Ortadoğu kaynamaya başladı

Ortadoğu kaynamaya başladı

Ana bilim dalım Mühendislik olmasına rağmen “Tarihe”, özellikle de “Politik Tarihe” çok meraklıyım. Bu merak 28 yaşında Milletvekilliği seçimlerini kazanıp Meclise girdiğim gün adeta kafama taş gibi düşmüştü. Daha ilk günlerde, Meclisteki tuvaletlerin yerini bile öğrenmemden öncelikli olarak aklımda çakan ilk şimşek, Parlamenter sistemlerde, kısaca “icra hükümetinin Meclisin içinden oluştuğu” sistemlerde Politik tarihi öğrenmeden milletvekilliği görevinin hakkının verilemeyeceği düşüncesi oldu. Sonraki yıllarda rahmetlik Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın, eski deyimle “rahle-i tedrisatı”ndan geçtim, yani onun öğrencisi olup politik eğitimimin, özellikle Kıbrıs konusundaki temel bilgilerini kendisinden bizzat aldım ve “Uluslararası Politika” adlı bilim dalının içinde alaylı olarak balıklama girdim. Bu giriş, birkaç on yıl sonra da ikinci doktoramı Uluslararası Politika dalında almamın kapısını açtı bana ve sağlam bir zemin oluşturdu bu daldaki eğitimim boyunca.

 

Yabancı bir dili, o dili anadilleri olarak konuşanlar kadar iyi bilmek büyük bir avantaj gerçekte. Dünya üzerinde neredeyse tüm konuların İngilizce yazılması benim için büyük bir avantaj oldu, yabancı dilimin İngilizce olması nedeni ile. Her gün BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olan ülkelerin önemli gazeteleri ile Ortadoğu’daki lider konumundaki ülkelerin önemli gazetelerinin ön sayfalarına muhakkak göz atarım. Bu olmazsa olmaz ritüeldir benim için ve okuduklarımı değerlendirip dünyada neler olup bittiğini anlamaya çalışırım, tabii kendimce, kendi boyutlarımda ve kendi bilgi seviyemce.

 

Anlaşılan o ki, zaman zaman insanoğluna rahatlık batıyor ve daha iyi olmak hayali ile agresifleşiyor, gününü de boşu boşuna zehir ederek hem kendine hem de etrafına ve çevresine büyük zarar veriyor.

 

Tarih bunun örnekleri ile dolu. I. Dünya Savaşı’nda yaklaşık 15 milyon kişi öldü, 20 milyon kişi de yaralandı. Toplam parasal kayıp ise o günün parası ile 185 Milyar Dolar oldu. Bunların yüzde 95’i asker, yüzde 5’i sivildi. II. Dünya Savaşı’nda ise 65 milyon insan öldü ve bunların sadece yüzde 33’ü asker, yüzde 67’si ise sivildi.

 

Bu savaşların ne elde edildi; Kocaman bir hiç.

Kim karlı çıktı. Hiç kimse. Savaşı başlatmayan ve sonradan dahil olan ABD ve Rusya, savaş sonrasında dünyayı bölüştüler. Biri yaklaşık 40 sene sonra dağıldı, diğeri de dağılmak için kendini zorluyor, elden geleni de yapıyor. Hem de öylesine bir uğraşıyor ki, dur durak yok, illaki batacak ve dağılacak.

 

Bizler, Kıbrıslı Türkler benzeri bir düşünceyi küçük boyutlarda geçen yüzyılın ortasında yaşadık. 1960 yılında Kıbrıs adasında ilan edilen Cumhuriyette çoğunluk olan Rumlara, adada 3.5 yıl süren Türklerle ortak yaşam ve huzur fena halde battı. Önce adanın mutlak hakimi olmanın, sonra da adayı Yunanistan’a katmak hayalinin peşine düştüler. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının bize verdiği bütün haklarımızı tek taraflı kararlarla ortadan kaldırıp adanın tek hakimi oldular ve bize 10 yıl gibi uzun bir süre acımasız bir soykırım uyguladılar. Sonra da adayı Yunanistan’a katmak isteyince, adanın üçte biri ellerinden uçtu gitti. Ne idaresi kaldı ellerinde, ne mülkiyeti, ne de egemenlikleri. Şimdi kaybettiklerini geri almak için her yolu deniyorlar, egemenliklerini bir kısmını sırf bu yüzden Avrupa Birliğine bile devrettiler. Eğer Rumların bu agresif düşünceleri olmasaydı, binlerce insanımız ölmez, Kıbrıs da son yarım asırdır barışın sürdüğü, insanların huzur içinde yaşadığı bir ada olurdu.

 

Günümüzde Ortadoğu da aynı konumda ve aynı sıkıntıları yaşıyor yıllardır. Tansiyon da gittikçe yükseliyor bölgede. Dünyanın şimdilik devleri konumundaki ABD ve Rusya tarafından içine bir çomak sokulmuş ve durmadan karıştırılıyor. Her an geniş boyutta bir savaş çıkması da kaçınılmaz oldu artık. Rusya ile ABD’nin Suriye’de karşı karşıya gelmeleri de an meselesi. Çıngar kopacak ya, bakalım ne vakit…

 

Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

29 Ağustos 2016

 

28 Ağustos 2016
Ortadoğu kaynamaya başladı için yorumlar kapalı
Okunma 164
bosluk

Kıbrıs’ın Yunanistan tarafından işgali

Kıbrıs’ın Yunanistan tarafından işgali

Kıbrıs adasının kuzeyinin Türkiye tarafından istila ve işgal edildiği 1974 yılından beridir her Rum siyasinin ağzındadır. Kendilerine özgü İngilizce telaffuzları ile “Okkupeyşon ve inveyjon” diyerek girerler konuya sanki de Kıbrıs’ta tüm olaylar 1974’de başlamış gibi. 1974 öncesini de asla ağızlarına almazlar, utanmasalar Rumlarla Türklerin memnun, mesut, mutlu ve geleceğe parlak bir biçimde bakarak birlikte yaşadıklarını iddia edecekler ama gerçekler hiç de öyle değil.

 

Hatırlatalım; 17 Nisan 1964 tarihinde Yunanistan’dan gönderilen bir Yunan Tümeni Kıbrıs’a ayak basar ve bu tümen 1 Mayıs 2004 tarihine kadar adada varlığını yasalara aykırı bir şekilde devam ettirir. (To Vima Gazetesi, Tarih 7 Şubat 1999, General Karusos’un ifşaatları)  Güya bu Tümen 8 Aralık 1967 tarihinde adayı terk etmiştir ama arka kapıdan tekrar adaya girerek varlığını devam ettirmiştir. (Kathimerini Gazetesi Şubat 1999, Yunanistan’da Amerikan karşıtlığı)

 

Bu konuda mailgate sayfasında çıkan yazı gerçekleri tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. (http://mailgate.dada.net/soc/soc.culture.greek/msg93017.html)

Yazınn bir paragrafı bire bir çeviri ile aynen şu şekilde… “…Bu “gayri ciddi ordu” 1965’teki ilk istila girişimini geri püskürttü (G.Papandreu hükümeti) bu “kötü“ politikacılar da, Kıbrıs’a koca bir tümen taşıdılar – ki cunta bunu geri çekmiş olmasıydı Kıbrıs hala bütün ve hür olacaktı. Tümeni niçin mi geri çekti cunta? Çok basit, çünkü uluslararası geçerliliği yoktu ve çünkü ABD öyle yapmasını dikte etti. Siyasiler de geri çekebilirlerdi ama karşılığında bazı karşılıklar bazı garantiler de alacaklardı. Cunta şartsız geri çekti…

 

Tüm bu Yunan Tümeni’nin Kıbrıs’ta varlığını teyit eden yazı ve ifşaatlardan çok daha önemli bir şey var: BM Genel Sekreterinin S/8322 sayı ve 3 Ocak 1968 tarihli Raporu. (Appendix 18,  WITHDRAWAL OF GREEK MAINLAND TROOPS FROM CYPRUS,   Paragraph 25 of the U.N. Secretary-General’s Report S/8322 of 3 January 1968 to the U.N. Security Council.)

Bu raporunda BM Genel Sekreteri “Anavatan Yunanistan’ın askeri birliğinin Kıbrıs’tan geri çekilmesi” başlığı ile konuyu tamamen resmileştirmiş ve kayıtlara da geçirmiş.

 

Yıllardır adada Yunan Tümeni’nin varlığını saklamak için her tür sahtekarlığı yapan Rumlar, bu yıl 6 Ağustos 1964 günü başlayan Erenköy çarpışmaları sırasında bölgedeki Türk köylerini denizden bombalayan ve 8 Ağustos 1964’te Türk uçakları tarafından bombalanarak batırılan Yunanistan’dan gönderilmiş “Faethon” isimli devriye botunda ölen 6 Yunan askeri ve 1 Rum askeri için resmi anma töreni düzenlendi. Bu törene katılmak maksadıyla Yunanistan’dan Güney Kıbrıs’a giden Faethon kaptanı Dimitrios Mitsaços’in öyküsü ise yürekler acısı.

 

Türk Hava Kuvvetlerine ait jetlerin Erenköy çarpışmaları sırasında bölgedeki Türk köylerini denizden bombalayan Faethon devriye botunu nokta ateşi ile batırdıktan sonra kurtulmayı başaran Kaptan Dimitrios Mitsaços sol elinden fena bir şekilde yaralanır. Zorla kıyıya çıkmayı başaran Kaptan Mitsaços’u Rumlar istemeye istemeye alırlar ve BM askerleri ve gözlemcileri tarafından adada Yunanistan’dan gönderilen askerlerin varlığı saptanmasın diye Lefkoşa Genel Hastanesine götürüp tedavi ettirmeden, Kaptan’ın bütün itirazlarına rağmen eline gerekli tedaviyi yapmadan apar topar Yunanistan’a gönderirler. Göndermeye gönderirler ama Kaptan Mitsaços’un eli de bu gecikmeden dolayı kangren olur ve kesilir. Yunanistan’daki Albaylar Cunta’sının devrilmesinden sonra da Yunanistan hükümeti ile Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetine Atina Mahkemesinde dava açar ve kazanır….

 

Bu davanın arkasından 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleşen Mutlu Barış Harekatı’nda adaya ayak basan Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı çarpışmaları için Rodos üzerinden gönderilen Noratlas uçaklarının RMMO tarafından düşürülmesi sonucu ölen Yunan askerlerinin aileleri de dava açarlar ve kazanırlar…

 

Daha bunlar gibi onlarca belgeli örnek bulunmaktadır, “Yunanistan’ın Kıbrıs adasını işgali” ile ilgili olarak. Ama ne yazık ki bunların hepsi unutulmuş ve yerini Türk askerinin Kıbrıs Adasını  “Okkupeyşon ve inveyjon”u almıştır….

 

Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

26 Ağustos 2016

25 Ağustos 2016
Kıbrıs’ın Yunanistan tarafından işgali için yorumlar kapalı
Okunma 209
bosluk

ABD’nin yeni silahları

ABD’nin yeni silahları

Amerika Birleşik Devletlerinde İleri Savunma Araştırma Projeleri Dairesi (The Defense Advanced Research Projects Agency), kısa adı DARPA olan bir kuruluş var. 1958 yılında Virginia’nın Arlington bölgesinde kurulmuş. Virginia eyaleti ABD’nin başkenti Washington’un içinde yer aldığı Washington District of Columbia Eyaleti’nin batı komşusu. Arlington, Askeri Mezarlığı, Ronald Reagan Havaalanı ve Pentagon ile ünlü. Zaten Washington’a gidiyorsanız Ronald Reagan Washington Ulusal Havaalanına inmek zorundasınız.

 

DARPA Amerikan Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri için zamanımızın ötesinden gelen akıl almaz buluşlara imza atıyor ve Amerikan Ordusunun kullanımına sunuyor. Bu yıl 11 Mayıs tarihinde Pentagon’un bahçesinde 60’dan fazla buluşunu gazetecilere, üst düzey askeri yetkililere ve devlet için çalışan şirketlere tanıttı, farklı farklı projelerin durumu ve geliştirme aşamasındaki farklı yerleri hakkında da detaylı bilgi verdi.

 

Her zaman yaptıkları gibi tamamen akıl uçuklatacak buluşların tanıtımını yaptılar Pentagon’un bahçesinde. Evimizde ve günlük hayatımızda kullandığımız birçok alet ve teknoloji, GPS, bilgisayarın birçok parçaları ve hizmeti, Fare, grafik arayüzler ve internet hep DARPA kökenli. Savaş teknolojisinin her yönünü geliştirmeyi amaçlayan DARPA teknisyenlerinin ve icatçılarının üzerinde çalıştıkları projeler kara operasyonlarından, su altı ve su üstü deniz harekatlarına, hava saldırılarında siber savaşlara kadar her şeyle ilgili. Bu teknolojinin bir kısmı,  düşmanın tahmin edemeyeceği projeler olduğunda “Sürpriz Tohumları” olarak adlandırılıyor. Beyin fırtınası ekibinin çoğunluğu uçuk kaçık düşünenlerden oluşuyor. Akıllarına ne gelirse ortaya atıyorlar, mantığa biraz yakın olanın üzerinde mühendisler ve teknisyenler çalışmaya başlıyor.

 

Kertenkelelerden esinlenerek üretilen düz ve dikey duvara tırmanmaya yarayan malzeme çok ilginç. Yapıştır malzemeyi tırman gökdelene.  “Geekskin” projesi adını, geko ya da ev keleri olarak bilinen ufak bir sürüngenden almış. Gerçekte İngilizcede, “Geekskin” diye bir kelime yok. Bunu da DARPA kendisi uydurmuş. Program kelerlerin ve örümceklerin biyolojik sistemlerinin sentetik olanını üreterek insanların ağır askeri teçhizatla tırmanma yeteneklerini arttırmayı hedefliyor. Sentetik olarak üretilen yapışkanlar, kelerlerin dikey ortamlarda kolaylıkla yürümesinden ilham almış. Geekskin, sert bir kumaş ve kauçuğa benzeyen bir madde ile birleştiğinde yapışkanlığı daha da artıyor. Cama başparmağın üzerine basılması ile yapıştırılan 1 santimetrekarelik küçük boyda bir Geekskin, 3 kg ağırlığı taşıyabiliyor. 50 santimetrekarelik, yani 5 x 10 cm.lik bir insan eli boyutundaki parça 150 kiloluk bir insanı rahatça taşıyor.

 

Askerlerin beynine yerleştirilecek bir çipin peşindeler günümüzde. Hedefleri savaşta kafasından yaralanan bir askerin hafızasında ne varsa çipe kaydetmek ve yaralandığı veya da unutkanlığın başladığı anda da gerekli hafıza kayıt bilgilerini çipten almak. Bunun tabii, sivil yaşamda da çok yoğun bir şekilde kullanılacağı, özellikle Alzheimer hastalarında ve -bilim adamları ile her sınıftan insanda başlayan- hafıza kayıplarında kullanılacağı kesin. Özellikle de bilim adamlarından yapılacak kayıtların herhalde pahası biçilemeyecek. Elli veya altmış senelik çalışma, araştırma, deneyim, bulgu ve bilgi çipin içine kaydedilecek veya da depolanacak, istendiğinde de insanlık için kullanılacak.

 

Pilotsuz uçak olan “Drone”lar gibi DARPA insansız denizatı yaptı ve adını da “Anti-denizaltı Sürekli Takip İnsansız Aracı” (ACTUV) koydu. Denizaltı avcısı 40 metre uzunluğunda ve 3,3 metre genişliğinde. 127 tonluk bu araç tek depo benzinle 10 bin deniz mili kat edebiliyor, düşman denizaltılarını keşfediyor, takip ediyor ve istendiğinde uçak gemilerinin etrafında da güvenlik çemberi oluşturuyor.

 

“Yukarı Düşen Yük” (UFP) projesi ise bir başka harika buluş. Deniz tabanına yerleştirilen silindirik bir konteynerin içinde insansız bir hava aracı, Drone yerleştiriliyor ve gerek duyulan denizde veya okyanusta, derinliğe bakılmaksızın denizin tabanına yerleştiriliyor. Gereksinim anında bir sinyal ile serbest bırakılan silindirik konteyner kendiliğinden deniz yüzeyine çıkıyor ve otomatik açılan kapağı havaya yukarı doğru bir paketlenmiş bir Drone fırlatıyor. Drone fırlatma ve yere düşüş süreci içinde kendi kendine açılıyor ve uçmaya ve keşfe başlıyor.

 

Bu yazdıklarım 60 yeni silahın ve buluşun sadece dört tanesi. Mekanik el, protez el, bir savaşta veya yürüyüşte piyade askerin sırtındaki 100 kiloluk çantayı askerin sırtına yük bindirmeden kendisi taşıyan sistem, askerin daha hızlı yürümesini sağlayan mekanik ayak desteği ve benzerleri, DARPA icatlarından sadece birkaçı…

 

Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

22 Ağustos 2016

21 Ağustos 2016
ABD’nin yeni silahları için yorumlar kapalı
Okunma 332
bosluk

İran’a neler oluyor

İran’a neler oluyor

14 Ağustos tarihinde Rusya Federasyonunun Su-34 ve Tu-22M3 bombardıman uçaklarının İran’ın Hamedan Hava Üssü’nden havalanıp Suriye’deki IŞİD ve El Nusra militanlarının Halep, Deyrizor ve İdlib’te konuşlandıkları stratejik yerleri bombalaması ve bu harekatta cephanelikler, eğitim kampları ve üç ayrı komuta merkezinin imha edilmesi, benim değerlendirmelerime göre, bölgedeki farklı politik bir gelişmenin habercisi.

 

Bu olay Rusya ile İran arasındaki yeni bir askeri uzlaşmayı ve Rusya’nın  Suriye’de Beşar Esad rejimine yönelik verdikleri desteği gözler önüne seriyor. Belli ki Rusya ve İran’ın Ortadoğu’daki işbirliği bu yeni gelişme ile farklı bir boyuta taşınmanın eşiğinde. İşin içinde Türkiye-Rusya ilişkilerinin düzelmesi de var. Rusya belli ki Ortadoğu’ya yeni bir strateji ile yaklaşıyor ve yeni bir politika uygulayacak.

 

Gerçekte İran’ın niçin Hamedan Hava Üssünü Rus silahlı kuvvetlerine açtığını merak ettim ve araştırmaya başladım. İlk durağım Al-Masdar haber sitesi oldu sonra da İran’daki iktidar ve muhalif medya kuruluşları. Olayın arkasındaki gerçekler farklı. Kazıyınca ortaya çıkıyor hemen.

 

İran ekonomisi, 16 Ocak 1979 tarihinde gerçekleşen, Farsçada “Engelābe Eslāmi” olarak tanımlanan, Türkçeye çevirisi “İslam İnkilabı” olan devrimden sonra geçen 37 yıl boyunca Batı dünyasından gördüğü kasti baskılar ve yaptırımlar yüzünden hep güdük kaldı. Şah’ın ülke dışına gönderilişini ve İran’ın Batılıların mandasından çıkarılarak İslami bir devlet haline getirilmesini bir türlü hazmedemeyen Batılı devletler, her zaman ve her koşulda İran’a karşı üstü kapalı müeyyideler ve yaptırımlar uygulamaktan hiç çekinmediler.

 

2006 yılında İran’ın nükleer faaliyetlerini içeren dosya ilk olarak BM Güvenlik Konseyi’ne götürüldü ve BM üyesi ülkelerin oylamasıyla da bu ülkeye uygulanan ambargolar tanındı. BM’de ambargoların süresi 4 kez uzatıldı.

 

2010 yılına değin adı konmamış bir şekilde İran’ın ihracatının sınırlandırılması, batılı şirketlerin İran petrol ve doğal gaz sektörüne yatırım yapmalarının engellenmesi, İran’ın uluslararası ticari ortaklarla iş yapmasının kısıtlanması ve İran bankalarının kara listeye alınması şeklinde İran’a yaptırımlar uygulandı. 2010 yılından sonra da İran’ın nükleer santral kurma isteği çarpıtılarak daha ağır bir yaptırım, dışlama, izolasyon ve ambargolarla İran’ın boğazı sıkılmaya başlandı. Hedef her ne kadar Batı basınınca İran’ın nükleer teknoloji elde etmesini önlemek için ambargoların ve yaptırımların konduğu şeklinde gösterildiyse de, gerçek aslında İran’da 1979 yılında işbaşına gelen Humeyni’nin hayata geçirdiği İran İslam Devletini yıkmak ve gene Batı güdümünde ve Batı’ya körü körüne bağlı bir rejimi iş başına getirmek.

 

İran ile Birleşmiş Milletler’in (BM) beş daimi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın oluşturduğu 5+1 ülkeleri arasında yürütülen müzakerelerde anlaşma sağlandığı açıklanınca 2016 yılının Ocak ayında tüm yaptırımlar, ambargolar ve izolasyonlar “güya” kaldırıldı.  Avrupa Birliği (AB) İran’a petrol, ticaret, sigorta, bankacılık, deniz taşımacılığı gibi alanlardaki ambargoyu kaldırdığını açıkladı ama hepsi hikaye. Tam bir “Batı yakası hikayesi.”

 

İran’a ambargolar, yaptırımlar ve izolasyonlar aynen devam ediyor. İhracatı halen kısıtlı, Batı bankalarındaki paraları serbest bırakılmış değil. Yaptığı ihracatların parası halen İran’a ulaşmış değil. İran bankaları halen daha küresel sistemin dışında. ABD ise İran’ın ABD bankalarında bulunan 2 Milyar dolarına, 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki İkiz Kuleler saldırısında parmağı olduğu iddiası ile el koymuş durumda. Ortada İran’ı mahkum edecek ne bir belge var, ne mahkeme kararı ne de ispatlayıcı bir doküman.

 

Batı, İran’a karşı uyguladığı haksız yaptırımlar ve de kendisinin verdiği sözleri tutmaması nedeni ile İran’ı Rusya’nın kucağına kendisi zorla iteklemiş. Sıra bunun cezasını çekmeye geldi şimdi.

 

Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

19 Ağustos 2016

18 Ağustos 2016
İran’a neler oluyor için yorumlar kapalı
Okunma 221
bosluk

Küresel politika ve uluslararası ilişkiler

Küresel politika ve uluslararası ilişkiler

 

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin içinde Türkiye’nin de yer aldığı Kafkaslarda ve Orta Doğu’da, geçmişteki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin özellikle 1945’den sonra uyguladığı politikalara nispeten bölgeye çok farklı yaklaşıyor ve farklı bir politika uyguluyor.

 

Bu politika değişikliğinin arkasında büyük bir olasılıkla Putin’in KGB’de harcadığı yıllar ve edindiği küresel bilgiler yatmakta.

 

Geçen hafta Rusya’ya bir çalışma ziyareti için giden Ermenistan Cumhurbaşkanı Serge Sarkisyan, 10 Ağustos günü Rusya Başkanı Putin ile bir görüşme yaptı. Bu görüşmedeki konuşmalar, anlaşmalar ve serzenişler gerçekten ilginç boyutlarda.

 

Ermenistan, Rusya’nın Kafkaslardaki en güvenilir müttefiki ve stratejik ortağı, tabirle iyilerin en iyisi olan ortağı. Her ikisi birlikte “Avrasya Birliği” ve “Bağımsız Devletlerin Ortak Refah Topluluğu” için bayağı çalışıyorlar. Bu ziyarette Putin, 2008 yılında iktidara gelen ve bu süre içinde kendisi ile dostluğunu iyice geliştiren meslektaşı Sarkisyan’ı el üstünde tutup, üst düzeyde ağırlamaya çok özen gösterdi. Rusya’nın silah envanteri içinde bulunan bir çok silaha ilaveten sofistike silahları da vermeye devam edeceğini söylerken Ermenistan’ın can düşmanı olan Azerbaycan’a da silah satmaya devam edeceğini belirtmesi Sarkisyan’ı düş kırıklığına uğrattı.

 

Ermenistan’ın serzenişleri asıl bu cümleden sonra Serkisyan’ın ağzından dökülmeye başladı. Sarkisyan, Ermenistan halkının, Rusya’nın çok sofistike olan ve bir çoğu da Ermenistan’ın elinde olanlardan çok daha gelişmiş havadan-havaya ve karadan-havaya füzeleri Azerbaycan’a satmasından dolayı Rusya’ya karşı çok büyük öfke duyduğunu belirtti. Ermenistan’daki muhalefet partilerine bağlı siyasiler de Putin’i, Azerbaycan’a sürekli olarak silah satışı yapması nedeni ile Rusya-Ermenistan ilişkilerini tehlikeye sokmakla suçladılar.

 

Her ne kadar Azerbaycan 25 yıl önce bağımsızlığını ilan edip Rusya’dan kopmuş gözükse de Rusya ile bağları halen çok güçlü bir şekilde devam ediyor. NATO üyesi olmaması nedeni ile Rusya’dan silah alabilirken, Azerbaycan milletvekillerinin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi olmaları nedeni ile de Batı ile ilişkilerini üst düzeyde sürdürüyor.

 

Putin ve Rus yetkililer, Ermenilerin bu suçlamalarını kabul etmeyip, büyük bir pişkinlikle Ermenistan ile daha evvel üzerinde mutabakata varılan program çerçevesinde işbirliği yapmaya devam ettiklerini, uluslararası silah pazarının kurallarına göre davrandıklarını, Ermenistan’ı desteklemekten hiçbir zaman vazgeçmediklerini ve asla da bu bağları zayıflatmak niyetinde olmadıklarını belirterek konunun ciddiyet düzeyini aşağıya çekmeye çalıştılar.

 

Ermenistan ile yapılmış olan anlaşmaya körü körüne sadık kalacağını belirten Putin, Azerbaycan’ın petrol ihraç eden bir ülke olduğunu, hazinesinde büyük miktarlarda altın rezervi ile nakit olarak ABD Doları bulunduğunu, Azerbaycan hükümetinin nereden isterse oradan silah alabileceğini belirterek, Ermenistan ile olan dostluklarının, stratejik ortaklığın ve güvenilir müttefikliğin, ticaret ile karıştırılmaması gerektiğini vurgulayarak Serkisyan’ı yatıştırmaya, Ermenistan halkının da gönlünü almaya çalıştı.

 

İşte küresel politikada ve uluslararası ilişkilerde, dostluklar, stratejik ortaklıklar ve müttefiklik böyle bir şey. Önce ulusal çıkarlar, sonra da dostluk, ortaklık ve müttefiklik geliyor. Ulusal çıkarlar gerektiriyorsa, dostluklar, ortaklıklar ve müttefikler bir çırpıda elin tersiyle silinip bir kenara atılabiliyor.

İşte Türkiye’nin yapması gereken de bu. Kendine yeterli olmak ve dostlarını, ortaklarını ve müttefiklerini iyi tanımak ve seçilmek yerine kendisi seçecek konuma gelmek…

 

Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

17 Ağustos 2016

 

 

 

16 Ağustos 2016
Küresel politika ve uluslararası ilişkiler için yorumlar kapalı
Okunma 235
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar