BM Ofisi Kapanacak mı

BM Ofisi Kapanacak mı

Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun New York’ta BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile yaptığı görüşme, Kıbrıs konusunda perde arkasındaki bir takım gelişmelerin de ortaya çıkmasına kapı açtı.


Genel Sekreter’in 14 Haziran tarihinde Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan raporunda, yıl sonuna kadar bir anlaşma beklentisi içinde olduğu açık ve net bir şekilde ortaya konmuş durumda.


Sürdürülebilir ve Kıbrıs konusuna adilane bir çözüm getirecek bir anlaşmaya sıcak bakmayan Rum tarafının ve Yunanistan’ın ısrarla takvim istememeleri, belli ki Ban Ki Moon’un da dikkatini çekmiş. Bu nedenle de Ban Ki Moon’un, Cumhurbaşkanı Eroğlu ile yaptığı görüşmede, adada iki liderin gelecek aylarda müzakerelerde ciddi ilerlemeler sağlamalarını umduğunu ve ilerleme için de iki tarafın da taviz vermesi gerektiğini dile getirmesi, Kasım ayına bir gönderi yaptığının açık bir göstergesi.


BM Genel Sekreterliği, belli ki müzakerelerin gidişatına bağlı olarak, Kasım veya Aralık 2010’da Kıbrıs’a yönelik yeni bir takım adımlar atacak ve yeni tedbirlere başvuracak.


Bu tedbirlerden bir tanesi Uluslararası Konferansta Kıbrıs konusunu uluslar arası boyutta kabul edilebilir bir çözüme ulaştırmak.


Her ne kadar Türkiye, İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafının masada olacağı “Beşli Konferans”a, Rumlar ve Yunanlılar sıcak bakmıyorlarsa da bu fikir Ban Ki Moon’un aklında.


Cumhurbaşkanı Eroğlu, bunun daha küçük boyutunda olan “BM Genel Sekreteri, Kıbrıs Türk tarafı ve Kıbrıs Rum tarafı”nın masada yer alacağı üçlü bir konferansı önerdi pazartesi günkü görüşmede.


New York’tan basınımıza ulaşan haberlere göre BM’deki diplomatik kaynakların ve BM basın sözcüsünün yaptıkları açıklamalar, Ban’ın Eroğlu’nun “Üçlü görüşme” veya “Üçlü Konferans” önerisine sıcak baktığı yönünde. 


Genel Sekreter Ban Ki Moon’un Eroğlu’nun önerisine sıcak bakması çok normal. Kendi aklındakinin minyatürü ve bir çeşit “Pilot Konferans” olacak Eroğlu’nun bu önerisi. “Üçlü Konferans”ın gidişatı, tartışılan konular ve içeriği, “Beşli Konferans”ın alt yapısı ve başarısı için bir gösterge olacak.


Bu nedenle de Ban, Pazartesi günü yapılan görüşmede Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için “şu anki fırsatı yakalaması” yönünde cesaretlendirmek gereğini duydu.


Eroğlu’nun görüşmede, Ban’ın bu tavsiyesi doğrultusunda Kıbrıs’ta çözüm bulunması gerektiğine yönelik inancını ifade etmesi ve 2010 yılının sonunda iyi niyet, karşılıklı siyasi irade ve uzlaşma gösterildiği takdirde çözüm olacağına inandığını Genel Sekreter Ban’a söylemesi, hem Türk tarafının müzakerelere yönelik iyi niyet ve arzusunu ortaya koydu, hem de Türk tarafı için çok iyi bir puan oldu.


Hristofyas, Eroğlu-Ban görüşmesinden ve hafta başında yer alan bu gelişmeden son derece rahatsız. Rum siyasileri bu nedenle de birbirlerine girmiş durumda. Bırakın Rum siyasi parti liderlerini, Siyasi partilerin önde gelenleri, Genel sekreterler ve Milletvekilleri de Hristofyas’a ateş püskürüyorlar. Rum halkı nazarında Hristofyas “Çok başarısız” konumunda.


BM Genel Sekreterliği, Rum tarafının müzakerelere yönelik tutumundan ve Rum tarafındaki gelişmelerden pek hoşnut değil. 2010 yılı sonuna kadar Rum tarafının bu isteksiz ve olumsuz tutumu nedeni ile müzakerelerin bitirilip bir “Referandum”a gidileceğinden de şüpheleri var.


Bu nedenle de müzakerelerin 2010 yılı sonuna kadar olumsuz bir süreç takip etmesi durumunda alacakları tedbirleri de kulaklara fısıldamaya başladılar. Her ne kadar “şimdilik resmi” olmasa da ilk adım, tarafların “Anlaşmalı bir ayrılık konusunda ciddi olduklarını” ortaya koyana kadar, Lefkoşa’daki BM Ofisini kapatmak, BM görevlilerini geri çağırmak ve BM Genel Sekreterliğinin “İyi Niyet Misyonu”na son vermek olacak(mış).


Belli ki BM’nin 2011 gündemi “Anlaşmalı Ayrılık” olacak artık, “Birleşik Kıbrıs” değil.

30 Haziran 2010
BM Ofisi Kapanacak mı için yorumlar kapalı
Okunma 47
bosluk

Eroğlu ve Ban Ki Moon

Eroğlu ve Ban Ki Moon

Cumhurbaşkanımız Sayın Dr. Derviş Eroğlu, bugün bizim saatimize göre akşam üstü 18:45’de, New York saatine (Atlantik saat dilimi) göre de 11:45’de BM Genel Sekreteri Ban ki Moon ile bir görüşme yapacak.


Bu görüşme gerçekte çok önemli.


Zamanlaması da aynı şekilde çok önemli.


Aslında önemsenmesi gereken konu da, Ban Ki Moon’un 18 Nisan seçimlerinde 2. Cumhurbaşkanı Talat’a destek vermek amacı ile Kıbrıs’a kadar gelmiş olması.


Ban Ki Moon her ne kadar ilk başlarda Kıbrıs’ın nerede olduğunu dahi bilmiyor saydı da, sonraki gelişmeler kendisini adayı ziyarete kadar vardırdı.


Cumhurbaşkanı Eroğlu ile yapacağı görüşme bu nedenle büyük önem taşımakta ve Kıbrıs Müzakereleri sürecinde de yeni bir dönemin başlangıcını oluşturacak.


Rum tarafında ise durum birazcık farklı. Hristofyas’ın bu günlerde özel bir durumu ve sıkıntılı bir hali var.


Gerek BM’de, gerek ABD’de, gerekse de Güney Kıbrıs’ta ve AB içinde, saygınlığı ve konumu eskisi kadar parlak ve sempatik değil.


Fare dağa küsmüş, dağın haberi yok örneği Hristofyas, son bir yıldır içine sürekli yeni isimleri ilave ettiği bir kara liste oluşturmakla meşgul. Kendisini kim eleştiriyorsa ve siyasilerle sivil toplum örgütlerine, müzakerelerin Rum tarafı yüzünden çöküşe sürüklendiğini açıkça dile getiriyorsa, hemen eline kalemi alıyor ve adını listeye yazıyor.


Hristofyas’ın “Kara Liste”si bayağı da kabarık. İçinde Rum politikacılar, yerli ve yabancı siyasiler ile Sivil Toplum Örgütü Başkanları yer alıyor. Hatta Kıbrıs konusunda baş aktör olan devletlerin bazılarının Büyükelçileri bile var.


Liste başı, Amerika’nın Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancic. Urbancic doğruları söylediği ve kayıtsız koşulsuz kendisini desteklemediği için Hristofyas, Urbacic’e kafayı fena takmış. Yaklaşık bir yıldan beridir de ABD Büyükelçisi ile görüşmüyor ve görüşmeyi de reddediyor.


Hristofyas’a ve kurmaylarına göre Kıbrıs Türk tarafının önerileri “mantıksız”mış ve Çarşamba günü yapılan son görüşmede “hiçbir ilerleme” kaydedilmemiş.


Halbuki Downer ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, görüşmelerden çok umutlu. Hristofyas’ın daha KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce çizmeye çalıştığı olumsuz tabloya ve Eroğlu’nu “Uyuşmaz” diye karalamaya yönelik çabalarına rağmen Eroğlu’nun seçilmesinden hemen sonra yaptığı “Müzakerelerin Devamı”na yönelik açıklamaları ve Ban Ki Moon’a gönderdiği samimi mektup, Hristofyas’ı “Sorun Çıkaran ve Müzakerelerin Devamını İstemeyen Kişi” konumuna soktu. Aklınca Hristofyas bunu Eroğlu’nun sırtına yükleyecekti ama kendi kazdığı kuyuya kendi düştü.


Şimdi bu sıfat kendi sırtında.


Hristofyas da müzakereleri, kendisinden evvelki Rum Cumhurbaşkanlarının yaptığı gibi sürgit, belirsiz bir sona kadar uzatamayacağının farkında. Kara listesi de, hırçınlığı da bu yüzden.


BM, Hristofyas’ın bu tutumundan dolayı Kıbrıs Müzakerelerine yönelik yeni bir yaklaşım geliştirdi ve kesin kes olmasa da, bir takvim oluşturdu. 2010 yılının sonu, müzakerelerin bitmesinin beklendiği bir tarih görünümünde artık.


Bunlara ilaveten BM, Kıbrıs Müzakerelerine yönelik liderler arasındaki doğrudan görüşmelerin hızını arttırabilmek için hazırlıklara da başladı. İllaki elle tutulur bir sonuca varmak istiyor BM. Yılların getirdiği usanç ve bıkkınlık hakim her masada, her odada ve her kapının arkasında.


Ya anlaşma olacak, ya da anlaşma olmazsa adadaki “De Facto” yani “Gerçek Durum”un, belli koşullarda “De Jour”a yani “Resmi Konum”a dönüşmesini sağlayacak bir başka yöntem yürürlüğe konacak.


Tüm bu nedenlerden dolayı Cumhurbaşkanımız Dr. Derviş Eroğlu’nun bu gün Ban Ki Moon ile yapacağı görüşme çok önemli.


Ortam bizim lehimizde, politik rüzgarlar da bizi arkasına almış, bizim taraftan esiyor.


Sayın Cumhurbaşkanımız bu gün, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a Kıbrıs Türk tarafının, müzakerelerin devam etmesi yönündeki samimi isteğini ve yılsonundan evvel bitirilmesi doğrultusundaki arzusu ile bu yönde göstereceği çabaları dile getirecek.


Kıbrıs Türk tarafının bu tavrı ve isteği, BM’nin tam da Kıbrıslı Türklerden beklediği gibi.


Hristofyas’ın ise, Kara Listesi ile başının derde gireceği kesin. Varsın listesine yeni kayıtlar yapmağa devam etsin.

28 Haziran 2010
Eroğlu ve Ban Ki Moon için yorumlar kapalı
Okunma 37
bosluk

Rumların Zikri Belli Oldu

Rumların Zikri Belli Oldu

Müzakerelerin gidişatı ve Hristofyas’ın yaptığı açıklamalar ile tavırları, hedeflerinin ne olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaya başladı.


Dr. Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Hristofyas’ın tavırları belli bir şekilde gün be gün değişime uğruyor.


Karşısındakinin her istediğini kabul edecek birisi olmadığını anladıkça, doğru orantılı olarak da her gün biraz daha daha agresif ve hırçın olmaya başladı.


Hayra alamet değil bu.


Çarşamba günü müzakerelerin tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanlığına döndükten sonra mesai arkadaşlarına ve partililerine sert bir üslupla, müzakere alanında ne görüşüldüğü ile ilgili konuşmak istemediğini açık bir şekilde belirtmesi içine düştüğü sıkıntılı durumu net bir şekilde ortaya koyuyor.


Kafasında tilkilerin dolaştığından, aklından müzakereleri çıkmaza sokmanın veya sütten çıkmış ak kaşık gibi masayı terk etmenin, suçlanmadan müzakerelerin gidişatını geciktirmenin veya görüşmeleri incir ipi gibi uzatmanın hesaplarını yaptığından eminim.


Hristofyas, daha müzakereler başlamadan Cumhurbaşkanı Eroğlu’na tuzak  hazırlamak ve tuzağa düşürmek çabası içine girdi.


Hazırladığı ilk tuzağa, Eroğlu’nun kurnaz manevrası nedeniyle kendisi düştü ve apar topar masaya oturmak zorunda kaldı. İlk girişimi akim kaldı ve yüzüne gözüne bulaştırdı.


İkinci tuzağını da “Mülkiyet” başlığı içinde kurmaya çalıştı.


Daha masaya oturmadan “Mülkiyet ve Toprak” ana başlıkları ile “Türkiye’den gelip adamıza yerleşen vatandaşlarımız” ile ilgili alt başlığın birleştirilmesini ve her üç konuyu birbiri ile bağlantılı olarak birlikte görüşmenin çok iyi bir yöntem olacağını söylemeye ve söyletmeye başladı.


Hristofyas’a ve akıl hocalarına göre “Mülkiyet” konusunun “Toprak Düzenlemeleri” ile birlikte ele alınması çok iyi olacakmış.


Toprak iadesi konusunda Rumlar, “Yerleşik” diye tanımladıkları “Türkiye’den gelip adamıza yerleşerek vatandaşlarımız olan kişilerin” geri gönderilerek onlardan boşalacak evlerin, işyerlerinin ve tarım arazilerinin Rumlara geri verilmesinin “Toprak düzenlemesi ve iade sorununu” çözeceği inancındaymışlar.


Tesadüfe bakın ki, Hristofyas masaya oturunca yaptığı önerinin içinde de bu üç konu, birbirleri ile bağlantılı olarak yer alıverdi.


Müzakereler başlarken Downer’in ortaya koyduğu prensiplerin dışına çıkan Hristofyas’a Eroğlu’nun tavrı ve yanıtı, başlıkların birleştirilemeyeceği ve her başlığın tek olarak kendi başına, diğerleri ile bağlantılanmadan ele alınması yönünde olunca da, Hristofyas’ın neşesi kaçtı ve hırçınlaşmaya başladı.


Sadece mülkiyetin tartışıldığı 23 Haziran tarihli müzakerede Hristofyas, birçok Kıbrıslı Rum’un büyük olasılıkla KKTC’deki mülkünü geri alıp Türk Devletinde yaşamak istemeyecek olsa bile, bu hakkın teminat altına alınması gerektiğine işaret edip, 1974 öncesi söz konusu taşınmazın sahibi olan kişilerin ilk söze sahip olması gerektiği konusunda ısrar edince, Cumhurbaşkanı Eroğlu da son AİHM kararlarına gönderme yaparak, “taşınmazların bugünkü kullanıcılarının takviye edilmiş haklarına ilişkin tutumunu” masaya koydu.


AİHM’nin geçmiş kararlarına göre bugünkü kullanıcıların hakları, Rumlarınkinden çok daha fazla.


AİHM’nin düşünüş ve karara varma mantığına göre, 1974 Barış Harekatı öncesi 3-5 yıl bir evde yaşamış olan bir Rum’un, aynı evde Barış harekatı sonrasında otuz dört yıldır oturan kişiden çok daha az olduğu şeklinde.


Bu düşünce tarzı ve alınan karar, Rumları can evinden vurulmuş konumuna soktu.


Bu kararın açıklanması ile Rumların mülkiyet konusunda yıllardır ısrarcı oldukları söz konusu taşınmazın 1974 öncesi eski sahibine iadesi ve ilk söz sahibi olmak iradesi talepleri geçersiz oldu. Olası bir uygulamada bunun tam tersi olacak ve söz konusu taşınmaz üzerinde, KKTC Tapu Dairesinin verdiği koçanlar (Tapular) üzerinde adları yazan kişiler, 1974 öncesi eski sahibinden çok daha fazla haklara sahip olacak.


Bu nedenle Hristofyas, böylesi bir kavramı, 1974’den beridir gerçekleşmeyeceğini bile bile “Geriye Dönüş” hayalleri ile kafalarını doldurdukları  Rum vatandaşlarına izah edip kabul ettiremeyeceğini bildiği için, müzakereleri çıkmaza sokmanın veya sütten çıkmış ak kaşık gibi masayı terk etmenin, suçlanmadan müzakerelerin gidişatını geciktirmenin veya görüşmeleri incir ipi gibi uzatmanın hesaplarını yapıyor.


Başka bir çıkar yolu yok. İlk fırsatta da bu olasılıklardan bir tanesini uygulamaya sokacak.

25 Haziran 2010
Rumların Zikri Belli Oldu için yorumlar kapalı
Okunma 33
bosluk

AP’de Girişim Yapma Zamanı Geldi

AP’de Girişim Yapma Zamanı Geldi

Rumlar Kıbrıs konusunda, göz boyama ve gerçekleri çarpıtma faaliyetlerine hiç aralıksız devam ediyorlar.


Her fırsatı ve her olanağı da tepe tepe kullanıyorlar.


Evvelki haftalarda olmayan bir şehrin var olmayan ve faaliyet göstermeyen Belediyesinin başkanı Galanos, Avrupa Parlamentosunda Maraş ile ilgili bir fotoğraf sergisi açtı ve AP milletvekillerini Maraş’ın iadesi konusunda provoke etmeye çalıştı.


Hristofyas’ın Direkt Ticaret Tüzüğü konusunu Maraş’ın iadesine bağlama çabaları boşuna değil. Galanos Ap’de kulis yaparken, Hristofyas da, Konsey ve Komite düzeyinde faaliyetlerini sürdürüyor.


Evvelki gün de Avrupa Parlamentosunda KKTC’deki sözde kültürel ve ekolojik mirasın yıkımına ilişkin bir fotoğraf sergisi açıldı. “Özgür Girneliler İnisiyatifi” Başkanı Kleanthis Soleas de serginin gerekçesinin, KKTC’de Kültürel Mirasın yok edilmesini ispatlanması ve AP milletvekillerinin bu konuda bilgilendirilmesi olduğunu dile getirdi.


Bu fırsatı kaçırmayan Avrupa Parlamentosu’ndaki Rum Milletvekili Eleni Theoharus, AP’daki fotoğraf sergisinin ardından düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, AP’den bir grup milletvekilinin Eylül ayında Girne’yi ziyaret etmesi için çalışmalar başlattığını dile getirdi.


Güney’deki “Özgür Girneliler İnisiyatifi”yle birlikte, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Fule’ye ve Avrupa Komisyonu’nun Kültür, Çok Dillilik ve Gençlik Komiseri Andrulla Vasiliu’ya, “KKTC’deki ekolojik ve kültürel yıkımın sona erdirilmesi için” Kıbrıs Rum Yönetimi olarak resmen başvuruda bulunduklarını söyledi.


Avrupa’yı ve dünyayı Kıbrıs konusunda yanıltmak için Kıbrıslı Rumların bu ne ilk girişimleridir, ne de son.


21 Aralık 1963 günü silahlı Rumlar Kıbrıslı Türklere saldırdıkları vakit, Makarios Hükümeti dünyaya “Kıbrıslı Türkler isyan etti”  diye açıklamalarda bulunmuş, devlet başkanlarına bu içerikte resmi mektuplar göndermişti.


Artık Talat döneminin “Aman Rumları gücendirecek hareketler yapmayalım” düşüncesinin uygulamada olduğu dönemler geçti.


Güceneceklerse gücensinler.


Kıbrıslı Türkleri dünyadan soyutlamak için elden geleni yaparlarken, sportif, kültürel, akademik, ekonomik, ticari, ulaşım ve işletişim konularında bizleri dünyadan koparıp, baskıları altına almaya çalışırlarken, bizim de karşı çalışmalar yapmamızın zamanı geldi.      


Avrupa Parlamentosunda ve AB’ye üye devletlerin başkentlerinde 1963-194 yılları arasında uğradığımız soykırım ve 1974 sonrasında da bizlere uygulanan ambargolarla ilgili olarak girişimler yapmamız, sergiler açmamız ve konferanslar vermemiz gerekli oldu.


Avrupa Parlamentosundaki milletvekillerinin, Rumların sokaktaki silahsız Türkleri toplayıp kurşuna dizdiklerinden, 103 köydeki Türklere bir plan dahilinde saldırıldığından ve evlerini terk etmek zorunda bırakılan Türklerin evlerinin sistematik bir şekilde yıkılıp yok edildiğinden, Türklere ait iş yerleri ile tarlaların Rumlar tarafından bir tek kuruş ödemeden yıllarca kullanıldığından haberleri olmadığından eminim.


Yakılan, yıkılan Türk mabetleri hakkında bilgileri var mı? Ondan da emin değilim.


Gasp edilen Kıbrıslı Türklerin hakları, maaşları, emeklilikleri, gelecekleri, eğitimleri ve diğer insani hakları. Bunları bizim insanlarımızın büyük bir kısmı bile bilmiyor.


Artık bizim de Avrupa Parlamentosunda kapsamlı bir fotoğraf sergisi açma zamanı geldi.


Konferanslar düzenlemeliyiz.


Tüm Avrupa Parlamentosu Milletvekillerine sistematik olarak haklılığımızı ve mağduriyetimizi içeren yazılar göndermeliyiz ve Rumların Kıbrıs konusunda ne denli tek taraflı çalıştıklarını ve dünyayı yıllardır aldattıklarını ortaya koymalıyız. 


Zamanı şimdi.


2010 Aralığı dönüm noktası olacaksa, biz de buna katalizör görevi görecek girişimler yapmalıyız.

23 Haziran 2010
AP’de Girişim Yapma Zamanı Geldi için yorumlar kapalı
Okunma 35
bosluk

KTHY İlk Kez Batmadı

KTHY İlk Kez Batmadı

KTHY gerçekte 2006 yılında da batmıştı, 2007’de de.


İddialara göre buna dönemin yöneticilerinin beceriksizliği ve kötü yönetimi yüzünden batırılmıştı dense daha doğru olacak.


Bana konu ile ilgili bir müdür arkadaşımın verdiği bilgilere göre, o dönemlerde KTHY için ihalesiz kiralanan 2 adet A320 Air Bus ve 1 adet Boeing 737-800 uçakları bunun sinyalini zaten vermiş.


Dünyadaki petrol fiyatlarındaki artış ve ekonomik kriz nedeniyle ABD’de çok sayıda havayolu şirketi batarken ve neredeyse de çeşitli apronlarda sayıları 150’yi bulan uçaklar 230 bin dolara kiracı beklerken, bu rakamın çok üzerinde bir bedel karşılığında Turkuaz Hava yollarından 2 adet 2007 modeli A320-200 tipi Airbus uçak kiralaması, yanlışın ilk adımlarından birini oluşturmuş.


KTHY yönetimi bununla kalmamış, uçuş masrafları düşük olan kendi Boeing 737-800 tipi uçaklarını da Airbusları ödediği kira bedelinin altında bir bedelle İskandinavya-Antalya arasında uçması için başka bir şirkete, katıldığı taşımacılık ihalesi nedeni ile kiralamak zorunda kalmış.


Yani özetle, kendi uçaklarını ucuz bir fiyata başkasına kiralamış, bir başka şirketten de daha pahalıya uçak kiralamış. Bundan sonra da her yapılan sefer haneye zarar yazmaya başlamış.


Teknik elemanların verdikleri bilgiye göre A320’lerin uçuş masrafı,  Boeing 737-800’den çok daha fazla.


Aynı müdür arkadaşımın anlattıkları devamla;


KTHY’nin 2005 yılında 6.5 milyon TL ile başlayan zararı, 2006 yılında 20 milyon TL’ye çıkınca, günümüzde olduğu gibi Türkiye’deki Sivil Havacılığı denetleyen Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü devreye girmiş ve KTHY yönetiminden öz sermayenin belirli bir kısmı eridiğinden, uçuşların devam edebilmesi için sermaye artırımına gitmesini talep etmiş.


KTHY batmış duruma gelmiş ve borçları sermayesinin üzerine çıkmış.


Ne şirkette para vardır ne de dönemin CTP BG-ÖRP koalisyon hükümetinde, ama kafalardan da zeka fışkırmaktadır.


Dönemin cin fikirli yöneticileri soruna kısa sürede “Dahiyane” bir çözüm bulurlar ve KTHY’nin batışını kağıt üstünde birkaç yıl daha ertelemeyi başarırlar.


Batış kesindir ama artık ertelenmiştir ve ortalık da süt limandır.


İddiaya göre bu cin fikirli yöneticiler KTHY’nin sermayesini, dönemin hükümeti ile danışıklı bir dövüş içinde kâğıt üzerinde görülecek şekilde dâhiyane bir uygulama ile arttırmayı başarmışlar.


T.C. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nü kandırabilmek ve sermayenin arttırıldığını muhasebe kayıtlarında yasal bir şekilde gösterebilmek için KKTC devleti 2007 yılında KTHY’ye 20 milyon TL verdiğini ve sermayenin arttırılmasına gerek olmadığını beyan etmiş.


Yani kâğıt üzerinde KTHY kasasına 20 milyon TL girmiş ve sermaye artmış.


Ama gerçekte var olmayan bu söz konusu 20 Milyon TL, gene aynı gün ustalıklı bir manevra ile kâğıt üzerinde KTHY’nin kasasından çıkmış ve Devletin hazinesine geri dönmüş.


Çıkışın gerekçesi de tamamen yasalara uygun.


KTHY, gelecek yıllara dönük olarak 20 milyon TL’lik Ercan Havaalanı meydan (çıkış) vergilerini, KKTC devletine peşin olarak ödemiş ve bunu da muhasebe kayıtlarına geçirmiş.


KTHY 2007 mali yılında 39 milyon TL zarar edince, Türkiye Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünü uyandırmamak için aynı yöntem tekrar uygulamaya konmuş. Devlet tekrar KTHY’ye para vermiş, KTHY de meydan vergilerini peşin ödemiş.


İddialar aynen bu şekilde.


Bırakın bir kenara bu yakışıksız aldatmacayı, günümüzde KTHY, 2008 yılına kadar yasal olarak ve muhasebe kayıtların uygun olarak KKTC devletine peşin olarak neredeyse toplam 60 milyon TL meydan (çıkış) vergisi ödemiş olduğundan, halen yaklaşık 45 milyon TL alacaklı durumda.


Eğer söz konusu iddialar doğru ise, ki eminim doğrudur, KTHY devletten alacağı olan bu 45 Milyon TL ile çok rahat kurtarılabilir.


Eğer böylesi bir para Maliyenin kasasında yoksa da, zamanın yöneticilerinden ve Bakanlarından da bu para tahsil edilmelidir.


Tabii bu “Ali Cengiz Oyun”u, KKTC Meclisinden geçirilen “Rekabet Yasası”na  da aykırı.


THY, Anadolu Jet, Pegasus ve Atlas Havayolları günü gününe meydan vergilerini öderken, KTHY meydan vergisi ödememekte ve haksız rekabet yaratmakta. Üstelik her seferden de yaklaşık 15 bin TL’yi de, peşin ödenen hayali meydan vergisinden dolayı cebe atmakta ama hala da zarar etmekte.


Başbakanlık Denetleme Kurulu Üyelerine sesleniyorum. Bana sözlü aktarılan ve benim de yazıya döktüğüm bu iddiaları lütfen araştırın. Eminim çok sayıda yasal olmayan işlemler bulacaksınız.

20 Haziran 2010
KTHY İlk Kez Batmadı için yorumlar kapalı
Okunma 42
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar