Emanetçiyiz

Emanetçiyiz

İstanbul’daki Kapalı Çarşı benim için dünyanın en gizemli yeridir. İçine adımımı attığım an tarihte yolculuğa çıkmış gibi hisseder, kendimi kaybederim

 

İstanbul’un fethinden hemen sonra 1461 yılında inşasına başlandı ve günümüzün alış veriş merkezlerinin atası. 64 cadde ve sokağı, iki bedesteni, 16 hanı, 22 kapısı ve yaklaşık 3600 dükkanı ile dünya da bir ilk. İşin doğusu dünyanın en eski ve en büyük alışveriş merkezi Kapalı Çarşı. Dünyaya bir Osmanlı mirası.

 

Geçen sene ekim ayında, hem dekorunu hem de sattığı eşyaları çok beğendiğim bir dükkanın sahibi ile alış veriş sonrası yaptığım sohbette, dükkanını ve sattığı eşyaları çok beğendiğimi söylediğimde “Emanetçiyiz beyim” diye yanıtlamıştı beni.

 

Önce hiç anlamamıştım ne demek istediğini. “Neyin emanetçisi acaba” diye de aklımdan geçirmiştim sözlerini birkaç kez. Sonra aradan günlerin, haftaların, ayların geçtiği süreç içinde kendi kendime en az bin kere sordum bu gizemli soruyu; “Neyin Emanetçisiydi acaba” diye.

 

Sonra yavaş yavaş, araştıra okuya bu gizemli yanıtın içeriğine ulaşmayı başardım.

Beşeri dünyada hiç bir şey insanlara ait değildi. Yaşadıkları süreç içinde bazı şeylerin sadece “emaneten” sahibi olmaktaydılar, o da sadece yaşam süreleri kadar.

 

Asıl sahibi oldukları, arkalarından bıraktıkları evlatları, eserleri ve hoş sedaları. Bu dünyaya veda edince mal mülk el değiştiriyor ama evlatları da onun, eserleri de onun, yazdıkları da, bıraktığı hoş seda da.

 

Dün eşim Suna Atun’u kaybettim. Yanındaydım. Adım adım Mevlası’na kavuşmasının şahidi oldum. Huzur içinde veda etti bizlere ve bu dünyaya. Ruhu şad olsun, cenneti mekan olsun, nurlar içinde yatsın.

 

Arkasında iki tane her zaman öğündüğü ve gururunu yaşadığı, gördüğü vakit yüzünde güllerin açıldığı iki evlat bıraktı. İkisi de birbirinden kıymetli ve değerli iki evlat. Çok emeği geçti onlara.

 

Kurucusu olduğu SAMTAY (Suna ve Ata Atun Mağusa Tarihini Araştırma ve Yazın) Vakfı, kuruluşundan günümüze, Kıbrıslı Türklerin Edebiyatı, Kültürü, Tarihi, Sporu ve Sosyal Yaşamı ile ilgili tam 46 adet kitap yayınladı. Genelde sayfa adetleri 300 ile 600 arasında değişen araştırmaya dayalı “Referans” kitapları. Bunlardan 21 tanesinin imzası Suna Atun’a ait.

 

Özellikle Doğu Akdeniz Üniversitesinde Türk Edebiyatı okutan hocaların “Kıbrıs Türk Edebiyatı” yoktur söylemleri kendisini çok incittiği için bu konuda seneler süren bir araştırma yaptı ve “Kıbrıs Türk Edebiyatı” kitabını yarattı.

 

Eğitmen olarak yıllarca görev yaptığı Doğu Akdeniz Üniversitesi, yazdığı kitabının ders kitabı olarak okutulmasını onaylayarak, edebiyat dünyamıza ışık saçmasının yolunu açtı. Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın varlığını araştıran ve kitaplaştıran ilk Kıbrıslı Türk araştırmacı yazardır Suna Atun.

 

1914-1918 yılları arasında Orta Doğu ve kuzey Afrika’da İngilizlere esir düşen Osmanlı Ordusu askerlerinin “Savaş Esiri” statüsünde Mağusa’daki Karaolos kampında kaldıkları süre içinde yaşananları, olayları ve bu güne değin hiç bir yerde yayınlanmamış bilgileri İngiliz Arşivlerinde bularak tarihimize kazandırma çalışmasını da sonlandırmak üzereydi. Bir tarih hazinesi olacak olan bu kitabı, arkasında bıraktığı önemli eserlerden bir tanesi olacak. Vakfımız en kısa sürede bu kitabı Suna hanımın bitirdiği şekli ile yayınlayacaktır.

Arkasında bıraktığı hoş sedayı, cenaze törenine katılarak son görevlerini yerine getiren binlerce seveni ve sayanı gök kubbeye yaydı.

Çok az kişiye nasip olur böylesi bir yaşam, takdir edilen bir amel, büyük bir saygı, engin bir sevgi ve görkemli veda… Nur içinde yat, mekanın Cennet olsun.

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

30 Eylül 2013

29 Eylül 2013
Emanetçiyiz için yorumlar kapalı
Okunma 191
bosluk

Müzakerelerde Yeni Süreç

Müzakerelerde Yeni Süreç

68. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları için New York’ta bulunan T.C. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Evangelos Venizelos’un görüşmeleri ve kendi aralarında vardıkları mutabakat Kıbrıs Müzakerelerinde yeni bir sayfa açtı.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun Özel Temsilcisi Osman Ertuğ ile Rum yönetimi müzakerecisi Andreas Mavroyannis’in karşılıklı olarak Yunanistan ve Türkiye’yi ziyarete edecek olmaları yeni ve beklenmedik bir gelişme.

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı Evangelos Venizelos, bugüne değin kendisinin ve kendisinden evvel Dışişleri Bakanlığı yapmış kişilerin duymadığı veya da kendilerine iletilmemiş olan Kıbrıs Türk tezlerini şimdi birinci ağızdan Özel Temsilcisi Osman Ertuğ’dan duyacak.

 

Aynı şekilde T.C. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da bugüne değin belki de duymadığı Rum tezlerini birinci ağızdan Rum yönetimi müzakerecisi Andreas Mavroyannis’in ağzından işitecek.

 

Bunlar çok önemli gelişmeler.

1974 Barış Harekatı sonrasında Kıbrıs konusunda Rum tezlerini duyduğum vakit adeta donakalmıştım. Bu nedenle de Türkiye ve Yunanistan’ın dış işlerinden ve siyasetinden birinci dereceden sorumlu olan kişilerin, 46 yıl sonra Kıbrıs konusunda, birinci ağızdan karşı tezleri duymalarının çözüm sürecini hızlandıracağı ve çözüme katkı koyacağı kesin.

 

Bu mutabakat aynı zamanda Rum lider Nikos Anastasiades’in müzakerelere başlamamak için gösterdiği isteksizliği ve ipe un sermek için ortaya koymaya çalıştığı ön koşulları da zayıflattı, adeta yok etti.

 

Bu görüşmenin ortaya koyduğu bir başka gerçekte Türkiye’nin ve Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda birinci dereceden söz sahibi olduklarıdır.

 

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum Müzakerecilerinin çaprazlama olarak Türkiye ve Yunanistan’ın Dışişleri Bakanları ile görüşmelerinden sonra yeni bir süreç, yeni koşullarla, yeni gelişmelerle ve yeni bir yol haritası ile başlayacak.

 

Bu yeni yol haritasının omurgası gerçekte doğalgaz. Doğu Akdeniz’de doğalgaz bulunmasaydı müzakereler bir 45 yıl daha giderdi veya bir savaş çıkana ve taraflardan birinin adanın tümünü ele geçirene kadar sürerdi.

 

Ama artık doğalgazın vanalardan akış tarihi de belli oldu. Doğu Akdeniz’de varlığı tespit edilen doğalgazın çıkarılması, borularla Avrupa’ya aktarılması ve Avrupa Birliğindeki konut ve işyerlerinde kullanılabilmesi için gerekli olan alt yapının en geç 2015 yılı içinde inşasının başlaması gerekiyor.

2015 yılında bu alt yapıya başlayabilmek için de Kıbrıs sorununun, geçiş süreci ile birlikte en geç 2014 sonunda veya da 2015 yılının ilkbaharında bitirilmiş olması, bu sürecin en önemli ve olmazsa olmaz koşulu.  Bitmediği takdirde, endirekt olarak Avrupa Birliğinin Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde bulunmuş olan doğal gazın Avrupa’ya ulaşması olanaksızlaştığı gibi çok pahalıya mal olacak.

 

Davutoğlu, Venizelos görüşmesinin arkası çorap söküğü gibi gelecek. Bu ikiliye önce büyük bir olasılıkla Kerry arkasından da AB temsilcisi de katılacak. Çok ciddi bir “Al-Ver” döneminden sonra da hem Kıbrıs sorunu çözülecek, hem de Türkiye-AB Katılım Müzakerelerinin bitiş tarihi belli olacak….

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

27 Eylül 2013

26 Eylül 2013
Müzakerelerde Yeni Süreç için yorumlar kapalı
Okunma 41
bosluk

Müzakere Koşulları ve Diplomasi

Müzakere Koşulları ve Diplomasi

Benim yıllar içinde edindiğim deneyim “Politikada erken koşmaya başlayanın, daha yarışın başında şansını yitirdiğidir.”

 

Kazanıma giden yol, eldeki kozları süreç içinde tüm zorlayıcı etkenlere rağmen ortaya çıkarmadan son dakikaya kadar saklayabilmek ve finale yakın en uygun zamanda da kozları masaya koyabilmek becerisinden geçiyor. Politikada bunu yapabiliyorsan her zorlu süreci aşıp mücadeleyi kazanıyorsun.

 

Yarışa erken başladığında veya da elindeki en güçlü kozlarını ya da yaptırım gücünü peşinen ortaya koyduğunda, karşındakine senin saldırına hazırlık ve savunma zamanı veriyorsun demektir. Ve doğal olarak da mücadeleye yarı yenilmiş olarak başlanıyor o vakit.

 

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiades, daha müzakereler başlamadan, tarih bile tespit edilmeden ortaya birtakım koşullar koydu. Bana göre yarışı şekillendirmeye, koşullandırmaya ve inisiyatifi eline almaya yöneldi.

 

Anastasiades 17 Eylül günü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a bir mektup gönderdi ve içine de iki koşul koydu müzakerelere başlamak için.

– Müzakere zemini netleştirilecek,

– Kıbrıs Türk tarafı iki devlet veya konfederasyon düşüncesinden veya da isteminden vazgeçecek,

– Müzakereler başlamadan önce BM kararlarında çözüm zemini olarak nelerin belirlendiği  açıklığa kavuşturulacak,

– Türkiye ve Yunanistan’ın müdahale hakları yani “Garantörlükleri” iptal edilecek,

– Avrupa Birliği müzakerelerde taraf veya hakem olacak.

– Geçmişte Türk ve Rum liderler arasında yapılan müzakerelerde ortaya çıkan görüş birlikleri ve görüş ayrılıkları dikkate alınmayacak.

– Maraş’ın iadesi ve karşılığında Gazimağusa limanının AB gözetiminde yani günümüzde sınır kapılarında uygulandığı gibi Rum memurların denetiminde doğrudan ticaret yapmaya açılması ve Türkiye-AB Katılım Müzakerelerinde Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından dondurulan başlıkların açılması.

Ve mektubunu da “Görev süresini tamamlamasından önce Kıbrıs sorununun çözümlenmesi ” temennisinde de bulunarak sonlandırdı.

 

Bu temenninin açık ve net çevirisi “Benim bu müzakereleri bitirmek niyetim yok. Türk tarafı her koşulumuzu kabul eder ve de 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek taraflı olarak Rum Milletvekillerinin oyları ile 13 maddesini değiştirerek kendimize uygun yeniden yarattığımız mevcut yapı içinde ‘Azınlık haklarına sahip olmayı’ kabul ederlerse müzakereler kısa zamanda biter, yok kabul etmezlerse bir kırkbeş sene daha gider” şeklindedir.

 

Son koşul ise çirkin bir senaryoyu seriyor gözler önüne. Adeta bir itiraf tutanağı.

Kıbrıs Rum Yönetiminin Türkiye-AB Katılım Müzakerelerinde açılmasını veto ettiği başlıkların, Avrupa Birliğinin çıkarlarına yönelik olmadığının ve tamamen kendi çıkarlarına yönelik olduğunun ispatı bu son koşul.

Bu istekle açıkça, dondurulan başlıkların açılmasının bir bedeli olduğu ve “Ya ödersin bu bedeli ve başlıklar açılır, ya da sen ağzınla kuş tutsan asla açılmayacaktır” deniyor.

 

Yarışa erken başladı Anastasiades. Kozlarını da ortaya koydu. Bence çok hata etti.

Süreç içinde Türk diplomasisinin altında ezilecek ve elinde tuttuğunu sandığı güçlerin ve kozların çoğunu kaybedecek.

 

Rum diplomatlar, Türkiye Rum müzakereciyi muhatap alacak diye dün sevinç gösterisi yaptı. Karşılığında Yunanistan’ın Türk müzakereciyi aynı koşullarda kabul etmek zorunda olduğunu hatırladıkları vakit sevinçleri kursaklarında kalacak.

Buna diplomasi diyorlar.

 

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

25 Eylül 2013

24 Eylül 2013
Müzakere Koşulları ve Diplomasi için yorumlar kapalı
Okunma 62
bosluk

Direkt Uçuş

Direkt Uçuş

Trabzonspor yönetimi, Trabzonspor oyuncularını ve taraftarlarını Güney Kıbrıs Rum tarafında, Trabzonspor’un Limasol kentinin Apollon futbol takımı ile UEFA Avrupa Ligi maçı yapması için Trabzon havaalanından alıp, Rodos aktarmalı olarak Güney Kıbrıs’taki Larnaka havaalanına götürmesi ve getirmesi için Astra şirketinden bir uçak kiraladı.

 

Yunanistan kayıtlı, Mouzenidis Grubunun Ellenair adlı kuruluşunun merkezi Selanik’te bulunan Astra Airlines şirketi,  Selanik’ten tüm Yunan adalarına iç hat hizmeti veriyor.  Dış hatlarda ise neredeyse Balkan ülkeleri ve Rusya’nın tüm önemli kentlerine uçuyor. Bunların içinde Sibirya’nın göbeğindeki Novosibirsk havaalanı da bulunmakta.

 

Sportif faaliyetlere hem sponsor olan hem de taşıma hizmeti veren Astra Havayolları, Avrupa Birliği içinde birçok takımı, EUFA Avrupa ligindeki deplasman maçları için götürüp getirme hizmetini de üstlenmiş.

 

Astra Havayolu şirketinin Türkiye Acenteliğinin Limasol’da oynanacak Trabzonspor-Apollon maçı için T. C.  Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne (SHGM) sunduğu uçuş planı, sonradan gerçekleştirilen uçuştan farklı içerikte.

 

Uçuş planı, 18 Eylül Çarşamba günü Trabzon’dan kalkış Rodos’a iniş ve 20 Eylül’de Rodos’tan kalkış Trabzon’a iniş olarak verilmiş ve bu uçuş planının içinde Güney Kıbrıs Rum kesimindeki Larnaka havaalanı yok. Zaten uçuş planının içinde Larnaka havaalanı olsa, SHGM bu uçuşa izin vermeyecek.

 

Trabzon-Rodos-Larnaka uçuşunun, Rodos’a inmeden yapılması gerçekte planlı. Bazı basın organlarında yer aldığı gibi yolcuların isteği üzerine uçuş planının kaptan pilot tarafından değiştirildiği sadece süslü bir gerekçe ve T.C. SHGM tarafından yapılacak incelemede olası bir cezanın veya yasaklamanın önüne geçmek için yaratılmış pembe bir yalan.

 

Trabzon-Rodos-Larnaka seferini yapan  Astra şirketine ait SX-DIO kodlu uçağın (H. Kıbrıslı, 19.9.13)  Trabzon’dan kalktıktan sonra Türk Hava sahasından çıkıp Yunanistan hava sahasına girmesi ve Rodos havaalanına ulaşması sadece birkaç dakikalık uçuş gerektiriyor.

 

Bu kısacık zaman dilimi içinde uçağın on bin feet civarındaki uçuş yüksekliğinden sıfır seviyesine inebilmesi için en azından 20 dakika evvelsinden, yani Türk hava sahası içindeyken, inişe başlamış olması gerekmekte. Belli ki Türk Hava Sahası içindeyken kaptan pilot T.C.’nin ilgili Sivil Havacılık birimine iniş hazırlığına geçtiğini bildirmiş ama aynı zamanda da Rodos havaalanı kulesi ile görüşüp, geçerli bir mazeret gösterdikten sonra Rodos havaalanını pas geçmek için gerekli onayı almış.  Türk hava sahasından Rodos istikametinde çıkar çıkmazda, uçağı alçaltmadan, inişe geçirmeden ve tekerleri bile açmadan Larnaka’ya yöneltmiş.

 

Rodos havaalanına iniş, kalkış, zaman kaybı, yer hizmetleri, akaryakıt harcamaları ve benzeri giderlerin toplamı nereden baksanız orta boy bir uçak için altı ile on iki bin dolar arası bir masraf.  Havaalanını pas geçtin mi, bu giderler şirkete “ekstra kar” olarak kalıyor.

 

Astra şirketi bu yöntemi 2009 yılının haziran ayından beridir uygulamakta.  ”Tecoma Travel And Tours” adlı şirketin genel müdürü Markos Skitinis, o dönemde yaptığı açıklamada ve Rum basınına verilen ilanlarda  “Astra Airlines” aracılığıyla İstanbul ve İzmir’e ”direkt uçuşlar” yaptıklarını çekinmeden ilan etmişti. Bu uçuşlar gerçekte Rodos aktarmalıydı ama Astra Havayollarına ait uçaklar her seferinde, ana şirketle Yunanistan sivil havacılık dairesi arasında varılan mutabakat gereği, pembe gerekçelerle Rodos’a inmeden yoluna devam etmekteydi.

 

Gerçekte bu “Trabzon-Larnaka Direkt Uçuş”u Astra havayollarının ilk vukuatı değil, sonuncu da olmayacak.

 

Eğer yolcuların istekleri üzerine havada rotanın değiştirilmesi yasal ise, Türkiye dışındaki bir havaalanından KKTC Ercan havaalanına sefer yapan Türk Hava Yolları, Anadolu Jet, Onur Air, Atlas Jet, Pegasus Havayolları ve diğer Charter şirketleri, her seferinde kalkıştan önce sundukları uçuş planında iniş için beyan ettikleri İstanbul, İzmir, Antalya, Adana ve benzeri havaalanlarını pas geçip “yolcuların istekleri üzerine uçuş planında belirtilen havaalanını pas geçip Ercan’a yöneldik” gerekçesi ile Ercan Havaalanına direkt seferler başlatmalıdırlar.

 

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

23 Eylül 2013

 

22 Eylül 2013
Direkt Uçuş için yorumlar kapalı
Okunma 96
bosluk

Suriye ve İsrail

Suriye ve İsrail

Bu iki ülke adeta Ortadoğu’nun ikizleri. Birbirleri ile olan kader bağları bazen olumlu bazen olumsuz, bazen zayıf, bazen de güçlü…

 

Biri ABD’nin başını çektiği Batı grubu içinde yer alırken diğeri Rusya’nın başını çektiği Doğu grubu içinde yer alıyor. Adeta bir tahterevallinin iki ucunda oturuyorlar.

 

Suriye’nin Rusya ile bağı 1949 yılında, İsrail’in ABD ile bağı da 1948’de oluştu. Bu güne değin tam üç kez ölümüne savaşan iki toplum arasındaki savaşların ilk ikisinde savaşı İsrail kazanırken, üçüncü olan 1973 yılında yapılan Yom Kippur Savaşında durum değişti. Bu savaşta dört gün Suriye ve Mısır orduları İsrail’e karşı kesin zafer kazanmışken, baba Hafız Esad’ın Suriye ordusunun ele geçirdiği Golan Tepelerinden aşağılara inmemesi talimatından kaynaklanan yanlış stratejisi ve İsrail’in de bu duraklamayı fırsat bilip ABD’yi fiilen yardıma çağırması savaşın kaderini değiştirdi ve İsrail önce kuzeyde Suriye ordusunu, güneyde Mısır ordusunu darmadağın ederek savaşın sonucunu lehine çevirmeyi başardı. Ki, bu sonuç çıkmasaydı, Ortadoğu’nun batı kıyılarında İsrail devleti olmayacaktı.

 

Gerçekte Mart 2011 tarihinden beri Suriye’de devam eden iç savaşın galibi İsrail oldu. 21 Ağustos’ta Şam’ın Muademiye bölgesine yapılan kimyasal saldırının Suriye hükümet kuvvetlerinin üzerine kalmasından sonra geçen hafta içinde ABD ve Rusya arasında üzerinde mutabakata varılan Suriye’nin kimyasal silahlarını BM yetkililerine veya da BM’nin uygun göreceği bir heyete teslim etmesi ile ilgili antlaşma İsrail’e derin bir soluk aldırdı.

 

Suriye’nin, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni imzalaması da bu antlaşmanın yürürlüğe girmesinden kısa bir müddet sonra gerçekleşecek. BM Genel Sekreterliği bu konuda geçen hafta sonunda bir açıklama yaparak, Suriye’nin Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne katılmak için yaptığı başvurunun kabul edildiğini ve sürecin de başladığını ilgili taraflara ve dünya kamuoyuna bildirdi. Suriye bu konuda yalnız değil. Bölgesel sorunlardan ve de göze göz, dişe diş prensibinden dolayı İsrail ve Mısır’da Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni bugüne değin imzalamış değiller.

 

Suriye ve Mısır, İsrail’den, İsrail de geçmişte yaşadığı savaşlar nedeni ile Suriye ve Mısır’dan çekindiği için topu birbirlerine atıp Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni imzalamadılar. Mısır, Suriye’nin haricinde bu sözleşmeye imza atmayan yegane Arap devleti.

 

Suriye Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni imzaladığı anda dünya kamuoyu İsrail’in ve Mısır’ın üzerine çullanacak ve her ikisinden de ellerinde bulundurdukları kimyasal silahları açıklamalarını isteyecek. İsrail zaten daha şimdiden uluslararası bir çağrı veya da insan hakları dernekleri tarafından başlatılacak bir kampanyada suçlanmamak için şimdiden propaganda çalışmalarına başladı bile.

 

Böylesi bir gelişme bölge için çok daha hayırlı ve kötünün iyisi bir durum olacak. Bundan sonra bölgedeki Arap-İsrail çatışmaları, İsrail’in nükleer silah kullanımına başvurmadığı müddetçe geleneksel silahlarla yapılacak demektir. İsrail’in Arap ülkelerinden bir tanesine karşı nükleer silah kullanması, er veya geç kendisinin de sonunu getireceğinden, bundan kesinkes kaçınacağı da çok doğru bir varsayım ve strateji.

 

Bu aşamadan sonra İsrail’in en büyük korkusu Tahran-Şam-Beyrut ittifakının kurulması. Bu ittifakın temel taşı ise Beşar Esad. Bu nedenle de İsrail, bu ittifakın kurulmasını önlemek için Beşar Esad’ın yönetimden gitmesi için elden geleni yapacak.

 

İsrail’in bundan sonra yapacağı iş Suriye’de çatışan gruplar üzerindeki etkisini arttırmak ve kendisine göre kötünün iyisi olan El Kaide’ye destek çıkmak olacak. Elbette ki bu stratejisini uygularken yanında ve arkasında ABD’nin tüm istihbarat olanakları, ordusu, farklı amaçlara yönelik her tür silah ve karşı casusluk teşkilatı da hazır bulunacak.

 

Suriye’deki iç çatışmanın galibi gerçekten de İsrail. Eninde sonunda Suriye’ye istediği şekli verecek.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

20 Eylül 2013

19 Eylül 2013
Suriye ve İsrail için yorumlar kapalı
Okunma 66
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar