Anayasa yazılıyor mu

Anayasa yazılıyor mu

Eğer bir anlaşma olabilecekse, üzerinde mutabakata varılabilecek “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “Anayasa”sının, kaleme alınmasının çalışmaları başlamak üzere.


“Anayasa Yazıcı” Ekiplerinde kimlerin yer alacakları yavaş yavaş belirlendi. Zaten bir grup bunu görüşmeye başladı bile.


“Anayasa Yazıcı”larının görevi, Cumhurbaşkanı Talat ve Hristofyas arasında sürmekte olan müzakerelerde, üzerinde mutabakata varılan anlaşmaları anayasa dilinde maddelere dönüştürüp kağıda dökmek.


Anayasanın temellerini bir yerde Cumhurbaşkanı Talat ile Hristofyas atacak demektir.


Tabii her şey düşünüldüğü ve arzu edildiği gibi giderse.


Eylül 2008’den beri süre gelmekte olan görüşmeler sonrasında şu anda üzerinde mutabakata varılmış 30 ortak metin var.


Bu 30 ortak metin “Siyah” ile yazılmış durumda.


“Siyah” ile yazılmış metin demek, o metinle ilgili herhangi bir şerh veya çekince yok demektir.


Eğer metin “Kırmızı” ile yazılmış ise, o metinle ilgili Türk tarafını önerileri var demektir.


Eğer metin “Mavi” ile yazılmış ise, o metinle ilgili Rum tarafını önerileri var demektir.


Gruplar şimdi bu “Kırmızı”yla yazılmış Türk çekinceleri ile “Mavi”yle yazılmış Rum çekincelerini üzerinde çalışıyorlar ve mutabakata varılanları da “Siyah”a çevirip yok ediyorlar.


Mutabakat olmazsa, metin nereye kadar üzerinde bir anlaşma sağlanmışsa o hali ile tekrar Cumhurbaşkanlarının önüne gidiyor.


Aynen dönme dolap gibi.


Cumhurbaşkanlarından çalışma ekibine, Çalışma ekibinden Cumhurbaşkanlarına gidip geliyor söz konusu metin.


Her seferinde küçük de olsa bir kelime, bir öneri veya ortak yeni bir mutabakat üzerinde anlaşılıp metin tekrar diğer ilgili gruba gidiyor ve söz konusu başlık Cumhurbaşkanları ile çalışma grubu arasında gide gele gide gele ve her seferinde de bir kısmı törpülenerek son halini alıyor.


Son halinde tarafların bir itirazı veya çekinceleri yoksa “Siyah” ile yazılıp “Üzerinde Mutabakata Varılanlar” dosyasına konup bir sonraki anlaşmaya geçiliyor.


Aslında Annan Planı’da son 38 yılın mutabakatları üzerine kurulmuştu ama Annan Planının özelliği “Muğlak” olmasıydı.


Annan Planı “Yapıcı Muğlaklık” olarak da tanımlanabilir ve bu hiçte yanlış olmaz. 


Müzakereler sonunda gerçekleşecek olan “Adada mevcut iki devletin birleşmesi” olacaktır.


Mevcut Rum Devletinin, yani 1963 yılında silah zoru ile gasp edilmiş ve zoraki mutasyona uğratılmış “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti”nin uluslararası statüsü devam ederken yani, BM üyeliği, AB üyeliği ve uluslararası birçok Kurum, Kuruluş, Komisyon üyelikleri ile Büyük elçilikleri devam ederken, KKTC devleti de mevcut halinin süreğenliği içinde “Uyum Süresi” geçirerek yeni devlete temel oluşturacak.


Her iki devletin Uluslararası Anlaşma niteliği taşıyan anlaşmaları listelenecek ve yeni devlete uyarlanacak.


İçerdeki mevzuat “Yeni” ve “Siyah” ile yazılmış anayasa açısından incelenecek ve uyumu sağlanacak.


Yeniden düzenlenen hususlar kalacak, buna karşın iç düzenlemeler baştan sona elden geçirilerek “Yeni Anayasa”ya uyarlanacak ve yumuşak bir şeklide geçişleri sağlanacak.


Ne demek tüm bunlar.


Örnek olarak “Güneyde mal bırakmış olan Türkçe ana dilli kişilerin KKTC’de aldıkları ve adına “eşdeğer mal” denilen mülklerinin tapuları, bu mülkün 1974 öncesi sahiplerinin ana dili Rumca iseydi, bu mülk, yeni anayasa uyarınca belli kıstaslarla, KKTC yasalarının uyumu sonrasında Güneyde mal bırakmış olan Türkçe ana dilli kişilerin adlarına tescil edilecek.


Biraz karmaşık gibi ama değil.


Özetle “eşdeğerci” kuzeyde tuttuğu malın büyük bir kısmına sahip olacak…   


Anayasa çalışmaları aynen bu mecrada…

27 Haziran 2009
Anayasa yazılıyor mu için yorumlar kapalı
Okunma 49
bosluk

Siyasi eşitlik diretmesi

Siyasi eşitlik diretmesi

Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso bu gün adamızda.


AB bağımsız bir ülke olsaydı, Barosso’nun makamı “Başbakanlık” olurdu.


Yani bu ziyaret bir yerde Başbakan düzeyinde de diyebiliriz.



Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, Sanayi ve Ekonomik Kalkınmadan Sorumlu Komiser Günter Verheugen’de gelmişti birkaç gün evvel.


AB bağımsız bir ülke olsaydı, onun da makamının unvanı “Bakan” olurdu. 



Barosso’nun be seferki gelişinde benim dikkatimi çeken ince bir detay var.


Gerçekte bu incecik detay, Verheugen’in ziyaretinin içinde de vardı ama çok da önem vermemiştim Verheugen’in karakterini biraz da bildiğim için.


Aklına eseni yapan ve gerektiği zaman da politik etik sınırlarını zorlayabilecek bir yapısı var Verheugen’in.


Gerçekte Verheugen’in adaya gelmesi tam bir sürpriz ziyaret.


Kural dışı ve program dışı bir ziyaret.


Rumlar kendisine “Kesinlikle gelme” demelerine rağmen çıktı ve geldi.


Pazartesi akşamı Rumların tüm itirazlarına rağmen Cumhurbaşkanı Talat ile bir akşam yemeği yedi ve AB açısından Kıbrıs konusuyla ilgili mevcut durumu görüştü. 


Üstelik Verheugen bir de Cumhurbaşkanı Talat’a , “Cumhurbaşkanı” diye hitap etti. Tam kara listelik bir iş yaptı Verheugen.



Rum Hükümeti, bu güne kadar Avrupa Komisyonu Başkan ve Yardımcılarının Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmelerine AB içindeki tüm olanakları ile itiraz edip karşı çıkıyorlardı.


Önce Verheugen bu itirazları pek dikkate almadı ve adaya gelerek, Cumhurbaşkanı Talat ile görüştü.



Sonra da Barosso geldi adaya.


Barosso’nun gelişi ile şimdi daha da belirginleşti ve su yüzüne çıktı bu ince ve gözden kaçması kolay ama önemli detay.



Bu çoğumuzun gözünden kaçmış olan detay, bu ziyaretin içinde yer alan “Politik Denge”.


Buna bir yerde AB yetkililerinin gözettiği “Siyasi Eşitlik” de denilebilir. 


Çok dikkatimi çekti aslında.


Bu, AB Yetkililerinin “Politik Denge”yi gözetmesi miydi,  yoksa Cumhurbaşkanı Talat’ın yapıcı ve barışçı kimliği ile yere sert basması ve diretmesi miydi?


Sanırım ikinci olasılık daha da ağır basmakta.



Geçmişi hatırlayın.


Gelenlerin hiç biri, Cumhurbaşkanını makamında ziyaret etmezdi.


Resmi ziyaretlerde de “Siyasi Eşitlik” gözetilmezdi.


Nitekim İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband daha dün, Kıbrıs’a yapmayı planladığı ziyaretten, Rum tarafının KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesine karşı çıkması üzerine vazgeçtiğini açıkladı. 



Bu günkü program aslında bana konuşuyor.


Barosso bu gün saat 09:00’da Hristofyası ziyaret ettikten sonra 10:40’da da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaret edip görüşecek.


Sonra da saat 13:00 ise Ledra Palas karşısındaki lokantada, Cumhurbaşkanı Talat ve Cumhurbaşkanı Hristofyas ile birlikte öğle yemeği yiyecek.



Hristofyas, Brüksel’deki AB Zirvesi çerçevesinde Barosso ile yaptığı görüşmede bu işi oldubittiye getirmek istemiş ve yapmış olduğu resmi açıklamada da


Kıbrıs’a gerçekleştireceği ziyareti sırasında Barroso’yla baş başa görüşme fırsatı olacağını ve Cumhurbaşkanı Talat’ın da kabul etmesi durumunda, Barroso ve kendisinin de katılacağı üçlü bir çalışma yemeğinin de gerçekleştirilmesini planlandığını belirtmişti.


Aklınca Barosso’nun Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmesini önleyecek ve ikisinin sadece yemekte görüşebilmesini sağlayacaktı.


Anlaşılan Cumhurbaşkanı Talat bu zokayı yutmamış.


Üçlü yemeğin üzerine de gözü kapalı atlamamış.


Kendisine yapılan “Üçlü Yemek Davetini” politik nezaket çerçevesi içinde “Ya Barosso beni de ziyaret eder ve siyasi dengeyi kurar, ya da ben yemeğe gelmem” yanıtı ile “Siyasi Eşitlik Dengesi”nin artık gözetilmesi gerektiğini kafalara sokmuş. .


Tam da müzakerelerin daha da önem kazandığı bu aşamada, çok önemli bir gelişme. Umarım önemini kavrarlar ve devam ettirirler.  

25 Haziran 2009
Siyasi eşitlik diretmesi için yorumlar kapalı
Okunma 32
bosluk

Rumların çözüm anlayışı

Rumların çözüm anlayışı

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yakın çalışma arkadaşlarından, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere grubu üyelerinden ve uluslararası ilişkiler uzmanı Tumazos Çelepis’in Cumartesi günü yayınlanan açıklaması, Rumların ve de özellikle Hristofyas Başkanlığındaki Rum Yönetiminin “Çözüm” derken ne anladıklarını net bir biçimde ortaya koyuyor.


Eğer Rumların “Çözüm yönündeki” politikaları ve nihai hedefleri bu ise, ki bunları söyleyen Hristofyas’ın çalışma arkadaşı, danışmanı ve müzakere grubu üyesidir, hiç kimse yıl sonuna, ne 2009’un yıl sonuna ne de 2019’un yıl sonuna bir çözüm beklemesin.


İşleri Hikaye.


Bu mantıkla adada kalıcı ve sürdürülebilir bir anlaşma istemiyorlar ve laf ola müzakereleri sürdürüyorlar demektir.


“Şeytan kelimelerin arasında gizlidir”  lafı boşuna söylenmemiş.


Çelepis’in Cumartesi günkü sözleri arasında bırakın bir tane şeytanı, birkaç düzine birden şeytan gizli.


Çelepis, yani Rum Yönetimi “Çözüm için acele etmiyoruz” diyor ve bunu da Kıbrıslı Türklerle yaşanan sorunlardan bir tanesi olarak görüyor. Rumlara göre çözüme yönelik müzakereler Türkler tavla teslim olana dek devam edecekmiş. Cumhurbaşkanı Talat’ın 2009 sonu veya 2010 başında “Referandum”a gidilmesi için çaba göstermesi büyük bir sorunmuş ve sorunların esasını teşkil eden girişimlerden bir tanesiymiş.


Rum Yönetimi ve tüm Rum politikacılar “Bakir doğum”a yani yeni bir devlet kurulmasına da şiddetle karşılar.


Rumlara göre Cumhurbaşkanı Talat’ın “Partenojenez” istemi, önceden var olan devletlerin yani Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve KKTC’nin eşzamanlı dağılması ve tamamen yeni bir devletin meydana gelmesiyle birlikte federasyonun ortaya çıkması şeklinde yorumlanabileceği için asla kabul edilemezmiş.


Çelepis’in yani Hristofyas’ın çalışma arkadaşının ve Rum müzakere ekibindeki görüşmecinin en önemli açıklaması da, ki bu Hristofyas Yönetiminin ve müzakere ekibinin temel görüşüdür, müstakbel devletin, yani gelecekte kurulması için müzakerelerin sürdürüldüğü “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, mevcut 19 Şubat 1959 tarihli Zürih ve Londra Anlaşmaları ile 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulmuş ve 21 Aralık 1963 tarihinde Türklerin silah zoru ile dışlanarak Rumların gasp ettiği “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti”nin devamı olacağı ve sadece  “bir iç yönetim biçimi düzenlemesinden ibaret olduğunu” söylemesidir.


Rum Yönetimine göre, “Ortaklık Koşulu” ne uluslararası hukukta, ne de anayasal hukukta yer almıyormuş ve olası bir ortaklığın da “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti”ni lağvedeceği anlamına gelmiyormuş.


Yani çözümden sonra KKTC lav olacak ve bizler de mevcut Rum devletine katılacakmışız. Adına çözüm denilecek anlaşma da sadece mevcut Rum devletinin “bir iç yönetim biçimi düzenlemesinden ibaret olacak”mış. Rumların ve mevcut Hristofyas Yönetiminin hedefi bu. Çözüm çabaları ve girişimleri de herhangi bir sapma olmaksızın bu yönde.


Müzakerelerin sonunda, biz Kıbrıslı Türklere 1964-1974 yılları arasındaki “Karanlık Yıllarda” soykırım uygulamış, çocuk sütü de dahil olmak üzere 38 kalem malın Türklere satışını yasaklamış ve her fırsatta silahlı saldırılar düzenleyerek binden fazla insanımızı şehit etmiş, geleceğimizi, umutlarımızı ve yaşamımızı karartmış “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti”nin bir parçası olmamızı istemekteler.


Hangi Kıbrıslı Türk buna “EVET” diyecek, bilemiyorum. Düşünmek bile istemiyorum.


Ailemizin fertlerini acımasızca yok etmiş bir katille günün sonunda evlenmeye benziyor bu düşünce.

21 Haziran 2009
Rumların çözüm anlayışı için yorumlar kapalı
Okunma 44
bosluk

Sabıka kayıtları görülmeli

Sabıka kayıtları görülmeli

Bu başlık gerçekte bana ait değil.


Hatta bu fikir de bana ait değil.


Hafta içinde yerel bir gazetemizde, her zaman tarafsız ve objektif bir bakış açısı ile kaleme aldığı yazılarını düzenli olarak okuduğum ve yapıcı bulduğum gazeteci bir arkadaşımızın, “Suç patlaması yaşanıyor” adlı yazısında gördüm bu kelimeleri.


Gerçekte de yazısının başlığı “Sabıka Kayıtları Görülmeli” olmalıydı bence. Çok güzel bir fikir aslında.


Polis Genel Müdürlüğümüzden almış olduğu resmi bilgilerle güzel bir araştırma yapmış sayın meslektaşım.


Yazısının ilk paragrafı aynen aşağıdaki gibi.


KKTC’de 01.01.2009 ile 01.06.2009 tarihleri arasında işlenen suçlar, ülkedeki korkunç gidişatı gözler önüne serdi. Polis Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre KKTC’de son altı ayda 3 bin 219 cürüm ve kabahat işlendiği ortaya çıktı.


Ve son paragrafı da aşağıdaki gibi.
“Sabıka kayıtları görülmeli”
Ülkemizde işlenen suçların yüzde 50’sinden fazlasının ithal olduğu bulgusu ışığında, suç oranlarının artışı önemli bir fenomene işaret etti.
KKTC’de suç oranların son 5 ayda korkunç boyutta arttığına işaret eden istatistik, giriş kapılarında denetimin artırılmasının ve Türkiye Cumhuriyeti ile yapılacak ikili bir anlaşma ile T.C. uyruklu kişilerin sabıka kayıtlarının internet üzerinden online bir sistemle görülmesinin önemini vurguladı.


Finali bu paragrafla yapmış sayın meslektaşım.


Kutlarım kendisini.


Bu fikir ne kadar doğru ve yerindeyse, Mahkemelerimizin de ithal suçlulara can yakıcı cezalar vermesi de o kadar doğru olacak.


Bu güzel adamıza çalışmak bahanesi ile gelip gencecik bir kızımıza tecavüz eden sapığa, 25 yıl hapislik cezası veren Mağusa Ağır Ceza Mahkemesinin caydırıcı nitelikteki bu cezası da, kutlanacak ve örnek alınması gereken bir karardır.


Bu 25 yıllık hapis cezasının 5 yılı da hücre cezası olsaydı keşke.  Sonra da bu sapık hadım edilseydi.


Yakışırdı tüm bu cezalar kendisine.
 
Aynı şekilde adamıza çalışmak için gelip 51 adet ev ve dükkan soyan hırsıza da, ilk 10 yılı hücre cezası olmak üzere 51 yıl hapislik cezası verilmeli hiç acımadan veya deniz kenarında siyah bir poşet bulduğunu ve içine hiç bakmadan aldığı şeklinde ifade veren, tasarruflarında 250 parçadan fazla ziynet eşyası ve bol nakit para bulunan Adana’lı hırsızlara da bir o kadar ağır hapislik cezası verilmeli.
Bizlere acımayıp evlerimizi soyanlardan ve yıllarca alın teri ile çalışıp biriktirdiğimiz birkaç kuruşumuzu çalanlardan bizler de hayatlarının en güzel yıllarını çalmalıyız. Onlara en ağır ve en uzun hapislik cezaları verilmelidir. Mahkemelerimize güvenim sonsuzdur. 


Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm çıkış kapıları online olarak birbirlerine ve Merkezi Sicil Kayıt Dairesine bağlıdır.  Bir kişi Türkiye’ye girerken veya çıkarken ekranda işlediği suçlar, aranıp aranmadığı, askerlik durumu, vergi borcu olup olmadığı ve sabıkası hemen çıkar görevli memurun önüne.


Bizim KKTC’nin giriş-çıkış kapıları da online olarak birbirlerine ve KKTC vatandaşları ile ilgili bilgilerin tutulduğu merkeze bağlıdır. Görevli muhaceret memuru KKTC vatandaşları ile ilgili gerekli bilgiyi ekranında anında görür.


Küçücük ama dünya güzeli devletimize hırsızların, uğursuzların girmesini önlemenin yollarından bir tanesi Mahkemelerimizin vereceği ağır hapislik cezalarına ilaveten T.C. vatandaşlarının sabıka kayıtlarını görmek ve ona göre girişlerine izin verip vermemek de alınacak önlemlerden bir tanesi olabilir.


Ne alt yapı ister, ne yatırım, ne eğitim, ne de ilave bir harcama. Her iki ülkenin sınır kapılarında da aynı sistem mevcut ve çalıştırılmakta. Birbirlerine bağlanması yeterli olacaktır.


T.C. ile KKTC devleti arasında yapılacak bir protokol ile KKTC giriş-çıkış kapılarındaki görevlilerin online olarak T.C. Merkezi Sicil Kayıt Dairesine bağlanmasına olanak verecek bir anlaşma, giderek artış gösteren “İthal Hırsızlık” olaylarının çözümlenmesine büyük bir katkı koyacaktır.


İçişleri Bakanımızı göreve çağırıyorum.

20 Haziran 2009
Sabıka kayıtları görülmeli için yorumlar kapalı
Okunma 66
bosluk

Gelecek belirginleşiyor

Gelecek belirginleşiyor

Rum yetkililerin Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, Sanayi ve Ekonomik Kalkınmadan Sorumlu Komiser Günter Verheugen ile yaptıkları görüşmelerden sonra ağızlarından kaçırdıkları, önümüzdeki altı ay içinde neler yapmayı planladıklarını ortaya koydu.


Kasım ve Aralık ayları Kıbrıs konusunda önemli olaylara gebe.


AB’nin kendi içinde de önemli gelişmeler ve perde arkası çatışmalar var.


Merkel, Almanya’da 27 Eylülde yapılacak genel seçimlerden güçlenerek çıkmayı umuyor ve bu güç ile AB’nin beyni sayılan AB Komisyonu’nda, ki buna AB Bakanlar Kurulu da diyebiliriz, ülkesine önemli bir koltuk kazandırmayı planlıyor.


AB Komisyonu’nda işletmeler ve sanayi politikasından sorumlu Alman Başkan Yardımcısı Günter Verheugen’in sorumluluğunun yeni dönemde de Almanya’da kalması, özellikle küresel ekonomik kriz ortamında büyük önem taşıyor.


Almanya açıkçası AB içinde “etkili” bir iktidarın peşinde ve şimdiden bunun temellerini hazırlamaya başladı.


Almanya’nın iktidar ikizi Fransa da, tabiî ki bu gelişmeler karşısında boş durmuyor.


Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy pazarlık gücünü artırarak yeni AB Komisyonu’nda önemli bir koltuk kapabilmek için Merkel’in “Ekim’e kadar ara karar” yaklaşımına sıcak bakıyor. Hedefi, Fransa’ya finansal piyasaların denetlenmesinde de etkinliğini artırması beklenen iç pazardan sorumlu üyeliği  kazandırmak.


Her iki ülke de AB yönetimi içinde, ekonomik krizin etkilerini kendi ülkelerinde asgariye indirmek için yönetici vasıflarına sahip yerleri kapmak peşinde.


“Şıracının tasdikçisi bozacı olurmuş” misali Almanya ve Fransa birbirlerine destek vererek, AB’yi yönetmek peşine düşmüşler, anlaşılan. 


Buna karşın ılımlı grubun lokomotiflerinden ve AB’nin gelecek dönem de başkanlık görevini yapacak olan İsveç ise belirsizliğin önlenmesi ve yeni dönemin planlanabilmesi için yeni AB Komisyonu Başkanının (Barroso’nun) en erken bir zaman da atanması için uğraşıyor. Bu günkü zirvenin çekişmeli geçeceği kesin.


Rumlar ise Eylül içinde Averupa Komisyonunca çalışması başlatılacak ve Kasım ortalarında da açıklanacak olan 2008 yılı Türkiye-AB Müzakereleri İlerleme Raporunun değerlendirmesinde, Türkiye aleyhine yeni yaptırımların gündeme getirilmesi için çalışmalar başlattılar.


Bu yöndeki ilk girişimlerini de dün Brüksel’de yaptılar.  Rum Dışişleri Bakanı M. Kiprianu, Olli Rehn’den Kıbrıs sorununun çözümüne dair koşullar henüz yaratılmamış olsa dahi, Aralık ayında gerçekleştirilmesi beklenen Türkiye-AB Müzakereleri İlerleme Raporunun değerlendirmesinde, Türkiye aleyhine yeni yaptırımların uygulamaya konmasını istediğini bildirdi. Bu talep resmi olmaktan ziyade bir ağız yoklaması şeklindeydi.
Alınan yanıt şimdilik olumsuz.


Bu bir ağız yoklaması deneyimi idi ve Rumlar bundan sonraki günlerde tüm güçleri ile ve tüm diplomatik girişimleri kullanarak bu isteklerini canlı tutacaklar ve hiç vazgeçemeyecekler.
 
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı, Sanayi ve Ekonomik Kalkınmadan Sorumlu Komiser Günter Verheugen’in evvelki gün katıldığı Rum Meclisi Avrupa İşleri Komitesi toplantısında yaptığı açıklama ise geleceğe yönelik birçok ipucu veriyor.


Türk ordusunun adadaki mevcudiyeti ile ilgili soruya verdiği yanıtta, Talat-Hristofyas görüşmeleri sonucunda varılacak “nihai anlaşmanın, 2004’te sunulan anlaşmanın parçası olduğunu” belirtmesi, Annan Planının bir kenara atılmadığını ve görüşmelere zemin teşkil ettiğini veya edeceğini ortaya koymaktadır.


Belli ki, birkaç ay sonra masaya Annan Planı kökenli yeni bir plan daha konacak ve içeriği de Kıbrıslı Türkler açısından daha da tavizkar olacak.


BM ve AB mutfağında pişirilen “Kıbrıs” adlı emekten gelen kokular böyle.

17 Haziran 2009
Gelecek belirginleşiyor için yorumlar kapalı
Okunma 25
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar