TMK’ya Başvuru Hakkı

TMK’ya Başvuru Hakkı

KKTC Hükümeti Güney Kıbrıs’ta taşınmaz mal bırakan ve KKTC’de karşılığını alamayan Kıbrıs Türklerin de Rumlarla birlikte Taşınmaz Mal Komisyonu’na (TMK) başvurabilmesini sağlayacak bir kapı açmaya çalışıyor. Bu yönde Bakanlar Kurulunda geçen yasa tasarısı KKTC Meclisine sunuldu.

 

Taşınmaz Mal Komisyonu gerçekte bir Mahkeme statüsünde. 2005’in son günlerinde KKTC Meclisi’nin kabul ettiği 67/2005 sayılı yasa ile kuruldu ve 17 Mart 2006 tarihinde de Rumlara kapılarını açtı.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Aralık 2006’da karara vardığı bir davanın içinde Komisyonun geçerliliğini ve yasallılığını kabul etmiştir. Bu nedenle de kararı tartışmasız doğru ve uygulanmak zorundadır. Kıbrıs Rum Hükümeti ya da Rumların Vasilik Yasası uyarınca güneyde kalan Kıbrıs Türk Malları üzerinde kesin söz sahibi olan Rum İçişleri Bakanlığının bile Taşınmaz Mal Komisyonu’nun mal iadesi, takas veya tazminata ilişkin bağlayıcı kararlarına itiraz etmek hakkı da yok. AİHM açıkladığı kararında Taşınmaz Mal Komisyonu’nun hak sahibi Kıbrıslı Rumlara ödeme yapabileceğine, takas kararı alabileceğine veya da söz konusu taşınmazın iadesine karar verebileceğine hükmetmiştir.

 

Böylesi güçlü, kararı karar ve yasal bir kuruluş Mal Tazmin Komisyonu.

Değerlendirmeye aldığı taşınmaz malların ise koşulu var. Bu taşınmazların KKTC sınırları içinde bulunması ve KTFD’nin ilan tarihinde de terk edilmiş olması gerekiyor.

 

KKTC Hükümetinin büyük ortağı 67/2005 sayılı yasa ile kurulan TMK’nun yetki alanının değiştirmek yoluna gidiyor. Bu değişikliğe göre, taşınmaz mal sorununu halletmek isteyen gerçek kişiler, KKTC Bakanlar Kurulu izni ile takas, satın alım veya tazminat ile mal devri yapabilmesinin kapısı açılıyor.

 

Bu değişiklik KKTC Meclisi tarafından onaylanırsa, bazı özel kişilere tekil olarak kazanım sağlarken, bazı kişilere de elindeki malı kaybetmesine yol açacak. Bütün olarak ise KKTC’nin müzakere masasındaki gücünü kıracak ve kendi sınırlarımız içinde yeni bir mülkiyet sorunu yaratacak.

 

Müzakere masasında mülkiyet konusunda elimizdeki en büyük koz, İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası uyarınca verilen feragatname sayesinde güneyde bırakılan Türk mallarının, bir bütün olarak KKTC devletine ait olması veya da başka bir deyimle tek bir sahiplilik altında 450 bin dönüm toprağın mal sahibinin  KKTC olmasıdır.

 

Mülkiyet konusunda, yıllardır Global Takas yapılması doğrultusunda yürütülen ve bu doğrultuda da belirlenen stratejinin, bu değişikliğin akıllıca ve uzağı görerek yapılamaması durumunda çok zarar göreceği kesin. KKTC olarak elimizdeki en büyük kozu yitireceğiz ve devletlerarası mal takası yerine Rumların istediği gibi kişiler arası takasa indirgeyeceğiz mülkiyet sorununu.

 

Dikkatli davranılmaz ise ikinci kaosun da yurt içinde yaşanacağı kesin.

Eğer bu yasa değişikliği içinde takası yapılabilecek taşınmaz mallar listesine, İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası uyarınca senelerce evvel eşdeğer olarak verilmiş veya da tahsis edilmiş taşınmaz mallar da dahil edilirse, bu malların eski sahibi ile takas anlaşması yapan bir Kıbrıslı Türk, doğal olarak bu taşınmazlardan bir tanesine talip olacaktır.

 

Bu aşamadan sonra da içinden çıkılamayacak yeni bir sorunla karşı karşıya kalınacaktır. Mahkemelerin kararlarının, Bakanlıkların kararlarına kıyasla üstünlük hakkına sahip olması nedeni ile bu değişiklik sonrasında TMK’nın kişisel olarak mal takasına izin vereceği her taşınmazın yeni sahibi, İskan Bakanlığının yıllar önce tapusunu verdiği kişi değil, TMK’nın uygun gördüğü kişi olacaktır…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

30 Nisan 2014

29 Nisan 2014
TMK’ya Başvuru Hakkı için yorumlar kapalı
Okunma 119
bosluk

Annan Planı Bizi Nelerden Kurtardı?

Annan Planı Bizi Nelerden Kurtardı?

24 Nisan 2004 tarihinde yapılan Annan Planı Referandumunda Rumların yüzde 75’e yakın oyla “HAYIR” demeleri gerçekte bizi birçok kayıptan kurtardı.

 

Bunların içinde en önemlileri Devletimizi, Egemenliğimizi, Türkiye’nin Garantörlüğünü ve Türk Ordusu’nun adadaki varlığını ve bizlere verdiği korumacılık görevini kaybetmedik.

 

Annan Planına Rumların Hayır demesi ile uzun bir listeyi oluşturacak olan kazanımlarımızdan önde gelenlerden bazıları aşağıda.  Nelerden kurtulduğumuzu iyice anlayabilmek için bunları çok iyi okumak gerekiyor.

 

Kıbrıs Türk Devleti tarafınca, Kıbrıs Rum Devletine aşamalı olarak yapılacak toprak iadesi tamamlanarak tarımsal toprakları ile birlikte 25 köy’ün, kapalı Maraş’ın ve etrafındaki iskana açılmış bölgenin, Güzelyurt kenti ile tarımsal arazilerinin ve Karpaz’daki 4 köyün toprakları ile birlikte Rumlara geri verilmesinden kurtulduk.

 

Toplamda, KKTC’nin kapladığı alanın yaklaşık beşte birini veya Kıbrıs adasının yüzde 6.5’ine yakın bir alanın, rakamsal olarak da 601 km2 veya 450 bin dönüm toprağın Rumlara iade edilmesinden kurtulduk.

 

Plana ilave harita uyarınca daha ilk sene içinde iade edilmiş olan 450 bin dönüm toprağa ilaveten Kıbrıs Türk Devleti sınırları içinde kalan Rum mallarının da üçte birini, yani 468 km2 veya 350 bin dönüm toprağı daha geri vermekten kurtulduk.

 

Toprak iadesinde toplamda Kıbrıs adasının yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 11.5’na yakın bir toprağı veya diğer bir tanımla mevcut KKTC sınırları içinde kalan toprakların da üçte birini, rakamsal olarak da 800 bin dönüm toprağın veya da 1067 km2‘lik bir alanın iade edilmesinden kurtulduk.

 

Tüm bu toprak iadelerden sonra gayrimenkul sahibi Kıbrıslı Rumların evlerini ya da KKTC toprakları üzerinde yerleştikleri köy veya kasabalarındaki başka bir evi tazminat olarak geriye almalarından kurtulduk.

 

Kıbrıs Türk kesiminde kalan 600 bin dönüm Rum toprağı için, her mal sahibi Rum’un geri alamadığı malı için tazminata hak kazanmasından ve bunu kişisel olarak ödemek zorunda bırakılmaktan kurtulduk.

 

Bu toprakların iadesinden sonra elimizde sadece yaklaşık 2 bin km2 toprak veya 1milyon 500 bin dönüm toprak kalacak, gerisi de elimizden alınmış olacaktı.

 

Yani, Rumlara iade edilen ve Rumların yerleştiği topraklardan sökülüp atılan Kıbrıslı Türkler tekrardan 4. kez göçmen olmaktan kurtuldular.

 

Evi, dükkanı, işyeri, atölyesi ve tarlası iade kapsamına girmiş vatandaşlarımız, bunları iade etmekten kurtuldular.

 

Rumların 104 Milyar Dolarlık Toplam Dış Borcu’nun bir kısmının Kıbrıs Türk Devletine, dolayısı ile de Kıbrıslı Türklerin sırtına yüklenmesinden kurtulduk.

 

Referandumdan sonra geçen 10 yıl içinde 1974 sonrasında adada konuşlanmış Türk askerinin tamamının Türkiye’ye geri dönmüş olmasından ve savunmasız kalmaktan kurtulduk.

 

Sivil havacılık, Hava limanları, Merkez Bankası, Eski Eserler Dairesi, Tapu, Telekomünikasyon Dairesi, Sahil Koruma, Gümrük, Muhaceret Dairesi, Denizcilik Müdürlüğü gibi stratejik birimler Merkezi Hükümete bağlı olacağından, sözde “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” tarafından gerçekte de “çoğunluk biziz adayı biz yönetiriz” diyen Rumlar tarafından idare edilmesinden kurtulduk.

 

Biz Kıbrıslı Türklerin Annan Planına Evet demesinin bize elle tutulur bir getirisinin veya da kazanım sağlamasının olmadığı ne kadar gerçekse,  Rumların Annan Planına “Hayır” demelerinin de bizi birçok kayıptan kurtardığı o denli doğru. İyi ki Rumlar Annan Planına “Hayır” demişler…

 

Ata  ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

28 Nisan 2014

 

27 Nisan 2014
Annan Planı Bizi Nelerden Kurtardı? için yorumlar kapalı
Okunma 155
bosluk

Eroğlu’nun Ban’la Görüşmesi

Eroğlu’nun Ban’la Görüşmesi

KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun, New York’ta 22 Nisan günü BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile yaptığı görüşme, belli ki Rumları bayağı tedirgin etmiş.

 

Rum siyasilerin ve siyasi parti yetkililerinin son üç gündür yaptıkları açıklamaların tümü bu doğrultuda.

 

Nedense Rumlar hep kendilerini haklı görüyorlar ve başta BM Genel Sekreteri olmak üzere tüm ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği yetkilileri ile görüşmek haklarının sadece kendilerinde olduğunu farz ediyorlar. Türkiye’den eşit muamele talep ederken bizleri eşit olarak görmeyi hiç düşünmüyorlar.  Ama elbet birgün bu eşitlik sağlanacak. Doğanın kuralı bu.

 

3 Nisan günü Rum Yönetimi Başkanı NikosAnastasiadis, AB-Afrika zirvesi için gittiği Brüksel’de, fırsatını bulunca, plansız programsız dahi olsa BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüştü ve Kıbrıs Müzakereleri ile ilgili olarak üç konuyu kendisine aktardı.

 

Tamamen Müzakere sürecine aykırı ve barış görüşmelerini dinamitleyici bu diplomasiye hiçte yakışmayan görüşmede Anastasiadis Rum basınına göre 3 tane talepte bulundu ama gerçekte 6 konuya değindi Rum lider.

 

Bunlar sırası ile;

  • Müzakerelerin barışçıl sonuçlanması ve Referandumda her iki tarafın da “Evet” demesinden sonra kurulacak devletin, mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin Federasyona dönüşmesi şeklinde olması gerektiği,
  • Güven Yaratıcı Önlemler doğrultusunda Maraş’ın kapalı olan bölgesinin bir iyi niyet gösterisi olarak Rumlara iade edilmesi,
  • Kıbrıs Türk tarafının müzakere süreci içinde ortaya koyduğu tezlerin ve iddiaların Şubat ayında üzerinde mutabakata varılan Ortak Metin’e uymadığı ve Türklerin Ortak metin dışına çıktığı,
  • Güven Yaratıcı Önlemlerin arttırılması ve Kapalı Maraş’ın iadesinin bütünlüklü çözüm kapsamından çıkartılarak Güven Yaratıcı Önlemlerin içine dahil edilmesi.
  • Kıbrıs sorununun çözüm sürecine AB’nin katılımının yükseltilmesi için BM Genel Sekreteri’nin nüfuzunu kullanmasını talebi ve son olarak da,
  • Kıbrıs Türk Müzakerecisinin dile getirdiği şekli ile “Al-Ver Süreci” ne kesinlikle geçilmediği bilgisini verdi.

 

Anastasiadis’in Ban ile “fırsat bu fırsat” mantığı ile yaptığı “diplomatik randevusuz”  görüşme, tamamen plansız ve müzakere sürecinin akışına aykırı.

 

BM’nin eşitlik kuralına ve taraflara eşit davranım prensibi uygulamasına göre BM Genel Sekreterinin KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nu gün ve saat belirterek kabul etmesi zaten yapılması gerekendi ve öyle de oldu.

 

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun Ban Ki Moon’a söyledikleri ve anlattıkları Rumları çok sinirlendirmiş. Özellikle de Türkiye’den gelip yerleşen, evlenen, kökleşen, çoluk çocuğa karışan, burada doğan ve hayatlarını KKTC’ye adayan vatandaşlarımız ile ilgili olarak kesinlikle ayırım yapılamayacağını söylemesi Rumları çileden çıkarmış.

 

Halkımızın güzel bir deyimi var “Digomo’ya kadar yolu var” diye. Tam da Eroğlu Ban ile görüşme yaptı diye sinirlenen Rum siyasilere bu sözü söylemenin tam zamanı.

 

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun Genel Sekreter Ban’a söyledikleri, özetle şunlar:

  • Yılsonuna kadar anlaşma bekliyoruz.
  • Maraş Kapsamlı çözümün bir parçasıdır ve Güven yaratıcı Önlemlerin içine konamaz.
  • Mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin anlaşma sonrası federasyonu dönüşmesi kabul edilemez.
  • Güven Yaratıcı Önlemler konusunda hep Türkler öneri yapıyor, Rumlar yapmıyor.
  • AB’nin müzakerelerde taraf olması sürecin ruhuna aykırı.
  • Al-Ver’e geçmek istiyoruz.

 

Rum Siyasilerin neden sinirlendiklerini anlamak mümkün olmasa da bunun tek bir açıklaması var. 50 yıl süren görüşmelerden sonra adada ortak bir devletin kurulmasını istemiyorlar…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

25 Nisan 2014

 

24 Nisan 2014
Eroğlu’nun Ban’la Görüşmesi için yorumlar kapalı
Okunma 82
bosluk

Eşitliğe İnanmak

Eşitliğe İnanmak

Çağdaş düşünce ve fikirlerle uyum sağlayabilmek için her  insanın eşit olduğu fikrine inanmak gerekiyor. Bunun başlangıcı da öncelikle, KKTC vatandaşı olan herkesin de eşit olduğu, eşit haklara sahip olduğuna inanmaktan geçiyor.

 

Bir evvelki yazımda bahsettiğim “Almadan vermek” mantığının kökeninde de bu anlayış yatıyor. Politikada mütekabiliyet uygulaması var, buna “Karşılıklı eşit davranış” da denilebilir.

Güney Kıbrıs’a geçmek için bazılarının iddia ettiği gibi AB vatandaşı olmak koşul değil, aynen Türk vatandaşlarının Yunan adalarına vizesiz 48 saatlik ziyaretler yaptığı gibi.

 

Rumlar KKTC’ye her istediğinde elini kolunu sallayıp geçiyorsa, KKTC vatandaşları da ayırıma tabi tutulmadan Güneye geçebilmeli zira mütekabiliyet uygulaması bunu gerektiriyor. Rum Yönetimi Yunanistan gibi özel bir uygulama kararı çıkarabilirdi, eğer ısrarlı olsaydık veya da olabilseydik…

 

Aynı uygulama “Ticari Araçlar” içinde geçerli. KKTC plakalı Ticari araçların Rum Kesimine geçemeyeceği kararı sadece Rum Yönetimin, özellikle de Tasos Papadopulos hükümetinin kararı. AB’nin bu konuda bir ısrarı veya kısıtlaması yok.  Bu konuda da fırsat olduğunda mütekabiliyet devreye sokulabilir, ticari araçlarımızın güneye geçmesi sağlanabilirdi.

 

Nedense edilgenlik anlayışı hakim bazılarımızda. “Madem Rum Yönetimi veya AB böyle istiyor, bizde sorgulamadan kabul edelim” düşüncesi… Halbuki, bizi Rum Yönetiminin veya da AB’nin idare etmediği gerçeği ışığında karşı tekliflerimizi her zaman masaya koyup talepkar olmamız gerekmekte.

 

Ki; Avrupa Birliği bizi vatandaşı olarak kabul ederken, KKTC’de herhangi bir referandum yapılmadı, bize sorulmadı bile, “AB vatandaşı olmak istiyor musunuz” diye. 2 Mayıs 2004 sabahı olduğunda, birçok KKTC vatandaşı dolaylı olarak AB vatandaşı oldu…

***

Benim nenemin ailesi 16. yüzyılda Kayseri’den, dedemin ailesi de 19. yüzyılda Aydın’dan Kıbrıs adasına göç etmiş Türkler.  Ben zamanın İngiliz Sömürge Yönetiminin, sonra 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşı olduğum için “Kıbrıslı Türk” olarak tanımlanıp AB vatandaşı oluyorum ancak benim Kayseri veya Aydın’da yaşayan 3. veya 4. kuşak yeğenlerim,-ki onları arayıp buldum ve tanıştım- adaya Barış Harekatının hemen sonrasında yani 40 yıl evvel dahi gelmiş olsalar dahi KKTC vatandaşı bile sayılmak istenmiyor bazılarınca.

 

Aramızdaki birçok insan Rumlardan eşitlik istiyor ama kendileri bu eşitliği 74 sonrası Kıbrıs’a gelip burada evlenmiş, iş kurmuş, çoluk çocuğa karışmış ve hayatlarını bu adaya adamış kişilere asla bu eşitliği vermek istemiyor.

 

Irkçılıkla benzeşen bu düşünce, çağdaş insan hakları anlayışına ters gelen düşünceler.

İnsanların doğum yerlerine bakılıp ayırıma tabi tutulmaları hiç de doğru olan bir yaklaşım değil.

 

Dışişleri bakanlığımız Mağusa’da ayin yapılması karşılığı, Hala Sultan Tekkesine ayırımsız tüm KKTC vatandaşlarının gidebilmesinde ısrarlı olmalıydı. Her şeyin bir başlangıcı vardır. Bu fırsat da tüm KKTC vatandaşlarının saat veya gün kısıtlamalı olarak güneye geçebilmesine kapı açabilirdi.

 

Bu geçişlere KKTC plakalı ticari araçları da koymak mümkün olabilirdi. Binek araçlarına izin veren Rum Yönetimi Ticari araçlara da izin verebilirdi ısrarlı olabilseydik. Nedense Rumların her isteğini kabul etmek gibi zayıf bir tarafımız var.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

23 Nisan 2014

 

22 Nisan 2014
Eşitliğe İnanmak için yorumlar kapalı
Okunma 67
bosluk

Almadan Vermek

Almadan Vermek

Mağusa’mın Surlariçi’nde yer alan Ayios Yeorgios İkserinos Kilisesi’nde ya da Türkçe tanımlaması ile Aziz Yorgos İkserinos kilisesinde geçen gün yapılan ayin beni çocukluğuma götürdü.

 

Kilise gerçekte Katolik kilisesi ve Ortaçağda, adanın Türkler tarafından fethine kadar  Mağusa suriçinin kuzey batısında yaşamlarını sürdüren Nasturilere ait bir Nestoryan kilisesi. Söz konusu bölgede Nasturiler ve Ermeniler birlikte fakat ayrı ayrı mahallelerde yaşamaktaydılar.

 

Mağusa’nın güney doğu bölgesinde Ortodoks Rumlar, merkezde Lüzinyanlar, ardından Venedikliler, Güney batı bölgesinde ise Yahudiler yaşamaktaydı. Mağusa o dönemde dünyanın ticaret merkeziydi.

 

Bankacılık sistemi tamamen Yahudilerin elindeydi. Şehre yeni gelen bir Yahudi, sadece kredi verebilecek mali güce sahipse şehirde ikamet etmesine izin veriliyordu. Aksi takdirde, günümüzde surların içinde kalmış ve girişi örülmüş haldeki kuzey kara kapısından içeri sokulmuyordu.

 

Zaten o dönemlerde Mağusa’nın 5 tane giriş kapısı vardı. Şimdi ikisi Venediklilerin yaptıkları surların içinde kalmış olan Güney kapısı, Kuzey kapısı ve 1960’lı yıllarda liman yapıldığı için kapatılmak zorunda kalınan “Delik” olarak adlandırdığımız denize açılan balıkçı kapısı. Dördüncü kapı şimdi adına Cambulat kapısı dediğimiz kapıydı. Beşincisi de bugün adına Mağusa kapısı dediğimiz köprülü kapı. Venedikliler surları inşa ederken, Kuzey ve Güney kapısını kapatıp, doğrudan limana açılan “Deniz kapısı”nı inşa ettiler ve Canbulat kapısını da tersaneye giriş ve çıkış kapısı olarak kullanmaya başladılar. Batı kapısını  da ana giriş kapısı yapıp adını Ravelin koydukları dış kale içine aldılar.

***

 

Oyuncakların bile olmadığı o günlerde en büyük eğlencemiz, lingiri oynamak, futbol topu diye içi bez dolu topa benzer bir yumağın peşinden koşmak ve gizli gizli kiliselerdeki ayinleri, varsa alçak bir pencereden veya da anahtar deliğinden seyretmekti.

 

Çocukluğumda Rumlar Ayios Yeorgios İkserinos Kilisesi’nde ayin yaparlarken gizlice kilisenin kapısına kadar gelir, korka korka anahtar deliğinden içeri bakardık. Kutsal şaraptan bir yudum alıp, mayasız bisküvi yemelerini görünce “bunlar ne biçim dua ediyor, bizimkine hiç benzemiyor. Dua ederken yemek mi yenirmiş” diyerek hayretler içinde kalırdık. Sonra da çarpılmamak için koşarak oradan kaçardık.

 

Masonlar da ikiz kiliselere gelir toplantı yaparlardı. Tabii biz bunu Rumların bir başka ayini zannederdik. Anahtar deliğinden baktığımızda da diğerine kıyasla çok daha farklı olduğunu görür, şaşırırdık. Bunlar “şarap içmez, biskot yemez, çok fakirler galiba” diye düşünür, güzel güzel otomobillerle kiliselere gelmelerini de fakirlikle bir türlü bağdaştıramaz, küçücük kafalarımızdaki bilgilerle bir türlü bu sorunu çözemezdik.

 

Mağusa’nın Surlariçi’nde yer alan Ayios Yeorgios İkserinos Kilisesi’nde yapılan ayinden sonra ve ertesi günü konuştuğum farklı yörelerdeki farklı kişiler, sanki de ağız birliği etmişçesine hep aynı şikayeti dile getirdiler.

  • · KKTC sınırları içinde yer alan kiliselerde ayine izinler verilirken niye KKTC vatandaşlarının ayırım yapılmadan Güneye geçmesi talep edilmiyor?..
  • · Niye KKTC vatandaşları Hala Sultan Tekkesini özgürce ziyaret edemiyor?
  • · Niye KKTC plakalı ticari araçlar güneye geçemiyor, Rumların ticari araçları istedikleri zaman kuzeye özgürce geçerken?…

Hepsi de ortak bir dille, “Rumlara karşılığında bir şey almadan hep veriyoruz. Bu güzel bir politika değil, siyasilerimiz haklarımız yediriyorlar” diye şikayette bulunuyorlar.

 

İkili görüşmelerde ve pazarlıklarda Politikanın olmazsa olmaz kuralı “Almadan vermemektir.” Binlerce bu yıldır bu kural yürürlükte…. Saflığı bir kenara bırakmamız gerekiyor artık.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

21 Nisan 2014

20 Nisan 2014
Almadan Vermek için yorumlar kapalı
Okunma 83
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar