Rum tarafındaki suç patlaması

Rum tarafındaki suç patlaması

Rum tarafı kimilerince “Cennet”, kimilerince de “Yaşanılası yer” diye hayal edilir ve sık sık buna benzer kelime ve tanımlarla da dile getirilir.

Çok değil daha 4 ay önce yapılan bir mitingde bazı kişiler Rum tarafının bayrağını açarak bir takım sloganlar atmışlardı.

Bir sendikamızın başkanı da her faaliyetini Rum tarafına bağımlı ve bağlantılı olarak sürdürmek politikasını izliyor yıllarca.

Bu hayranlığı ve Rum tarafına olan aşkı anlamak mümkün değil bizler gibi 1974 öncesini yaşamış, Rumları yakinen tanımış ve Barış Harekatına katılmış Kıbrıslı Türkler için.

Güney Kıbrıs’ta yaşayan Rumlardan ve yabancılardan tanıdığım kişiler, Rum tarafındaki yaşam koşullarının son beş yıl içinde çok büyük değişikliklere uğradığından ve artık insan ve konut güvenliğinin neredeyse sıfırlandığından bahsetmekte.

Bana verdikleri resmi istatistiki bilgiler gerçekten de ilginç.

KKTC’deki yaşamı Güney Kıbrıs ile kıyaslayanlara ve her seferinde de Güney Kıbrıs’tan ağızları dola dola övünçle bahsedenlere tavsiye ederim bu resmi verileri okumalarını.

Hırsızlık ve konut soygunları artık kontrolden çıkmış bir vaziyette Güney Kıbrıs’ta.

2009 yılında polisin bilgisine gelen ev açma olayları 2,504 iken, 2010 yılında bu sayı yüzde 29 gibi çok ürkütücü bir oranda artarak 3,232’ye yükselmiş.

Polisin ise başarısızlığı ve bu konudaki performansı da artık vatandaşlar arasında yüksek sesle tartışılmakta.

2008 ile 2010 yılları arasında Rum Polisinin bu olayları gerçekleştirenleri yakalaması ve olayı çözme başarısı ise yüzde 42.5’dan yüzde 34.3’e düşmüş. Yani Rum polisi her yüz ev açma olayının sadece üçte birini yakalayabilmiş ve yargının önüne koyabilmiş.

Geri kalan üçte iki ise ya ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar ve çaldıkları malları satarak keyiflerini sürdürüyorlar ya da mesleklerini yerine getirmeye devam ediyorlar.

İki binli yıllardaki ortalama yıllık ev açma artış oranı 2010 yılında 645’e yükselmiş.

Bu da mevcut sayıya ilaveten her gün iki adet daha fazla ev soyuluyor demektir.

2011 yılı verileri ise çok daha korkunç ve ürkütücü.

Gerek Yunanistan’daki ekonomik kriz ve bunun artçı dalgalarının Kıbrıs Rum ekonomisine ve günlük yaşamına olan olumsuz etkileri, gerekse de Güney Kıbrıs’taki ekonomik durgunluk ve ticari gerileme belli ki 2010 yılının ikinci yarısı ve 2011 yılının birinci yarısında işlenen suç sayısını adeta patlatmış.

Eğer 2011 yılının Ocak ile Nisan ayları arasındaki sadece ev soygunu, gasp ve hırsızlık olaylarının sayısı temel alınıp ileriye dönük bir yıllık tahmin yapılırsa bu sayı yıllık 8,387 olayı işaret etmekte ki, geçmiş yılların istatistiki bilgilerine göre yaz aylarında artan soygun ve hırsızlık olaylarının ortalamaya etkisi bu hesaba dahil edilmiş değil.

Hırsızlığın da önünü almakta aciz kalmış Rum Polisi.

Rum Polisine yapılan resmi başvurulara göre bildirilen hırsızlık olayları 2009 yılında 1,285 iken 2010 yılında yüzde otuz artarak 1,670’e çıkmış.

Silahlı işyeri soygunları ise almış başını gitmiş.

2008 yılında gerçekleştirilen 71 olaya karşın bu sayı 2009 yılında yüzde yüz artarak 142’ye, 2010 yılında da 156’ya çıkmış.

Bu da 2010 yılında ortalama her bir buçuk iş gününde bir silahlı soygun yaşanmış demektir.

Ortalama olarak yüzde 30’luk suç artışı 2011 yılı için esas alınırsa 2011 yılında her bir takvim gününde bir işyeri silahlı soygunla soyulmuş ve soyulmaya da devam edilecektir demektir.

Güney Kıbrıs’ta katillik, ırza tecavüz, saldırı ve uyuşturucu suçlarının toplamı 2009 yılında 7,094 iken, 2010 yılında yüzde onsekiz buçuk bir artışla bu sayı 8,387’ye çıkmış. 2011 yılında ise diğer suçlardaki ortalama artış benzeri bir oranla yapılan tahminler toplamın 10,903’e çıkacağını göstermekte.

Buna paralel olarak bu yıl ortaya ikinci bir suç şekli daha çıkmış.

Sigortadan haksız bir kazanç elde etmek için danışıklı soygunların düzenlenmesi.

Holiganların işledikleri sosyal suçlar ise AB içinde 1. sırada. 17 Aralık’ta Güney Kıbrıs’ta oynanan basketbol maçında neredeyse Türkiye’den gelen basketbolcuları esir almaya kadar vardırılan eylemlerin sonuncusu Omonia-Apoel maçında yaşandı.

Biz Kıbrıslı Türklere 1963-1974 yılları arasında “Soykırım” uygulamasına rağmen aramızdaki bazı kişilerin hayranlık duyduğu Rum tarafının suç tablosu aynen böyle. AB’de nüfusa oranla gerçekleşen cürüm sıralamasında ilk beşe girmiş bile Kıbrıs Rum tarafı.

30 Mayıs 2011
Rum tarafındaki suç patlaması için yorumlar kapalı
Okunma 45
bosluk

Müzakerelerin geleceği parlak değil

Müzakerelerin geleceği parlak değil

Pazar günü yapılan seçimler sonucunda, geçmiş Meclisteki sandalye dağılıma göre bir tek sandalye yer değiştirdi ama bu değişiklik Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisindeki dengeleri bozmaya yetti.

Tek bir sandalyenin değişimi öylesine kritik bir durum yarattı ki, bu değişim direkt olarak müzakereleri bile etkileyebilecek güçte.

AKEL’in dün DİKO Başkanı MariosKaroyan’ın adaylığını destekleyeceğini resmen açıklamasının ardından EURO.KO da, KS EDEK Başkanı YannakisOmiru’nun adaylığını destekleyeceğini resmen duyurdu.

DİSİ ise Omiru’nun adaylığını, ancak Omiru’nun seçilme ihtimali olması durumunda destekleyeceğini açıkladı.

Cepheler iyice belli olmaya başladı artık.

Zaten vardı ama şimdi yeni sandalye sayısına göre yeniden oluşuyor.

Rum Temsilciler Meclisinin başkanının kim olacağını belirleyicisi olarak geriye bir tek sandalye sahibi Ekologlar ve Çevreciler Hareketi kalıyor.

Ekologlar ve Çevreciler Hareketi AKEL + DIKO ortak adayına oy verirse iktidar 29, muhalefet 27 oy alıp Karoyan Meclis Başkanı seçilecek ama kazın ayağı pek de öyle değil.

Siyasette matematiksel oluşumlar ve faraziyeler her zaman doğru çıkmayabiliyor.

DIKO’nun içinde kaynayan bir kazan var ve Karoyan’ın politikalarına karşı çıkan DİKO’lu milletvekili Zaharios Kulias ile Tassos Papadopulos’un oğlu Nikolaos Papadopulos, Marios Karoyan’a oy vermeyebilir veya da o gün aniden hasta olup oylamaya katılamayabilirler.

Bu durumda oylar eşitlenebilir veya Muhalefet bir fazla oy alabilir.

Bu durumda da Karoyan’ın Meclis Başkanı seçilmesi suya düşer.

Siyasi görüş olarak Ekologlar ve Çevreciler Hareketi, AKEL’in tam ters konumunda ve Milliyetçi görüşte.

Hem DIKO’ya, hem DİSİ’ye hem de EDEK’e daha çok yakınlar.

Ekologlar ve çevreciler Hareketi’nin tek bir milletvekili var ve o da Yorgos Perdikis.

Kafa yapısı olarak aşırı milliyetçi bir görüşe sahip.

Perdikis’in Omiru’yu desteklemesiise çok daha büyük bir olasılık.

Bunun da nedeninin her ikisinin de Çapraz Oya, Dönüşümlü Başkanlığa ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşların bir anlaşma sonrasında adada kalmalarına karşı olmaları.

Perdikis oyunu muhalefet yönünde kullanırsa ya oylar 28-28 çıkacak ve bu durumda da DISI devreye girecek ve en yaşlı üre sıfatı ile Meclis Başkanlığını yapacak olan DİSİ Genel Başkanı NikosAnastasiades belirleyici oyunu kullanarak oylama sonucunu 28-29’a dönüştürecek, ya da DIKO milletvekili Kulias oylamaya katılmayacak ve seçimin sonucu 27-28 Omiru’nun lehine çıkacak.

Her iki olasılıkta da EDEK Başkanı YannakisOmiru Meclis Başkanı seçilecek ve NikosAnastasdiadis’in de Şubat 2013 tarihinde yapılacak

Rum Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önü böylece açılmış olacak.

EDEK Başkanı YannakisOmiru’nun başkan seçilmesi demek müzakerelerin Hrtistoafyas’ın istediği gibi gidemeyeceği demektir.

2006-2009 yılları arasında Rum Temsilciler Meclisinde AKEL-DIKO-EDEK koalisyonu çoğunluğu elinde tutarken, EDEK’in Hristofyas’ın seçilmesinden sonra müzakerelerde Çapraz Oylamayı, Dönüşümlü Başkanlığı ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşların bir anlaşma sonrasında adada kalmalarınıkabul etmesine fanatik bir şekilde karşı çıkması koalisyondan kovulmasına yol açmıştı.

Omiru Meclis Başkanı seçildiği vakit bu üç kavrama şiddetle karşı çıkacak ve Hristofyas’ı da geri adım atmak seçeneği ile karşı karşıya bırakacak.

Hristofyas bu baskılardan sonra geri adım atarsa, BM tarafından Rumlar “Müzakereleri çıkmaza sokan taraf” olarak ilan edilecek, dikkate almayıp da bu konularda ısrarcı olursa bu sefer de Rum seçmenlerin güvenini sarsacak ve puan kaybedecek.

Puan kaybı demek, Hristofyas’ın Şubat 2013’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmesi demektir.

Hristofyas için bu seçimler çok kötü bir sonuç verdi.

Gidişat ne olursa ve de nasıl olursa olsun, zamanın Hristofyas’ınve müzakere sürecinde de Rumların aleyhine işleyeceği kesin.

27 Mayıs 2011
Müzakerelerin geleceği parlak değil için yorumlar kapalı
Okunma 42
bosluk

Rum Seçimleri Müzakereleri Etkileyecek

Rum Seçimleri Müzakereleri Etkileyecek

Rum tarafında Pazar günü yapılan Milletvekilliği seçimlerinin artçı depremleri yavaş yavaş hissedilmeye başlandı.

İlk sorun Meclis Başkanlığında yaşanacak.

Arkasından 7 Temmuz zirvesi için toplanacak olan Ulusal Konseyde Hristofyas’a yapılacak eleştiriler ve baskılar yeni bir sorun oluşturacak.

DİSİ’nin oylarını yüzde 3.75 arttırması, EOKA’nın 2011 versiyonu olan ELAM’ın üç ay gibi kısa bir sürede partileşip oyların yüzde 1,08’ini alması Rum tarafındaki gidişatın ve esmekte olan rüzgârların yönünü belirliyor.

Meclis Başkanı 3 Haziranda seçilecek. Topu topu 9 gün var bu seçime.

Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisinde toplam 83 sandalye var. Bunun 24 tanesi Kıbrıslı Türkler ait ama 1964 yılında Kıbrıslı Türk Temsilciler Meclisi üyelerinin silah zoru ile Temsilciler Meclisten kovulmalarından sonra bu sandalyelere kimse oturmadı.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına göre 3 sandalye de Kıbrıs’ta yaşayan 3 azınlık grubuna, Maronitler’e, Ermeniler’e ve Latinler’e ait. Bunlara Dini Gruplar da deniyor. Bu azınlıkların her biri için 1 Milletvekili seçiliyor ama bu milletvekilinin oy kullanma hakkı yok.

Sadece kürsüden konuşabiliyor, Meclisin Komisyon çalışmalarına katılabiliyor ve temsil ettiği grubun sorunlarını dile getirebiliyor.

Geriye kalan 56 Milletvekili ise sadece Rumlardan oluşuyor. Mevcut yasaya göre Rum Temsilciler Meclisine seçilebilmek için Kıbrıslı Rum kökenli ve Ortodoks olmak gerekiyor.

Kıbrıs Rum tarafında yaşayan Avrupa Birliği üyesi kişiler, kendi aralarında birleşip 11,000 oyu bir tek kişide toplayabilselerbile, bu kişi Kıbrıs Rum Cemaatinin üyesi olmadığı müddetçe Meclise seçilemiyor.

Rum meclisinin 2 Haziran Perşembe günü yapacağı ilk oturumuna, en yaşlı üye sıfatıyla DİSİ Başkanı NikosAnastasiadis başkanlık edecek.

Milletvekillerinin yemin etmelerinin ardından Kıbrıs Rum Temsilciler MeclisiBaşkanının seçimine geçilecek.

İlk turda 29 veya daha fazla oy alan kişi Meclis Başkanı olacak. İlk oylamada meclis başkanı seçilememesi durumunda ikinci tur oylamaya geçilecek ve oyların 2/5’ini yani asgari 23 oy alan aday Meclis Başkanı olacak.

İlk iki turda 28-28 dengesinin bozulamaması durumunda üçüncü turda, meclisteki en yaşlı üye sıfatıyla meclise başkanlık edecek milletvekilinin, ki bu kişi NikosAnastasiades olacak, kullanacağı oy belirleyici olacak yani 2 oy olarak sayılacak.

Her ne kadar DİSİ, DIKO ile ipleri koparmak niyetinde olmadığını açıklamışsa da, ortak çıkarılacak bir adaya oy vereceği kesin.

Bu ortak adayın DIKO Başkanı MariosKaroyan’un olması ise zor bir olasılık.

Bu aşamada devreye EDEK ve adayı YannakisOmiru girmekte.

EDEK şimdi Mecliste kilit parti ve politik görüş olarak hem DIKO’ya yakın, hemdeDISI’ye. Birisi Rum milliyetçisi, diğeri de Yunan milliyetçisi.

EDEK’de Milliyetçi Sosyalist.

Dışa karşın bir şey belli etmeseler de DIKO içinde kazan kaynıyor.

Papadopulos döneminde başkan vekili olan Larnaka Milletvekili NikosKleanthusile başkan yardımcısı YorgosKolokasidis seçimleri kaybetti.

Papadopulos’un oğlu NikolaosPapadopulos ise DIKO Başkanlığına aday. Meclis Başkanlığına MariosKaroyan seçilirse, Nikolaos Papadopulos’un başkanlık hayalleri suya düşecek.

Kleanthus ile Papadopulos, aralarına Kolokasidis’i de alarak DIKO içinde bir cephe oluşturdular.

Eninde sonunda DIKO Başkanlığı NikolaosPapadopulos’a geçecek.

Marios Karoyan ise koltuğunu sağlama almak için seçimin ertesi günü AKEL ile masaya oturarak, AKEL ve DİKO arasında işbirliği (koalisyon) akdiniyeniledi.

19+9’luk aritmetkile eski koalisyon ortaklarının tekrar Rum Temsilciler Meclisinde çoğunluğu ele geçirebilmeleri için 1 tek oy yeterli olacak.

Tabii 9 DIKO milletvekilinin tümü de Karoyan’ı desteklerse.

Kıbrıs Rum tarafında yapılan son seçim sonrasında nahif bir köprü üzerinde oluşan politik dengenin müzakereleri de etkileyeceği kesin.

7 Temmuz’da BM Genel Sekreterinin huzurunda yapılacak üçlü zirvede Rumların müzakerelerden ne beklediklerini daha da netleşecek ve belki de zirvelerin en sonuncusu olacak.

Rum tarafında son yıllarda yükseliş gösteren sağ görüş ve milliyetçilik akımları, müzakerelerin gidişatını farklı bir kulvara sokacak.

25 Mayıs 2011
Rum Seçimleri Müzakereleri Etkileyecek için yorumlar kapalı
Okunma 28
bosluk

Basına saldırı

Basına saldırı

Bu gün Rum tarafındaki seçim sonuçlarını ve müzakerelere olacak olan etkisini yazmayı planlamışken, basın mensuplarımıza Girne Cratos Otelin Güvenlik personeli tarafından yapılan fiziksel saldırı kalemimin seyrini değiştirdi.

Geçen yıl,Cratos Otel açılışı için Jennifer Lopez ile (JLo) anlaşan ancak Kıbrıs Rum kesiminin başını çektiği ve dünyadaki tüm Helen kuruluşlarının da katıldığı ‘Jennifer Lopez’in gelişini engelleme’ girişimlerinin sonucunda iptal edilen konser nedeni ile eminim, ABD ile dünyanın çeşitli kent ve kasabalarında yaşayanlar hem Cratos Otel’in adını duydular, hem de Doğu Akdeniz’de KKTC diye bir ülkenin olduğunu.

Muhteşem bir reklamdı. Belki de sıfır maliyetle, gerçek değeri üç-beş milyon dolar olan mükemmel bir reklam yapılmıştı.

KKTC devleti olarak biz asla böylesi bir tanıtım reklamını yapamazdık.

Cratos Otel’i yaratan ve açılışında da dünya çapında yaptıkları reklamlarla hem Otel’i hemde KKTC’yi dünyaya tanıtan Sayın Murat Bozoğlu’na bu nedenle için için hayranlık duymuştum.

Miş’li geçmiş kullanıyorum çünkü cumartesi günkü üzücü yangın nedeni ile hafta sonu tatillerini bir kenara iterekolay yerine giden basın mensuplarına otelin güvenlik görevlilerince yapılan çirkin saldırının kabul edilebilir bir yanıyok. Dolayısıyla Cratos’a bakışım değişti ve izlenimim farklılaştı.

Basın mensuplarına uygulanan şiddet, dünya çapında tanıtıcı reklam yapabilen bu otele hiç yakışmadı ve maalesef bu olay dünya medyasında Cratos Otel için “Olumsuz bir Puan” olarak kayıtlara geçti.

***

Gazeteciler, basın mensupları ve medyanın tüm elemanları büyük özverilerle çalışan kişilerdir. Halkın gözü ve kulağı görevini yaparlar.

Ne kamu görevlileri gibi çalışır gözüküp veya “müşavirim” deyip ay sonu hiç çalışmadan maaş alabilirler, ne de sadece haftanın beş iş günü sabah 08:00-15:30 arası çalışmak lüksüne sahiptirler.

Resmi tatillerde, hafta sonlarında ve de azami olarak günde 12 saat çalışırlar.

Gittikleri olay yerinde ne tuvalet vardır, ne bir gölge, ne yemek vardır, ne de su.

En ufak bir haberi yakalayabilmek uğruna saatlerce ayak üstünde ve güneş altında aç susuztetikte beklerler.

Bir tek amaçları vardır. Halkımıza, ülkemizin çeşitli yerlerinde yaşanan olağandışı olayları ve merak edilen gelişmeleri günü gününe aktarmak ve okuyucuyu bilgilendirmektir.

Artık ülkemizde gazeteciliğin en iyi şekilde yapılması ve habere en sağlıklı bir şekilde ulaşılmasının garanti edilmesinin zamanı gelmiştir.

Hükümetimizi bu konu ile ilgili olarak yeni bir görev beklemektedir.

Basın mensuplarını koruyan, kollayan ve geleceklerini garantileyen yasalar yapılması için düğmeye basılmalıdır.

En basit statüdeki bir kamu görevlisin bile geleceği garanti iken, halkın tümüne amme hizmeti veren ve kamu görevi yapan basın mensuplarının böylesi bir garantisi yoktur.

Basın mensupları için aynen siyasilerinkine benzeyen ama biraz daha farklı bir “Dokunulmazlık Zırhı” yaratılmalıdır artık.

Polise el kaldıran en ağır bir şekilde cezalandırılırken, basın mensuplarına da el kaldıran kişiler ve onları azmettirenler veya bu emri verenler de en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.

Basın mensuplarına kalkacak olan elin, kalkmadan önce en az on kez düşünülmesini sağlayacak yasal alt yapı oluşturulmalıdır.

Cratos Otel de, otelin güvenlik görevlilerince, yangın olayını halka aktarabilmek için canla başla çalışan basın mensuplarına yapılan bu kabul edilemez darplı saldırı, sıradan bir darp davası olmamalıdır. İçişleri Bakanı ve Başsavcı halkın bu saldırı karşısında duyduğu infiali ve tepkiyi de göz önüne alarak işlem başlatmalıdır.

Protesto eylemi olarak, basın mensuplarını darp eden kişiler ve onlara bu talimatı veren yöneticiler cezalandırılıncaya dek Creatos Otel’e gitmeyeceğim ve orada verilen kokteyllere, davetlere, sempozyumlara, konferanslara ve türü ne olursa olsun hiçbir etkinliğe katılmayacağım.

Siyasileri ve basın mensuplarını dabu protestom katılmaya davet ediyorum.

Siyasiler ne pahasına olursa olsun bu oteldeki faaliyetlere katılmamalı, basın mensupları da bu otel ile ilgili tek kelime haber yapmamalı ve medyada yer vermemeli.

23 Mayıs 2011
Basına saldırı için yorumlar kapalı
Okunma 37
bosluk

Karpazlı Rumların oyu

Karpazlı Rumların oyu

Kıbrıs Rum hükümeti, KKTC toprakları üzerinde hak iddia etmek için her yolu deniyor.

“Taş atmaktan kol yorulmaz” örneği en küçük bir fırsatı dahi değerlendirmeğe çalışıyor ve uluslararası örgütlerde bir kaşık suda fırtınalar yaratmaya çalışıyor.

Yıllardır Run Ortodoks Kilisesinin Kıbrıs’ın tümünü Rum idaresi altına sokmak ve Helen yapmak konusunda çevirmediği dolap, hazırlamadığı tuzak ve oynamadığı oyun adeta kalmadı.

2006 Eylül’ünde II. Hrisostomos Başpiskopos seçilmesinden sonra kiliseyi iyice Kıbrıs sorununun içine soktu ve son sözü söylemek konusunda önce Papadopulos’la sonra da Hristofyas’la adeta yarışa girdi.

Kıbrıs Rum Hükümeti destekli Kıbrıs Ortodoks Kilisesi, KKTC sınırları içinde kalan Kıbrıs topraklarını kilisenin malı addederek kendi yönetimi altında ruhani yönetim bölgelerine yani metropolluklara bölme yoluna gitti.

II. Hrisosotomos işe önce Sen Sinod meclisinden çıkardığı kararlarla Salamis (Konstantias) dini bölgesini Metropolitlik, Maraş (Arsinoe) ve Karpaz (Karpasias) dini bölgelerini de Piskoposluk olarak ilan ederek başladı

Sonra da Sen Sinod Meclisi bu bölgelerin başına Piskopos seviyesinde birer Metropol atadı.

Karpaz diyakozluğuna yani piskoposun yönetimi altında bulunan bölgeye, 2007 yılında Christophoros Tsiakas’ı, Maraş diyakozluğuna, 2008 yılında Nektarios Spyrou’yu ve Salamis ve Mağusa diyakozluğuna da 2007 yılında Vasileios Karajiannis’i atadı.

Karpaz Piskoposu Çakas’ın (Tsiakas) yaptığı ilk iş, KKTC hükümetinden gerekli izinleri almadan Karpaz bölgesine gidip Dip Karpaz köyünde ve Sipahi köyünde Noel kutlamasını bahane edip ayin yapmak oldu.

KKTC hükümeti de bu izinsiz ayine izin vermeyince de yaygarayı koparıp AB’ye koştular hemen ve Türkiye’yi ve KKTC’yi şikayet ettiler “işgalciler ayin yapmamıza izin vermiyor” diye.

Şimdi ayni oyun bir başka şekilde oynanmaya çalışılıyor.

22 Mayıs’ta Kıbrıs Rum tarafında yapılacak seçimlerde Karpaz’da yaşayan Rumlar köylerinde sandık açılmasını talep ediyor. Tabii bu onların isteği değil, Kıbrıs Rum Hükümetinin isteği.

Kendilerine izin verilmeyince de Karpaz (Rum) Koordinasyon Komitesi, Güney Kıbrıs’taki seçim sürecini izlemek amacıyla adada bulunan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) heyetine, Karpaz bölgesinde ikamet eden 237 Rum’un Güney’de yapılacak seçimlerde kendi bölgelerinde oy kullanamayacaklarını şikayet etti hemen.

Karayoluyla Karpaz’dan Larnaka’ya gidiş sadece 75 dakika. Oyunu kullanmak isteyen Karpazlı Rum, 75 dakikalık bir sürüşle Rum tarafına geçip oyunu kullanabilir ama gerçekte maksat oy kullanmak değil.

Maksat Güney Kıbrıs Rum hükümetinin egemenliğini Karpaz’a taşımak.

Sandık bir kez oraya gitti mi bir daha geriye gelmeyecek ve Rum Hükümeti bundan böyle her tür siyasi seçimi orada yapmaya çalışıp, bölgeyi Otonom Rum İdaresi haline getirmenin yollarını arayacak. Zaten Annan Planında buna benzer bir uygulama da vardı.

Önce Muhtar seçimi yapacak ve seçilen kişiye benim resmi muhtarımdır diyecek, sonra da İhtiyar heyetini seçecek ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin İç İşleri Bakanlığına bağlayacak Muhtarı ve İhtiyar Heyetini.

Sonra da KKTC yönetimi altında yıllardır yaşamlarını sürdüren Rumlar, aniden Güney Kıbrıs Rum Yönetimine bağlanmış olacak, kendi Muhtar ve İhtiyar Heyeti Azaları ile.

Aynı oyunu KKTC’de ikamet eden Maronitler için de oynamıştı ama KKTC Hükümeti Rum Yönetiminin atadığı muhtarı değil, KKTC’de ikamet eden Maronitlerin seçtiği Muhtarı yasal Muhtar olarak kabul etmişti.

Karpaz’da yaşayan 237 yetişkin Rum’un çocukları için bölgede ilkokul ve Ortaokul var ama Güney Kıbrıs’ta yaşayan 544 yetişkin Türk’ün çocukları için ne ilkokul var ne de Ortaokul.

Nasıl bir mütekabiliyet, nasıl bir AB kararıdır bu anlamadım ben.

20 Mayıs 2011
Karpazlı Rumların oyu için yorumlar kapalı
Okunma 79
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3

Arşivler

Son Yorumlar