1915 Ermeni Tehciri (Relocation)

1915 Ermeni Tehciri (Relocation)

Hafta sonu İstanbul’daydım.

Benim açımdan müthiş bir akademik deneyim yaşadım.

Aynalıkavak’da, eski tersane binasının yerinde olağanüstü güzel bir restorasyonla müzeye dönüştürülmüş olan “Rahmi Koç Müzesi”nde gerçekleştirilen 1915 Ermeni Tehciri ile ilgili bir toplantıya ve müthiş bir kitap tanıtımına katıldım.

Katıldım diyorum ama gerçekte baştan sona bütün toplantıyı yönetme görevi bana verildiği için müthiş bir bilgi fırtınası yaşadım. Hiçbir konuşmayı kaçırmadığım gibi her kelimeyi beynime nakşettim.

 

Rahmi Koç Müzesi ile ilgili izlenimlerimi, gördüklerimi ve düşüncelerimi bir başka yazımda dile getireceğim. Yakın tarihimizle ilgili hiç yoktan muhteşem bir müze binası ve içeriği yaratmış Sayın Rahmi Koç.

 

Türkçede “1915 Ermeni Tehciri” olarak tanımladığımız olayın İngilizce adı “Armenian Relocation”, yani “Ermenilerin bir başka yere yerleştirilmesi.”

Katılımcılar sınırlı sayıda ve çok seçkin kişilerdi.

Yeni – eski siyasiler, yeni – emekli diplomatlar ile büyükelçiler, yurtiçi ve yurt dışından emekli ve halen görev yapan akademisyenler, Türkiye ve Avrupa’da Ermeni Tehciri konusunda uzman akademik kişiler ile Türkiye’de bu konuda isim yapmış saygın kişiler…

 

Toplantı konusu, 1915 yılında İstanbul’da görev yapmış ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau’nun yazdığı, daha doğrusu para karşılığı bir başka kişiye yazdırdığı “Büyükelçi Morgentahu’nun Hikayesi” kitabıydı.

 

Bu kitabın özelliği, Ermeni iddialarının büyük bir kısmının temelini oluşturması. İddiaların geri kalan kısmını ise bir diğer kitap olan ve İngilizlerin Ortadoğu’daki Osmanlı topraklarında isyanlar oluşturup parçalayabilmek için “Düzmece olarak” hazırladıkları “Blue Book” oluşturmakta. Ermeni iddiacılarının elinde sanıldığı gibi koca bir arşivi dolduracak belge de yok. Bu nedenle hep bu güne değin Türkiye’nin “Türk ve Ermeni Tarihçiler karşılıklı otursun, belgeleri ortaya koysun ve tartışınlar” çağırısına olumlu yanıt vermiyorlar, daha doğrusu veremiyorlar. İddialarının temelsiz olduğunu gerçekte onlar da biliyorlar.

ABD Büyükelçisi Morgenthau’nun kitabının düzmece olduğunu, başkası tarafından kaleme alındığı, Büyükelçinin görevi esnasında Üsküdar’dan öteye gitmediği ve kitabın içeriğinin ABD Elçiliğinde görev yapan iki Ermeni görevlinin kulaktan duyma anlatılarına dayandığı, ilk kez 1990 yılında Prof. Heath W. Lowry’in kaleme aldığı  “Thes Story Behind Ambassador Morgenthau’s  Story” yani “Büyükelçi Morgentahu’nun Hikayesi’nin Arkasındaki Hikaye” adlı kitabı ile ortaya çıktı ve çıkmazda tümü Ermeniler tarafından satın alınarak piyasadan yok edilmeye çalışıldı.

 

Toplantının ana konusunu oluşturan Şükrü Server Aya beyin kaleme aldığı “Preposterous Paradoxes of Ambassador Morgenthau” yani “Büyükelçi Morgenthau’nun Akılalmaz Çelişkileri” adlı kitabı ise, Prof. Lowry’nin yaptığı araştırmadan yola çıkılarak ama daha da derinlerine inilerek hazırlanmış bir kitap. İrlanda’da faaliyet gösteren “Athol Books” tarafından İngilizce dilinde basıldı.

 

Bu konuda çok derin araştırmaları olan Athol Books Temsilcisi Dr. Patrick Walsh de toplantıya katılarak bir konuşma yaptı. Walsh konuşmasında Ermeni iddialarının temelsiz ve uydurmaca olduğuna dair bulgularını tekrardan dile getirdi.

 

Şükrü bey, benim hitabımla da “Şükrü Abi”, bu konuda tam “Tek başına bir ordu” gibi çalışıyor. Bu güne değin tüm Ermeni iddialarının, Türk ve Osmanlı değil, yabancı kişi ve devletlerin hazırladıkları belgelere dayandırarak hazırladığı 6 adet kitabı ile gerçek olmadığını, hayali bir şekilde üretildiğini ve hiçbir temele dayanmadığını ortaya koyuyor.

Gerçekten de müthiş bir çalışma ve her biri birbirinden kıymetli 6 eser.

 

Bu kitaplarla ve bu doğrultudaki çalışmalarla, 2015 yılında değin Ermeni İddialarının gerçek olmadığı, Avrupa devletlerinin, Rusya’nın ve ABD’nin arşivlerindeki kendi görevlilerin kaleme aldığı ve üstlerine rapor olarak gönderdikleri resmi belgelerin gün yüzüne çıkarılarak kamuoyunun bilgisine getirileceği kesin. Zaten bunların bir çoğunu Şükrü bey kitaplarında yayınlarken, Mehmet Perinçek gibi akademisyenler de dergilerde ve basında yayınlıyorlar…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

31 Mart 2013

31 Mart 2013
1915 Ermeni Tehciri (Relocation) için yorumlar kapalı
Okunma 121
bosluk

Ercan’ın Öbür Yüzü

Ercan’ın Öbür Yüzü

Rumları daha şimdiden korkutmaya başlamış olan Ercan Havaalanımızın, özelleştirme eleştirilerinden öteye bir de öbür yüzü var. Görülmeyen, elle tutulmayan  bir yüz bu ama illaki görülmesi gerekiyor bir şekilde.

Hamaseti bilirsiniz….

Temeli olmayan sözleri ve fikirleri, birbiri ardına sözle sıralama sanatına deniyor hamaset. Hamaset yapanlar desteksiz atarlar ama işin gerçek yüzünden de haberleri olmaz hiçbir zaman. Araştırmaya bile gerek duymazlar, kulağa hoş gelen ama hiç bir sonucu olmayacak sözleri söylemek daha çok işlerine gelir.

 

Ercan havaalanının geçmişi çok iyi biliyorum. Gün be gün yaşadım da diyebilirim.

İlk hali, düz bir ovanın içinde kısa pisti sıkıştırılmış çakıl taşından oluşmuş pervaneli uçakların kullanımına uygun bir havaalanıydı. 1974 Mutlu Barış Harekatından hemen sonra Türkiye’den gelen pervaneli uçaklar hem Kırnı’daki piste hem de Ercan’a inmekteydi. Pist 7 ay gibi kısa bir zaman dilimi içinde ıslah edilerek jet motorlu uçakların iniş ve kalkışına uçuşlara uygun hale getirildi. Şimdiki terminal binasının karşı sol tarafına da tek katlı üç-beş odadan oluşan bir de terminal binası inşa edildi ve uçuşlar 65 kişilik F28 tipi jet uçakları ile başladı.

 

1975 yılının sonunda kurallara uygun olarak bugün adına “kısa pist” denilen pistin,  1976 Haziranında da ana pistin inşası bitti ve DC9, Boeing 707 gibi uçaklar Ercan havaalanına inip kalkmaya başladı.

 

Başladı ama, gece uçuşu için gerekli olan pist aydınlatması ve gerekli kuleler olmadığı için sadece gündüzleri uçuş yapılabilmekteydi.1977 ilkbaharında Trabzon havaalanı için Türkiye’ye yurt dışından getirtilen pist ve apron ışıklandırma sistemi, koliler açılmadan o dönemde adı Kıbrıs Türk Federe Devleti olan ülkemize gönderildi ve Ercan havaalanına gece uçuşları başladı. O dönem milletvekiliydim ve yaşananları çok iyi biliyorum.

 

Mevcut terminal binası yetersiz kalınca 1976 yılında yeni terminal binası, kule, kargo, itfaiye ve ikram binaları yapımına karar verildi ve pistin kuzey tarafına yapılan bu yeni tesisler 1997 yılında hizmete açıldı.

 

Aradan geçen 27 yıl içinde bu bina hem bakımsızlıktan hem de küçük oluşundan dolayı yetersiz kalınca, şimdiki mevcut Ercan havaalanı terminal binası Mayıs 2004 tarihinde inşa edildi, pist de bakımdan geçirildi.  Bütün bu yeniden yapılanmanın parası Türkiye’den alınmış ve Türkiye’nin (sonsuz) katkıları ile de uluslararası uçuşlara ve standartlara uygun bir havaalanı yapılmıştı. Gurur duyduğumuz ve övündüğümüz bir havaalanımız olmuştu.

 

Böylesine güzel bir havaalanımız olmuştu ama sonradan üzerine bir tek çivi çıkılmadığı, bir tek ciddi bakım yapılmadığı için de kısa süre içinde yıprandı ve çağ dışı kaldı. Tuvaletleri bozuldu, lambaları yanmaz oldu. Akıllıca ve deneyimlerden kaynaklanmayan düzenlemeler yapıldığı için de yolcular, güvenlik kontrolü, check-in ve muhaceret işlemlerinde sıkıntılar çekmeye başladılar.

 

Bakımın yapılamamasını ana nedeni gelirin az, giderin çok olmasıydı. Kıbrıs Türk Hava Yolları, Lefkoşa Belediyesi, Elektrik Kurumu ve benzeri kuruluşlarda olduğu gibi çalışan sayısının gereğinden fazla, normal mesai saatlerinin az ve maaşların da çok yüksek olmasından dolayı Ercan Havaalanının yıllık zararı 20 milyon TL’ye ulaşınca ister istemez özelleştirme kapıya dayandı.  Ve sonunda Ercan Havaalanı özelleşti.

 

Özelleştiğinde ne oldu?

Ercan’a yolunuz düştüğünde bu kez etrafa alıcı gözlerle bakın lütfen.

Değişen floresans lamba sayısı 1500. Bunlar 2004 yılından beri hiç değişmemiş. Yanan, yandığı yerde kalmış, havaalanı gelirinin tümü maaşlara gitmiş. Kanalizasyon boruları tıkanınca, tamir etmek yerine tuvaletler yerlerinden sökülmüş veya da kapıları kilitlenmiş.

 

En önemlisi ise piste hiç bakım yapılmamış. Pistin üstü boydan boya, uçakların tam iniş anınca lastik tekerleklerin beton piste vuruş anında piste yapışan kauçuk parçaları ile kaplı. Yağmur yağınca suyla kucaklaşan bu parçacıklar aynen bir kızak görevi yapmaya başlıyor ve tehlike yaratıyorlar. Maaş ödemekten bakıma para kalmamış ki, bunlar temizlensin. Pistteki çukurlar ise hiç tamir edilmemiş bu güne değin.

 

Havaalanının bölgesinin güney kısmında tel duvar yok. Birkaç yıl evvel bir Rum adadaşımız otomobili ile sınırı geçmiş ve terminal binasının önüne kadar gelmiş sualsizce.

İmzaların atılmasından sonra geçen şu kısacık süre içinde pistin profesyonelce tamiri, bakımı ve bölgenin tellemesi başlatılırken, kanalizasyon sorunu ise kökten çözülmüş.

 

Şimdi havaalanlarına pistler yapmış, terminal binaları inşa etmiş ve yaptıklarını da uluslararası standartlara göre işletmekte olan kişiler Ercan Havaalanını büyütmek ve mevcudu da çağdaşlaştırmak için uğraşıyorlar.  Onlar uğraşıyor ancak bizde acımasızca onları eleştiriyoruz.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

29 Mart 2013

28 Mart 2013
Ercan’ın Öbür Yüzü için yorumlar kapalı
Okunma 85
bosluk

Bölgedeki Doğalgaz Türkiye Üzerinden

Bölgedeki Doğalgaz Türkiye Üzerinden

İsrail’in özellikle Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde yer alan Leviathan parselinde bulduğu doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya göndereceği neredeyse kesinleşti.

 

Uzmanların yaptığı hesaplar İsrail’e ait parsellerde 425 milyar metre küp doğalgaz olduğunu ortaya koyuyor.  Bu çok büyük bir rezerv ve İsrail çıkaracağı doğalgazı sıvılaştırıp özel tanker gemilerle göndermek yerine denizin altından ve karadan 600 kilometrelik boru döşeyip Türkiye üzerinden doğalgazını Avrupa’ya göndermeye karar verdi. Buna kısaca “dakika bir özür bir, dakika iki boru hattı iki” de diyebilirsiniz.

 

Bu 600 kilometrelik boru hattının maliyeti doğalgazın getirisi ile karşılaştırıldığında çok değil. Toplamı 2 milyar dolara mal olacak. Zaten daha güvenli ve daha da ucuz başka bir alternatif de yok.

 

Sıvılaştırmak için gerekli olan tesisin maliyeti 20 milyar dolar. Bu maliyetin üzerine bir de deniz taşımacılığın masrafları eklenecek ve en son alıcı hem tesise harcanan paradan payına düşen bedeli ödeyecek hem de taşıma ücretini. Rusya ise gazını borularla Avrupa’ya gönderdiğinden, İsrail doğalgazını sıvılaştırıp gönderirse Rus gazı ile rekabet edemeyeceğinden Türkiye üzerinden borularla göndermeyi tercih etti ve kararını da hemen veriverdi.

 

Bu hattan Türkiye’de isterse özel fiyattan gaz alabilecek. Tabii bu Türk tüketicisi için büyük bir kazanç olacak.

 

Boru hattının taşıyacağı miktar ise yıllık 8 ile 10 milyar metreküp doğalgaz. Bu miktar İstanbul boğazından bir yılda tankerlerin içinde geçen petrol ve diğer kimyasalların toplam olarak ürettiği enerjiden kat kat daha fazla.

 

İsrail gazının güneş yüzü görmesi bir aksilik çıkmazsa 2016 yılının sonbaharında gerçekleşecek. Borulardan akması ise Türkiye ile anlaşma imzalamasından sonraki 2-3 yıl içinde olabilecek ancak.

En kötü olasılıkla İsrail gazı Avrupa’ya 2018 yılında ulaşacak demektir.

 

Tabii Kıbrıs adasının Münhasır Ekonomik Bölgesinde var olduğu iddia edilen gazda, alternatifsiz olarak bu boru hattı üzerinden Avrupa’ya gitmeye mecbur olacak.

 

Bakmayın Rumların gazın tümüne sahip oldukları iddialarına ve “borca gireriz, parayı buluruz ve sıvılaştırma tesisi kurarız ama gazımızı Türkiye üzerinden göndermeyiz” laflarına ve tafralarına.

 

Geçen hafta içinde İsrail’in Mavi Marmara olayı nedeni ile Türkiye’den özür dilemesi ve Türkiye’nin de bu özrü kabul etmesi, Orta Doğu’da yepyeni bir sayfa açtı. Bölgedeki dengeler artık eskisi gibi olmayacak. Saflarda öyle.

 

Türkiye ile İsrail’in bölgede politik, ekonomik ve stratejik ortaklık başlatmalarından sonra batık bir Yunanistan ile batık Kıbrıs Rum Yönetimini kimseler dikkate ve kaale almayacak. Zaten daha şimdiden almıyorlar ya.

 

Kıbrıs adasının Münhasır Ekonomik Bölgesinden çıkarılacak doğalgazdan ve diğer hidrokarbon ürünlerinden öncelikle Kıbrıslı Türklerin de payı olacak ve doğalgaz da Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak Türk-İsrail doğalgaz boru hattı ile Avrupa’ya taşınacak.

 

Rumların bu konuda hiç bir kaçarı ve alternatifi de yok. Ne “OXI” deseler geçerli ne de “HAYIR!” İllaki olacak, illaki doğalgazı bölüşecek, illaki doğalgaz Türkiye üzerinden gidecek ve de en önemlisi illaki Kıbrıslı Türklerle, her iki tarafı da memnun edecek güvenli ve sürdürülebilir bir çözüme de “EVET” diyecek…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

27 Mart 2013

 

 

26 Mart 2013
Bölgedeki Doğalgaz Türkiye Üzerinden için yorumlar kapalı
Okunma 81
bosluk

İsrail Özrünün Gerisi

İsrail Özrünün Gerisi

Ocak ayında İsrail’de yapılan Knesset yani İsrail Parlamentosu seçimlerinden sonra binbir zorlukla koalisyonu kurmaya başaran Başbakan Binyamin Netanyahu, Dışişleri Bakanlığı görevine hiç kimseyi atamadı ve bu görevi kendisi üstlenerek, ilk icraat olarak Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşen talihsiz Mavi Marmara olayı nedeniyle Türkiye ile bozulan ilişkilerini düzeltme yoluna gitti.

 

İsrail devleti Kurulduğu 4 Haziran 1948 tarihinden beridir ilk kez bir devletten resmi olarak özür dilemekte ve özür şartlarını da kabul etmekte. Bu devlet de “Türkiye Cumhuriyeti.”

 

22 Ocak seçimlerinden sonra yeniden kurulacak İsrail Kabinesinin ilk icraatının Türkiye ile olan ilişkileri tekrardan eski haline getirebilmek için aracı koyacağını ve Türkiye’nin barışmak için masaya koyduğu 3 koşulu kabul edeceğini 23 Ocak tarihli “İsrail Seçimleri ve Türkiye Politikası” başlıklı yazımda açık ve net olarak öngördüğümü belirtmiştim. Öngörüm tamı tamına, aracısı ve zamanlaması ile birlikte doğru çıktı.

 

Ortadoğu’daki gelişmeler çok kaygı verici ve İsrail’in de varlığı bu sefer bayağı ciddi olarak tehlikede. Türkiye şu anda İsrail’in bölgede tutunabileceği yegane dal. Bunun farkında olan “İsrail Derin Devleti” de karar almak zorunda kaldı. Sorun NATO’ya da sıçradığından ABD’nin bu konuda tedbir alarak sorunu çözmesi gerekmekteydi. ABD Başkanı Barack H. Obama, bu konuda aracılık yaptı ve başardı.

 

Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşen Mavi Marmara olayında İsrail kabinesi Başbakanı, “Likud” partisi başkanı Binyamin Netanyahu, Yardımcısı ve Savunma Bakanı “İşçi partisi” lideri Ehud Barak (Broq) ve Dışişleri Bakanı da aşırı sağcı “Evimiz İsrail” Partisi başkanın Avigdor Lieberman idi.

 

Saldırının uluslararası sularda deniz hukukuna aykırı olarak yapılması ve 9 Türk vatandaşının şehit edilmesi Türkiye Cumhuriyeti hükümetini haklı olarak çileden çıkarınca, zaten 2009 yılında Davos’da dünya politik tarihine geçmiş olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “One Minute” çıkışı ile Türkiye-İsrail arasında gerilen ipler, kopma aşamasına geldi.

 

Uzun vadede bölgede Türkiyesiz İsrail’in başına gelebilecekler Netanyahu kabinesine anlatılınca, Türkiye’yi tekrardan kazanmak isteyen Netanyahu, yardımcısı Ehud Barak ile birlikte Türkiye’nin tekrar barışmak için şart koştuğu Türkiye’den özür dilenmesi, şehit edilen kişilere tazminat ödenmesi ve Gazze ablukasının kaldırılması taraftarı olurken, Dışişleri bakanı Lieberman ısrarla buna karşı çıkmıştı.

 

Türkiye ile eski dostluğun ve ilişkilerin tekrardan oluşturulması için İsrail Derin Devleti’nin yaptığı plan, “Evimiz İsrail” (Yisrael Beiteinu) adlı siyasi partinin başkanı olan Avigdor Lieberman’ın, seçimlerden sonra politik sahneden bir müddet aşağı indirilmesi üzerine kuruldu ve Lieberman 12 Aralık 2012 tarihinde aleyhine getirilen dolandırıcılık ve sahtekarlık suçlamasından dolayı Dış İşleri bakanlığından istifa etmek zorunda bırakıldı. Seçimlere kadar olan zaman dilimi içinde Türkiye’den resmen özür dilenmesinin seçimlerin kaybedilmesine neden olacağından seçimlerin bitmesi beklendi.

 

22 Ocak seçimlerinde “Evimiz İsrail” partisinin başkanı olarak seçimleri kazanmasına ve Knesset’e yani İsrail parlamentosuna girmiş olmasına rağmen Lieberman’ın hakkındaki davanın görüşülmesi bitmeden ve suçsuzluğu kanıtlanmadan bakan olması olanaksız olduğundan yeni kabine de Lieberman’sız kuruldu.

 

“Evimiz İsrail” (Yisrael Beiteinu) adlı siyasi partinin başkanı olan Avigdor Liberman, Netanyahu’nun başkanı olduğu “Likud” Partisi ile ortak bir liste yaparak seçime girmişti. Lieberman’ın hedefi tekrardan İsrail Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmek. Bu nedenle de Başbakan Netanyahu kabinesini açıklarken Dışişleri Bakanlığı görevini kendi üstlendi ve herhangi birini bu makama atamadı. Lieberman şu anda İsrail Parlamentosunun en prestijli komitesi olan “Dışişleri ve Savunma Komitesinin” üyesi ama hakkındaki davadan dolayı Bakan değil.

 

Mahkemede sürmekte olan davasında işlediği suç, yüz kızartıcı bir suç veya manevi ahlaksızlık olarak tanımlanırsa veya üç aydan fazla hapis cezası alırsa politik hayatı kararın açıklandığı anda bitecek ve Knesset’den de atılacak. Davanın bitmesinin ise aylar süreceğine şüphe yok.

 

Lieberman’ın davayı kazanacağı ve suçsuz ilan edileceği bence kesin. Netanyahu bu zaman dilimi içinde kabineden itiraz gelmeden Türkiye’den özür diledi, tazminat ödemeyi kabul etti ve Gazze’ye uygulanan ablukayı da kaldırdı. Sonucunda da Türkiye’yi kazandı.

 

Ve Türkiye de İsrail’i kazandı. Kıbrıs Rum Yönetiminin uluslararası hukuka aykırı olarak gasp etmeye çalıştığı Türkiye’ye ait Münhasır Ekonomik Bölgedeki doğalgaz parselleri üzerindeki mülkiyet haklılığının ortaya konması bu aşamadan sonra çok daha kolay olacak, tabii çıkacak gazın Türkiye üzerinden taşınması da….

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

25 Mart 2013

24 Mart 2013
İsrail Özrünün Gerisi için yorumlar kapalı
Okunma 86
bosluk

Beşar Esad’a Darbe

Beşar Esad’a Darbe

Suriye’de evvelki sene başlayan “Arap Bahar”ı olayları yeni bir aşamaya girdi artık. Bugüne değin Irak veya Libya’da olduğu gibi direkt olarak askeri müdahalede bulunmayan batılı ülkeler Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Muhaliflere Türkiye, Ürdün ve Lübnan üzerinden sadece insani, mali ve lojistik yardım yapmakta, ÖSO mensuplarına da gerekli olan askeri eğitimlerini Ürdün’de vermekteydi.

 

AB ve ABD ağız birliği etmişçesine ÖSO’ya silah yardımı yapmama ve Suriye’ye de askeri müdahalede bulunmama prensip kararını almışlardı. Ama şimdi artık işler, taraflar ve dengeler değişti, Hizbulllah faktörü etkin olarak Suriye’de devreye girince.

 

Suriye’de artık aktör olarak sahnede sadece bir tarafta Beşar Esad ve hükümet güçleri diğer tarafta da “Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)” ve de “Muhalifler” yok. “Diğer taraf” olarak tanımlanan yerde ABD var, AB var, Arap ülkeleri var ve en önemlisi İsrail de var artık.  Hizbullah Suriye’yi kendine üs olarak seçtikten sonra endirekt olarak İsrail de işin içine karışmak zorunda kaldı.

 

Yeni aktörler sahneye çıkınca Beşar Esad’ın etrafındaki çember de daralmaya, boynundaki kıskaç her gün biraz daha sıkılmaya başlandı. Ne kaçarı kaldı Esad’ın ne de uçarı. Ağzıyla kuş tutsa yine gidecek. Akıllıysa canlı gider, hırslıysa ve hırsı da mantığının önünde gidiyorsa cansız gidecek Suriye’nin başından.

 

Hizbullah’ın Suriye’ye göç etmesi, kökleşmeye başlaması ve de yeni merkez olarak kendine Suriye’yi seçmesinden sonra Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail açıkçası alarma geçti.

 

ABD ilk adım olarak ünlü kuruluşu CIA’yi devreye soktu. CIA Suriye’de İnsansız Hava Araçları (İHA) ile öldürücü saldırılar yapmak hazırlığına başladı. Virginia’nın Langley kentinde İHA’ları hedefe yönlendirme subayları, Suriye’deki bazı bölgelerle ilgili büyük miktarda bilgi toparlamaya ve (saldırı için) hazırlıklar yapmaya başladı.

 

ABD Parlamentosunda Suriyeli Muhalifleri eğitmek ve silahlandırmak ve ekonomik destek vermek için Temsilciler Meclisinde yasa yapıcı, gerekli yasayı hazırladı ve yasa hemen sunuldu. Dışişleri Komitesi üyesi olan Demokratların önde gelem Temsilciler Meclisi üyesi (Milletvekili) Eliot Engel de meslektaşlarına bu konuda destekte bulunmaları için gerekli çağrı yazısını gönderdi. Söz konusu yasa illaki geçecek ve ÖSO’ya her tür destek direkt veya endirekt olarak devreye girecek, ABD’nin İHA’ları da gerekli görülen her yeri bombalayacak.

 

Hepsi bu kadar değil. 80 milyar dolar gibi bir meblağda bu işe tahsis edilecek.

 

Avrupa’nın da Suriye’ye bakış açısı değişmeye başladı.

Suriye’yi 1920 yılında işgal eden, Hatay, Lazkiye ve Suriye devletlerini kuran, Lübnan’ı Suriye’den 1926 yılında koparıp ayrı bir devlet haline getiren ve her ikisine de sonradan 1946 yılında bağımsızlık veren Fransa ile Orta Doğu’da I. dünya savaşından sonra yeni sınırları kendi elleri ile çizen İngiltere, Suriye’deki ÖSO’ya ve Muhaliflere uygulanmakta olan silah ambargosunu Mayıs ayı içinde kaldırmak amacı ile AB Komisyonunu toplantıya çağırma girişimleri başlattılar. Gerekçeleri de Esad’ın kullandığı ağır silahların karşısında, ambargodan dolayı ÖSO’nun aciz kaldığı.

Üstelik bu konuda AB Komisyonunu olumsuz bir karar alması durumunda pek takmayacaklarını ve Suriye‘de Esad karşıtlarını silahlandırma kararlarını uygulayacaklarını resmi ağızdan dile de getirdiler.

 

Tüm bunlara ilaveten, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres  de, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Arap ülkelerini Suriye’ye askeri müdahaleye çağırdı. Hem Arap ülkeleri tümden İsrail’in baş düşmanları, hem de İsrail Cumhurbaşkanı baş düşmanlarını müdahaleye çağırıyor. Gerçekten de çok ilginç bir tezat ve yaklaşım bu.

 

Aslında Şimon Perez’in bu çağrısı, dünyada uygulanmakta olan küresel politikaların boyutlarının nerelere kadar uzanabileceğini göstermekte.

 

Bu çağrı, gerçekte Suriye’de oynanmakta olan oyunun bitiş düdüğü.  Beşar Esad’ın gideceği kesinleşti, aşağı yukarı zamanı da belli oldu artık, 2013’ün sonbaharını görmesi olanaksız.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

22 Mart 2013

 

21 Mart 2013
Beşar Esad’a Darbe için yorumlar kapalı
Okunma 84
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3

Arşivler

Son Yorumlar