Toplumsal Direniş

Toplumsal Direniş

Bugün Kıbrıs’ın Fetih günü, bugün Türk Mukavemet Teşkilatımızın (TMT) kuruluş günü ve bugün Güvenlik Kuvvetlerimizin (GKK) yani KKTC ordusunun resmi kuruluş günü. Kaderimizde önemli roller üstlenenbu üç değerli olayı biz Kıbrıslı Türkler, 1984 yılında çıkarılan bir yasa ile “Toplumsal Direniş Bayramı” adı altında kutluyoruz.  Tüm okurlarımın “Toplumsal Direniş Bayramını” kutlarım.

 

Bugün Kıbrıs adasının üçte birinden biraz fazla bir alan içinde özgür yaşıyorsak, kendi devletimiz, polisimiz, askerimiz ve diğer devlet birimleri ile özel sektör kuruluşları, Sivil Toplum Örgütleri, basınımız ve medya varsa, bunu TMT’ye, GKK’ye ve anavatan Türkiye’ye borçluyuz. Zaten Barış harekatı yapılmasaydı, kesinlikle 2014 yılında Kıbrıs adası üzerinde sesini yükseltebilecek miktarda Kıbrıslı Türk kalmazdı.

 

15 Temmuz 1974 Pazartesi sabahı Yunanistan’daki Albaylar cuntası tarafından organize edilen darbe ile Makarios devrildikten sonra Yunanlı subaylar tarafından yönetilen darbecilerin önce Makarios taraftarlarını, sonra da AKEL taraftarlarını temizlemeleri akabinde Kıbrıslı Türklerin büyük bir kısmını toplu halde “IphestosPlanı”na göre sistematik bir şekilde yok edeceklerdi.

 

Olacakları önceden fark edip kaçabilenler de yanlarına sadece ve zar zor yükte hafif pahada ağır olan eşyalarını alabileceklerdi can korkusundan. Tüm anıları, hatıraları ve taşınmazları bir daha görmemek üzere geride kalacaktı.

 

Zaten dönemin Yunanistan’dan atamalı “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti kukla Cumhurbaşkanı” NikosSampson bu niyeti açık ve net olarak Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Eleftherotipia gazetesine 26 Şubat 1981 tarihinde verdiği röportajda dile getirmiş ve darbenin başarıya ulaşmasından sonra yapacaklarını “Türkiye müdahale etmeseydi, sadece ENOSIS’i ilan etmekle kalmayacak, Kıbrıs’taki Türkleri de yok edecektim” sözleri ile ifade etmişti.

 

O dönemde Kıbrıslı Rumların içinde bulunduğu duygusal ve siyasi yapıya bakarsak, darbe başarılı olup Kıbrıs Helen Cumhuriyeti kurulsaydı ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de Silahlı Kuvvetleri ile müdahale etmeseydi, Kıbrıs Rum halkının yüzde 28’ini temsil eden AKEL haricinde kalan ve koyu Helen Milliyetçisi olan yüzde 72’lik kısım,NikosSampson’un kafasındaki bu katliam düşüncesini ve eylemini destekleyecekti. Bu yazdıklarım varsayımdan öteye, o dönemin gerçekleridir. Rumları iyi tanımak gerekir bunları anlayabilmek ve yorumlayabilmek için…

 

Bu nedenle de Kıbrıslı Rumları iyi tanıyan ve kafa yapılarını iyi bilen ağabeylerimiz daha 1955 yılında, 1 Nisan günü EOKA harekete geçince, kendi aralarında amatörce ve yöresel olarak direniş örgütlerini kurmuşlar, Kıbrıs Türk halkını bilinçlendirmeye çalışmışlar, yok edilmekten kurtulmak için. Direniş örgütleri olan “Dokuz Eylül”ün ve “Kara Çete”nin faaliyetlerini hayal meyal hatırlarken,  “Volkan”ın kuruluşunu ve estirdiği heyecan fırtınasını çok iyi hatırlıyorum.

 

TMT ise tam bir yeraltı teşkilatı örgütlenmesiyle hayata geçtiğinden, 14-15 yaş üstü gençlerin tümünün rüyalarını süslüyordu TMT’nin üyesi olabilmek.

 

TMT’den bir yıl sonra da adaya “Celal Hordan” adlı bir genç gelmiş ve “Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatını” kurmuş, adada fırtınalar estirmişti. O günlerde yayılan söylentiye göre kendisini adaya rahmetlik Başbakan Adnan Menderes bizzat göndermişti Gençlik Teşkilatını kurması için. Mükemmel bir hatipti Celal Hordan. Kürsüye çıktımı herkesi galeyana getiriyor, coşturuyordu.

 

“Ya Taksim, Ya Ölüm” mitinglerini Volkan organize ederken, beyaz badanalı Türk evlerinin ön cephe duvarları üzerine yeşil boya sürülüp vurulan yataylama ortadan ikiye ayrılmış Kıbrıs haritası da adeta özgürce yaşayacağımız günlerin müjdesini vermekteydi…

Kolay gelinmedi, bugün içinde yaşadığımız özgürlük ve refah dolu günlere….

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

1 Ağustos 2014

 

31 Temmuz 2014
Toplumsal Direniş için yorumlar kapalı
Okunma 97
bosluk

AB’nin Kıbrıs Garantörlüğü

AB’nin Kıbrıs Garantörlüğü

Kıbrıs Rum tarafı 1960 yılından beri 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin ve Kıbrıslı Türklerin garantörü olan Türkiye’yi bu garantörlüğünden çıkartmak için uğraş vermekte.

 

Makarios bu nedenle 1 Ocak 1964 sabahı, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ile İttifak ve Garantiler Anlaşmasını tek taraflı iptal ettiğini bile açıklamıştı ama bunu kimse yemedi ve Makarios’a da yedirmedi. İngiltere ve Türkiye Makarios’tan bu açıklamasını geri almazsa müdahale edeceklerini resmi olarak açıklayınca ister istemez geri adım atmak zorunda kalmıştı Makarios.

 

1 Mayıs 2004 günü Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne kabul edilince, ilk işi Türkiye’nin Garantörlüğüne artık gerek kalmadığını ve yerine bu garantörlüğün Avrupa Birliği tarafından yapılmasının daha doğru olacağını açıklamak oldu. Sonra da her fırsatta ve her platform da bu iddiasını öne sürmeye başladı.

 

Hitlerin Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Goebbels’in etkin propaganda yapmak için sıkı sıkıya sarıldığı 10 tane kuralı vardı. Bunlardan bir tanesi “Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır“, diğeri “Bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, halk o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser” bir başkası da “Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur” du.

 

Rumlar Goebbels’in bu kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalarak, 1963’de masum Türkleri öldürmek amaçlı yaptıkları silahlı saldırıları Goebbels’in yukarıdaki propaganda yöntemleri ile örtbas etmeye çalıştılar.

 

Zaten 1 Mayıs 2004’den itibaren de Goebbels’in propaganda kurallarını Türkiye’nin garantörlüğünü ortadan kaldırmak ve Garantörlük mekanizmasını AB’ye kaydırmak için kullanmaktalar. Bu amaçla da Kıbrıs’ta, “mevcut garanti sisteminin Avrupa ilkelerine uygun olmadığı“nı savunarak,  “Avrupa Birliği’nin (AB) Kıbrıs için en etkin garanti ve güvenlik olduğunu” iddia etmekteler.  Tam Goebbels’lik yalanlar.

 

Kıbrıs adasında Birleşmiş Milletler askerleri olmasına ve her yerleşim yerinde kampları ve askeri güçleri bulunmasına rağmen Rumların 21 Aralık 1963 günü başlattıkları ve 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı’na kadar sürdürdükleri Türkleri katletmelerine BM askerleri hiç bir şekilde müdahale etmediler.  Yer yer bunun tersini bile yaptılar ve verilen sözlere inanarak Birleşmiş Milletler Askeri Gücüne silahlarını teslim eden Türklerin Rumların tarafından canice öldürülmesine göz yumdular. Resmi belgelere göre Baf’ta yaşanan katliamın sorumluluğu sadece ve sadece Birleşmiş Milletlere aittir ve onların ihmali ile Rumlara göz yummasından kaynaklanmakta. Aynı olay 1995 yılında Srebrenitsa’da yaşanmış ve Barış Gücü olarak görev yapan Hollanda Birliğine sığınan Boşnakları Hollanda Barış Gücü, Sırp general Ratko Mladiç‘in başında olduğu güçlere teslim etmiş ve hepsi de katledilmişti. Boşnaklar Müslüman, Sırplar ve Hollandalılar da Hristiyandı.

 

Gazze’de yaşayan Filistinli kardeşlerimizin hiç bir garantörü yok, koruyanı yok, arkalarında duranı da yok. İsrail’in insan haklarına aykırı olarak sürdürdüğü katliamlara mertçe karşı çıkan ve Filistinlilerin arkasında durmaktan çekinmeyen sadece Türkiye oldu.

 

Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantisinin kalktığı, Türk askerinin adayı terk ettiği ve AB’nin sözde garantör ilan edildiği günde Rumların adanın tümünü ele geçirmek için aynen İsrail’in Filistinlilere yaptığı gibi bizlere saldırmaktan hiç çekinmeyeceği, AB’nin de güya garantör olarak müdahale etmeyeceği kesindir.  Zaten bunun örnekler de ortadadır. Geçmişte Girit’te Avrupalı devletlerin nasıl benzeri bir oyunu tezgaha koydukları ve Girit için bir özel idarenin kurulmasını talep edip Osmanlıyı kandırarak, 3 ay içinde Girit’i Türklerden temizledikleri daha hafızalardan silinmemiştir.

 

Türkiye’den başka hiç bir devlete veya da birliğe inanmamamız gerektiğini tarihimiz ve günümüzde yaşanan gelişmeler bize söylemektedir…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

30 Temmuz 2014

29 Temmuz 2014
AB’nin Kıbrıs Garantörlüğü için yorumlar kapalı
Okunma 114
bosluk

Söyleyene Değil Söyletene Bakmak Lazım

Söyleyene Değil Söyletene Bakmak Lazım

Tüm okuyucularımın Ramazan bayramını kutlar, mutlu, huzurlu ve sağlık dolu bir yaşam dilerim…

 

24 Temmuz 2014 Perşembe günü KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu ile Rum lider Nikos Anastasiadis arasında yapılan görüşmede Anastasiadis’in yaptığı kabul edilemez davranış, son elli senelik görüşmelerde gerek Türk, gerekse de Rum liderlerin takındıkları tavırlar göz önüne alındığında bir ilk, “Çirkin bir ilk.”

 

Diplomaside devletlerin devamlılığı esastır. Bir önceki devlet başkanının veya da devleti temsil etmek yetkisine sahip bürokratın söyledikleri ve kabul ettikleri, kişiler değişse bile  geçerliliğini korur. Yüzyıllardır süregelen ve yazılı olmayan diplomasi kuralları çerçevesinde yapılan diplomatik görüşmelerde, müzakerelerde, toplantılarda, tartışmalarda ve benzeri ikili iletişimlerde geçerli olan teamül bu şekildedir.  Yeni gelen kişi, bir evvelki mevkidaşının veya da eski tabirle selefinin bıraktığı yerden görüşmeyi veya da müzakereyi devam ettirir, söylenmişleri de aynen kendisi söylemiş gibi kabul eder.

 

Rum lider Anastasiadis’in belli ki bunlardan haberi var ama yok.

24 Temmuz Perşembe günü yapılan toplantıda elini iki kez masaya vurması, bugüne değin elde edilen yakınlaşmaları ve yerleşmiş BM parametrelerini kabul etmemekte ısrar etmesi,  kendi görüşlerini Kıbrıs Türk tarafına empoze etmeye çalışması, bunu başaramayınca ayağa kalkarak bağırıp çağırması, kendi heyet üyelerini azarlaması, B.M. yetkililerine çıkışması, sigara içilmesi kesinlikle yasaklanmış olan toplantı salonunda tüm kuralları çiğneyerek üst üste sigara içmesi ve gözlüğünü fırlatıp attıktan sonra çantasını alıp salonu hakaretamiz bir şekilde terk etmesi hiç bir teamüle uymayan son derece çirkin bir davranış.

 

Aslında basına pek yansımamış olan bir başka kabule edilemez ve çirkin davranışı da, bir sonraki toplantı günü teklifini 28 Temmuz Pazartesi günü yaptıktan sonra Türk tarafının Pazartesi gününün Ramazan bayramı olması nedeni ile toplantının yapılamayacağını ve toplantının bir başka gün yapılmasını teklif etmesi üzerine “Bir de Bayramları varmış” diyerek dudak kıvırıp dini bayramımızı küçümsemesi asla kabul edilecek bir davranış değil.

 

Anastasiadis’in dini bayramlarımızın, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına ve 1959 Zürih ve Londra anlaşmalarına göre “Resmi tatil” olduğunu ezbere bilmesi gerekirdi, kendisinin de bir zamanlar bu günlerde tatil yapmış olması nedeniyle.

 

Anastasiadis’in bu kabul edilemez davranışı aslında Rumların büyük çoğunluğunun Kıbrıslı Türklere bakış açısını yansıtmaktadır. Kendilerini adanın egemen gücü, bizleri de hiç bir hakka sahip olmayan “Azınlık” parçası olarak addetmeleri yatıyor bu davranışın arkasında.

 

Tabii bir de kendilerine bu gücü veren, pohpohlayan, “korkma, sonuna kadar arkandayız, desteğimiz seninle” diyen ABD, AB, Fransa, Almanya ve Rusya gibi devletler ve bunların yetkili makamlarındaki kişiler…

 

En bariz örneği ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden. Biden, KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu ile basın önünde el sıkışmamak için her tür atraksiyonu yapan, Rum ağzıyla konuşan ve ABD’de  tüm siyasi desteğini Rum-Yunan lobisine veren kişi.  Anastasiadis Perşembe günü toplantıyı terk ettikten sonra yaptığı ilk işi, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ve ABD Başkanı Obama ile görüşmek için randevu talebi oldu.

 

Bir diğeri de Avrupa Birliği Komisyon Başkanı seçilen Jean-Claude Junker. Tam bir Türkiye karşıtı ve daha görevi devraldığı ilk gün söylediği söz, Türkiye’yi hedef göstererek “Önümüzdeki 5 yılda Avrupa Birliğine yeni ülke alınmayacak!”  Arkasından da Anastasiadis’in sırtını sıvazlaması.

 

Almanya Başbakanı Merkel’i, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’yi ve Anastasiadis’in diğer destekleyicilerini saymamam gerek yok. Hepsi de Anastasiadis’i gofa getirip (gaz verip) Türkiye’nin üzerine saldırtmak ve Kıbrıs adasını bir şekilde Rum egemenliği altına sokturtmak peşinde.

 

Gerçekte Anastasiadis’in seçildiği günden beri müzakereleri yokuşa sürmesinin, geçmişte varılan mutabakatları kabul etmemesinin ve 24 Temmuz Perşembe günü ortaya koyduğu çirkin davranışının kökeninde kendisine verilen bu destek ve garanti yatıyor.

 

Söyleyene değil söyletene bakıp Kıbrıs stratejimizi ona göre belirlememiz gerekiyor….

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.org

28 Temmuz 2014

27 Temmuz 2014
Söyleyene Değil Söyletene Bakmak Lazım için yorumlar kapalı
Okunma 100
bosluk

T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği (3)

T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği (3)

Anavatanımız Türkiye’ye geçmişi unutarak uzatılan dilleri, söylenen sözleri duydukça 20 Temmuz 1974 Cumartesi günü Mutlu barış harekatı olmasaydı, geleceğimiz ne olurdu diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

 

Yunan Cuntası darbeyi yapıp, Nikos Sampson’u “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı yaptıktan sonra, Kıbrıslı Türklere isyan etti denilerek sudan bir bahane ile Türklere saldırılacak ve aynen yüz sene evvel yaptıkları gibi adayı kısa bir zaman dilimi içinde Türklerden arındırıp Yunanistan’a ilhak edeceklerdi.

Bu plan zaten yazılı olarak ele geçti ve adı da “Iphestos Planı”ydı. Uygulanacağı kesinlik kazanmış bir plandı ve bugün Türkiye’ye dil uzatmayı marifet sayan kişiler doğamamış olacaklardı anne ve babaları çoktan hayata veda ettiği için…

 

Aklımdan geçen ikinci soru ise “Yunan Cuntası 15 Temmuz 1974 günü darbe yapmamış ve Türkiye’de müdahale etmemiş olsaydı geleceğimiz nasıl olurdu?”

Makarios’un 1968 tarihinde uygulamaya koyduğu Kıbrıslı Türkleri ekonomik ambargo altında ezip göçe zorlamak ve adayı Kıbrıslı Türklerden kansız bir şekilde temizlemek senaryosu daha 2000’li yıllara gelmeden meyvesini vermiş olacaktı.  Bu süre zarfında hasbelkader anasından babasından kendisine bir ev kalmış kişiler, bu evin uğruna Rum’un boyunduruğu altında yaşamayı tercih edip belki adada kalacaklardı ama gençler illaki göç edecekti işsizlikten,  parasızlıktan ve Türk bölgelerindeki mahrumiyetten dolayı. Yunanistan’ın hala daha uygulamaya devam ettiği yurtdışına giden batı Trakyalı Türkleri vatandaşlıktan atma uygulamasını Rumlar da uygulamaya koyacaklar ve kendi yarattıkları hukukun arkasına saklanıp, adanın Türklerden temizlenmesini iyice hızlandıracaklardı.

 

Başımıza gelecekler ayan beyan açıkken, günümüzde her gün bir bahane yaratıp Türkiye’ye dil uzatanları anlamak mümkün değil. Geçmişi unutmuşlar ve nelerle yüzleştiğimizi, hangi badireleri Kıbrıs Türk halkı olarak atlattığımızı ve Türkiye’nin adanın kiralandığı 1878 yılından beri bizler için yaptığı fedakarlıkları ve desteği hatırlamıyorlar anlaşılan. Rumları da melek sanıyorlar, Girit’e ve 1919’da Anadolu’ya ayak bastıktan sonra yaptıklarına, Türkiye’ye karşı halen daha takındıkları düşmanca tavırlarına rağmen.

***

 

20 Temmuz kutlamaları için adamıza gelen Azeri Milletvekillerinin ve bürokratların tümü ağızbirliği etmişçesine “Biz 1992’de de KKTC’ye gelmiştik. O yıla göre olağan üstü bir gelişme var KKTC’de. Nasıl yaptınız, neler üretip sattınız da bu denli geliştiniz” diye soru sordular bana.

 

Ben de onlara “Türkiye gibi bir anavatanımız var. Her koşulda yanımızda ve bizden hiç bir desteğini esirgemiyor. Gördüğünüz tüm yollar, elektrik dağıtım sistemi, telekomünikasyon, hava alanları, deniz limanları, camiler, devlet binaları, hastaneler ve benzeri tüm alt yapılar Türkiye tarafından finanse edilerek yapıldı. Bunlara bizim herhangi bir katkımız yok. Üniversitelerimize öğrenci desteği Türkiye tarafından yapılıyor ve ambargoya rağmen diplomalarımızın tanınması Türkiye’nin Yüksek Öğrenim Kurumu tarafından sağlanmakta.Memurlarımızın maaşlarına ilaveten emeklilik primleri ve emeklilik ikramiyeleri bile Türkiye tarafından karşılanmakta, Polisimizin ve askerimizin tüm maaşlarına ilaveten tüm savunma harcamalarımız da Türkiye tarafından ödenmekte. Yaptığımız deve de kulak misali ihracatın navlun katkısı bile Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği tarafından ödenmekte” yanıtını verdim. Utanmasam “bize de aynen zirzirolar (Ağustos böceği) gibi Türkiye’nin gönderdiği paraları harcamak, sağladığı olanakların da sefasını sürmek kalıyor diyecektim ama ağzımdan çıkamadı, diyemedim.        

 

Şimdi Gazze’ye bakıyorum ve içim acıyor. Orada acımasızca öldürülen insanlar, yok edilen bir ırk var. Tam bir soykırım uygulanmakta Filistinlilere.

Ve iyi ki anavatanımız Türkiye var diye Allah’a dua ediyorum. Filistinlilerin maalesef Türkiye gibi bir anavatanları yok ve hiç bir Arap ülkesi kendilerine sahip çıkmıyor. Eğer bizim Türkiye gibi bir anavatanımız olmasaydı, halimiz aynen Gazze’deki Filistinliler gibi olacaktı…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

25 Temmuz 2014

24 Temmuz 2014
T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği (3) için yorumlar kapalı
Okunma 88
bosluk

T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği (2/3)

T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği (2/3)

Bir bayram günü babam beni elimden tuttu ve T.C.Büyükelçiliğine götürdü. Ne bayramıydı veya da neyin kutlamasıydı hiç hatırlamıyorum ama benim gibi bayramlıklarını giymiş kızlı erkeli bir çok çocuk vardı orada. Çok güzel bir gün yaşadığımı, kekler, pastalar yiyip kola içtiğimi ve oyunlar oynadığımızı hatırlıyorum sadece.

 

Mutlu, çok hoş ve olağan dışı güzellikte bir gün yaşamıştım o gün. Üstelik bir de üniformalı Türk askeri görmüş, çekine çekine konuşmuştum kendisiyle, hatta dokunmuştum ona. Nasıl bir mutluluk duymuştum o an, inanılmazdı. Hem Türk bayrağı, hem de Türk askeri, bir aradaydı o gün.

 

Uzun müddet o anının coşkusuyla yaşamıştım. Artık T.C. Büyükelçiliğinin önünden geçerken içeride üniformalı bir Türk askeri olduğunu bildiğimden daha da ciddi selam veriyordum Türk bayrağına.

 

Rumların bize saldırdığı o kötü günlerde, gettolara sıkıştırıldığımız o soykırım yıllarında T.C. Büyükelçiliği, Türk Alayı ve Anavatan Türkiye’miz tüm kuruluşları ile birlikte hep yanımızdaydı. Türkiye Kızılayı’nın yıllarca bıkmadan usanmadan gönderdiği yiyecekler ve giyecekler hepimizi hem doyurdu hem de giydirdi, aç kalmamızı ve soğuktan ölmemizi önledi.

 

Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı, 1963’den 1974’e kadar neredeyse her bir Kıbrıslı Türk aileye bir şekilde, ya Mücahit maaşı olarak, ya memur maaşı olarak ya da sosyal yardım parası olarak bir şekilde aralıksız ve düzenli olarak para gönderdi ayakta durabilmemiz için. O dönemde herkes otuz Kıbrıs Lirası aylık maaş alıyordu ayırımsız, ne iş yaptığına ve hangi makamda oturduğuna bakılmaksızın.

 

Bunların hepsinin kökeninde T.C. Büyükelçiliğinin yılmadan çalışması ve bizlerle iç içe olması yatıyordu.

 

20 Temmuz 1974 Barış Harekatı yapılana kadar, bize soykırım uygulayan Makarios hükümeti Kıbrıslı Türklere ve Kıbrıs’taki Türk bölgeleri ile köylerine on paralık yatırım yapmamıştı. Ada üzerindeki tüm Rum köylerinin yolu asfalt yapılıp bu köylere su ve elektrik götürülürken, halkının tümü Kıbrıslı Türk olan hiç bir Türk köyünün köy yolu asfaltlanmamış, köye de ne elektrik getirilmiş, ne de su bağlanmıştı.

 

Türk bölgeleri ve köylerinde yaşayanlar işsiz ve parasız kalmasınlar diye neredeyse herkes ya devlet memuruydu ya da Mücahit olup asker maaşı almaktaydı. Bu nedenle de Mücahitlik adeta bir meslek olmuştu. On veya onbeş yıl er olarak Mücahitlik  yapıp emekli olan bir çok insanımız var bu nedenle. Zaten Anavatan Türkiye bizlere arka çıkmayıp böylesi bir olanak yaratmasaydı, bir çok Kıbrıslı Türk işsizlik nedeni ile adayı terk etmek zorunda kalacaktı. Yani şimdi bulduk da bunuyoruz. İstihdamı ve maaşları düzenleyen yasaya “Göç yasası” adını takıp bir çok olumsuz atraksiyon yapan kişiler, Makarios’un adadan Türkleri kaçırmak için uygulamaya koyduğu gerçek “Göç Yasası”nı unutmuşa benziyorlar maalesef.

 

Soykırıma uğradığımız o kötü yıllar içinde Türkiye Milli Eğitim bakanlığı tüm üniversitelerin kapılarını Kıbrıslı Türk gençlerine açmış, mücahitliğini yapan her Kıbrıs Türk erkeği, liseyi bitiren her kız öğrenci istediği üniversitenin istediği bölümüne girip yüksek öğrenimine devam edebilme imkanına kavuşmuştu. Mezuniyetten sonra adaya geri dönenler bir şekilde istihdam ediliyor, maaşları Türkiye’den gönderiliyordu. Türkiye’de kalmak isteyene de tüm kolaylık sağlanıyor, çalışma izinleri kolayca verilip tüm kapılar ardına kadar açılıyordu….. (Devam edecek 3/3)

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

23 Temmuz 2014

22 Temmuz 2014
T.C. Lefkoşa Büyükelçiliği (2/3) için yorumlar kapalı
Okunma 83
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar