Şezlong operasyonu!… YURDAGÜL ATUN

Şezlong operasyonu!… YURDAGÜL ATUN

Şezlong operasyonu!

YURDAGÜL ATUN

 

Şaka değil, kinaye hiç değil. Başlık tam da anladığınız gibi.

İki senedir can çekişen turizm sezonunun en cafcaflı döneminde, Balıkesir Belediyesi’nce görevlendirildiği bilgisine ulaştığımız, jandarma, zabıta vs. görevlilerden oluşan 150’i aşkın görevli Ayvalık Sarımsaklı Plajında Şafak Operasyonu gerçekleştirdi, hem de hava destekli!

Yüzlerce kişi (orada olanlara göre 200) sabahın 5 buçuğunda Sarımsaklı plajını basarak çitleri kaldırdı, şezlongları kenara çekti ama uçan tekmeyle kırıp dökerek!

Sabahın 5 buçuğunda jandarmayı gören uykulu çalışanlar bunu önce darbe zannetti, korkuyla uykusu ağır arkadaşlarını uyandırdı “kalkın darbe oluyor” diyerek.

Kimse ne olduğunu anlayamadı, o saatte sabah yürüyüşüne çıkanlar teröristlere operasyon yapılıyor sandı.

Belli ki önemli biriydi yakalanan. Kimbilir belki de uyuşturucu baronlarından biri!

Haberi alan işletmeciler plaja vardıklarında küçük dillerini yutacaklardı.

Fırlatılan şezlonglar, yerinden sökülen localar, hırsların alındığı lambalar…

Kimseyle bir anlaşmazlıkları yoktu, şimdiye kadar kimsenin malına zarar vermemişler, devleti kutsal görmüşler, polise, jandarmaya, askere ve tüm devlet çalışanlarına dualarında yer açmışlar, devletine milletine ters bakanlara düşman kesilmişlerdi.

Nitekim, kırılan dökülen sadece çitler/şezlonglar değil, hayal ve inançlardı…

07.13.17-Şezlong harekatı-2

 

***

Çocukluğundan beri her yazı Ayvalık’ta geçiren kızım bu yıl oradan bir plaj kiralamak istediğini söyledi. “Annecim göreceksiniz, Ayvalık’ta tek olacak” diyordu.

Dünyanın ünlü plajlarını inceledi, herkesten fikir edindi, çocuklu ailelere nasıl bir plajda rahat edeceklerini sordu, dedesinden yaşlıların rahat etme tüyolarını aldı. Çocukların rahat oynayacağı bir bölüm yaptı salıncaklı. En çok kitabın deniz kenarında okunduğunu varsayarak kitaplık koydu, günlük gazeteleri dizdi.

Tüm bunları an be an fotoğrafladı, bana gönderdi sevinçleriyle birlikte.

Hayatında olmadığı kadar heyecanlıydı. Çitleri boyadı, eşya taşıdı, eşinin deyimiyle iki ay “surviver” hayatı yaşadı.

Ama değmişti. Işıl ışıl, ailelerin tercih ettiği nezih bir ortam yaratmışlardı.

Müşterilerin “kadın eli değdiği belli” sözlerinin, bölgedeki yetkililerince de söyleneceği, böyle bir yer yarattığı için kendisine teşekkür edileceği, komşularına örnek gösterilip, “bakın ne güzel olmuş, siz de böyle yapın, Ayvalık’ın çehresini değiştirelim” deneceği inancındaydı!

Yanıldığını anlaması için çok zaman geçmedi.

***

İş için İstanbul’a geliyorduk.

Uçaktan indim, telefonu açar açmaz arka arkaya mesajlar.

Kızım göndermiş. “Anne plajı yıkıyorlar” diyerek…

İnanamadım, her zamanki gibi şaka yapıyor sandım.

Fotoğrafta onlarca jandarma, zabıta, polis, sivil polis, sahil güvenlik ve bir de helikopter. Sanki de Kuzey Irak’a operasyon düzenler gibi…

Hemen aradım, korkudan ağlıyordu.

Sakin ol diyemedim zira ben sakin değildim.

Neye üzüleceğimi, kızımın korkusunu nasıl gidereceğimi, umutlarını tekrar nasıl yeşerteceğimi bilemedim.

Biraz araştırınca Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nce alınan bir karar olduğunu öğrendim.

Zaten olay biraz sonra büyük gazetelerin internet sitelerine düşmüştü, “Sarımsaklı Plajına hava destekli operasyon” diye.

Fazla yer işgal eden plajlara ayar vermekmiş niyet lakin, neden fazla şezlongları, çitleri uçan tekmelerle kırdıklarını anlayamadım.

Led lambaları neden yerlerinden söküp fırlattıklarını, havaya neden ateş açtıklarını, yüzlerce kişinin oraya neden konuşlandığını, turizm sezonunda bunun neden yapıldığını, bu işi yapan kişilerin turizme ne denli zarar verdiklerini bilmemelerini, devletin onca parasının niye böyle basit bir amaca harcandığını, daha az kişiyle, nazikçe uyararak çözümlenecek bir sorunun neden büyük operasyon haline dönüştürüldüğünü, jandarmanın daha önemli işleri varken (örneğin insan kaçakçılarına göz açtırmamak gibi) niye orada olduğunu, anaakım medyanın bu olayı veriş biçimindeki amacı, sokaktan geçenlerin bu operasyonun basit bir şemsiye- şezlong operasyonu olarak düşünmeyeceklerinin akıl edilmemesini de…

07.13.17-Şezlong harekatı-5

 

***

Belediye Başkanını aradık işin aslını sormak için. Telefona sekreteri olduğunu sandığımız bir kişi çıktı. Bizim kim olduğumuzu ıcığımızı cıcığımızı sordu, notlarını, telefonumuzu aldı, Belediye Başkanına ileteceğini söyledi.

Başkan aramadı. Ben alttaki e-maili attım, yine cevap gelmedi.

“Sayın Başkanım; Ben öncelikle kendimi tanıtmak isterim; Yurdagül Beyoğlu Atun. Gazeteciyim… Bundan daha da önemlisi, devletin tüm unsurlarına kutsal anlamlar yüklemiş, çocuklarını da bu düşünceyle büyütmüş bir anneyim. Çocuklarımıza verdiğimiz en büyük haslet vatan sevgisi, dürüstlük ve kimsenin malına zarar vermemek olmuştur. Bundan da gurur duyarız.

 

Ne var ki dün yaşadığımız hadise kafalarımızı allak bullak etmiş, bazı kurumların samimiyet ve iyi niyetini sorgulamamıza neden olmuştur. Sebebini siz biliyorsunuz ama ben hatırlatayım; Çocukluğundan beri yazlarını Ayvalık’ta geçiren kızımın hayali Ayvalık’ta bir plaj işletmekti. Bu yıl Allahın nasip etmesiyle o arzusunu hayata geçirme fırsatı buldu. Herşeye o kadar özeniyordu ki “annecim göreceksin Ayvalık’ta tek olacak” diyordu. Eşiyle birlikte yaklaşık 300 bin TL’ye yakın bir yatırım yaptılar. Her gün fotoğraflarını atıp “bunu da yaptık, nasıl olmuş” diye soruyordu. Dün de fotoğrafalar gönderdi. Kalbimin durmasına neden olacak fotoğraflar. 100’e yakın jandarma, zabıta vs’nin fotoğrafı. Vurup kırarken… Şaka yapıyor sandım. Sabah erken baskın yapılmış ki zaten gazete haberinde de “hava destekli operasyon” yazıyor. Yasal olmayan bir parçanın yıkımı değil, terörist baskını gibi.  Şezlongları fırlatmışlar, locaları yıkmışlar, çalışanları darp etmişler. İnanmak güç çünkü bizim gibi vatanına devletine bağlı ve dürüstlüğü şiar edinmiş birinin başına geliyor! Kızımın o korkusunu, paniğini ve sonraki umutsuz halini hayatım boyunca unutamayacağım.

 

Sayın Başkanım; Usulüne aykırı yerler için yıkma kararı almanızı anlayabilirdik. Zaten biz de buna saygı duyardık. Da sabahın 5 buçuğunda, plajda kalan çalışanların ‘darbe oluyor’ diye yataktan fırladığı 100’den fazla jandarma grubuyla baskın yapmak neyin nesi? Siz orada terörist mi aradınız, uyuşturucu baronu ihbarı filan mı aldınız? Turizm mevsiminde yapılan bu korkunç baskının turizme verdiği zararın farkında mısınız? Peki bu baskını görenler o plajın yasadışı bir olay yüzünden basıldığını düşünmeyecekler mi? (Ben görsem, ne vardı ki bastılar diye düşünürüm.) Kırılan, parçalanan, yerlere fırlatılan eşyaların tazminini kim yapacak? Peki işletemedikleri, yeniden düzene sokmak için uğraştıkları günün tazminini? Çitleri yıkmak için, fazla şezlongu kaldırmak için gelen biri iyi niyetliyse tepedeki lambalardan ne ister? Darp edilen çalışanların durumu ne olacak? Terörist miydi bunlar? Şikayet aldığınızı biliyoruz. Şikayet edebilecekleri de az çok tahmin edebiliyoruz ancak devletin, ticari rekabette taraf olabileceğini anlayamıyoruz. Sizin sermaye düşmanı, turizm düşmanı, yabancı düşmanı (Ayvalıklılar kendi memleketlerinde başkalarının iş yapmasından pek hoşlanmazlar!) olduğunuzu düşünmüyorum ancak böyle talanlı, kırmalı, dökmeli, dövmeli, korku salmalı bir baskının amacını sormak istiyorum. Sahile dikilen çitler mi?

 

Konuyu basına ve yargıya taşımadan önce size de yazmak istedim, Saygılar.”

 

YURDAGÜL ATUN

15 Temmuz 2017
Şezlong operasyonu!… YURDAGÜL ATUN için yorumlar kapalı
Okunma 303
bosluk

Anastasiadis’in politik iflası

Anastasiadis’in politik iflası

 

Rum lider, seçildiği 2015 Şubatından beridir büyük bir politik başarısızlık sergiliyor ancak Kıbrıs Müzakerelerinin başarısızlığa uğramasının kökeninde Anastasiadis’in megalomanlığı, alkol bağımlılığı, sığ görüşleri ve kontrol edemediği hiddeti yatmakta.

 

Müzakerelerden ilk kez sonuç alınacağına dair ümitlerin bağlandığı Crans Montana görüşmelerinin çökmesinin nedeni Anastasiadis’in Rum halkına verdiği ve Kıbrıs gerçekleri ile bağdaşmayan sözleri.

Sıfır garanti,

Sıfır güvenlik,

Sıfır Türk Askeri,

Sıfır yeni devlet, (Mevcut Rum Yönetimi devam edecek)

Sıfır evine dönemeyecek göçmen, (Tüm Rum göçmenler evlerine dönecek-miş)

Sıfır haklar Türklere. (Türkler azınlık olarak mevcut Rum devletine katılacak-mış)

 

Kıbrıslı Türkleri eşit ortak görmeyen bir mantıkla Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini herkesin bilmesine rağmen Anastasiadis, Nasreddin Hoca’nın “Ya tutarsa” diyerek göle maya çalması gibi mantıksız ve gerçeklerle bağdaşmayan taleplerle müzakere masasına oturmakta. Masa çökünce de kendisinden başka herkesi suçlamaya çalışmakta.

 

Avrupa Parlamentosu’nun 477 “Evet” oyu ile aldığı “Türkiye-AB Katılım müzakerelerinin askıya alınması kararı, Anastasiadis’in bir anda, elindeki Türkiye’ye karşı kullandığı veto kozunu sıfırladı. Artık Kıbrıs Rum Yönetimin AB üyesi olmasının Kıbrıs Müzakerelerinde Anastasiadis’e on paralık faydası olmayacak.

 

Öte yandan, İstanbul’da 22. Dünya Petrol Kongresi kapsamında düzenlenen Bakanlar Oturumu’nda yaptığı konuşmada, İsrail Enerji, Altyapı ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz’in, “Türkiye ve İsrail arasındaki boru hattının inşa edilmesini sağlayacak hükümetler arası çatı anlaşmayı tamamlamaya karar verdik” demesi, doğal gaz konusunda da Rumların elini fena halde zayıflattı. İsrail’i Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmaya çalışan Anastasiadis’in eli aniden boş kaldı.

 

BM’nin Kıbrıs Raporunda yer alan Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklere yapılan ırkçı saldırıların kovuşturulması ve Kasım 2015’te Kıbrıslı Türklere ait arabalara yapılan saldırılara değinilmesi ve yargı sürecinin başlatılması tavsiyesi Anatasiadis için tam bir felaket habercisi oldu.

 

İsviçre’nin Crans Montana kasabasında gerçekleştirilen Kıbrıs Konferansı’nda AB heyetinin içerisinde yer aldığı belirtilen AB Kıbrıs Sorununun Çözümünü Destekleme Birimi Şefi Danimarkalı Kjartan Bjornsson’un bu hafta başında sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda, zirvenin başarısız olmasından Kıbrıs Rum tarafını sorumlu tuttuğunu yazması, Anastasiadis’in politik başarısızlığını gözler önüne serdi.

 

İslam işbirliği Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Konseyi 44. Toplantısı’na katılmak üzere Fildişi Sahili’nde bulunan Çavuşoğlu, resmi ziyaret için Liberya’ya hareket etmeden önce gazetecilere taptığı açıklamada “Müzakereleri sürdürmek demek Rumların her talebini kabul etmek değildir….  Burada çözümsüzlüğün sebebinin kim olduğunu herkes çok iyi biliyor. BM de çok iyi biliyor, İngiltere de çok iyi biliyor, AB de çok iyi biliyor. AB bizim oradaki olgun tutumumuzu gördü” sözleri, Anastasiadis’in tavırlarının ve Kıbrıs sorununa çözüm yaklaşımının perde arkasında nasıl değerlendirildiğini açıkça ortaya koyuyor.

 

Önümüzdeki hafta Anastasiadis’in bir başka başarısızlığını daha yaşayacağız.  Ünlü enerji şirketlerinden Fransız TOTAL ve İtalyan ENI, Akdeniz’de 11. parselde hafta sonunda yeni bir doğalgaz sondajı çalışması başlatacak. Hem Kıbrıs Rum Yönetimi hem de Türkiye-KKTC bölgede Navtex, yani girişi yasak bölge ilan ettiler. Anastasiadis, Doğu Akdeniz’de yer alan sözde Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesinin sadece Kıbrıslı Rumlara ait olduğu iddiası ile Kıbrıslı Türklere danışmadan ve pay vermeden tüm geliri kendisi almak peşinde. Türkiye’nin ve KKTC’nin buna izin vermeyeceği de kesin.

 

Herkesin aklındaki “Silahlı bir çatışma çıkar mı?” sorusunun yanıtına “Hayır” diyebiliriz.

“Ya ne olacak?” sorusunun yanıtı ise “Paylaşım yoksa herkes kendi gazını kendisi çıkarak ve adada çözüm şansı iyice sıfırlanacak”tır. Göreceğiz.

 

Özetle; Anastasiadis’in tüm politikaları büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Şubat 2018’de Kıbrıs Rum tarafında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci dönem için seçilmesi tümden hayale dönüştü artık… İşi hepten zor görüşme saatlerini bile siestlarına göre ayarlayan, “sizin yüzünüzden siestamı kaçıracağım” diyerek masada terör estiren, viski bardağıyla müzakere eden şımarık çocuk Anastiadis’in….

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

13 Temmuz 2017
Anastasiadis’in politik iflası için yorumlar kapalı
Okunma 152
bosluk

AB, Kıbrıs (Rum) ve Türkiye

AB, Kıbrıs (Rum) ve Türkiye

 

6 Temmuz Perşembe günü Avrupa Parlamentosu’nun, Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasını öneren raporunu, mevcut 541 parlamenterin 477’si gibi ezici bir çoğunluğun “Evet” oyları ile kabul etmesi, şimdilik Rumları memnun etse de uzun vadede Kıbrıslı Rumların hayrına olmayacak. AP’nin bu “düşüncesiz” kararı Kıbrıs konusunu Rumların aleyhine -derinden- etkileyecek ve endirekt olarak Kıbrıs (Rum) Yönetiminin Kıbrıs politikasının iflasına yol açacak.

 

Dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios ve Yorgacis, Papadopulos, Kiprianu gibi EOKA’cı Bakanları, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında Kıbrıslı Türklere siyasi eşitlik sağlayan 13 Anayasa maddesini iptal ederek 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni safkan “Rum Üniter Devleti” haline dönüştürmek amaçlı en etkin yöntemin, Türklere silahlı saldırılar düzenleyip onları sindirerek gerçekleştirmek olduğunu sanmışlardı. Bu amaçla hazırladıkları Akritas Planını da 21 Aralık 1963 Cumartesi gününün çok erken saatlerinde Tahtakala bölgesinde Türklere saldırarak ve 2 soydaşımızı şehit ederek başlatmışlardı. Sonra da Kıbrıslı Türk Milletvekillerinin 1964 yılında silah zoru ile uzaklaştırıldığı sözde “Temsilciler Meclisi”nde, sadece Rum milletvekillerinin oyları ile kabul ettikleri uyduruk bir “Gereklilik Yasası” (Law of Necessity) ile önce Temsilciler Meclisinde alınacak kararların sadece Rum Milletvekillerinin çoğunluk oyları ile kabul edilebileceğini, Bakanlar Kurulunda Türklere ayrılan 3 Bakanlığın başına Rumların getirileceği ve Bakanlar Kurulunun 10 Rum Bakandan oluşacağı kararını almışlardı. Arkasından da Anayasa’da Kıbrıslı Türklere eşit siyasi haklar sağlayan 13 maddeyi tek taraflı, Rum Milletvekillerinin oyları ile kaldırmışlar ve 1964 Martında da, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini safkan “Rum Üniter Devleti” haline dönüştürmüşlerdi. Bu arada da “Türkler isyan etti” diye yalandan bir gerekçe uydurup adanın neresinde bir Türk yerleşim yeri varsa saldırıp, Türkleri öldürmeye ve adadan kaçmaya zorlamışlardı.

 

1950’li yılların ünlü EOKA’cıları, 1960’lı yılların Rum siyasileri Yorgacis’in, Tassos’un, Kiprianu’nun ve Rum Meclis Başkanı Klerides’in hesaba katmayı akıllarında getirmedikleri minicik bir detay, Kıbrıslı Türklerin kolay yutulur lokma olmadıkları gerçeği, tüm planlarını alt üst etti. Türkleri adadan silip atmak ve sonra da adayı Yunanistan’a bağlamak (Enosis) Rumlar için bir hayal haline gelince, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası, adanın Yunanistan’a ilhakının kısa yolunun darbe yaparak Makarios’u devirmek ve Enosisi gerçekleştirmekten geçtiğini sandı ve 15 Temmuz 1974 günü darbeyi yaptırdılar. Sonu hüsran oldu Rumlar için bu darbe girişiminin. Türkiye’nin, 1960 Kıbrıs Anayasası içinde yer alan (EK 1, Madde 4) uluslararası haklarını kullanarak darbeye müdahale etmesi, Rumların tüm planlarını alt üst etti ve adanın tümü Yunanistan’a bağlanacağı yerde, neredeyse üçte biri kontrollerinden çıktı.

 

Türklerle silah zoru ile mücadele edemeyeceğini anlayan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti, aynen 1897 yılında Girit’te sahneledikleri senaryoyu hayata geçirerek Avrupa Devletlerini arkalarına alıp, Kıbrıs adasından Türkleri atabileceklerini varsaydılar. Önce 1978 yılında AB ile Gümrük Birliği Protokolünü imzalayarak Avrupa yönüne doğru bir adım attılar. 1990 yılında adaylık başvurusunu yaptılar ve AB 1993 yılında bu başvurunun kabul edildiğini açıkladı. 1998 yılında Katılım Müzakereleri başladı. 2002 yılında katılımı kabul edildi ve 1 Mayıs 2004 tarihinde de katılım gerçekleşti…

 

Glafkos Kleridis’in Kıbrıs’ın yakın geçmişinin perde arkasını ve Rum Hükümetlerinin Kıbrıs politikalarını içeren “İfadelerim” (My Depositions) adlı 4 ciltlik kitabında dile getirdiği “AB’ye katılım amacımız, AB’yi arkamıza alıp Türkiye’yi Kıbrıs adasından atmaktır” sözleri doğrultusunda, Kıbrıs Rum Yönetimi “Türkiye-AB Katılım Müzakereleri” başladıktan hemen sonra altı Müzakere başlığını Veto etti. Müzakere sürecinde de her fırsatta “Türkiye Kıbrıs adasında taviz versin, vetomu kaldırayım” tehditleri masaya koydu.

 

Gerçekte Kıbrıslı Rumlar, AP’nin bu kararı ile ellerindeki en önemli kozu yitirdiler ve politik dille “siyaseten çırılçıplak” kaldılar. Artık her fırsat ve olanakta, “Veto ederim ve 1964 Ankara Anlaşması gereğince Türkiye, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanısın, Hava ve Deniz limanlarını açsın” içerikli şantajlarını yapabilecek ortamları da kalmadı.

 

Özetle, Avrupa Parlamentosu’nun da, Türkiye’nin de kerhen yürüttüğü “Türkiye-AB katılım müzakerelerinin askıya alınması” Türkiye’den daha çok Kıbrıs Rum Cumhuriyetine zarar verecek, Kıbrıs sorununun içeriğini ve mecrasını yakın tarihte değiştirecek. Hep birlikte göreceğiz…

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

 

9 Temmuz 2017
AB, Kıbrıs (Rum) ve Türkiye için yorumlar kapalı
Okunma 144
bosluk

Kıbrıs konusu: Adjurned sine die

Kıbrıs konusu: Adjurned sine die

 

Ben yıllar önce, 2008 yılında kısa adı ile “Kıbrıs Planları ve Anlaşmaları” adlı 2 ciltlik bir kitap yayınlamıştım. Esinlenme konum da Annan Planı idi. Müzakereler katılmış, hiç bıkmadan ve usanmadan geçmişte neler yapıldığını ve Kıbrıs sorununu çözmek için hangi yılda kim tarafından nasıl bir planın tarafların önüne konduğunu araştırmış, sonra da sonuçları ile birlikte kitaplaştırmıştım. Yakında fırsatım olursa bu serinin 3. cildini hazırlamaya niyetliyim.

Ki, Crans Montana’da sürdürülmekte olan Beşli Kıbrıs Konferansının gidişatı bundan sonra Kıbrıs konusunun farklı bir mecraya gireceğini işaret etmekte.

 

Gerçekte Kıbrıs sorunu Rumların iddia ettiği gibi 1974 yılında, bizim iddia ettiğimiz gibi de 21 Aralık 1963 gecesi Rumların Türklere saldırı ile başlamış değil. Adanın fethinin başladığı 1570 yılı ve fethin tamamlandığı 1571 Ağustos’undan sonra Lüzinyan, Ceneviz ve Venedik dönemlerinde hiçbir hakları bulunmayan “Köle” statüsündeki adanın eski Bizans vatandaşları, Osmanlı Devleti hükümranlığı döneminde, Osmanlı Devletinin hoş görülü yönetimi sayesinde  üzerlerinden kölelik baskısı kalkınca, Ortodoks olmaları ve Yunanca konuşmaları nedeni ile kendilerinin Helen ırkından olduklarını varsaymışlar ve özgür kişiler olarak hayatlarını idame ettirmeye başlamışlar. Adanın Osmanlı Devleti tarafından fethinden bir müddet sonra da kendi seçtikleri bir temsilci heyeti, uzun bir yolculuktan sonra payitahtın bulunduğu İstanbul’a gitmiş ve yürekleri ağızlarında, adaya Sadrazam tarafından atanan, daha doğrusu en yüksek teklifi veren kişiye lütfedilen günümüz tanımlaması ile “Vali”lik makamındaki kişi ile ilgili şikayetlerini ve birtakım diğer isteklerini dile getirmek için dönemin Sadrazamı ile görüşme talebinde bulunmuşlar.

 

İşte Kıbrıs konusunun kırılma noktası tam da burası olmuş. Bazı tarihçilere göre 1660 yılında Osmanlı Devleti’nin 21. Padişahı II. Ahmet, bazı tarihçilere göre de 1754 yılında Osmanlı Devleti’nin 24. Padişahı I. Mahmut tarafından yayınlanan bir fermanla, Başpiskopos, Osmanlı Valisinden sonra adanın ikinci politik ve nüfuzlu kişisi olma hakkını kazanmış ve bu tarihten itibaren de Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu, Rumların hem siyasi, hem milli, hem de ruhani lideri olarak “Ulusal Lider” anlamına gelen “Etnarh” unvanını almış.

 

Adada Osmanlı Devleti’ne karşı başkaldırılar bu tarihten sonra hep Etnarh’ın başının altından çıkmış, kilise, tüm başkaldırıların planlama merkezi olmuş. 1821’deki adada darbe yapma ve adayı Yunanistan’a bağlama isyanı, 1832 Kalogeris isyanı, 1921 Enosis Plebisiti (tek taraflı referandum) ,1931 Enosis isyanı, 1950 Enosis Plesibiti, 1955 EOKA’nın Kuruluşu, 1963 Noel katliamı ve Türklere saldırı, 1964 Erenköy’e saldırı, 1967 Geçitkale’ye saldırı, 1974 adaya Yunanistan’a bağlamak için darbe yapılmasının kökeninde Rum Ortodoks Kilisesi ve hep adanın Yunanistan’a bağlanma isteği yatmakta.

 

Kıbrıs sorunu gerçekte, 1821 yılında Yunanistan’da gerçekleşen Mora isyanı ile eş tarihli olarak başlamış 2 asırlık, bir konu. Halen daha da çözülebilmiş değil.

 

BM’nin Kıbrıs konusunu “Çözümsüz” ilan etmesi gerekiyor ama “Yiğitliğe leke sürülmesin, BM’nin şanı ayaklar altına alınmasın” diye böyle bir kararı çıkaramıyorlar. Çıkarabilmiş olsalar  Kıbrıs konusunda daha eski olan “Batı Sahara” konusunda çıkarırlardı ve örnek de olurdu.

 

Gelelim başlıkta kullandığımız Latince kelimelere; “Adjurned sine die” diplomasi dilinde kullanılan bir tanım ve “Bundan sonraki toplantı çıkmaz ayın son Çarşamba’sında…” anlamını taşımakta.

 

Diplomasiye aslında tam bir kelime oyunu veya kelimeleri istendiği tarafa çekebilme sanatı ise BM’nin Kıbrıs Sorununu “Adjurned sine die” tanımlaması ile kapatması gerekmekte Crans Montana’daki bu son Beşli Konferans’tan sonra.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

 

6 Temmuz 2017
Kıbrıs konusu: Adjurned sine die için yorumlar kapalı
Okunma 613
bosluk

Rum basınında gerçekçi yazılar

Rum basınında gerçekçi yazılar

Rum basınında gerçekçi yazılar

 

Orijinal adı “Cyprus Mail” (Kıbrıs Postası) olan ve Kıbrıs Rum tarafından yayınlanan günlük gazetede George Koumoullis adlı bir yazar var. Rumlara göre biraz da aykırı bir yazar. Durup dururken Kıbrıslı Rumların Ve Yunanistan’daki Helenlerin “Tabu” olarak tanımladıkları konularda bir şeyler yazar ve büyük çoğunluğun şimşeklerini, az sayıda bazılarının da takdirini alır.

 

18 Haziran’da yayınladığı yazısının başlığı “Hayran kalınan kişilerin hayat öyküsünü yazanların söylemedikleri gerçekler” (The truths the hagiographies don’t tell) idi ve EOKA’nın kurucusu General Yorgos Grivas’tan bahsetmekteydi. Grivas’ı gerek fiziksel görünümü gerekse de yaşamında yaptıkları ile Fransızların Birinci Dünya Savaşı “Kahramanı” ve İkinci Dünya Savaşı “Haini” Mareşal Henri Philippe Petain’e benzetmekteydi.

 

Birinci Dünya Savaşında Verdun’da Almanlara karşı kahramanca karşı koymuş ve Fransız halkının gönlünde “Savaş Kahramanı” payesini almış olan Petain’in, İkinci Dünya Savaşında Hitler’e hayran olması ve Hitlerin kuklası Vichy Hükümetinde Savunma Bakanlığı görevini yapması nedeni ile de Fransız halkının gönlünde “Hain” düzeyine düşmesini ve yargılanıp önce idama sonra da hayat boyu hapis cezasına çarptırılmasını, Grivas’ın 1950 yılında EOKA’yı kurup İngilizlerle savaşarak Rum halkının gönlünde “Savaş Kahramanı” olması ve 1971 yılında da EOKA B’yi kurup, EOKA B’nin 1974 yılında yaptığı darbeden sonra da adanın bölünmesine yol açtığı nedeni ile Kıbrıslı Rumların gönlünde “Hain” yerini almasına benzetmiş. “Keşke altı ay daha yaşasaydı Grivas ve bu adaya yaptığı kötülüğü görüp öyle ölseydi” cümlesi ile bezemiş yazısını Koumollis.

 

Bu yazısından bir evvelki yazısında da İngiltere Kraliçesinin paye verdiği Hakim Alper Ali Rıza’nın kaleme aldığı “Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı makamda olacak ama yetkisi bulunmayacak” makalesine yer vermişti.

 

28 Haziran tarihli yazısının başlığı ise “Asla sormadığımız soruların bedelini ödemek” (Paying the price for the questions we never asked). Gerçekten de ibretlik ve her Kıbrıslı Rum ile Kıbrıslı Türkün okuması gerektiği bir yazı. Özellikle de bizim aramızda yaşayan ve her koşulda ve olayda Rumları haklı çıkaracak bir taraf bulan, nesepleri belli olmayan Rum hayranlarının okuması lazım, tane tane ve anlayarak.

 

George Koumoullis söz konusu yazısında özetle diyor ki;

“….Kıbrıslı Türkleri endişelendiren Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü değil, fiziksel güvenlikleridir ve bu nedenle de güvenlik konusunda ısrarlıdırlar. Büyük bir olasılıkla da bizim Kıbrıslı Türklerin psikolojisini göz ardı etmemiz, Kıbrıs sorununun kökenini oluşturmaktadır…. “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganı Kıbrıslı Türklerin tüm mitinglerine yankılandı. Biz Kıbrıslı Türklerin niçin bu sevdaya düştüklerini hiç araştırdık mı? Biz hiç derinlemesine Kıbrıslı Türklerin neden enosis’ten korktuklarını araştırdık mı? Biz hiç Kıbrıslı Türk hemşerilerimize, Girit Yunanistan’a bağlanırken gerçekleştirilen etnik temizliğin (ki bu onların korkularının esas temelini teşkil etmektedir) Kıbrıs’ta enosis gerçekleştirilirken tekrarlanmayacağının garantisini vermeyi denedik mi?  Bu sorulan tümünün yanıtları, etrafı çınlatacak denli yüksek bir “Hayır”dır. (Kıbrıslı Türklere karşı) Bu küstah tavrımız ve (Kıbrıslı Türkleri) küçümsememiz Kıbrıslı Türkleri Türkiye’nin kollarına itmiştir. 1955 yılındaki silahlı mücadele kararımız, adanın yüzde yirmisini oluşturan Kıbrıslı Türklerden gizli olarak alınmıştır…. Belki de bizi, Türkiye’nin asla enosis gibi maksimalist bir düşünceye izin vermeyeceği konusunda ikna edebilirlerdi ve böylesi bir hedefle uğraşmanın da, 15 Temmuz 1974 uygulamasında olduğu gibi bir trajediye ile sonuçlanacağı konusunda uyarabilirlerdi ….”

 

Doğru söze ne denir. Belli ki Rum siyasiler hala daha akıllanmamışlar ve “Çözüm “aldatmacası ile içinde Kıbrıslı Türklerin azınlık haklarına sahip olacağı bir devleti kurmanın hala daha peşindeler, geçmişten ders almayarak. Bu kafayla duvara birkaç kez daha toslayacakları kesin…

Yazının tümünü okumak isteyenler için kaynak adres: http://cyprus-mail.com/2015/06/28/paying-the-price-for-the-questions-we-never-asked/      

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

 

 

3 Temmuz 2017
Rum basınında gerçekçi yazılar için yorumlar kapalı
Okunma 230
bosluk
  • Sayfa 2 ile 2
  • <
  • 1
  • 2
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar