Türkiye attığı imza ile resmen “Sahte Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanımıyorum” dedi

Türkiye attığı imza ile resmen “Sahte Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanımıyorum” dedi

Dün Türkiye 3 Ekim’de müzakerelerin başlaması koşulu olan Gümrük Birliği Ek Protokolü’nü imzaladı.

Bu imzanın şokunu daha Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti üzerinden atamadı ve herhalde uzun bir müddet de atamayacak.

Türkiye attığı imzaya kapak olarak koyduğu açıklama notu ile çok açık ve net olarak, “Ben 1960’da kurulan ve Garantörü olduğum Kıbrıs Cumhuriyetini tanıyorum. Benim önüme koyduğunuz sahte Kıbrıs devletini tanımıyorum ve anlaşma olana kadar da asla tanımayacağım”  dedi, ve ”Bilinmesi gerekeni de diplomatik yolla ilan etti.”

Bu gelişmeden sonra ”Türkiye’nin, Kıbrıs sorunu çözülmeden ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni mevcut şekliye tanımasının söz konusu olmadığı” tescil edilmiş oldu.

Türkiye imza konusunda, kişiliğinden ve şerefinden hiçbir ödün vermeden, ciddi bir devlet tavrı içinde,  üzerine düşen sorumluluğa kendisine yakışır ciddi bir devlet tavrıyla sahip çıkarak, Avrupa yolunda tarihi bir adım attı.

Bence tam Kıbrıs deyimi ile “Türkiye AB’yi köşede kıstı”.

Bunun arkası ambargoların kaldırılması ve müzakerelerin başlamasıdır. Türkiye AB’nin sırtına bu iki görevi yüklemiştir ve şimdi sıra, Avrupa Birliği’ndedir. Türkiye’nin attığı bu tarihi adıma karşılık olarak AB, KKTC üzerindeki ambargoları kaldıracak pratik önlemleri almalı ve Kıbrıs Rumlarını da masaya oturmaya zorlayacak koşulları ve baskıyı yaratmalıdır.

Türkiye’nin bundan sonraki adımı ve niyeti çok açık olarak,  KKTC’ye karşı, özellikle AB tarafından uygulanan tüm ambargolar kaldırılıncaya kadar, gümrük ve limanlarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hizmetine açmamaktır.

Buradaki sorun, adada çözüm olmadan Kıbrıs’ın yarısını 1 Mayıs 2004’de AB içine almakla AB’nin hatasından kaynaklandığı için, sorumluluk da AB’nin sırtındadır.

Bu aşamadan sonra BM ve AB,  Kıbrıs Türklerinin üzerinde haksız izolasyon ve ambargoları kaldırmak için ciddi gayret sarf etmek zorunda kalacaktır. Türkiye bir yerde, AB’nin ve BM’nin elindeki silahı kendilerine doğru döndürmüştür. 24 Nisan 2004 referandumundan beridir, izolasyon ve ambargoların kaldırılması gerektiği retoriği artık yerini pratikte alınacak önlemlere bırakması gerekmektedir.

AB’nin izolasyon uygulamalarını, BM’nin de 541 ve 550 No.lu kararları kaldırması zamanı gelmiştir. Gerek Anavatan Türkiye, gerekse de KKTC halkı, bugüne kadar tüm uluslararası kuruluşlara verdikleri sözleri yerine getirmişler ve Kıbrıs’ta BM destekli siyasi eşitliğe dayalı yeni bir ortaklık devletinin kurulabilmesi için her türlü çabayı göstermişlerdir. Oyunu bozanın Rumlar olduğu apaçık ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin yayınladığı deklarasyonu başta Rumlar ve Yunanistan olmak üzere Fransa ve Avusturya iyi karşılamadı. Rumlar, AB içinde Türkiye karşıtlığı ile bilinen ülkelerin arkasına saklanarak  yeni karşı öneriler getirmeye çalışacaklardır.

Özellikle 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin hala var olduğunu, kendilerinin söz konusu 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin devamı olduğunu ve  Rum bayraklı gemi ve uçaklara Türkiye’nin liman ve havaalanlarının yasaklanmasını önleyecek önerileri çerçeve belgesine ekletmeye çalışacakları kesin.

AB içindeki Türkiye karşıtlarının 3 Ekim öncesi ellerindeki son kozun Rumlar olduğunu her kes biliyor. Rumların arkasına sığınabileceği ve destek alabilecekleri yegane yer de bu Türkiye karşıtları üyeler.

Rumların yalnız başlarına Türkiye aleyhine VETO kullanmaları neredeyse olanaksız. Yanlarında baryaları gerek. İşte bu aşamada, Türkiye karşıtı AB üyesi ülkeler Rumları, Rumlarda Türkiye karşıtı ülkeleri kendi çıkarları için sonuna kadar kullanmaya çalışacak.

Gümrük Birliği Ek Protokolü’ne atılan şartlı imzanın rövanşı,  1-2 Eylül tarihlerinde toplanacak olan AB Dışişleri Bakanları toplantısında oynanacak. Dananın kuyruğu orada kopacak mı?. Bence hayır ve AB Türkiye’nin restini  Rum’a rağmen göremeyecek.

31 Temmuz 2005
Türkiye attığı imza ile resmen “Sahte Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanımıyorum” dedi için yorumlar kapalı
Okunma 47
bosluk

Deklarasyonun içeriği belli ama Türkiye’nin tavrı sisle kaplı

Deklarasyonun içeriği belli ama Türkiye’nin tavrı sisle kaplı

Türkiye’nin 3 Ekim’de AB ile müzakerelere başlaması önündeki en önemli koşul olan Ek protokol metninin, AB Dönem Başkanı İngiltere’de imzalanıp Türkiye’ye verilmesi, finale doğru atılacak ilk adım olacak.

Final çok önemli.

Finali etkileyen bir çok faktörün yanında Türkiye’nin son seçeneğini de göz ardı etmemek gerekir. Bu son seçenek, şimdiye kadar daha yüksek sesle telaffuz edilmedi ama, zamanı gelince kullanılmak üzere yerinede kondu. Yani kullanılmaya da hazır.

Nedir bu Türkiye’nin son seçeneği, AB’ye katılımı, Kıbrıs sorunu çözülene kadar ertelemek  veya AB defterini kapatıp ABD defterini veya Türki-Devletler defterini açmak. Eskilerin deyimi ile tam bir “emniyet sübabı”.

Bu günkü gelişmelere göre, İngiltere’nin, AB daimi temsilcisi Büyükelçi John Grant tarafından imzalanacak metin, Türkiye’nin AB daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp’e iletilecek. Demiralp, metni imzaladıktan sonra beraberindeki deklarasyonla birlikte AB’ye gönderecek.

Deklarasyonda 4 önemli başlık var.

1- Ek protokol, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de altında imzaları olan Kıbrıs’ın 1960 Kuruluş anlaşmasından kaynaklanan haklara zarar getirmeyecektir. (Özellikle Türkiye’nin garantörlük  ve Alay bulundurma haklarına)

2- Ek protokolün imzalanması Türkiye-KKTC arasındaki özel ilişkiyi etkilemeyecek ve mevcut ilişki bugüne kadar olduğu gibi devam edecektir.

3- Ek Protokol’ün imzalanması, Kıbrıs Rum kesimini siyasi ve politik tanıma anlamına gelmeyecektir. Hizmetler ek protokol kapsamı dışında kalacaktır.

4- Ek Protokol, Türkiye’nin, Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için BM girişimlerine verdiği desteği sürdürmesine engel teşkil etmeyecektir. Türkiye, Birleşmiş Milletler’in, Kıbrıs’ta nihai çözüm için yapacağı girişimleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra desteklemeye hazırdır.

Deklarasyondaki bu başlıklarla, AB ve Rum yönetimine verilmek istenen mesajların başında, nihai çözüme ulaşıncaya kadar Türkiye’nin Kıbrıs konusunda tutumunun değişmeyeceği geliyor. Keza deklarasyonla, Gümrük Birliği anlaşmasının, sanayi malları için geçerli olduğu, hizmetler sektörünü kapsamadığı anımsatılarak, Türkiye liman ve havaalanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmayacağı yinelenmiş oluyor.

Bir diğer mesaj ise Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümünde Papadopulos’un tüm gayretlerine ve tuzaklarına rağmen, AB zemininden çok BM zemini ve girişimlerini temel almayı istediğidir.

Türkiye, Kıbrıs konusunda da BM öncülüğünde nihai çözüme ulaşılıncaya kadar, Türk tarafına değil, Rum tarafına baskı yapılması gerektiğinde ısrar ediyor ve nihai çözüme ulaşıncaya kadar, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması, Azerbaycan ve ABD’nin yaptığı girişimlerin, İngiltere ve diğer ülkelerce de yapılması yönünde çabalara ağırlık verilmesini açıkça vurguluyor.

İşte işin püf noktası ve AKP’nin AB’ye girişte önüne çıkacak veya konacak engellere karşı geriye doğru dönüş yapıp bunu Türk halkına anlayabileceği dilden anlatabilmesine ve kendisini AB’ye girişi erteleme veya dondurma konusunda yüzde yüz haklı konuma getirecek dönüm noktası bu aşama.

İşte tam bu aşamada veya karşı talepte, AKP tarihi bir karar vermek zorunda kalacak.

Ya her ne pahasına olursa olsun AB’ye girmek için müzakerelere başlamak veya Kıbrıs’ı masaya koyup, izolasyonlar kalkana kadar müzakerelerin başlamasını ertelemek….

Ben olsam sonuna kadar zorlarım…

30 Temmuz 2005
Deklarasyonun içeriği belli ama Türkiye’nin tavrı sisle kaplı için yorumlar kapalı
Okunma 45
bosluk

Papadopulos’un güvendiği dağlara kar yağmaya başladı

Papadopulos’un güvendiği dağlara kar yağmaya başladı

1 Mayıs 2004 tarihinde Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti resmen AB üyesi olduktan sonra Papadopulos, sırtını AB’ye dayayıp, her konuda AB’nin kendisine kayıtsız koşulsuz arka çıkacağı zannı ile atıp tutmaya başlamış, olmadık laflar etmiş ve Annan Planını Rum halkına reddettirmesini bile dünyaya kabul ettirebileceğini sanmıştı.

Ama artık işlerin böyle olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Kritik olaylarda, gerek ABD, gerekse de AB, bir tarafa Kıbrıs Rumlarını, diğer tarafa da Türkiye’yi koyup, çıkarlarının ve gelecekteki menfaatlerinin hangi tarafı desteklemekle daha fazla olacağına bakıp kararı ona göre vermeyi tercih ediyorlar.

Papadopulos, sıkışmaya başladı ve AB üyeliğinin kendisine sınırsız bir güç vermediğinin de artık farkında.

Dün Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, AB Dönem başkanı olan İngiltere Başbakanı Tony Blair ile Downing Sokak 10 numarada bir görüşme yaptı. Bu tam bir “bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü”lük bir ziyaret ve görüşme. Hem de Erdoğan’ın görüşmesinden bir gün evvel. Rastlantının bu kadarı da olamaz.

Emin olun ki, Papadopulos’un paçaları tutuştu. 17 Aralıktaki Devlet Başkanları Konseyinde, Türkiye ile 3 Ekimde müzakerelerin başlama kararı alınırken, Rumlar, Türkiye’nin önüne koşul olarak konacak Gümrük Birliği ek protokolünün yeni 10 üyeyi de kapsayacak şekilde genişletmesinin, Türkiye üzerinde kaçınılamaz bir yaptırım olacağını ve Türkiye’nin atacağı bu imza ile de kendilerini siyaseten tanımak zorunda kalacağını tezgâhlamışlardı.

Bu konuda yüzde yüz emindiler ve Kıbrıs görüşmelerini ısrarlı ve bilinçli bir şekilde Ekim’e kadar uzatıp, Türkiye’yi protokolü imzalamak ya da AB ile müzakerelerin başlamayacağı seçeneği ile karşı karşıya bırakmayı planladılar.  Bu planlarını da, arkalarını üyesi oldukları AB’ye dayayıp programlı ve aksamasız bir şekilde uygulamaya koyup, gün saymaya başladılar.

Ama beklenen olmadı. Plan istedikleri sonucu vermedi ve asla vermeyecek de.

Türkiye imza koşullarını açıkça ortaya koydu.

  • Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanıma yok
  • Limanlar Rum gemilerine ve uçaklarına açılmayacak
  • Ek protokole atılan imzayı TBMM onaylayacak

İşte Papadopulos’un ve Yakovou’nun aylar önce Blair’den görüşme talebinde bulunmalarının ve bu görüşmenin de büyük bir tesadüfle, Blair-Erdoğan görüşmesinden bir gün öncesine rast gelmesinin nedeni bu.

Günü gelince her ikisi de  koşarak İngiltere’ye gittiler ve AB Dönem başkanı Blair’den ek protokolün kendi düşündükleri doğrultuda imzalanması konusunda Türkiye’ye baskı yapmasını istediler.

Aslında tam da adamından istediler. AB’ye pamuk ipliği ile bağlı, parası Avrupa para birimi olan Euro’dan bağımsız,  kendi ülkesel ve bölgesel çıkarlarını her zaman ve her koşulda AB’nin çıkarlarının önünde gören İngiltere’den yardım ve Türkiye’ye baskı istediler.

Londra, Papadopulos’a söz vermek yerine sadece nasihat verdi.

AB Dönem Başkanı Blair, Papadopulos’a, İngiltere Dış İşleri Bakanı Straw’da meslektaşı Yakovou’ya, Ankara’nın Avrupa istekleriyle ilgili olarak Türkiye’ye karşı tonlarını düşük tutmalarını,  üyelik müzakerelerinin programlandığı gibi 3 Ekim’de başlamasına engel çıkarmamalarını ve Türkiye’nin Avrupa’ya yönelişinin altını kazıyabilecek hiçbir girişimde bulunmamalarını tavsiye ettiler.

Yani kısaca ve Kıbrıs’ca “Husolun ve oturun yerinize” dediler.

28 Temmuz 2005
Papadopulos’un güvendiği dağlara kar yağmaya başladı için yorumlar kapalı
Okunma 35
bosluk

Azerbaycan’dan direk uçuş

Azerbaycan’dan direk uçuş

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kısa bir süre önce Bakü’ye yaptığı ziyaretinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, KKTC’nin uluslararası izolasyondan kurtulmasına yardımcı olmak için girişimde bulunacağını taahhüt etmişti.

Devlet Başkanı İlham Aliyev tüm dış baskılara rağmen bu sözünü tuttu. Aliyev’e buradan [acizane] teşekkürlerimi sunmak isterim.

Rumların ilk engelleme girişimleri  AB’yi de arkalarına alarak veya öyle olduğunu zannederek Azerbaycan’ı, “Siz KKTC’yi tanırsanız biz de Karabağ’ı tanıyacağız” diye tehdit etmek oldu. Bu tehdit sökmeyince, arkasından, “Siz Bakü’den Ercan’a uçarsanız biz de Larnaka’dan Karabağ’a uçarız” şantajı geldi. Bu da sökmeyince, Rumlar, bitmek bilmeyen engelleme çalışmalarına Rusya’yı da alet etmek istediler ve Putin’den Azerbaycan’a baskı yapmasını istediler. Arkasından AB’yi devreye sokmaya çalıştılar ve Azerbaycan’a yaptırımlar uygulanmasını gündeme getirmeye çalıştılar.

Devlet Başkanı İlham Aliyev, içindeki Türkiye sevgisi ile, Türkiye’nin yavrusu KKTC uğruna bunların hepsini göğüslemeyi seçti ve kararından dönmedi. Bizim için çok önemli ve hayati bir adım atarak Uluslararası Haydar Aliyev Havaalanı ile Kuzey Kıbrıs’taki Ercan Havaalanı arasında direkt uçuşların başlatılması için korkmadan düğmeye bastı.

Bu gün yıllardır ilk defa Türkiye dışından bir uçak, Rumların tüm tehditlerine ve uçuşu engellemek için tezgâhladıkları Bizans oyunlarına rağmen Ercan havaalanımıza inecek.

Azerbaycan’ın önde gelen işadamları, sanatçıları ve medya mensuplarından oluşan ikinci grup, bugün,  özel bir havayolu şirketi olan İmeyr Havayolları Şirketinin Tupolev tipi uçağı ile Bakü Uluslararası Haydar Aliyev Havaalanından Ercan’a yapılacak direkt uçuş ile KKTC’ye gelecek. İmeyr havayolu şirketi, Azerbaycan’ın en büyük ticari şirketlerinden bir tanesi olan  “İmproteks” şirketinin hava taşımacılığı yapan bir alt kuruluşudur. Şirket 1994 yılında kurulmuş olup filosundaki, Rusların ünlü uçak tasarımcısının adını taşıyan Tupolev tipi uçaklarla dünyanın çeşitli ülkelerine tarifeli seferler yapan,  çok sayıda yolcu taşıyan, deneyimli,  güvenilir ve 1996 yılında dünyanın en iyi turizm şirketi seçilmiş bir şirkettir.

Ana şirket olan İmproteks, 1991 yılında kurulmuştur ve günümüzde Azerbaycan’ın en büyük şirketler grubundan bir tanesidir. Ana şirketin bünyesinde sekiz ayrı iş kolunda faaliyet gösteren 8 büyük şirket bulunmaktadır.

  • İmproteks Travel şirketi Azerbaycanın ilk turist acentesi şirketidir. 100den fazla ülke ile çalışmaktadır.
  • İmproteks Treyding şirketi, İmproşop isimli satış mağazaları ile elektronik aletler satışı yapmaktadır.
  • İmproteks Motors şirketi BMW şirketinin Azerbaycan temsilcisidir.
  • İmproteks Prodakşn yüksek kalitede mobilya, kapı ve pencere ve çatı malzemeleri üretmektedir.
  • İmproteks Kommers şirketi motorlu araçlar için boya, akü ve lastik ithalatı ve üretimi yapmaktadır.
  • İmproteks Transekspres şirketi ticari taşımacılık ve nakliye hizmetleri vermektedir.
  • İmproteks DC şirketi Unilever ve Gillette gibi şirketlerin Azerbaycan temsilciliğini yapmakta ürünlerini pazarlamaktadır.

Bunları yazmamın nedeni hem uçuş yapacak olan şirketi tanımanız hem de Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in, KKTC’ye destek vermek için direk uçuş konusunu ne denli ciddiye aldığını basit ve anlaşılır bir dille vurgulamaktır.

Şimdi benim aklımda İslam Konferansı Örgütü’nün Yemen’deki son toplantısında, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı Serdar Denktaş’ın girişimleri ve çabalarıyla aldığı KKTC ile ilgili kararın “kenara koyulacak veya yabana atılacak bir karar” olmadığı düşüncesi var. Yemende’ki toplantıda KKTC’nin, “Gözlemci Devlet” sıfatıyla tanınmış olması büyük bir aşama. Aynı toplantıda KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması istikametinde tüm üye İslam ülkelerinin karar alması ve bu kararın  deklare edilmesi artık geri dönülemez bir siyasi adım.

Azerbaycan’dan bu gün gerçekleşecek direk uçuşun, İKÖ tarafından izolasyonların kaldırılması konusunda deklare edilen kararın ilk adımı olmasını diliyorum ve bunun arkasından İKÖ üyesi İslam ülkelerinin de benzeri direk uçuşları başlatmasını temenni ediyorum.

Artık bu insanlık dışı izolasyonların kırılmasının zamanı geldi….

27 Temmuz 2005
Azerbaycan’dan direk uçuş için yorumlar kapalı
Okunma 167
bosluk

Türkiye’nin durdurulamaz atağı

Türkiye’nin durdurulamaz atağı

Benim için hayati önemdeki bir Akademik çalışma için zorunlu olarak sizlerden 14 gün ayrı kaldım. Bu çalışmamın sonucunu sizlere gelecek hafta içinde açıklayacağım. Zorunlu ayrılık için hepinizden özür diliyorum.

Türkiye’nin durdurulamaz atağı

3 Ekim yaklaştıkça, AB-Türkiye müzakerelerinin başlaması koşulu olan “Gümrük Birliğinin genişletilmesini ön gören protokol”da önem kazanmaya başladı.

Birçok kişi bu koşulu bir nevi çıbanbaşı olarak görüyor. Ama bana göre hiçte çıbanbaşı olabilecek önemde bir konu değil.

2002 yılının Türkiye’sine bakıyorum. Ekonomisine, enflasyonuna, ihracatına, gayrı safi milli hâsılasına ve komşuları ile olan ilişkilerine bakıyorum. Birde 2005 yılındaki Türkiye’ye bakıyorum ve yukarda belirttiğim konuları 2005 yılı itibarı ile değerlendirip 2002 yılı ile kıyaslıyorum.

2000’li yıllardaki Rusya’nın Kıbrıs ile ilgili inatsal tutumunu hatırlamaya çalışıyorum. Yıllardır süre gelen Rumların adada barış isteyen, Türklerin de barış istemeyen taraf olduğu konusundaki kafalarda adeta betonlaşmış kanıya bakıyorum.

2000’li yılların başında THY ve KTHY’den başka alanlarımıza inmeyen uçakları hatırlayıp Azebaycan’dan direk uçuşla geleceği müjdelenen uçağı bekliyorum.

Bence Türkiye’de 2002 yılında işbaşına gelen AKP hükümeti birçok tabuları yıktı ve Dış İşleri Bakanlığındaki deneyimli büyükelçiler ve diplomatlarla el ele vererek dış politikada müthiş bir atak başlattı.

2005 yılında Türkiye’nin tüm komşuları ile arası iyi ve sıcak dostluklar oluşturulmuş. Ekonomisi yükseliş trendinde, ihracatı 2002 yılı değerlerini ikiye katlamış, enflasyon tek haneli olmuş ve GSMH’sı nüfus artışına rağmen yukarı doğru giden bir grafik çizmiş.

Adada barış istemeyen tarafın Rumlar olduğu ortaya çıkmış. ABD, BM ve AB biz Türkleri sıkıştıracağına Rumlar üzerinde baskı kurmaya başlamış. Papadopulos her gün devirdiği çamlarla batı dünyasında neredeyse istenmeyen adam (persona non grata)  konumuna girmek üzere.

Türkiye’nin son 3 yıldaki dış politikasındaki bütün bu gelişmeleri tekrar hatırladıktan sonra “Gümrük Birliğinin genişletilmesini ön gören protokol” konusuna geri dönelim.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bir görüşme yapmak ve gümrük birliğinin genişletilmesini öngören protokolün Türkiye tarafından imzalanması konusunda Türk tarafının düşüncelerini aktarmak için perşembe günü Londra’ya gidiyor.

Karşılıklı oturup, İngilizlerin ünlü sütlü çayını içip geyik muhabbeti yapmayacaklar doğal olarak. İngiliz Başbakanı Tony Blair’in AB Dönem Başkanı olması nedeni ile bu görüşme çok önemli ve Türkiye tarafından protokolün imzalanması konusundaki en can alıcı noktayı oluşturacak. İşin ilginç yanı Blair, bu hafta başında, yani Erdoğan ile görüşmeden bir gün evvel Rum lider Tasos Papadopulos ile de görüşecek.

Derin kulaktan gelen bilgilere göre Blair bu görüşmede,  Papadopulos’u protokol konusunda “tatmin etmeye” çalışacak ve aynı zamanda buna paralel olarak da kendisini  Türkiye’nin müzakere çerçevesine itirazda bulunmaması konusunda ikna etmeye uğraşacakmış.

Mış diyorum. Bence hiçte mış  değil. ABD’nin, BM’nin ve AB’nin neredeyse kara listesinin başında yer alana Papadopulos’a İngiltere bu görüşmede açıkça aba altından sopa gösterecek. Artık Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin eskisi kadar kredisi yok.

Hep beraber göreceğiz, Türkiye 1963/64 Ankara Anlaşması Ek Gümrük Birliği Protokoluna  “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmadığına” ilişkin tek taraflı açıklamasını ve yazılı çekincesini koyacak ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’de gıkını çıkaramadan 3 Ekimde müzakereler başlayacak

26 Temmuz 2005
Türkiye’nin durdurulamaz atağı için yorumlar kapalı
Okunma 45
bosluk
  • Sayfa 1 ile 2
  • 1
  • 2
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar