Kıbrıs Rum Kesimi adalet Bakanı Doros Theodorou’nun taktiği

Kıbrıs Rum Kesimi adalet Bakanı Doros Theodorou’nun taktiği

ABD’nin savunma amaçlı olarak Yunanistan’a verdiği silahların, yapılan antlaş­maların aksine Yunanistan tarafından niçin Kıbrıs Rum Yönetimine verildiği konusu halen açıklama beklerken, kopacak fırtınayı başka yönden estirmek ve dikkatleri tamamen başka tarafa çekmek için Kıbns Rum kesimi Adalet Bakanı Doros Theodorou dünyanın en eski mesleği ile yaşıt bir taktik uygu­lamış ve KKTCyi Çeçen Militanlara yataklık yap­makla suçlamıştır.

Tam bir vur abalıya taktiği. At çamuru temizlense bile izi kalır yöntemi uygulaması.

Aslında beyanatın içeriğine bakarsanız Theodorou’ya göre KKTC, her tür kanunsuz işlerin yapıldığı bir merkez. Kaçakçılık, fuhuş, beyaz kadın ticareti, uyuşturucu kullanımı, uyuşturucu ticareti, kumar ve militan eğitimi gibi her tür kanunsuzluğa ve teröre yataklık yapan korsan bir yer.

Dünyaya, ABD’ye ve AB’ye bu beyanat ile verilen bir mesaj var.

Theodorou mecazen AB’ye; “Siz 1 Mayıs’ta Kıbrıs’ı AB’ye üye olarak kabul ettiniz. AB’nin sınır­larının, tüm güney Kıbrıs’ı içine aldıktan sonra yeşil hatun doğu ucu olan Mağusa’dan kuzeye doğru devam ettiğini, tüm Karpaz sahillerini dolaşarak, Girne’ye oradan da Güzelyurt körfezine uzanarak yeşil hattın batı ucuna ulaşıp fiziken tüm Kıbns adasını içine aldığını söylüyorsunuz. Ve devamla her ne kadar Kuzey Kıbns AB sınırlan içinde olsa da şimdilik AB muktesabatının kuzey Kıbrıs’ta geçerli olmadığını da sözlerinize ilave ediyorsunuz. Gelin görün ki, bu kuzey toprakları her türlü müsibetliğin yaşandığı bir yer. Ne siz ne de bir başkası burayı kontrol edemiyor. Siz gelin bu kuzey topraklarını bizim vesayetimize verin, bakın biz bu kuzeyi nasıl , yola koyarız” diyor.

Kıbrıs Rum kesimi Adalet Bakanı Doros Theodorou, bu beyanatı ile hem iç tribünlere oynuyor hem de AB’ye, kendi üyesi olan bir devletin Adalet bakanı olarak mesaj iletiyor.

Zaten artık kazan kaynamaya başladı. Bir taraftan Yunanistan Dış İşleri Bakanı Petros Molyviatis, Colin Powell ile Yunanistan tarafından anlaşmalara aykırı olarak Kıbrıs Rum Yönetimine verilen silahlar konusunu konuşurken aniden 2005 başında “Kıbrıs sorununun çözümlenmesine olanak verecek değişik faktörlerin bir birleri ile uyumlu hale geleceğinden” bahsetmekte, diğer taraftan Kıbrıs Rum Kesimi Adalet Bakanı Doros Theodorou, Kuzey Kıbrıs’ın kanunsuz topraklar olduğunu beyanatı ile resmi olarak açıklamaktadır.

İnsan ister istemez “Gündemi belirleyen, siyasete hakim olur” sözünü hatırlıyor. Yunanlılar ve Rumlar gündemi belirlerken bizim güzümüz sadece savun­ma yapmaya yetiyor. Gelecek günler ve aylar çok harekeni olacak gibi gözüküyor…

29 Eylül 2004
Kıbrıs Rum Kesimi adalet Bakanı Doros Theodorou’nun taktiği için yorumlar kapalı
Okunma 83
bosluk

Doros Teodor KKTC ve Çeçen Militanlar

Doros Teodor KKTC ve Çeçen Militanlar

Kıbrıs Rum Kesimi Adalet Bakanı Doros Teodoru,

KKTC’yi Çeçen militanlara yataklık yapmakla suçladı.

27 Eylül 2004—  Teodoru, Çeçen militanların bir zamanlar Rum kesimindeki Rus büyükelçiliğine saldırı planladıklarına dair bilgiler aldıklarını söyledi.

Teodoru, Yunan Filelefteros gazetesine yaptığı açıklamada, Çeçen militanların KKTC’de saklandığına ve burada eğitim aldıklarına dair güvenilir kaynaklardan bilgi edindiklerini ileri sürdü.
Doros Teodoru, Çeçen militanların bir zamanlar Rum kesimindeki Rus büyükelçiliğine saldırı planladıklarına dair bilgiler aldıklarını da iddia etti.
Kıbrıs Rum Kesimi Adalet Bakanı, Çeçenler dışında başka terör gruplarının da KKTC’de eğitim gördüğünü iddia etti. Fakat Rum bakan, iddialarıyla ilgili ayrıntı vermedi, kanıt da sunmadı.
Güney Kıbrıs Adalet Bakanı, ay başında da benzer iddialar öne sürmüş, fakat bu açıklamalar KKTC yönetimi ve Güney Kıbrıs hükümetindeki diğer yetkililer tarafından yalanlanmıştı.

Kıbrıs Rum Kesimi Adalet Bakanı Doros Theodoru’nun taktiği.

ABD’nin savunma amaçlı olarak Yunanistan’a verdiği silahların, yapılan anlaşmaların aksine Yunanistan tarafından niçin Kıbrıs Rum Yönetimine verildiği konusu halen açıklama beklerken, kopacak fırtınayı başka yönden estirmek ve dikkatleri tamamen başka bir tarafa çekmek için Kıbrıs Rum Kesimi Adalet Bakanı Doros Theodoru dünyanın en eski mesleği ile yaşıt bir taktik uygulamış ve KKTC’yi Çeçen militanlara yataklık yapmakla suçlamıştır.

27 Eylül 2004
Doros Teodor KKTC ve Çeçen Militanlar için yorumlar kapalı
Okunma 84
bosluk

Kıbrıs 2005 Başında Tekrar Masada

Kıbrıs 2005 Başında Tekrar Masada

Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molyviatis, New York’ta, bir tarafta Birlemiş Milletler konsey toplantısı devam ederken kulis arkasında  sessiz sedasız Amerika’nın Yunanistan’a sattığı savunma amaçlı silahların Kıbrıs’a transfer edilmesi konusunda ABD Devlet Bakanı Colin Powell’e hesap verdi. Eğer bu silahları Türkiye, KKTC’ye vermiş olsaydı yer yerinden oynardı ve Türkiye’nin AB’ye girişinden tutunda PKK, Kürtçe’nin resmi dil olması, Zina ve her tür konuyu kapsayıp Türkiye’nin önüne dev gibi büyük bir olumsuzluk halinde konur ve dünyanın sonunun geldiği vurgulanırdı.

Ama ABD’nin savunma amaçlı sattığı silahları yasak olmasına rağmen Kıbrıs Rum Yönetimine veren Yunanistan olunca konu ciddiyetini ve önemini kaybetmiştir. Bu denli önemli bir konu ABD Temsilciler Meclisinde ve Senatosunda görüşülmemiş, hiçbir senatör veya temsilci ABD hükümetine soru yöneltmemiş ve buna ilaveten Birleşmiş Milletler Konseyinde bu konu dile dahi getirilmemiştir.  Tarihe göz atarsanız, Türkiye’nin bu yüzden yıllarca ABD’nin silah ambargosuna maruz kaldığını görürsünüz ama satışı Yunanistan yapınca konu ancak kulislerde konuşulur olmuş.

Kuliste yapılan konuşma sonrasında Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molyviatis bir açıklama yapmış ve Kıbrıs problemi ile ilgili olarak, şimdiki dönemin, Nisan ayında yapılan referandum sonucu sonrasının yansıma zamanı olduğunu ve dikkatli olunması gereken bir döneme girildiğini vurgulamış ve gelecek sene başında (2005), Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin başlamasına olanak verecek  değişik faktörlerin bir birleri ile uyumlu hale geleceğini ümit ettiğini belirtmiş.

Sözlerine devamla New York’ta Başkan Papadopulos ile çok sık görüşmeler yaptığını belirterek Papadopulos’un, Kıbrıs hükümetinin Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki konumunu detaylı bir şekilde açıklayan Birleşmiş Milletler konseyinde yaptığı konuşmasına değinmiş ve “Başkan, Annan planında değişmesini arzu ettiği bir çok noktaları konuşmasında vurgulamıştır.  Benim  düşünceme göre Kıbrıs hükümetinin bu konudaki görüşü çok açıktır ve Başkan Papadopulos’un konuşmasında çok açık olarak ortaya konmuştur” demiştir.

Görüldüğü gibi Kıbrıs konusunda kaynayan kazanın kokuları artık ortaya çıkmaya başlamıştır. Görüşmelerin tekrar başlaması ve Türklerden taviz koparmanın tarihi artık belli oldu, 2005 başı.

2004 yılının Şubat-Mart ve Nisan aylarında Lefkoşa Uluslararası Havaalanında Birleşmiş Milletler gözetiminde Rumlarla yaptığımız toplantılarda hem Birleşmiş Milletler gözlemcileri hem de De Soto’nun kendisi bana resmi olamayan bir dille söyledikleri “Annan Planı taraflarca veya münferiden red edilse bile, her iki toplum EVET diyene kadar bu plan yürürlükte kalacaktır”  sözleri, her ne kadar referandumdan sonra “Annan Planı ölmüştür ve rafa kaldırılmıştır” denilmişse de doğruluğunu korumaktadır.

Annan  Planı geçerlidir ve bizler EVET dediğimiz ve Rumlar da HAYIR dedikleri için, Rumları memnun edecek şeklide düzeltilerek önümüze 2005 başında konacaktır. Nedir bu istenen düzeltmeler:

1-      Türk Askerinin tümü ile adadan ayrılması

2-      Yerleşiklerin tümünün Türkiye’ye geri gönderilmesi

3-      Rumlara daha fazla Toprağın iadesi

4-      Kuzeye dönecek Rumların sayısının arttırılması

Hade hayırlısı…..

26 Eylül 2004
Kıbrıs 2005 Başında Tekrar Masada için yorumlar kapalı
Okunma 63
bosluk

Yakın Doğu Üniversitesi Nereye Tırmanıyor

Yakın Doğu Üniversitesi Nereye Tırmanıyor

Yakın Doğu Üniversitesi, 1988 yılında eski Cemaat meclisi binası üzerinde, Van 100.cü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hakkı Atun’un konuşması ve sonrasında verdiği ilk ders ile dünyaya gözlerini açmıştı. O gün ben de oradaydım. Erkek öğrenciler beyaz gömlek ve gri pantolonlu, kızlar ise beyaz gömlek ve lacivert eteklikli idi. Giyim konusunda herhangi bir talimat verilmemişti ama gün olağan üstü bir gün olduğu için herkes gönül birliği ile güne uygun giyinip gelmişti. Suat hoca çok heyecanlıydı. Galiba daha o günlerde, bu günkü YDÜ’nün planını ve projesini aklında şekillendirmişti ki, yapacaklarını babama ve bana büyük bir coşku ile anlatıyordu.  O gün çok güzel, çok coşkulu ve çok duygusal bir açılış oldu.

3 yıl sonra, 1991 yılında Dikmen yolu üzerinde Üniversitenin şimdi bulunduğu yerde kampüs inşasının ilk kazması vuruldu. Rast gele o gün ben gene oradaydım. Sonraki yıllarda elimde nivo, o tepe senin bu tepe benim, hapishaneye kadar tüm yörenin kod ölçülerini almıştım. O günlerden aklımda kalan, etrafın kıraç ve çorak olduğu, kampüsün içinden bir derenin geçtiği ve kurbağaların bağrışmaları idi. Bizler arazide çalışırken kurbağaların hepsi de hiç durmadan bizlere eşlik ediyordu.

O gün, o kıraç topraklara vurulan kazma, bu güne kadar hiç durmamış ve o yerde muhteşem bir bilim vahası yaratılmıştır.

Olimpik havuzun yapımı ile tüm halkın yararlanacağı bir tesis kurulmuş ve tüm su sporları yapılabilir hale gelmiştir. Havuzdan yetişen gençlerimiz Türkiye’nin 80 milyonluk nüfusu içinde 1.cilikler alabilecek duruma gelmiştir.

1977 yılında Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi (AKKM) inşa edilmiş ve bir çok uluslar arası kongrelere ev sahipliği yapmıştır. AKKM’de, 1997 yılında Su Kongresi, 1999 yılında Deprem Kongresi ve 2000 yılında da Çevre Kongresi yapılmıştır. Bu kongrelere, toplam olarak 121 ülkeden 1500 bilim adamı katılmış, kongre merkezi siyasi tanınmamaya alternatif olarak Akademik tanınma ve işbirliği kapılarını açmış ve bu kongrelerle KKTC dünya ile kucaklaşmıştır.

2003 yılı Aralık ayında Sağlık ve Spor Merkezi inşa edilerek  KKTC’ye mükemmel bir spor ve sağlık merkezi kazandırılmıştır.

Siyasilerin, bürokratların ve halkımızın kucaklaşması ile 9 Eylül 2004 günü, mevcutlara ilaveten 5 tane daha yurt binası açılmış ve üniversite eğitiminin en büyük sorunlarından birisi olan barınma, en kaliteli malzeme kullanılarak en güzel ve çağdaş bir biçimde çözülmüştür.

Yurtların açılışından 2 hafta sonra, 25 Eylül günü halkımızı gururlandıracak, insanlarımızın neler başarabileceğini ortaya koyacak bir eser olan Eğitim Sarayının açılışı yapılacaktır.

Eğitim Sarayında toplam olarak 8500 m2 kapalı alan bulunmakta ve bu kapalı alan içinde 30 adet derslik, 50 adet Akademisyen odası, idari odalar, 2 adet fuaye yer almaktadır. Eğitim Sarayı aynı anda 1800 kişiye toplantı ve 1200 öğrencinin ayrı ayrı odalarda ders yapabilmesine  olanak sağlamaktadır. Yapıda Ekonomik Enerji Kullanımına çok önem verilmiş, Sarayın tüm pencerelerinde çift cam kullanılarak arasına argon gazı doldurulmuş ve  binanın içinde “iklimlendirilmiş ortam”, yani insan vücudunun en çok rahat ettiği 22-26OC ısı ve %40-%60 nem oranı olacak  şekilde yapay iklim sistemi olması sağlanmıştır. Eğitim Sarayının amacı, eğitime paralel olarak halkımıza, sanatçılarımıza ve tüm kültür dünyasına yönelik seminer, panel, müzikaller ve tiyatro etkinliklerine yer vermek olarak hedeflenmiştir.

Yakın Doğu Üniversitesinde inşa edilen tüm tesisler “Yakın Doğu Üniversitesi Neo Dizayn” bölümünde düşünülmüş ve projelendirilmiştir.  Bu bölümde çalışan 5 Mimar ve Mühendisin 4 tanesi YDÜ mezunudur. Neo Dizayn Bölümü, YDÜ öğretmenini, öğrencisini ve sanatçısını harmanlamış, kaynaştırmış ve bu eserlere imzasını atmıştır.

Tüm bu yapılar yani üniversite, KKTC halkına ait olan Vakıf malları üzerine kurulmuştur ve halkın kendi öz malıdır.  Kalıcılığı, daimiliği ve devamlılığı halkımıza güvence vermekte, bu toprakların bizim oluğunu en açık bir şekilde vurgulamaktadır.

Suat hocanın sloganı “Halkımız gelsin, yapılanları görsün, onlara dokunsun ve bizlerin kendisine verdiği önemi hissetsin”dir. Yakın Doğu Üniversitesinde yaratılanlar, Bilim – Emek – Teknik – Sanat  ve Kıbrıslı Türkler ile Dünyanın buluşmasıdır.

Tırmanmaya, yükselişe devam……

24 Eylül 2004
Yakın Doğu Üniversitesi Nereye Tırmanıyor için yorumlar kapalı
Okunma 159
bosluk

Rum Tarafında Propaganda Nasıl Yapılıyor

Rum Tarafında Propaganda Nasıl Yapılıyor

Rumların propaganda taktiklerine ve uygulamalarına gerçekten hayranım. Eminim dünyada hiçbir propaganda sistemi veya kuruluşu, haksız olunan bir konuyu bu kadar programlı ve iyi  bir şekilde haklıya dönüştürerek pazarlayamaz.

Eylül ortasında Rum tarafında düzenlenen uluslar arası konferansa katıldıktan sonra düzenlenen gezilere de katıldım. Bilmediklerimi öğrenmek, daha evvel gidemediğim yerleri görmek ve de bildiğim konuları başka ağızlardan ve beyinlerden daha değişik versiyonlarda duymak için katıldım tüm gezilere.

İlk gezimiz Lefkoşa surlar içi (Rum tarafı) ve surlar içinin yeniden canlandırma ve yapılandırma çalışmalarını görmek gezisi idi. Burada özellikle restorasyon yerine yapılandırma sözünü kullandım çünkü yapılan iş, halkı kale içine tekrar geri getirebilmek için uygulanan yöntemin adıdır. Bizim eski Eserler Dairesi gibi, bal yapamayan arı misali verimsiz çalışmalar, konan yasaklar, ölüme terk edilen binalar ve ilgili memurlar hiçbir çalışma yapmadığı için haftalarca daireye gidip gelmelerle bezdirilen insanlar ve işlemler yok. Devlet memurları nerede ne iş yapılacağını en ince detayına kadar saptamışlar ve kendi vatandaşına uygulatmışlar. Şimdi eski binalar, içinde insan yaşayan konutlar olmuş, eski iş yerleri de içlerinde iş yapılan mekanlara dönüşmüş.

Konumuz aslında bunlar değil, sonraki yazılarımızda hem Eski Eserler dairemizi, hem de koruma adına hiçbir çözüm önermeden sadece yasaklar getirerek  halkımıza, yapılara ve kale içlerine verdikleri zararları ele alacağız. Bunları tartışmamız ve yeteneksiz kamu görevlilerini eleştirmemizin zamanı gelmiştir.

Rum tarafındaki surlar içerisinde rehberimiz önderliğinde evleri, kiliseleri, sokakları ve tarihi yapıları dolaşırken Ermu Sokağına ve oradaki barikata geldik. 35-40 yaşlarındaki bayan rehberimiz, barikatın arkasındaki bir binayı göstererek “Burası bir Rum evi idi ama 1974 Türk istilasından sonra gördüğünüz gibi maalesef şehir bölündü ve  hududun öbür tarafındaki ara bölgede kaldı” dedi.  Ben bu sözleri duyunca  kulaklarıma inanamadım fakat sesimi de çıkarmadım, bakalım bu iş nereye kadar gidecek diye. Yolda yürümeye devamla, küçük bir çıkmaz sokağa geldik. Sokağın başındaki duvarda iki tabela vardı. Altındakinde sokak ismi yazıyordu. Üstte bulunan tabela ise sarı renkli ve sokak tabelası boyutlarında idi. Üstünde  F 110” yazmaktaydı. Ben ne olduğunu çok iyi bilmeme rağmen hiç bilmiyormuşum gibi davranarak bu tuhaf tabelanın ne olduğunu sordum.  Bayan rehber bunun 1974 Türk İstilasından sonra ikiye bölünen şehirde, Türk istilacılara karşı koymak için tesis edilen  Rum Milli Muhafız Ordusunun nöbet kulübesinin numarası olduğunu söyledi. Şehrin bölünmüşlüğünü gene 1974 olarak belirtmesi çok dikkatimi çekti. Biraz daha hudut boyunca yürüyerek varillerin arkasındaki bulunan, zamanında çok görkemli olduğu belli olan fakat şimdi harabeye dönmüş iki katlı bir binaya göstererek bunun bir Rum okulu olduğunu fakat 1974 Türk istilasından sonra şehrin bölünmesi nedeni ile artık Rum çocukların bu okula gidemez olduğunu söyledi.  Ben bu okulun 1963 olaylarından beri orada kullanılamaz bir halde durduğunu çok iyi bildiğimden artık söze karışma zamanı geldiğine inanarak kendisine  şehrin bölünmüşlüğünün 1974’de değil 1963’de gerçekleştiğini, Rumların adanın tek hakimi olabilmek için Türkleri devletten dışladıklarını ve 11 yıl Türkleri insanlık dışı koşullarda elektriksiz, susuz, gıdasız, sütsüz, inşaat malzemesiz ve çağdaş insanların gereksinimlerinden mahrum olarak yaşamaya zorladıklarını, ama kendilerinin bu sıkıntıları çekmediği için neler olup bittiğinin farkında olmadıklarını söyledim. Şehrin bölünmüşlüğünün 1974’te gerçekleştiğini söylemenin rehberlere yakışmayacak bir davranış olduğunu ve gerçeklerin ne olursa olsun saklanmaması gerektiğini dile getirdim.

Bayan rehber sözlerimden dona kaldı ve tur boyunca bir daha şehrin ne zaman bölündüğü konusuna hiç değinmedi ve tur bitince yanıma gelerek, gerçektende 1963-1974 yılları arasında hükümetlerinin Türklere neler yaptıkları ve ne gibi baskılar uyguladıkları konusunda hiç bir bilgisi olmadığını, ve kendisine rehberlik eğitimi verilirken, adanın bölünmüşlüğünün tüm sorumlusun adayı istila eden Türk askeri olduğunu ve her fırsatta Kıbrıs sorunun 1974’de başladığını vurgulamasının öğretildiğini belirtti. Tarih kitaplarında 1963-1974 yılları arasında olağan dışı hiçbir şey olmadığını fakat her şeyin 1974’deki istila ile başladığının yer aldığını sözlerine ekledi.

Bence bu müthiş bir propaganda taktiği ve uygulaması.  Eminim Nazi Almanyası dönemimde Hitlerin dahi çocuğu Goebbels’in başkanı olduğu Nazi Propaganda birimi bile bu kadar etkin ve uzun vadeli bir çalışma yapmamıştır. Rum propaganda birimi, uzun vadeli ve eşsiz bir çalışma ile önce kendi insanlarını olayların 1974’de başladığına inandırdılar sonra da bütün dünyayı.

Bence bu taktik ve uygulamadan alınacak çok dersler var. Bizler çocuklarımıza Rum adadaşlarımız ile ilgili sevgi aşılamaya çalışırken onlar bunu yapmıyor. Bence bir yerlerde bir yanlış var. Ya bizde ya onlarda. Bütün ümidim bir müddet sonra elimize dizimize vuracak duruma gelmememiz.

23 Eylül 2004
Rum Tarafında Propaganda Nasıl Yapılıyor için yorumlar kapalı
Okunma 76
bosluk
  • Sayfa 1 ile 2
  • 1
  • 2
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar