Euro Bölgesinin Sonu mu (2)

Euro Bölgesinin Sonu mu (2)

Euro Bölgesindeki sıkıntı Avrupa Merkez bankalarında paralarını tutan devletleri de olumsuz etkiledi.

Euro bölgesinin çökmesinden endişe eden Venezuela hükümeti Avrupa bankalarındaki altınlarının ilk bölümü Paris’ten kalkan uçakla Karakas’a getirerek kendi Merkez Bankasının kasasına koyarak garanti altına almayı tercih etti.

Venezuela devletinin yaklaşık 18 milyar doları altın olmak üzere 29.1 milyar dolarlık uluslararası rezervi var ve parasının değerini belirleyen altın rezervlerinin 11 milyar doları deniz aşırı ülkelerde, 7 milyar doları ise ülke içinde bulunuyordu. Euro bölgesinin sıkıntı içinde olması ve gelecek vaat etmemesi nedeni ile tamamını ülke içine çekmek kararı aldı.

Şimdi Avrupa’da iki tane “Euro” bulunmakta.

Bunlardan bir tanesi çok çalışıp az tüketen “Kuzey Avrupa Euro”su, diğeri de az çalışıp, çok tüketen “Güney Avrupa Euro”su.

Gerçi kağıt üstünde her ikisi de aynı ama gerçek hayatta “Euro Bölgesi”ne olan etkileri çok farklı.

“Euro Bölgesi”nin kuruluş amaçlarından bir tanesi de “Avrupa içi ticaretin gelişmesi ve artan ticaretle tüm üye ülkelerin hayat standardının da yükselmesi” idi ancak Avrupa’nın lokomotifleri olan Almanya ve Fransa’nın ihracatlarının büyük kısmı Avrupa dışı ülkeler yerine Avrupa içine oldu. Yani dış ticaret artacağına malların iç dolaşımı arttı süreç içinde. Ve bu da üye ülkeler arasında gözle görülemeyen oranda bir ticaret dengesizliği yaratmaya başladı. Yıllar içinde bu dengesizlik giderilemeyecek denli büyük boyutlara ulaştı.

“Güney Avrupa Euro”su kullanan ülkeler “siesta, gece sefası ve kısa mesai yapmak” kültürleri nedeni ile az çalışıp çok tüketme alışkanlıklarını devam ettirdiler. Euro kullanmaya geçmek çokta tatlı geldi kendilerine. Paraları da “Kuzey Avrupa”nın yarattığı ve desteklediği güçlü ve değerli “Euro” olduğu için tüm malları çok ucuza ithal edebilme olanağına kavuştular.

Sonsuz ve bitmeyecek bir deniz gibi devam etti bu harcamalar.

Etti etmesine de, Güney Avrupa Ülkeleri veya da diğer adı ile Güney Avrupa Euro”su kullanan ülkeler, aradaki gözle görülemeyen ve elle tutulamayan bu değer farkını yani cari açığı borçlanarak karşıladılar. Bu borcun büyük bir kısmını da AB içindeki mali kaynaklardan aldılar.

Sonsuz ve bitmeyecek gibi algılanan bu “Euro” denizi gün geldi ve bitti.

Realitedir; Bir devlet, “Milli Geliri”nin büyüme oranı üstünde “reel” faizle borçlanamaz. Borçlanırsa, halkın anlayacağı dilde, borç taksitlerini ödeyemez duruma düşer ve borç da çığ gibi büyümeye başlar aynen KKTC’deki “Faiz Mağdurları” gibi.

Ülke içindeki para da, Milli gelir oranı ile Reel  Faiz Borç oranı arasındaki fark kadar yurt dışına borç ödemeye gitmeye başlar ve ülkede para darlığı ile ekonomik gerileme başlar.

“Euro Bölgesi”nde yaşananlar, ödenemeyecek düzeye çıkmış dış borçlardan ve faizlerin tolerans limitlerinin üstünde farklılaşma göstermesinden kaynaklanmakta.

Bu gün artık piyasada, biri güvenilir ve düşük faizli olan “Kuzey Avrupa Euro”su, diğeri de güvenilmeyen ve yüksek faizli olan “Güney Avrupa Euro”su bulunmakta.

Açıkçası “Euro Bölgesi” ve Avrupa’nın para birimi olan “Euro” fiilen bitmiş durumda.

Avrupa Birliği’nin içinde düştüğü bu “Mali Sorun”, siyasi birliğini de etkilemeye başladı, hem de fena bir şekilde.

“Euro Bölgesi” içindeki “Mali Sorun” çözülmez ise bu AB’nin dağılmasının da başlangıcını da oluşturabilir.

Zaten artık şimdi Avrupa Birliği içinde “Avrupa Birleşik Devletleri”mi olalım yoksa dağılalım ve herkes kendi başının çaresine mi baksın tartışması duyulmaya başladı artık.

AB’ye kolay gelsin. İşleri zor gözüküyor.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

Ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

@ata-atun

30 Kasım 2011

29 Kasım 2011
Euro Bölgesinin Sonu mu (2) için yorumlar kapalı
Okunma 61
bosluk

Euro Bölgesinin Sonu mu (1)

Euro Bölgesinin Sonu mu (1)

 

Euro Düşüyor

Euro Düşüyor

Euro, AB üyesi 11 ülke tarafından 1 Ocak 1999’da Avrupa’da “Tek Para Birimi, Tek Faiz Oranı” geçerli olacaktır iddiasıyla yaratıldı.

Euro Bölgesine girmek için bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3’ünü aşmaması ve kamu kesimi borçluluk oranının yüzde 60’ı geçmemesi ön koşul.

İlk 10 yıl iyi gittiği izlenimleri verilen veya o şekilde pazarlanan Avrupa ortak para birimi “Euro” ve bu birimin geçerli olduğu “Euro Bölgesi” günümüzde büyük mali sıkıntılar içine girdi.

Euro Bölgesinin başını çeken Fransa’nın 4.3 Trilyon Dolar’dan fazla dış borcu var. Gayrı Safi Milli Hasılası ile bu borcunu ödemesi olanaksız.

İngiltere, Euro Bölgesi içinde olmamasına rağmen, bölgede ortaya çıkan ve büyüyen borç krizi nedeni ile bir dizi tedbirler almak zorunda kaldı. Euro ile yapılan riskli varlıklara olan bağımlılığını azaltıyor. Yani yolcu olarak bulunduğu Euro gemisinden iniyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Avrupa Birliğinin başkenti olan Brüksel’in yer aldığı Belçika’nın, Avrupa’daki resesyonun ülkenin ihracatını tehdit edebilecek boyutta olduğu gerekçesiyle, “Uzun Vadeli Kredi Notu”nu düşürdü.

İtalya ise ekonomik çöküşün eşiğinde. Dev boyutlara ulaşan dış borcu nedeni ile çok ciddi bir sıkıntı içine girdi. Kamu borcunun, Gayrı Safi Yurt İçi Hasılasına oranı ise “İflas Etti” dedirtebilecek düzeyde. Geçen hafta sonunda satışa çıkardığı devlet tahvili ve bonolarını yüzde 7 faiz ile, İtalya’nın Euro tarihi içindeki en yüksek faizi oranıyla satabildi ancak.

İspanya’da aynı yolu seçti ve satışa çıkardığı devlet bono ve tahvillerine yüzde 6,5 faiz ödemeyi taahhüt etti.

Gerek İtalya’nın gerekse de İspanya’nın ödemeyi taahhüt ettikleri bu faizler, her iki devletin de bütçesinden ödeneceği için devlet garantisi altında.

KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu bono ve tahvillerden alabilselerdi, bankların döviz mevduatına verdikleri faizlerden daha fazlasını almış olacaklardı. Tabii dönem sonunda İtalya’nın ve İspanya’nın hala o bono ve tahvilleri ödeyebilecek durumda kalıp kalamayacakları ise ayrı bir risk olacaktı kendileri için.

Portekiz ile Macaristan’ın durumları ise vahim. Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Portekiz’in notunu aşağılara çekerek ülkeyi “Yatırım Yapılamaz” statüsüne geriletirken, Moody’s de aynı işlemi Macaristan için yaparak, ülkeyi “Yatırım Yapılamaz” ülkeler sınıfına soktu.

İrlanda da açıkçası ekonomik olarak batmış durumda. Dış ve iç borcunu kapatmak için yaptığı büyük boyutlu zamlar ve vergi artırımları ters tepmeye başlayınca ekonomi neredeyse sıfırlandı. İrlanda için şimdi tam üstü bıyık altı sakal durumu mevcut. Ne yapsa işe yaramıyor. Ekonomik batış kapıyı çaldı, sabırla bekliyor.

Yunanistan’ın ekonomik durumunu, yani ekonomik olarak ne konumda olduğunu sınıflamak ise gerçekte çok zor. Ekonomik olarak kağıt üstünde çoktan battı. Yunan devlet tahvillerinin ikinci el piyasasındaki değerleri üçte bir oranında düştü ve yıllık verimi de yüzde 30’a çıktı. Bu verim, yani diğer adıyla faiz, Drahmi olarak değil Euro cinsinden. Yunanistan’ın batmayacağına inanıp devlet tahvili alırsanız, elinize geçecek faiz Euro bazında yıllık yüzde 30.

Bu ne demektir? Ekonomi piyasasında hiç kimse Yunanistan’ın bono ve tahvillerinin ödeneceğine dair verdiği güvenceyi “Hiçte inandırıcı bulmuyor” demektir.

Kıbrıs Rum tarafı da, Yunanistan’a paralel ve göbekten bağımlı olarak batmaya doğru hızla sürükleniyor. Rusya, kredi vermek sözü arkasında tüm mevduatlarını garantiye almanın peşine düştü ve hızla parasını Rum bankalarından çekiyor. Kara para aklama işine de son verdi artık Güney Kıbrıs’ta.

Venezuela Hükümeti ise altınlarını Avrupa’dan çekti…. Devam edecek…

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

@ata-atun

28 Kasım 2011

27 Kasım 2011
Euro Bölgesinin Sonu mu (1) için yorumlar kapalı
Okunma 119
bosluk

Libya Gerçeği – 2

Libya Gerçeği – 2
Kaddafi ve Hitler

Kaddafi ve Hitler

Diktatör Muammer Kaddafi halkından korkmazdı.

Bu nedenle de eli silah tutan herkese askeri eğitim aldıkları silahları vermişti.
Libya halkının evde bu silahları saklamalarının ve sürekli bakımını
yapmalarının, Libya’nın olası bir dış saldırı durumunda savunmasının
yapılmasında çok daha verimli olacağını düşünmüştü.

İnsanlar silahlıyken ve her evde her tür silah bulunurken “dünyaya isyancılar sadece bir gün dayanabilir bu nedenle
NATO’nun müdahalesi ve desteği şarttır” diye bir yutturmacanın nasıl yayıldığını anlamak zor.

NATO, hava bombardımanına başladığında Fransız ve İngiliz komandoları da Libya’ya girerek sözde isyancılara yardımcı
oldular.

Tabii bu yardım hiçte boşuna değildi.

Libya topraklarında çıkış maliyeti bir Dolar olan petrolün satış fiyatı ise yüz Dolar.

Bir Fransız şirketi olan TOTAL, Libya devlet petrolleri şirketinin yüzde otuzuna sahip oldu hemen, her yüz dolarlık
satıştan doksan dokuz dolar kar edecek şekilde.

İngiliz Şirketi BRITISH PETROL (BP) ise sırada. Hemen kendi kendine araştırma ve petrol çıkarma izni sağladı Libya
toprakları üzerinde. Yakında Libya devlet petrolleri şirketinin ortağı da olursa hiç şaşmamak gerekir.

Yakılıp yıkılan Libya bina ve tesislerini ABD’li ve AB’li şirketler, özellikle de Fransız ve İngiliz
şirketleri yeni baştan inşa edecek.

Elbette ki Fransız ve İngiliz komandoların haklarının ödenmesi gerekmekteydi.

Bu ödeme yöntemi de petrole, imar harcamalarına ve Merkez Bankası kaynaklarına el koymak oldu.

Libya Merkez Bankasının 170 milyar dolarlık nakit parasının ise sadece 1.2 milyarı serbest bırakıldı. Gerisinin
ise ne vakit serbest bırakılacağı meçhul olan para Avrupa Bankalarında mışıl mışıl yatıyor.

Bu para büyük bir olasılıkla Avrupa ekonomisine kanalize edilecek ve Libyalı da kağıt üstünde gördüğü bu paraya
hiçbir şekilde dokunamayacak.

Diktatör Muammer Kaddafi’nin yaptıkları ve başına gelenler, bana Hitler’i hatırlattı.

Hitler tüm dünyaya lanetli birisi olarak tanıtıldıysa da, biraz araştırınca tüm yaptıklarının kötü olmadığını görüyoruz.

Hitler gerçekte İsrail devletinin kuruluşunu sağlayan ve temelini atan kişidir.

Hitlerin yanındaki NAZİ partisine mensup çalışma arkadaşlarının ve Alman Ordusunun üst rütbeli generallerinin 77’si Yahudi
idi.

Mareşal Ehrart Milch’in babası Yahudi iken, SD’lerin Başkanı Reinhard Heydrich’de Yahudiydi ve adı da Suss idi.
Hitler’in en yakın mesai arkadaşı Bormann da bir Yahudiydi.

1933 tarihli Havaara Nakil Antlaşması ise Hitler yönetimi ile Zionistler arasında imzalanmıştı. Bu anlaşmaya göre
Filistin’e göç edecek Alman Yahudilerinin Almanya’daki taşınır ve taşınmaz mal varlıkları Hitler hükümeti tarafından nakit olarak ödenirken, Yahudi örgütleri
de Alman ürünlerinin Filistin’de satılmasını desteklediler.

Bu anlaşma sonucunda, Yahudi kapitali ve Yahudi ticari dehası sayesinde Alman ürünleri Filistin’e ve çevre ülkelere
rekabet edebilir bir fiyatla girdi. Almanya 1939 yılına kadar bölgeye 139.5
milyon marklık satış yaparken, çok büyük sayıda Alman Yahudisi de Filistin’e
göç ederek yerleşti ve 1948 yılında kurulan İsrail devletinin çekirdeğini
oluşturdu.

Yahudi yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve 1920-1948 yılları arasında faaliyeti gösteren Yahudi paramiliter
örgütü olan Haganah mensupları Almanya’da özel kamplarda eğitilirken, kampa şimdiki İsrail Devleti bayrağı asılmaktaydı.

İzak Şamir’in ise İngilizlere karşı savaşmak için, Hitler’in Alman ordusuna bir Yahudi taburu teklif etmesi ise
tarihin bir başka farklı yüzünü oluşturmakta.

Hitler’in de, Kaddafi’nin de koşullar ve dünya konjonktürü değişince misyonları bitmiş oldu, misyonlarını tamamlayınca
da yok edildiler.

Dolayısıyla Libya’ya demokrasi getirmek için mi darbe yapıldı, yoksa petrole el koymak için mi? Bu soruya şimdilik net
bir yanıt vermek mümkün değil.

Bunu zaman ve ellerindeki tüm devlet menfaatlerini süreç içinde kaybederek kapitalizmin gerçek yüzü ile karşılaşacak olan Libya
halkı söyleyecek.

Elektrik ve su faturasını ödemek için sırada beklerken veya da litresine 25 kuruş ödediği benzini 2.5 TL’ye alırken…

 

 

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

@ata-atun

http://www.ataatun.com

25 Kasım 2011

 

24 Kasım 2011
Libya Gerçeği – 2 için yorumlar kapalı
Okunma 252
bosluk

Libya Gerçeği-1

Libya Gerçeği-1
Kaddafi ve Hitler

Kaddafi ve Hitler

Libya’da Muammer Kaddafi adlı korkunç bir diktatör vardı.

NATO’nun hava müdahalesi, İngiliz ve Fransız komandoları ile paralı askerlerin saldırısı sonucunda nihayet öldürüldü ve Libya halkı ile tüm insanlık kendisinden kurtuldu, Libya da özgürlüğüne kavuştu. Ama hangi özgürlük?

Şimdi Libyalılar tamamen özgür aynen Janice Joplin’in söylediği “Özgürlük, kaybedeceğiniz başka bir şeyinizin olmadığının değişik bir şekilde tanımlanması”nda olduğu gibi. Batılı güçler neden Libya’ya saldırdı, Libya’da rejim değişikliğine gitmek gerekliliğini duydular, tüm araştırmalarıma rağmen bir türlü anlamış değilim.

Libya’da yaşayanlar Elektrik Faturası nedir bilmezlerdi çünkü evlerine Elektrik Faturası gönderilmezdi. Elektrik Libya vatandaşları için ücretsizdi. Güneydeki çölden yer altı kanalları ile şehirlere su taşınmasından sonra Su Faturası da Libya vatandaşlarına gönderilmez oldu.

Bu gün KKTC’nin siyasi ve sosyal gündemini oluşturan faiz konusu ve Libya halkını aşırı faizlerden koruyacak bir faiz yasası da yoktu Libya’da. Çünkü “Faiz” yoktu. Tüm bankalar devlet bankasıydı ve mevcut yasaya göre Libya vatandaşlarına verilen tüm krediler faizsiz verilmekteydi. Ev sahibi olmak Diktatör Muammer Kaddafi tarafından doğal bir insanlık hakkı olarak kabul edildiğinden her yeni evliye Libya hükümeti 50 bin dolar nakit para vermekteydi yeni evli çiftler bir ev alsınlar ve hayata iyi bir başlangıç yapsınlar diye.

Eğitim ve sağlık hizmetleri tamamen ücretsizdi. Diktatör Muammer Kaddafi darbe yapıp yönetimi ele geçirdiği vakit okuma bilenlerin oranı sadece yüzde 25 idi. Öldürüldüğü vakit ise bu oran yüzde 83’e çıkmış, Üniversite mezunlarının oranı ise yüzde 3’den yüzde 25’e fırlamıştı.

Libya’da iyi bir eğitim alacağına inanmayan bir Libya vatandaşına yurt dışında okuyabilmesi için hemen ve derhal aylık 2 bin 300 dolar burs bağlanmaktaydı. Dönüşte iş bulamazsa, iş bulana kadar kendisine aylık ücret ödenmekteydi. Çiftçilik yapmak isteyen bir Libya vatandaşına Kaddafi hükümeti hemen yüzlerce dönüm toprak, çiftlik evi, her tür makine, teçhizat, traktör, kombay, tohum ve büyük baş hayvan vermekteydi ücretsiz olarak iyi bir başlangıç yapabilmesi için.

Otomobillerin bırakın üzerlerinde Gümrük vergisi, Özel Tüketim vergisi, Yol vergisi, Motor vergisi gibi vatandaştan para koparmak üzerine kurulu mali taleplerin olmasını, devlet tarafından fabrika fiyatının yarısı da karşılıksız olarak ödenerek Libya vatandaşlarının en sağlam, en güvenilir ve en konforlu araçların kullanılması teşvik edilmekteydi.

Benzinin litresi ise sadece 25 kuruştu. Libya devletinin hiçbir dış borcu yoktu ve Merkez bankasında da yüz yetmiş milyar dolar nakit para ve 27 ton altın bulunmaktaydı. Her yılsonu petrol satışlarından elde edilen gelirin bir kısmı, her vatandaşın banka hesabına eşit olarak yatırılmaktaydı. Yani Libyalılar, en küçüğünden en büyüğüne kadar her yıl petrol satışından eşit pay almaktaydılar.

Doğum yapan bir anneye aynı gün 5 bin dolar ödenmekteydi.

Diktatör Muammer Kaddafi, tüm bunları halkına layık gördüğü için temizlenmesi vacip oldu.

Libya’da yaşayan 150’ye yakın kabile var ve aynen Irak’taki Saddam gibi onları da bir arada tutmayı başaracak bir lider, bir yönetici gerekliydi Libya’ya ve Kaddafi de bu görevi yıllarca başarı işe sürdürdü.

Şimdi bu kabileleri kim bir arada tutmayı başarabilecek çok merak ediyorum.

Bana Hitler’i hatırlattı Kaddafi’nin yaptıkları ve sonu. …

devam edecek…

Prof. Dr. Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

@ataatun

23 Kasım 2011

23 Kasım 2011
Libya Gerçeği-1 için yorumlar kapalı
Okunma 492
bosluk

Türklerin Nüfusu Rumların Dörtte Biri Olmalı

Türklerin Nüfusu Rumların Dörtte Biri Olmalı
Tumasoz Çelebis

Tumasoz Çelebis

Son 20 yıl içinde, Dünya üzerinde birçok ikili-üçlü hatta yedi toplumdan oluşan devletler zaman içinde ayrışmasıyla ortaya
yeni yeni devletler çıktı.

Çeklerle Slovaklar el sıkışarak ayrıldılar.

Yugoslavya önce kanlı bir şekilde ayrılmaya başladı, çözülmenin arkası -daha yumuşak bir şekilde- geldi ve
bölgede 7 farklı devlet kuruldu.

Bir dönem “Demir Perde Ülkeleri” olarak anılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Gorbaçov’un ister istemez,
ekonomik çöküntüye uğrayıp tarihten silinmemek için başlattığı  “Yeniden yapılanma Süreci” sonucu neredeyse
15’e bölündü.

Doğu Temur’a adeta piyango vurdu ve bağımsız oldu.

Güney Sudan 2005 yılında yapılan ve Sudan’da onlarca yıldan beri süren savaşı sona erdiren barış anlaşması
uyarınca, Ocak 2011’de yapılan referandumla kuzeyden ayrılma kararı aldı ve  dünyanın 193’ üncü bağımsız ülkesi oldu.

Dünya sınırlarının yeniden çizildiği, devletlerin yeniden yapılandığı ve devlet oluşturma kavramlarının yeni bir
anlayışa dönüştüğü günümüz dünyasında geçmişten farklı bir döneme girilirken birileri
Kıbrıs’ta son 48 yıldır kanlı bıçaklı olan, dil, din, edebiyat, tarih, kültür
ve sosyal yapıları farklı Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkını dünyadaki tüm
gelişmelerin aksine zorla birleştirmeye çalışmakta

Her gün Rum tarafına geçen Kıbrıslı Türklere yapılan saldırıları okumaktayız gazetelerde. Kıbrıslı Rumlar hakaretamiz
sözlerle, fiili veya Türk plakalı araçlara zarar vererek, Türklerin aleyhine
veya da KKTC’nin aleyhine mitingler yapıp, Türk bayrakları yakarak, bizlere
karşı duydukları kinlerini açığa vuruyorlar her fırsatta.

AB komisyonlarında, BM koridorlarında aleyhimize kararlar çıkartmak için oynamadıkları oyun, çevirmedikleri dolap
kalmadı.

Rum Dışişleri Bakanı “Kara Çira” lakaplı Markulli, her sabah “ben Türklere ne kötülük yapabilirim” düsturuyla gözlerini
açıyor ve güne o kin dolu düşüncelerle başlıyor. Bizleri şikayet etmediği
merci, mektup göndermediği siyaset adamı kalmadı dünyada.

Sadece o mu?

Rum siyasilerin büyük çoğunluğu da aynı tornadan çıkma. Aynen Rum halkının ezici çoğunluğunun olduğu gibi.

Hristofyas’ın müzakere heyeti de pek farklı değil bunlardan. Akılları fikirleri 15 Temmuz darbesinden bir evvelki
güne, yani 14 Temmuz 1974 gününe geri dönmek ve adaya, tümüyle hakim oldukları
günleri tekrar geri getirmek.

Gelecek konusunda ne düşündüklerini anlamak için Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın danışmanı ve müzakere
grubu üyelerinden Tumazos Çelebis’in, Cumartesi günü Kıbrıs Rum tarafından
yayınlanan Haravgi Gazetesinin muhabiri ile yaptığı söyleşiyi iyi okumak
gerekiyor.

Çelebis müzakerelerin mutfağında görev yapan ve Rum tarafının müzakere stratejisi ile prensiplerini belirleyen kişilerden
biri.

“Şeytan ayrıntıda gizlidir” derler ya, Müzakerelerin geleceği ve Kıbrıs’ta Çözüm konusunda Rumların akıllarında nelerin var olduğu da
bu söyleşinin satırları arasında gizli.

Taraflara son 34 yıldır telkin edilen “iki bölgeli, iki toplumlu, ilgili BM Güvenlik konseyi kararlarında
tanımlandığı şekliyle siyasi eşitlik temeline iki devletten oluşacak
Federasyon” yapılanması içinde Kıbrıslı Türklerin yeri ve sayısının ne olacağı
bu söyleşinin satır aralarında yer aldı.

Çelebis çözüm sonrasında kurulacak Federal Devletin nüfus oluşumu konusunda, “İstenilen,
yerleşiklerin gitmesi ve insani kriterlerle kalacak olanlarının sayısının net
ve ¼ nüfus oranını ihlal etmeyecek kadar olması gerekmektedir” diyerek Kıbrıs
Türk halkının nüfusunu kısıtlamayı ve adada ilelebet dörde/bir oranının baki
kalmasını hedeflediklerini açık ve net olarak dile getirdi.

Bunu kabul edersek arkasından, “adanın dörtte birine sahip bir
toplum nasıl olurda sahillerin yarısından fazlasına sahip olur” deyip bizden
Karpaz’ın tamamını isteyecekler, sahil şeridimizin uzunluğunu da yüzde 20’ye
indirmek için…

 

Prof. Dr. Ata ATUN

Ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

21 Kasım 2011

20 Kasım 2011
Türklerin Nüfusu Rumların Dörtte Biri Olmalı için yorumlar kapalı
Okunma 81
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar