleceğine hem inandırılıyoruz hem de başkalarını da inandırmaya çalışıyoruz.


Bizlerin çağdaş bir yaşam sürmesini bile istemeyen, bizleri dünyadan izole etmek için her yolu deneyen bu Rumlarla niye hala daha birleşmek istediğimizi anlamak veya bu yolda niye bizlere bu denli yoğun baskı yapıldığını kavramak gerçekten çok zor.  


Ellerinden gelse bizleri bir kaşık suda boğmaktan çekinmeyecek bu insanlara birilerinin artık çıkıp açıksözlerle, “Biz sizinle birlikte, iç içe karışmış halde yaşamak istemiyoruz. Size güvenimiz yok. Bizim aleyhimize ve kötülüğümüze olan her olayın altında siz çıkıyorsunuz” demesi gerek.


Kırk yılda oluşmuş BM parametrelerinin, adanın gerçekleri ile bağdaşmadığı ve yapay bir müktesebat olduğu kesin. Bu parametrelerle bu adaya, hiçbir zaman sürekliliği olan kalıcı bir barış gelemez.

9 Nisan 2010
AB Tüzükleri ve Rumlar için yorumlar kapalı
Okunma 54
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar