Toprak vermeden çözüm

Toprak vermeden çözüm

“Perşembenin gelişi Çarşamba’dan belli olur” derler ya, Perşembe günü liderler arasında yapılan görüşmede Hristofyas’ın isteklerinin de, Çarşamba’dan geleceği belliydi. Hem de açık ve net olarak.


Tabii bu Çarşamba, farklı bir Çarşamba. Daha doğrusu iki tane Çarşamba var bu konuyla ilgili olan.


Biri 28 Kasım 1984 tarihli, diğeri de 21 Nisan 2004 tarihli Çarşambalar.


10 Eylül 1984’de New York’da, Denktaş ve Kiprianou arasında başlayan dolaylı görüşmelerin 26 Kasım’da yer alan 3.cü turundan sonra, dönemin BM Genel Sekreteri Perez De Cueller’in her iki tarafın görüşlerini aldıktan sonra masaya koyduğu belge de Türk tarafının %29+ oranında bir toprağa sahip olması ve geri kalan miktarın Rumlara iadesi vardı. Türk tarafı bu belgeyi imzalayacağını beyan ederken, Rum tarafı reddetmişti.


Her ne kadar Cuellar belgesi kabul edilmemiş olsa da, bir kere BM Genel Sekreteri tarafından masaya konmuş ve Türk tarafından da onay almıştı. Artık masadaki yeri sağlamlaşmış ve resmi belgelere de geçmiş oldu.


Bir diğer Çarşamba’da 21 Nisan 2004 tarihli Çarşamba.  


Annan Planı görüşmeleri bitmiş, son rötuşlar yapılmakta. Annan Planına göre Kıbrıslı Türklere bırakılacak toprak yüzdesi %29.2


Geri kalan %6.2 Rumlara iade edilecekti ve Kıbrıslı Türkler de 24 Nisan referandumunda %65 oranında bu toprak tavizini veya diğer bir tanımlama ile %6.2 oranında toprağın Rumlara verilmesini onayladılar.


Bundan da artık geri dönmek olanaksız.


Bu taviz Kıbrıs sorunu çözülene kadar masada kalacak ve her fırsatta da önümüze konacak.


Zaten kondu bile.


Perşembe günkü toplantıda Hristofyas, CB M.A. Talat’a yüz on binden fazla Rum’un geri dönebilmesine olanak sağlayacak miktarda toprağın “iadesini” istediğini işittirdi.


Şimdilik işittirme. Bu günkü toplantıda ise işin esasının prensipleri saptanmaya başlanacak.


Bu kaçınılmaz toprak tavizinden kurtulmanın bir yolu olabilir mi?


Tabii ki birkaç yolu var.


Bir tanesinde, “Vermem” dersiniz olur biter.


Her şeyin bir bedeli olduğu gibi, bunun da olacak ve uzun vadede ödemenin hazırlığını yapmaya şimdiden başlarız.


Bir diğeri de verir gibi yapmak ama gerçekte de vermemektir.


Bunun adına da 3.cü Bölge, Ortak Bölge, Tampon Bölge, Ara Bölge veya Federal Bölge gibi bir tanım konulabilir.


Anlaşma sonucu kurulacak devletlerin adları her ne olacaksa, Annan Planında tanımlandığı şekliyle “Kıbrıs Türk Devleti” ve “Kıbrıs Rum Devletleri” arasında, içinde halen mevcut 180 km. uzunluğunda ve 398 km2 büyüklüğünde olan ve adanın %4.3 lük kısmını kapsayan “Ara Bölge”nin de bulunduğu, üzerinde liderlerin mutabakata varacağı ama hiçbir şekilde büyüklüğü %6.2 yi geçmeyecek miktarda, adına da mesela “Ortak Bölge” diyeceğimiz bir alanın, “Eşit nüfus ve Siyasi Ortaklık” zemininde oluşturulmasıyla da bu tavizden kurtulunabilir.


Aklıma bir dönem rahmetlik ağabeyim Bora Atun’un KKTC temsilcisi olarak görev yaptığı Brüksel geldi. Brüksel Belçika devleti içinde Flaman ve Volan bölgelerine ilaveten 3.cü İdari Bölge. Ne Valon ne de Flaman idaresi var orada.  Belçika’yı oluşturan halkların eşit olarak temsil edildiği bir idare yönetiyor Brüksel’i.  Tüm bunlara ilaveten bir de AP’ye Milletvekili gönderen Alman bölgesi var Belçika’da.
 
Rumların bulunduğu yerde egemenlik Rumların olacaktır diye bir kural yok.


Kıbrıs adasındaki benzeri “Ortak Bölge”nin de özel bir statüsü, koşulları ve yapılaşması olabilir.


Bu bölge içinde yaşayan Türkler göçmen olmayacaklar. Annan Planında olduğu gibi, eşdeğere sahip olan Kıbrıslı Türk yerinde kalabilir veya elindeki eşdeğer malın sadece üçte birini iade eder. Rum malına değerinden daha fazla inkişaf yapmış olan malın sahibi olabilir.


Yönetim, özel statüsü ile her iki halka eşit haklar ve statü verebilir. Özle bölge idaresinin her kademesinde eşit sayıda Türk ve Rum görev yapabilir.


Türkler Türk idarecileri, Rumlar da Rum idarecileri seçer.


Bu “Ortak Bölge” içinde yaşayan Rumların sayısı, aynen Kıbrıs Türk devletinde yaşıyorlarmış gibi Rum nüfusun içinde addedilebilir.


Bu yöntemle, liderlerin üzerinde mutabakata varacağı oranda toprağa sahip olacak “Kıbrıs Türk Devleti”nde mutlak idare, Kıbrıslı Türklerin elinde olmasına ilaveten,“Ortak Bölge”deki yönetimin, toprak mülkiyetinin ve nüfusunun yarısı da Kıbrıslı Türklere ait olacaktır.


Özetle şu anda kontrolümüzde olmayan ve büyüklüğü %4.3 olan ara bölge ile bizden taviz olarak alınması neredeyse koşul haline gelmiş bir kısım toprak, “Ortak Bölge” adı altında yarı yarıya da olsa kontrolümüz altında olacaktır. Ve göçmensiz, nüfus kaydırmasız ve mülkiyet haklarının bir çoğunu kaybetmeksizin bu toprak üzerinde mülkiyet, egemenlik ve yönetim haklarımız da bulunacaktır.


Tabii ki sağlam bir kazığa bağlanması koşulu ile.   


Çözüm için, BM parametrelerinde olduğu şekli ile belli bir kısım toprağı verip elden tamamen çıkarmaktansa, bu toprak üzerinde belli bir statü ile yarı yarıya hak sahibi olarak bir çözüme ulaşmak da kötünün iyisidir bence.

14 Haziran 2009
Toprak vermeden çözüm için yorumlar kapalı
Okunma 44
bosluk

Yeşilırmak kapısı açılıyor mu

Yeşilırmak kapısı açılıyor mu

“Ara Bölge”den gelen haberler Yeşilırmak kapısının açılması konusunda epeyi yol alındığı doğrultusunda.


Rum lider Hristofyas, birçok konuda Cumhurbaşkanı Talat’ın önerilerini mantıklı ve uygulanabilir bulmuş görünümde.


Yeşilırmak kapısının özelliği, Lokmacı kapısı, Akyar, Metehan ve diğerleri gibi Mayıs 2004 tarihli Yeşil Hat Tüzüğü kurallarına tabi olmaması ve kendine has bir statüsünün bulunması.


Bu nedenle de Yeşilırmak kapısı AB’nin yayınladığı listede yok.


Kapının açılması ile ilgili tüm inisiyatif tamamen iki liderin elinde ve uhdesinde.


Aynen bir satranç oyunu gibi her iki lider de doğal olarak temsil ettikleri halkın çıkarları doğrultusunda hamleler yapıyor.
 
Daha evvelki yazımda bahsettiğim ve “Adı üstünde tanımlamak mı ister”  dediğim” Serbest Geçiş” ilkeleri üzerindeki anlaşmazlıkların büyük bir çoğunluğu aşılmış olduğu ve Elektrik konusunda da mutabakatın sağlandığı yönünde.


Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat’a, Yeşilırmak kapısının açılması için başlatılan görüşmelerin daha başında verdiği sözleri, Rum siyasi parti liderlerinden ve milletvekillerinden tepkiler gelmeye başlayınca sulandırmak ve çarpıtmak yönüne gitmişti.


Ve ilk sorunu da daha başından beri olumlu baktığını söylediği “Serbest Geçiş” tanımı üzerinde çıkarmıştı.


“Serbest Geçiş” tanımlamak mı ister?.


Adı üzerinde, “Serbest Geçiş”, herkesin de aynı şekilde anladığı ve algıladığı şekliyle “Her hangi bir kısıtlamanın olmadığı geçiş” demektir.


Aslında Hristofyas’ın bu yapay itirazının kökeninde bölgede olmayan ve insanca yaşam için elzem olan “Elektrik enerjisi” yatıyor.


Bölgede elektrik bugüne kadar hiç olmadığı gibi, elektrik direkleri, dağıtım telleri, trafolar, sokak lambaları ve benzeri elektrik dağıtımına yarayan alt yapı da yok.


Küçük bir jeneratör ve bu jeneratörün ürettiği elektriği, hayati derecede gereksinim duyulan noktalara taşıyan basit direkler ve bu direklerin üzerine çekilmiş, evlerimizdeki uzatma kablolarının benzeri ama biraz daha iyisi, tek faz enerji kabloları oluşturuyor.


Günde 24 saat çalışan Jeneratörün yakıt gereksinimi de, denizden yapılan taşıma ile doldurulan mazot tanklarından sağlanıyor.
 
Hristofyas, jeneratörler için karayolundan mazot götürülmesine önce “Evet” dedikten sonra, ilgili birimlerden aldığı “Uluslararası hukukta “Mazot” stratejik askeri malzeme olarak tanımlanmaktadır, geçişi kabul edilemez” uyarısı ile söz konusu “Evet”ini “Hayır”a dönüştürmüştü ve görüşmeler de iyice sıkıntıya girmişti.


Cumhurbaşkanı Talat, oyuncusu olduğu bu politik satrançta hemen karşı bir hamle yapmış ve  “Mazot”un kara yolundan taşınamaması durumunda bölgeye elektrik verilmesini talep etmişti.


Gelen bilgiler o ki, Hristofyas “Bölgeye elektrik verilmesini”  Mazotun kara yolundan taşınmasına tercih ettiği yönünde.


Büyük bir olasılıkla Cumhurbaşkanı Talat, kendi önerisi olan bu alternatifi kabul edecek ve Yeşilırmak Kapısının açılması önündeki engellerden bir tanesi daha ortadan kalkmış olacak.


Geriye sadece “Serbest Geçiş” tanımlaması içinde yer alan küçük bir ayrıntı kalmış olacak.


Serbest Geçiş ilkeleri içinde yer alan “KKTC Vatandaşları” kelimeleri ise nerede doğduklarına ve ebeveynlerinin kimler olduklarına bakılmaksızın, ayırımsız tüm KKTC vatandaşlarını tanımlamaktadır.


İşte tek sıkıntı veya bir başka tanımlamayla, kapının açılmasını geciktiren “Küçük Sorun” burada.


Aslında Rum tarafı “KKTC Vatandaşları” tanımını da kabul etmiş pozisyondadır ve sorun sadece söz konusu “KKTC Vatandaşları”nın Yeşilırmak’tan Erenköy’e nasıl, ne ile ve hangi koşullarda gideceklerinde takılıp kalmıştır.


Olayların akışı belli ediyor ki, her iki lider de Yeşilırmak kapısının açılması için istekli ve kapının açılması için yaşanan sorunları, şöyle veya böyle Haziran ayı çıkmadan çözecekleri yönünde…

13 Haziran 2009
Yeşilırmak kapısı açılıyor mu için yorumlar kapalı
Okunma 34
bosluk

Yüzde 59 kıyı şeridi

Yüzde 59 kıyı şeridi

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla liderler  arasında yürütülmekte olan doğrudan müzakereler kapsamında Rum lider Hristofyas, bugün yapılacak görüşmede “Toprak” başlığında kriterler ortaya koymaya niyetli.


Gelen bilgilere göre Hristofyas gerek sürdürülebilirliğini, gerek nüfus oranını, gerekse de mülkiyet oranını dikkate alarak toprakla ilgili yeni kıstaslar hazırlamış.


Üstelik de “kırmızı çizgiler”” olarak tanımlanacak kıstaslar.


Hristofyas’ın ortaya koyacağı kıstaslar “Kıyılar, Nüfus Oranı ve Mülkiyet” ile ilgili. 


Benim bu kıstaslar içinde dikkatimi çeken “KKTC’nin Kıyı şeridi” ile ilgili olanı. Hristofyas’a göre Annan Planı’nda olduğu gibi, adanın kıyı şeridinin yüzde 59’unun Türk tarafında olması mümkün değil.


Nedeni de, mülkiyet konusunun, “Tarafların elinde kalacak Toprak” üzerinde uzlaşılacak oran açısından önemli bir unsur olması nedeni ile Kıbrıslı Türklerin ellerinde bulundurdukları kıyı şeridinin uzunluğu da “Tarafların elinde kalacak Toprak” ile doğru orantılı.


Anlaşma sonunda Kıbrıslı Türklere ne kadar az sahil şeridi kalırsa, “Karpaz’dan” o kadar çok “Toprak” Rumlara kalacak demektir.


Bu öneri ve bu düşünce tarzı, tam bir hinoğlu hinlik.


Hristofyas, ortaya koymaya gayret gösterdiği ve bir kıstas olarak kabul ettirmeye çalıştığı bu düşünce tarzı veya yöntemi ile açıkça “Benim alacağım toprak tavizinin önemli bir kısmı Karpaz’dan olmalıdır “ demek istiyor.


Gelin hep beraber matematiksel bir analiz yapalım. Ana bilim dalım hem matematikle, hem de harita ile yakından ilgili. Yani her ikisinde de çok iyiyim.


Kıbrıs adasının yüz ölçümü 9251 km2. Bu alanı dümdüz kabul ederseniz, KKTC’nin kapladığı alan 3355 km2, adanın toplam alanının %36.2 si kadar, Rum tarafının kapladığı alan ise 5896 km2, adanın toplam alanının %63.8 i kadar.


Dağların yüzeylerini dikkate alarak bir alan hesaplaması yaparsanız, o vakit bu oranlar değişmekte ve KKTC alanı %34.5, Rum tarafı ise % 65.6 alana sahip olmaktadır.


Kıbrıs adasının sahil şeridinin toplam uzunluğu yaklaşık 780 kilometredir.


Bunun 396 km.si (% 51) KKTC sınırları içinde, 384 km.si de (% 49) Rum tarafındadır. Bu rakamlar benim bulgularım.


Amerikan kaynakları KKTC sahil şeridinin adanın toplam sahil şeridinin %56.sını, Rum kaynakları da %59.unu oluşturduğunu söylemektedir. Herkesin doğrusu kendisine.


Şimdi gelelim Hristofyas’ın “Annan Planı’nda olduğu gibi, adanın kıyı şeridinin yüzde 59’unun Türk tarafında olması mümkün değil” sözlerine.


Hristofyas gerçekte “Ben verilecek toprağın çoğunluğunu Karpaz’dan isterim” diyor;
• Boğaz ile Mersinlik arasında çizilecek hattın kuzeyi, yani Karpaz’ın tümü verilirse, KKTC’nin sahil şeridi 203 km. (%26), yüz ölçümü ise 2,547 km2 (% 27.50) kalır.


• Yedikonuk ile Pamuklu arasında çizilecek hattın kuzeyi verilirse, KKTC’nin sahil şeridi 251 km. (%32.2), yüzölçümü ise 2,810 km2 (% 30.77) kalır.


• Kumyalı ile Balalan arasında çizilecek hattın kuzeyi verilirse, KKTC’nin sahil şeridi 265 km. (%34), yüzölçümü ise 2,905 km2 (% 31.40) kalır.


• Kaleburnu’ndan çizilecek hattın kuzeyi verilirse, KKTC’nin sahil şeridi 303 km. (%38.8), yüzölçümü ise 3,117 km2 (% 33.69) kalır.


• Dipkarpaz’dan çizilecek hattın kuzeyi verilirse, KKTC’nin sahil şeridi 328 km. (%42), yüzölçümü ise 3,237 km2 (% 35) kalır.


İşte Hristofyas’ın “Adanın kıyı şeridinin yüzde 59’unun Türk tarafında olması mümkün değil” sözlerinin arkasında yatan gerçek.


Eğer müzakereler sonucunda, 1984 tarihli De Cueyyar belgesinde bahsedilen %29+’a veya 24 Nisan 2004 tarihindeki referandumda Kıbrıslı Türklerin %65’inin “Evet” dediği veya dedirtildiği Annan Planındaki %29.2 oranına inilecekse ve Hristofyas da kafayı “KKTC’nin elinde kalacak Sahil şeridinin oranına” takmışsa, bilin ki, Hristofyas’ın aklında en azından Karpaz’ın yarısından fazlasını almak var.


Gözüken köy kılavuz istemiyor.


Hesaplamalar öyle söylüyor.

10 Haziran 2009
Yüzde 59 kıyı şeridi için yorumlar kapalı
Okunma 53
bosluk

Türk Denizciliğinde atak

Türk Denizciliğinde atak

Kıbrıs’lı Rumların korkulu rüyası olan Türk Denizciliği büyük bir atak daha yaptı inanılmaz bir başarıya imza attı.

Bunun için Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığını kutlamak gerekir. Sıkı çalışmaları ve geçmiş yıllardaki çağdaş uygulamaları ile bunu hakkettiler. İstanbul Boğazında kurdukları VTS sistemi ve kadrolarına aldıkları pırıl pırıl yeni mezun ve dil bilen denizcilerle gerçek bir atak yaptılar.

 

Son gelişme olan “Gemi Denetimleri Uzlaşı Memorandumu Komitesi”nin, (Paris MOU), Türkiye’yi kara listeden çıkartıp gri listeye yerleştirdiğini açıklaması, Türkiye açısından çok büyük bir başarı.

 

Şimdi Türk limanlarına ilaveten, Türk Bayrağı da Rumlar için büyük bir tehlike oluşturmaya başladı.

Türkiye’yi Paris MOU’dan çıkarmak için ellerinden geleni artlarına koymayan ve halen de her yolu deneyen Rumlar, Türkiye’nin karar listeden çıkarılıp Gri listeye geçirilmesi ile büyük bir hayal kırıklığına uğradılar.

 

Rumlar, Paris MOU’nun son toplantısında, Tayvan, Cezayir ve Ukrayna’yla birlikte Türkiye’nin de kara listeden çıkarıldığını ve gri listeye eklendiği açıklamasını, “Kıbrıs gemilerine Türk ambargosunun devam ettiği bir zamanda Kıbrıs bandırası için ciddi tehlike çanlarını çalan bir gelişme” olarak niteliyorlar.

 

1987 yılından beri Türkiye’nin Kıbrıs Rum bandıralı gemi ve uçaklara uyguladığı liman açmama kararı, Rum denizciliğine bayağı büyük bir darbe vurmuştu ve halende vurmaya devam ediyor.

Türkiye’nin sıkı sıkıya uyguladığı bu karara göre, Kıbrıs Rum bandırası taşıyan her hangi türde bir gemi, donatanı veya ana şirketi Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ne kayıtlı her hangi bir bayrak altındaki bir gemi, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti limanlarından çıkarak Türkiye’ye doğru gelmekte olan bir gemi ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti limanlarından yükleme yapmış her hangi bayrak altındaki bir gemi asla Türk limanlarına giremiyor.

 

Rum bandırası taşıyan gemi sayısı 1987’de yaklaşık  3,000 civarında  iken, zaman içerisinde küçük yükselişler olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin sıkı sıkıya uyguladığı yukarıdaki kural nedeni ile günümüzde 1,845’e kadar düştü.

Şimdi Avrupa’nın ve Akdeniz’in petrol musluğu olan ve yıllık kapasitesi, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı ve Samsun-Ceyhan petrol boru hattı nedeni ile 150 milyon ton olan Ceyhan limanının da etkisi ile bu sayı daha da aşağılara inecek.

Çoğu gemi sahibi armatör, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin AB’ye üye olması ile bu ambargonun kalkacağı beklentisiyle sabretse de, bu Rumların AB içindeki tüm düzenbazlıklarına ve 3 Ekim 2005 gecesi imzalanan AB-Türkiye Katılım Ortaklığı Çerçeve Anlaşmasına madde olarak konmasına rağmen bir türlü başarılamadı ve Türk limanları Kıbrıs Rum gemilerine halen açılamadı.

Buna ilaveten, zaten geçmişte kolay Bayrak ülkesi olan Malta’nın da Türkiye’nin bu kararını fırsat bilip Kıbrıs’lı Rumlarla rekabete soyunması, Rum filosuna bayağı darbe vurdu.

 

Rumlara Denizcilik konusundaki son darbe de Avrupa Birliği tarafından vuruldu.

AB’nin Rum Ticari Denizcilik Dairesi’ni ve Rum yönetimini, bandırasını taşıyan gemilerde yalnız Rum limanlarında değil, yurtdışındaki limanlarda da denetimlerini artırmaya zorlaması üzerine, AB kriterlerine uymayan gemiler, özellikle de tanker türü gemiler, Rum bandırasından ayrılmaya başladılar ve Rum ticari filosu iyice inişe geçti.

 

Türkiye’nin bu güzel ve yerinde kararı ne pahasına olursa olsun sonuna kadar sürdürmesi  çok doğru bir davranış biçimi olacaktır.

8 Haziran 2009
Türk Denizciliğinde atak için yorumlar kapalı
Okunma 31
bosluk

Kasım ve Kıbrıs

Kasım ve Kıbrıs

Kasım 2009, kritik bir dönemin başlangıcı olacak Kıbrıs müzakere süreci içinde.


Kasım’da birkaç tane birden, birbirinden teorik olarak bağımsız ama hepside Kıbrıs ile ilgili önemli gelişmeler yaşanacak.


AB Komisyonunun 2009 yıllık Raporu


UNFICYP


Kıbrıs Müzakereleri
 
Avrupa Konseyi, 2006 yılında aldığı bir kararla, Türkiye Avrupa Birliği Müzakere süreci ile ilgili olarak Avrupa Komisyon’unun, 2007, 2008 ve 2009 yılları ile ilgili her yıla özel çalışma yapmasını ve Türkiye’nin Ankara Protokol’ünden doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği inceleyerek bir ilerleme raporu hazırlaması kararını almıştı.


3 Ekim 2005 tarihli Türkiye -Avrupa Birliği Katılım Müzakereleri Çerçeve Anlaşması içinde Türkiye’nin 1964 tarihli Ankara Protokol’ünden doğan yükümlülüklerine göre Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına, Türk deniz ve hava limanlarını açması koşulu var.


Türkiye içinde bu koşulun da bulunduğun Müzakere Çerçeve Anlaşmasının altına imza atmasına rağmen,  Avrupa Birliğinin ilan ettiği 29 Nisan 2004 tarihli Yeşil Hat, Mali yardım ve Direk Ticaret Tüzüklerinin işlevlik kazanmaması ve Kıbrıs Türk Halkı üzerindeki İzolasyonların kaldırılmaması nedeni ile limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmayı günümüze kadar reddetti ve limanların açılmasını da izolasyonların kaldırılması ile ilişkilendirdi.


AB ile Türkiye bu konuda inatlaşırsa, müzakerelerin durma süreci içine gireceği kesin. Gerek AB’nin lider konumundaki ülkelerinin perde arkası faaliyetleri gerekse de Obama’nın son girişimleri ABD’nin müzakerelerin devamından yana olduğunu göstermektedir.


Bu da Kasım 2009’da yayınlanacak olan Avrupa Komisyon’unun Raporundan önce bir ara yolun bulunacağını ve Raporun da ona göre olumlu satırlarla hazırlanacağı ipucunu vermektedir.
  
UNFICYP ise Birleşmiş Milletler ile ilgili bir konu.


UNFICYP’in açılımı Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü manasında.


15 Haziran-15 Aralık 2009 dönemi içinde UNFICYP’in Kıbrıs’taki görev süresinin uzatılması toplantısı ile ilgili olarak BM Genel sekreterinin hazırladığı raporun içeriği ve Güvenlik Konseyindeki Oylamada Türkiye’nin tek başına olumsuz oy kullanması, yeni bir takım gelişmelerin habercisi aslında.


Türkiye 48 yıl aradan sonra tekrar BM Güvenlik Konseyine seçildi ve 15 üyeli Konsey’in 10 geçici üyesinden bir tanesi. 1 Haziran 30 Haziran tarihleri arasında da Güvenlik Konseyi Başkanlığı yapacak. Zaten bu nedenle de UNFICYP’in Kıbrıs’taki görev süresinin uzatılması amacı ile usulen her yıl 14 Haziran’da toplanan Güvenlik Konseyi, Türkiye’nin bu ay içindeki başkanlık görevi nedeni ile Mayıs ayının sonunda toplandı ve kararını aldı.   


Belli ki Genel sekreterin Aralık ayı raporu ve Güvenlik Konseyinin Aralık ayı kararı günümüzdekinden biraz farklı olacak ve Kıbrıs konusu üzerinde de etkileri bulunacak.



Kıbrıs Müzakereleri ise işin aslı.


Müzakereler hızla devam ediyor ama şimdilik daha hala liderler peşrevde. Birbirlerini yoklamakla meşguller.


Önümüzdeki ay içinde Eylül 2008’den beri sürmekte olan ön görüşmelerin artık meyvelerinin alınmasına başlanacak.


Yani Temmuz 2009 Kıbrıs Müzakereleri süreci içinde bir dönüm noktası olacak.


Masaya ise Annan Planı benzeri bir planın konacağı kesin gözükmekte. Bu planın sayfa sayısı az bile olsa bir çok konu başlığı Annan Planı ile bağdaştırılacak ve değiştirilmeden oradan alınacak.


Müzakerelerde ne olabilir.


Matematiksel olasılıklar belli. Anlaşma, Kopma, Sürme.


Ama politikada matematiksel olasılıklar geçerli değil.


Bence hedef belli.


Müzakerelerin çıkmaza doğru gittiği yavaş yavaş dile getirilmeye başlanacak ve Türkiye’den müzakerelerin devam edebilmesi için taviz vermesi istenecek.


Hangi müzakere mi?


Her ikisi de.


AB-Türkiye katılım Müzakereleri ve Talat-Hristofyas Kıbrıs Müzakereleri.

7 Haziran 2009
Kasım ve Kıbrıs için yorumlar kapalı
Okunma 42
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar