Kazaları önlemede alınacak önlemlerden bir tanesi “yaşlı araç indirimi” olabilirmi?

Kazaları önlemede alınacak önlemlerden bir tanesi “yaşlı araç indirimi” olabilirmi?

Akademisyen olmam ve Araştırmacı yeteneklerimden dolayı ben gazetede çıkan haberlere çok farklı bakarım ve çok farklı algılarım. Genelde İnşaat Mühendisleri konularına 360 dereceyi tamamlayan her açıdan bakmak zorunluluğunda olduklarından belki de bu farklı bakışın ve algılamanın kökeninde İnşaat Mühendisi olmam da yatmaktadır.

Genelde her kazadan sonra gazetelerde çıkan haberlerde önce arabanın modeline ve plakasına bakarım veya haberin satırları arasında bu bilgileri bulmaya çalışırım. Benim bu güne kadar dikkatimi çeken detay, kaza yapan arabaların büyük çoğunluğunun 15-20 yaş üzeri araçlar olmasıdır.  Benim bu haberimden sonra siz de okuduğunuz gazetelerin eski tarihli olanlarına bir göz atın ve kaza yapan araçların plakalarına bakın.  Göreceksiniz ki gözlemlerimde %65’e yakın doğruluk payı bulunmaktadır.

Bu pay %25 bile olsa dikkate alınması gereken bir orandır. Kaza yapan her dört araçtan bir tanesi belli bir yaşın üzerinde demektir ve de dikkate alınması gereken bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır.

20 yaşında veya daha yaşlı araçlarda kazaya neden olabilecek aşağıdaki belirteceğim bazı faktörler öncelikle kaza anında etkin rol oynamaktadır.

1.     Metal yorgunluğu : Genelde hurda veya yorgun demirlerin haddanelerde eritilip tekrar imalata sokularak elde edilmiş saçlardan yapılmış “ekonomik sınıftaki” araçlar, daha işin başında dünyaya gözlerini demirin doğal gücünün yarı sağlamlığında açmaktadırlar. Aradan 20 yıl geçince, yaşamları boyunca etkisi altında kaldıkları gerilmelerden dolayı iyice yorulup ihtiyarlamaktadırlar. Artık darbelere karşı koruyucu güçleri kalmamakta, sadece atmosferik olaylara ve hırsızlığa karşı mal sahiplerini koruyabilmektedirler. Bir kaza anında ise maalesef “maççez”  hale gelmektedirler.

2.     20 yıllık genel aşınma : Aracın tüm parçaları 20 yıl sonunda iyice aşınmış ve görevlerini tam manası ile yapamayacak duruma gelmektedir. Parçalar arasındaki hassasiyet mikrometrik ölçülerden milimetrik ölçülere çıkmaktadır. Aşınmalar artık gözle görülebilir hale gelmekte ve arabada daha evvel alışılmadık sesler, titreşimler ve sallanmalar olmaktadır.

3.     Frenler (İstoplar) : Bu yaşta bir arabada frenler büyük bir olasılıkla balata veya disk frendir. Bu araçlarda ABS fren sistemi bulunmamakta ve ani bir fren durumunda, eğer araçların tekerlekleri tam dengeli (Balans) ise gidiş istikametinde kızak gibi kaymaktadır. Yok eğer tekerlekler dengesiz ise ayarı kaçık taraf merkez olmak üzere fırıldak gibi dönmekte veya o tarafa doğru yön değiştirmektedir.  Veya durması gereken mesafe içinde duramamaktadır ve kazaya neden olmaktadır.

Bir kaza olasılığı anında bu faktörler ve saymadığım yaşlılık kökenli diğer faktörler bir araya gelince, kazayı savuşturmak mümkün olmamakta ve hem can kaybı hem de mal kaybı (milli hazine) olmaktadır.

20 yaş ve yukarısı araçları trafikten çekmek için ülkemizde Türkiye’de olduğu gibi 4962 sayılı Kanun ile 7 Ağustos 2003 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan “yaşlı araç indirimi” uygulaması başlatılabilir.

Söz konusu bu uygulamada, kayıt ve tescile tabi 20 ve daha büyük yaştaki taşıt araçlarının bir daha kullanılmamak üzere hurdaya çıkarılması ve hurdaya çıkarılan araçla aynı cinsten araç alınması halinde, 5 milyar lira (5,000 YTL) özel gümrük vergisi veya kayıt vergisi indirimi yapılabilir.

Bu uygulama ile trafikte dolaşan ve kaza yapmak olasılığı yüksek olan 20 yaş ve üzeri araçlar, yollardan çekilmiş olur ve yerlerini yeni, en son teknoloji ile imal edilmiş, daha genç ve güvenli, insanlarımızın can güvenliğini daha üst düzeyde sağlayabilecek araçlar almış olur.

Ekonomik açıdan yaptığım basit hesaplamalarda, uzun vadede toplumumuzun yaşlı araçlara ödeyeceği yedek parça ve bakım parasının, böylesi bir uygulama ile eskisini hurdaya çıkarıp indirimli olarak alacağı yeni araca ödeyeceği paradan daha fazla olduğunu görmekteyim.

En önemlisi, böylesi bir uygulama ile toplumsal olarak elde edeceğimiz parasal karımızın yanında, gencecik insanlarımızın yaşlı araçların içinde ölmelerini veya sakat kalmalarını olası en düşük düzeye indirmiş olacağız ki, bu kazancı maddi olarak ölçebilmemiz mümkün değildir.

Bu gün 2004’ün son günü. Tüm okuyucularıma “Mutluluk ve Sağlık dolu yeni bir yıl dilerim.”

31 Aralık 2004
Kazaları önlemede alınacak önlemlerden bir tanesi “yaşlı araç indirimi” olabilirmi? için yorumlar kapalı
Okunma 65
bosluk

Rusya ve Kıbrıs konusu

Rusya ve Kıbrıs konusu

Birkaç hafta öncesine geri gidersek, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in B.M. Genel Sekereteri Kofi Annan’la yaptığı telefon konuşması sırasında, Rusya’nın, B.M. Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorunundaki raporunu onaylayacak kararın benimsemesine rıza göstermesi konusunda Annan’ın kendisine götürdüğü talebi reddettiğini ve Kıbrıs sorununa, üzerinde uzlaşılacak bir çözüm bulunması gerektiği yanıtı verdiğini görürüz.

Aradan kısa bir müddet geçtikten sonra, Rusya Cumhurbaşkanı Putin Ankara’yı ziyaret etti.  Putin ile Erdoğan arasında yapılan ikili görüşmelerde Erdoğan büyük bir politik manevra ve girişimle, Kıbrıs sorununa ilişkin raporun BM Güvenlik Konseyi’nde benimsenmesi konusunda Ruslar’dan yardım istedi ve başarılı da oldu.

Türkiye ziyaretinden sonra Rusya Cumhurbaşkanı Putin ile Genel Sekreter Annan arasında telefon görüşmesi gerçekleşti ve bu görüşme sırasında Rusya, yeni gelişmeler ışığında Kıbrıs konusunun çözülmesi doğrultusundaki B.M.’nin iyi niyet misyonuna destek vereceğini açıkça belirtti.

Bu görüşmelerden sonra dün bir açıklamada bulunan Rusya Büyükelçisi Müsteşarı Valery Maslin, Rusya’nın, Kıbrıs sorununun B.M. şemsiyesi altında bir an önce çözümlenmesini istediğini ve çözüm yönünde atılan adımları her zaman desteklediklerini yineledi. Masli, Kıbrıs konusundaki müzakerelerin B.M. organizasyonu içinde ve Annan Planı zemininde gelecek yıl içinde yeniden başlamasına destek vereceklerini söyledi.

Kıbrıs Türk tarafına uygulanan izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili değerlendirmede de bulunan Valery Maslin, Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın bu konudaki tutumunu birkaç kez ortaya koyduğunu ve Rusya’nın, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik bakımdan geliştirilmesinden yana olduğunu ve Türk tarafının uluslararası camiayla yakın ilişki içerisine girmesini arzuladıklarını belirtti.

Tüm bunlar, B.M. Güvenlik konseyi daimi delegesi olan Rusya’nın Erdoğan’ın sıcak yaklaşım ve girişimleri ile Türkiye ile olan şimdiki dostluğuna ve gelecekteki iş birliğine önem vererek Kıbrıs konusundaki düşüncelerini ve stratejisini değiştirdiğini göstermektedir.

Bu gelişmelere ilaveten Kıbrıs konusunda daima aktif rol üstelenen ve çözülmesi için her tür çabayı gösteren Amerika’nın, Lefkoşa görevli Büyükelçisi Michael Klosson, dün yaptığı söyleşide Kıbrıs sorununda çözüm için adadaki tarafların, özelikle de Rum tarafının bir insiyatif ortaya koyması gerektiğini vurgulayarak, ABD’nin Annan Planı’nı Kıbrıs sorununun çözüm müzakereleri için hala bir zemin olduğuna inandığını ve desteklediğini söyledi.

Bu iki devlet, ABD ve Rusya, B.M. Güvenlik Konseyinin Çin, Fransa ve  İngiltere ile birlikte sürekli (daimi) üyeleridirler. Bu son gelişmelerden sonra  B.M. Güvenlik Konseyi daimi üyeleri arasında Çin hariç diğerleri, Kıbrıs konusunun B.M. şemsiyesi altında ve Annan Planı zemininde çözülmesi kararındadılar.

Bundan sonra yapacakları  “Madde 29 : Güvenlik Konseyi, görevini yerine getirmek için gerekli gördüğü yardımcı organları oluşturabilir.” uyarınca adada kalıcı bir çözüm için Genel Sekreter Kofi Annan’ı görevlendirmek olacaktır.

Bu görevlendirmeden ve B.M. Genel Kurulunun Annan’ın 2005 yılında Kıbrıs ekibi giderlerini karşılamak için talep ettiği $576,000 onaylamasından sonra, Kıbrıs konusunda, Papadopulos bütün “Hayır”cılığına ve isteksizliğine rağmen   “Madde 24 : 1. Birleşmiş Milletler’in üyeleri, örgütün hızlı ve etkili hareket etmesini sağlamak için, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında başlıca sorumluluğu Güvenlik Konseyi’ne bırakırlar ve bu sorumluluk gereğince görevlerini yerine getirirken Güvenlik Konseyi’nin kendi adlarına hareket ettiğini kabul ederler.” uyarınca masaya oturmak zorundadır.

B.M. kararının aksine bir davranışa ne kendisinin ne de Yunanistan’ın gücü yetmeyecektir.

KKTC halkı ve Kıbrıs Türk Toplumu olarak görüşmelere hazır olmalıyız. Şimdiden Teknik Komitelerimizi ve Delegasyonlarımızı oluşturup bu günden ev ödevlerimizi yapmaya başlamamız gerekmektedir.

30 Aralık 2004
Rusya ve Kıbrıs konusu için yorumlar kapalı
Okunma 59
bosluk

Papadopulos’u iyice tanıyormuyuz?

Papadopulos’u iyice tanıyormuyuz?

Ne sahte devlet tanındı, ne de başka bir şey oldu, Türkiye, işgale son versin, yaptığı istilayı da kınasın” sözleri Papadopulos’a ait ve sıcağı sıcağına daha dün ağzından döküldü bu cümleler. Arkasından da “Biz taleplerimizin tatmin edilmesi için Türkiye’nin sürekli AB denetiminde olmasını istiyoruz” sözleri geldi.

Dünkü konuşmasında 24 Nisan referandumunda Rumların Annan Planı’na “Hayır”demesini sağlayan ve muhalefetin beklentilerinin aksine Rumların AB’de tercit edilmediğinin, aksine geniş bir destek bulunduğunun altını çizen Rum lideri, “Brüksel’deki sonuç, hiç de önemsiz değildir. Ancak baştan ortaya attığımız taleplerle kıyaslanırsa beklentilerimizin gerisindedir” diyerek düşüncesini açıkça ortaya koydu. Brüksel’deki AB zirvesinde Rum tarafının, Türkiye’nin Ankara Anlaşması gereği AB’ye karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim 2005 için tarih verilen üyelik müzakerelerinin başlamasını reddetme hakkını saklı tuttuğunu belirterek, hakemlerin maçlarda sert hareketler yapan futbolculara gösterdikleri “Kırmızı kartı” her zaman cebinde taşıdığını ve gerektiği zaman göstermekten de hiç çekinmeyeceğini ima ederek nihai hedefini ortaya koydu; “Müzakereleri fırsat bilip AB’yi arkasına alarak Türkiye’ye her istediğini yaptırmak”….. Güzel bir rüya.

Peki kim bu “Hayırcı Tasos” lakaplı Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos?

7 Ocak 1934’de Lefkoşa’da doğan Tasos İngiltere’de hukuk eğitimi gördükten sonra adaya döndü. 50’li yılların ortalarında  İngilizlere karşı mücadele vermek için kurulan EOKA isimli yer altı teşkilatında Lefkoşa bölge sorumluluğu görevi başta olmak üzere çeşitli üst düzey görevlerde bulundu. O dönemde EOKA teşkilatı adını daha EOKA B olarak değiştirmemiş ve silahlarının namlularını Kıbrıslı Türklere çevirmemişti.

Başpiskopos Makarios, sorumluluk üstlenmekten kaçınmayan, zeki ve cesur bu genci farketmekte geç kalmadı ve koltuğunun altına aldı. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasıyla sonuçlanan Londra müzakerelerinde, 35 kişilik Rum heyetinde görüşmecilik görevi yaptı. Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ve Yunanistan Başbakanı Konstantinos Karamanlis tarafından Zürih’te imzalanan  anlaşmaya imzasını atması için Londra’ya çağrılan Makarios 35 kişilik müzakerecei heyetini toplayıp “Ne yapmamı tavsiye edersiniz” diye sorduğu vakit 27 kişi, “Sen bildiğin gibi yap” derken aralarında Papadopulos’un da bulunduğu geriye kalan sek sekiz kişi “Varılan anlaşmayı imzalamasına karşı çıktı”. Papadopulos’un “Hayırcı Tasos” lakabı buradan yeşermeye başladı.

Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra 12 yıl süre ile İişleri, Maliye, Çalışma, Sağlık ve Tarım Bakanlıkları görevlerini yaptı. Makarios’a olan körü körüne bağlılığı nedeni ile adı “Başpiskoposun demir yumruğu”na çıktı.

1974 sonrasında başlayan, BM himayesindeki müzakerelerde 1978’e dek Rum heyetinde yer aldı ve bir süre “Başmüzakereci” lik görevi yaptı. Rum Temsilciler Meclisinde bağımsız milletvekili olarak, 2000’de Başkanı seçildiği Demokratik Parti’nin yönetiminde Kıbrıs’ın çözümü için her gayrete “Hayır” diyerek karşı çıktı. Bu dönemde lakabı değişti ve “Mister No” (Hayırcı Tasos) oldu.

Tasos için çözüm, 1974’ten öncesine dönülmesiydi. Makarios’a karşı olan düşkünlüğünü ona benzeyebilmek çabaları ile belli etmektedir. 16 Şubat 2003 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini 26 yıldan beridir ilk kez birinci turda kazanan kişi oldu.

Seçim öncesi “Karpaz’ı isteriz”, “119 bin Türkiyelinin adada kalmasını öngören Annan Planı çözüm olarak kabul edilemez” ve “Klerides’in kabul ettikleri beni bağlamaz. Her şey sıfırdan başlayacak” diyen Tasos, artık başroldedir ve yazımın en başında yazdığım cümleleride daha dün söyledi.

AB’nin, her zirve sonrasında bir “Aile Fotoğrafı” çekmek geleneği vardır. AB liderleri, kendilerine ayrılan yere konan çemberin içinde durarak kameralara gülümseyerek poz verirler. Son zirvenin fotoğrafına bir göz atarsanız, bir kişinin “gruba uymadığını” ve günümüzün en ciddi uzlaşım platformu “AB” ailesi ile pek bağdaşmadığı izlenimini edinebilirsiniz. Sanki büyük bir ailenin içindeki “Kara kedi” lakaplı pek de sevilmeyen üvey evlat gibi. Dikkatli bakın, “hamisi” her zaman arkasında durur.

Bunun kim olduğunu tahmin etmeyi size bırakıyorum….!

29 Aralık 2004
Papadopulos’u iyice tanıyormuyuz? için yorumlar kapalı
Okunma 48
bosluk

Kıbrıs’ta çözüm için AB’ye büyük görevler düşüyor

Kıbrıs’ta çözüm için AB’ye büyük görevler düşüyor

AB’nin 24 Nisan Referandumundan beri sürdürdüğü Kıbrıs siyaseti,  17 Aralık müzakerelerinden sonraki süreç için de hiç umut verici değil. Rumların “artık AB ailesinin’ bir parçası olduğunu ve Türkiye’nin üyeliğine Yunanistan ile birlikte soğuk bakan ülkelerin “Hayırcı Tasos”un arkasına sığınabileceği, veya tam tersine “Hayırcı Tasos”un  AB içinde Türkiye’nin üyeliğine soğuk bakan ülkeleri arkasına alacağı ve Türkiye’nin atacağı her adımda VETO kartını göstereceği varsayımından ve gerçeğinden hareket edildiğinde, bu kritik süreçte Washington’un çok kilit bir rol oynaması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

“Hayırcı Tasos”un  ikna edilmesi konusunda AB’nin de kesinlikle görev alması gerekmektedir. Her halükarda ikna işinin büyük kısmı ABD’nin sırtına kalmıştır.

Ellerinde “HAYIR” denek için her türlü olumlu kozları tutan Rumların Türkiye’den ve Türklerden gelecek hiçbir teklife yanaşmayacakları çok açıkken “Hayırcı Tasos”da zaten 3 Ekim’e kadar olan süreyi kesinlikle bir mühlet olarak kabul etmeyeceğini devamlı olarak dile getirmektedir. “Hayırcı Tasos”un 4 Ekim sabahı diplomatik tanınmayı isteyeceği şimdiden garanti edilebilecek bir konudur.

Rumların önümüzdeki 9 ay içerisinde bir şekilde “birleşik Kıbrıs cumhuriyeti”nin kurulabilmesi konusunda ikna edilmeleri gerekmektedir.

24 Nisan öncesi ABD’nin Kıbrıs temsilcisi, Brüksel’de Rumların Referandumda “HAYIR” demeleri durumunda KKTC’nin tanınabileceğini ima etmesine rağmen ABD bu güne kadar bu yönde hiçbir adım atmadı. Türkiye’nin üyeliğine Yunanistan ile birlikte soğuk bakan ülkeleri araklarına alarak ellerini şimdiden güçlendirmeye başlayan Rumları harekete geçirebilecek en önemli korkutucu faktörlerden bir tanesi ABD’nin KKTC’yi tanıyabileceği sinyalidir.

Washington geçen kasımda Atina’nın şiddetli itirazlarına rağmen Makedonya’yı anayasal ismi ile tanımış ve etnik Arnavutlara eşit haklar veren anayasa maddelerinin değişmesini talep eden referandumu akamete uğratmıştı. Papadopulos’u ancak ABD’nin buna benzer net bir tavrı adada barışa yöneltebilir.

Tabii artık çözüm yanlısı olmak da çözümü tetiklemek ve çözüme katkı koymak için yetmemektedir. 20 Şubat seçimlerinde çözüm yanlısı partilerin tekrar çoğunluğu elde edip hükümeti kuracakları varsayılsa bile “Adada kalıcı bir çözüm için” Kıbrıs Rumlarının da çözümden yana tavır almalarını sağlamak gerekmektedir. Kıbrıs Rumlarının aksine davranmaları durumunda bir şekilde cezalandırılacaklarının da kendilerine hissettirilmesi lazımdır.

Komiser Verheugen’in AB adına Papadopulos’un kendisini aldattığını açıklamasına, Rumların 24 Nisan’da referandumda “HAYIR”  demesine ve  KKTC’ye uygulanan izolasyonlara son verecek paketleri AB içinde veto etmesine rağmen, AB ciddi olarak Kıbrıs konusunda şimdiye kadar hiç sesini çıkarmadı. Çıkarmadığı gibi 3 Ekim’de Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması koşulları içine Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’inin dolaylı veya fiilen tanınması koşulunu da koydu. Brüksel Ankara’nın Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ile ilgili şikayetlerini “artık onlar aileden” yanıtı ile geçiştiriyor.

17 Aralık müzakereleri ve 3 Ekim koşulları Kıbrıs konusunda şantaj ve tehdit dönemini başlattı.  Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlatmak için çok hevesli olduğunu fark eden “Hayırcı Tasos”, bu hevesten faydalanmak için tüm plan ve stratejilerini bunun üstüne kurdu. Halkına daha şimdiden AB sayesinde Türkiye’yi dize getireceği vaadinde bulunmaya ve eninde sonunda, Kıbrıs’lı Türkleri, AB üyesi Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetine ortak etmeden, Kıbrıs’ın kuzeyini topraklarına katacağını söylemeye başladı.

Zannedersem yanlış düşünceler üzerine kurduğu yanlış stratejisi, 3 Ekim’den evvel hüsranla son bulacak.

28 Aralık 2004
Kıbrıs’ta çözüm için AB’ye büyük görevler düşüyor için yorumlar kapalı
Okunma 51
bosluk

AB içindeki gruplaşmalar ve Tasos’un gücü

AB içindeki gruplaşmalar ve Tasos’un gücü

İşin gerçeğini söyelemek gerekiyorsa, Kıbrıs konusu, bir kenarı ABD + BM, diğer kenarı AB ve son kenarı da Yunanistan + Türkiye’den oluşan 3 köşeli bir çerçevenin veya matematik dili ile bir üçgenin tam ortasında yer almaktadır.

Üçgenin yapısından ve de kenarların bir birlerine olan bağımlılığından dolayı da bir kenar uzadığında diğer komşu kenar ona yaklaşmaya başlamakta ve aralarındaki açı da küçülmektedir. Açı sıfır dereceye yaklaştıkça iki kenar birbirine benzemeye başlamakta ve sonunda da açı sıfır derece olunca iki kenar üst üste çakışarak tek bir çizgi halkine gelmekte ve karşıdaki kenarın da boyu sıfıra düşüp ortadan kalkmaktadır.

Tabii merkezdekilere ne olduğunu anlatmaya gerek yok. Gittikçe birbirine yaklaşan kenarların arasında sıkışmaya başlamakta ve kenarlar arasındaki açı sıfıra inince de kenarların arasında “bittaga olarak” bir tanesinin üzerine yapışmaktadır.

İşte bizim “Kıbrıs” konusu da, aynen, yukarıda tanımlamaya çalıştığım kenarları değişikliğe uğrayan üçgenin tam ortasında yer almaktadır.

Yıllardır, ABD, BM, AB, Yunanistan ve Türkiye üçgeni içinde bir yerlerdeyiz. Hangisi biraz güçlenirse o taraf, aynen yukardaki üçgende boyu uzayan kenar gibi diğerlerini kendine çekmekte ve arada kalan bizler de hemen  ezilmeye başlamaktayız. Bazen taraflar saf değiştirmekte ve o vakit dengeler bir o kadar daha bozulmakta ve bizim üzerimizdeki baskı aynı oranda artmaktadır.

Gelelim Kıbrıs üçgeninin, 2004 yılının Aralık ayının son haftasındaki durumuna. Durum çok ilginç ve de çok çekişmeli. Tüm kenarlar uzamaya çalışarak diğerinin boyunu kısaltmak ve aradaki açıyı sıfıra indirmek peşinde.

AB kenarı içinde Almanya ve Fransa sağı, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini engellemenin yollarını arıyor. Bu amaçla Almanya’da ana muhalefetteki Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin yetkilileri, Fransa’da iktidardaki Halk Hareketi İçin Birlik Partisi’nin lideri Nicolas Sarkozy’yi görüşmelerde bulunmak amacıyla ülkelerine davet ettiler. Buna ilaveten Yunanistan’da yayımlanan To Vima gazetesinde yer alan bir kamuoyu araştırması, Yunanlıların yüzde 31,1’inin 17 Aralık’taki Avrupa Birliği zirvesinde Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesine memnun olduğunu, Yunan halkının üçte ikisinin de AB’li Türkiye’yi istemediklerini ortaya koymaktadır. Aynı doğrultudaki düşünceler Avusturya, Fransa, ve Hollanda halkında da yaklaşık aynı oranlarda mevcut. Bunu iyi farkeden Tasos Papadopulos, üçgenin ortasındaki yerini terkedip, AB kenarının, Türkiye’ye olumsuz bakan tarafına geçti. Arkasına yukardaki halkların AB Parlamentosundaki temsilcilerini alarak, hem Türkiye’ye hem de Kıbrıs Türklerine olmadık zorluklar çıkarmak peşinde.

Arkasında bu gücü hisseden “Hayırcı Tasos” son bir kaç gündür müzakere masasına oturmak için arka arkaya koşullar öne sürmekte ve 3 Ekim’e kadar Türkiye’nin kendisini tanıması koşulu ile müzakereler süresince elinde tutacağı VETO yetkisini, daha şimdiden ortaya koyarak kuvvetli tarafın kendisi olduğu havasını yaratmaya çalışmaktadır.

Bence Rumların, Türklerle ortak bir “BİRLEŞİK KIBRIS CUMHURİYETİ” kurmak düşünceleri hiç yok. Metehan sınır kapısından Lefkoşa’nın güney kesimine geçtiğiniz vakit, Muhaceret, Gümrük ve Trafik kontrolundan sonra hemen sağa dönerseniz ve o caddeyi sonuna kadar hiç bir ışıkta sağa-sola dönmeden giderseniz bir “T” kavşağına geleceksiniz. O kavşaktan tekrar sağa dönüp “Larnaka-Limasol” yolunu aldığınız vakit birinci trafik çemberine gelince başınızı sağa çevirin ve orada bulunan ve girişinde mavili beyazlı bir nizamiye olan RMMO Kışlasının  duvarın üzerindeki yazıyı okuyun.  Duvar üzerindeki Rumca yazı Türkçe olarak şöyle okunmakta; “Den ine edo tasinora mas ine stin Kerinya”  yani “Sınırımız Girne’dedir, burada değil,”.

Hayırcı Tasos”un Noel kutlamalarında ortaya koyduğu en son ve en yeni koşul,  adada çözüm için görüşme masasına, sadece ve sadece, “Ankara ve Denktaş’ın reddettiği 3’üncü Annan Planı” ile dönebilecekleri oldu. Aksi takdirde masaya oturmayacaklarını vurguladı ve Türkiye’nin AB’ye girebilme anahtarının ellerinde olduğunu ve sonuna kadar da kullanacaklarını belirtti.

Hayırcı Tasos”un bu çaba ve girişimlerini gördükçe hep aklıma Türkiye’nin büyük yazarı, rahmetli Ömer Seyfettin’in “DİYET” hikayesi geliyor…. Hikayede kolu kesen pala, “Hayırcı Tasos”un kafasına mı iner yoksa Kıbrıs’ı ikiye mi böler, bilemiyorum.

(Not : Burada “kafaya inen Pala” tanımı öldürmek manasında değil, görevden almak veya uzaklaştırmak manasındadır. A. A.)

27 Aralık 2004
AB içindeki gruplaşmalar ve Tasos’un gücü için yorumlar kapalı
Okunma 59
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar