Rumlar Neyi Kabul Etti ki

Rumlar Neyi Kabul Etti ki

BM Genel Kurulunun 66. Toplantısı nedeni ile temaslar yapmak üzere New York’a giden Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, Rumların Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama ve çıkarma yönünde başlattıkları çalışmalarla ilgili olarak BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a dört maddelik, yapıcı, yapıcı olduğu kadar da barışçı bir öneri sunmuştu.
Gerçekte bu önerinin zamanlaması çok önemli.
Müzakereler hızla çıkmaza doğru çoktan yol almaya başlamışken ve son birkaç aydır da Rumların Doğu Akdeniz’de ısrarla sürdürdükleri doğalgaz aramaları nedeni ile bölgedeki politik ortam iyice ısınmışken yapıldı bu öneri.
İçi iyice okunursa ve barışçıl düşüncelerle değerlendirilirse, adada asırlardır varlıklarını sürdüren Türklerle Rumların, neredeyse yarım asırdır var olmayan işbirliği yapmalarına kapı açacak bir öneri bu.
Özetle öneride bir “ad hoc” komite kurulması, bu komitede eşit sayıda Türk ve Rum olması, yetkileri konusunda da, araştırma izni veya doğalgaz çıkarma yetkisi verilecekken bu komitede bulunacak iki tarafın yazılı oy birliğiyle onayının alınması var.
Elde edilen gelirler de genel sekreterin başkanlığında kurulacak bir fona yatacak ve Kıbrıs müzakereleri olumlu sonuçlandığı takdirde doğacak masrafların giderilmesi için kullanılacak. Başka bir maksat için kullanılması gerektiğinde de yine iki tarafın oy birliğiyle onayı talep edilecek. Her halükarda bu kaynak silahlanma için asla kullanılmayacak.
Kısa ve öz olarak KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a ve onun kanalı ile de Rumlara yaptığı öneri bu.
Öneri gerçekte de iki boyut içeriyor.
Bunun birincisi, halen devam etmekte olan müzakerelerin olumsuz etkilenmesini engellemekte, ikincisi de müzakerelere, hem günümüzde başlatmak hem de gelecekte devam ettirmek üzere bir işbirliği ruhu katmakta.
Yapılan öneri kalıcı, geleceğe yönelik, işbirliği başlatıcı ve adil bir öneri aslında. Müzakerelerden uzak ve müzakerelerle hiç ilintisi olmayacak bir öneri.
BM Genel Sekreterinin teklif edeceği kişi ve oluşacak komite her iki tarafı da temsil kabiliyeti yüksek bir komite olacak ve bu komite birlikte kararlar alacak.
Zaten 1968 yılından beri süregelmekte olan görüşmeler de ortak bir devlet altında ortak bir çalışma, ortak bir yaşam başlatma amaçlı.
Önerinin ruhunu, doğalgaz getirisinin BM’nin kontrolü altında ortak bir hesapta toplanması ve adada yaşayan iki halkın ortak çıkarları amacı ile kullanılması oluşturuyor. Aynen BM ve AB’nin 2002 yılından beri adadaki iki halkı ortak çalışmaya ve işbirliğine teşvik etmek için desteklediği ve tüm masraflarını karşıladığı “İki Toplumlu Etkinlikler” gibi.
Bu aşamada ortak çıkarlara en güzel örnek de, elde edilecek gelirin mülkiyet konusunda, toprak tazminatlarında ve benzeri çözüme katkı koyacak yönlerde kullanılması.
Sayın Cumhurbaşkanının bu önerisini, New York’ta Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, meslektaşı Yunanistan Dışişleri Bakanı Sayın Stavros Lambrinidis ile görüşürken, New York dönüşünde de, Yunanistan Başbakanı Sayın Yorgo Papandreu Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep T. Erdoğan’ı aradı ve iki lider arasında bu öneri konuşuldu.
Dün Rum Yönetimi Sözcüsü Stefanu ve bazı Rum siyasi parti temsilcileri KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun “doğalgaz kararlarının iki tarafın kuracağı bir komite tarafından alınması ve elde edilecek gelirin mülkiyet başlığının çözümünde kaynak olarak kullanılması” şeklindeki önerisini “kabul edilemez” şeklinde nitelendirdi.
Bu yanıt, gerçekte benim beklediğim bir değerlendirme.
Rumlar bu güne değin Türklerden gelen, barışa ve işbirliğine yönelik hiçbir öneriyi kabul etmediler, edecekleri de yok.
Müzakereler, Rumların bu işbirliği ve ortak çalışmayı reddeden tutumu yüzünden en sonunda ayrılıkla sonuçlanacak.

Prof. Dr. Ata ATUN
ata.atun@atun.com
http://www.ataatun.com
30 Eylül 2011

29 Eylül 2011
Rumlar Neyi Kabul Etti ki için yorumlar kapalı
Okunma 71
bosluk

Piri Reis Gemisi Yetersiz mi

Piri Reis Gemisi Yetersiz mi

Son günlerde Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Sismik Araştırma gemisi olan “Piri Reis” ile ilgili ilginç eleştiri yazıları okuyor, uydurma sözler duyuyoruz.
Açıkçası ağzı olan konuşuyor, desteksiz atıyor.
Özellikle de Türkiye’nin saygın gazetelerinin birinde, saygın bir yazarımızın, son parlamento seçimlerinde şimdi muhalefette olan bir siyasi partiden 1. sıradan aday olup kaybetmiş birinin ağzından yazdıklarının, gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi yok. Belli ki, sadece muhalefet olsun ve yapılanlar kötülensin diye söylenmiş.
Bunlara sadece gülüp geçmek gerekiyor.
Ahkam kesenler Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü sitesine gidip, http://web.deu.edu.tr/seislab/ sayfasına girselerdi, doğru bilgileri, birinci ağızdan bilimsel verilerle alabilirlerdi.
Piri Reis Sismik Araştırma gemisi bildiğiniz yüzen bir laboratuvar.
Elektronik donanımı daha bir yaşında bile değil. Yepyeni.
Laboratuarın içinde yer aldığı geminin yaşı çok önemli değil. Gemilerin, Dünya Denizcilik Teşkilatı’nın (IMO) her yıl biraz daha geliştirip sıkılaştırdığı asgari standartlara uygun oldukları ve bu standartları korudukları müddetçe seyir yapmalarında sorun yok. Aynen uçaklarda olduğu gibi. Bütün gemiler klasmanlarına göre belirli periyotlarla, hem devlet hem de IMO tarafından kontrol edilirler. Bu kontrolleri geçemeyenler zaten seyre çıkamaz.
Piri Reis gemisinin Sismik Araştırmaya yönelik hazırlanması ve donatılması 2005 yılında Devlet Planlama Teşkilatı, TUBİTAK ve AB’nin desteği ile başladı.
2007 yılında KKTC’nin kuzeyindeki sularda ve Mağusa Körfezinde yaptıkları araştırmaların bazılarına bende katılmıştım. Bu nedenle de gemiyi tanıyorum.
Özellikle, yabancı öğrencilerin eğitim aldıkları bir laboratuvar Piri Reis. Bu sene Koreli öğrenciler vardı içinde.
Geminin arkasındaki alıcı kablo uzunluğu bin 500 metre. Bu uzunluk 4 bin metreye kadar çıkabiliyor.
Bin 500 metrelik sonar dalgaları alıcı kablosu, ortalama 3 bin metre derinliğe kadar sismik araştırma yapabilmek için yeterli. Denizin zeminine çarpan ses dalgalarının tekrar deniz yüzeyine ulaşması yaklaşık 7-8 saniye alıyor. Bu kablo da üzerindeki aygıtlarla, deniz tabanı derinleştikçe, tabana çarpıp su yüzeyine geri dönmekte geciken bu sinyalleri alıyor.
Kablo uzadıkça sismik araştırması yapılacak zeminin derinliği de artıyor. 4 bin metrelik kablo, 7 bin metre derinliğe kadar sismik araştırma yapabiliyor. 7 bin metre derinliğe ses dalgalarını göndermek gemideki kompresörün gücü ve yarattığı basınçla doğru orantılı. Gemiye istenilen kapasitede kompresör konabiliyor. Şu andaki Doğu Akdeniz’de en derin yerde Sismik Araştırma yapmaya yeterli.
Gemideki “Sismik Araştırma Sistemi”, her biri 25 metre genişlikte yan yana 45 tane bandı aynı anda tarayabilme ve bilgileri depolama kapasitesinde.
Deniz tabanının altındaki kara parçasında da, deniz tabanından aşağıya doğru ortalama 4 bin metreye kadar araştırma yapma ve toprak katmanları hakkında bilgi toplayabilme kapasitesinde Piri Reis.
Bu veriler alındıktan sonra, hem gemide hem de elektronik olarak verilerin aktarıldığı karadaki laboratuvarda çalışmalar hemen başlıyor. Sismik verilerin toplanması, verilerin işlenmesi ve yorumlanması yaklaşık iki ay almakta.
Şimdi de ünlü Türk denizcisi ÇAKA BEY’in adının verileceği, 60 metre uzunlukta SWAT tipi bir Sismik Araştırma Gemisinin yapımı için ihaleye çıkıldı. 240 sayfalık bir şartname var ihale dosyasında. Her şey düşünülmüş ve şartnameye yazılmış.
Piri Reis Sismik Araştırma Gemisi’nin bu güne değin dışarıya sızmayan son bulgusu da, KKTC’nin Kuzey batısında, Mısır’ın kuzeyindeki Nil Havzası ve NEME bölgesi benzeri bir yapının olduğudur. Bu bölgedeki deniz volkanlarının benzerlerinin yer aldığı KKTC’nin Kuzey batısındaki söz konusu alanda, petrol bulunması olasılığı ise çok yüksek.
Hayırlısı…

Prof. Dr. Ata ATUN
ata.atun@atun.com
http://www.ataatun.com
28 Eylül 2011

27 Eylül 2011
Piri Reis Gemisi Yetersiz mi için yorumlar kapalı
Okunma 148
bosluk

Cumhurbaşkanının İmza Yetkisi

Cumhurbaşkanının İmza Yetkisi

KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, BM Genel Kurul çalışmaları çerçevesinde temaslarda bulunmak için gittiği New York’ta, Türkiye ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması imzaladı.
Bu anlaşma, KKTC’nin ve Türkiye’nin, -tüm uyarılara rağmen- Rumların doğalgaz çıkarma çalışmalarına devam etmeleri halinde alacakları önlemin ilk adımıydı.
Anlaşmada belirtilen koordinatlara göre Karpaz Burnunun 20 km doğusundan Kıbrıs adasının en batısındaki Arnavut Burnundan Antalya kentine kadar çekilecek hayali bir çizginin arasında kalan bölge içinde bir Kıta Sahanlığı çizgisi belirlenmiş ve ilgili coğrafi koordinatlar da WGS 84 olarak ifade edilerek kayda geçirilmiş.
Anlaşma toplamda 6 madde.
Anlaşmanın 6. Maddesi ise son derece açık ve net ifadelerle yazılmış.
Madde 6’nın içeriği aynen “Bu anlaşma taraf devletlerce onaylandıktan sonra, onay belgelerinin değişimi tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir” şeklinde.
Anlaşma KKTC Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu ve T.C. Başbakanı Recep T. Erdoğan tarafından imzalandıktan sonra gerek Sayın Erdoğan, gerekse de Sayın Eroğlu, uluslararası anlaşmanın New York’ta iki taraf arasında olmasına rağmen bunu onaylayacak olanın TBMM ve KKTC Meclisi olduğunu birden fazla kez dile getirmişlerdir.
Cumhurbaşkanı, Anayasamızın Madde 102’sine göre Devletin başıdır ve bu sıfatla devletin, toplumun birliğini ve bütünlüğünü temsil eder.
Anayasamızın 90. Maddesinin 1. Bendi “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle veya uluslararası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması Cumhuriyet Meclisinin onaylamayı bir yasa ile uygun bulmasına bağlıdır” şeklindedir.
Yani bu maddeye göre KKTC Meclisi, KKTC adına yabancı devletlerle veya uluslararası kuruluşlarla antlaşma yapma yetkisine sahip değil. Antlaşmayı bir başkası yapacak ve KKTC Meclisi de uygun görürse bu antlaşmayı onaylayarak “Yasa” haline dönüştürecek.
Peki, KKTC adına yabancı devletlerle veya uluslararası kuruluşlarla antlaşma yapma yetkisine sahip olanlar kim?
Hiyerarşik düzene göre ilk sıradaki, Anayasamızın madde 102’sine göre devletin başı olan Cumhurbaşkanıdır. Onun arkasından, icranın başı olan Başbakan sonra da Bakanlar gelmektedir.
Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun, böylesi önemli bir konuda ve ortamda T.C. Başbakanı ile KKTC adına “Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Antlaşması”nı imzalama yetkisi bulunmakta.
Bu karşılıklı imzalaşmanın yeri ve zamanı da çok önemli.
BM’nin Genel Kurul çalışmaları yaptığı bir anda ve ortamda -mükemmel bir basın duyurusu ile- Genel Kurul çalışmalarına katılmak için gelen Devlet Başkanlarına, Devletini temsilen gelen Başbakanlara, T.C. ile KKTC arasındaki Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması’nın duyurulması ve ilan edilmesi, Rumların doğalgaz araştırmaları konusunda Türk tezleri ve haklılığı açısından ileriye doğru çok önemli bir adım.
Bu anlaşmanın getirisi, daha mürekkebi bile kurumadan görüldü.
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın bu antlaşmadan sonra yaptığı açıklamalar, bunun en güzel bir örneği.
New York’ta bu konunun gündeme gelmesi ile adadaki her iki tarafında doğal zenginliklerden ortaklaşa yararlanabilecekleri olgusu eş kapsamlı olarak müzakerelere alınabilecek konuma gelmiştir.
Şimdi görev KKTC Meclisindedir.
Türkiye ile KKTC arasında imzalanan Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşmasını ivedilikle onaylanması hem KKTC halkının çıkarlarına hizmet edecektir hem de müzakerelerin olumlu yolda ilerlemesine yardımcı olacaktır.

Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com
26 Eylül 2011

25 Eylül 2011
Cumhurbaşkanının İmza Yetkisi için yorumlar kapalı
Okunma 236
bosluk

Türkiye, İsrail ve Yeni Denge

Türkiye, İsrail ve Yeni Denge

ABD’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz çıkarma sorununa ve Türkiye ile İsrail arasındaki gerginleşmeye gösterdiği ihtiyatlı yaklaşıma çok dikkat etmek gerekiyor.
ABD bu defa çok akıllıca adımlar atıyor.
Irak ve Afganistan’da olduğu gibi ön planda değil.
Libya’da da hiç sahnede gözükmedi ama Halk Hareketi ile NATO’nun harekâtını da görünmeyen el bir olarak perdelerin arkasından başarı ile yönetti.
Takdir etmek gerekir.
Doğu Akdeniz’de esen fırtınada ve yaşanan sorunlarda da hiç dikkat çekmiyor ama fiilen de olayları yönetiyor.
Belli ki bir denge oluşturmuş kendi politikasına ve bölgesel çıkarlarına göre.
Türkiye ve KKTC’yi bir kefeye, İsrail ve Filistin’i de diğer kefeye koymuş.
Ne İsrail’i gözden çıkarabiliyor ne de Türkiye’yi.
Irak ve Afganistan, masa üzerindeki teorik bilgilerin arazideki uygulama bilgileri ile uyuşmadığını gösterdi ABD’ye. Orta Doğu öylesi bir yer ki, Batı’nın kuralları ve yaşam tarzı ile stratejiler belirlemek, geleceği saptamak ve yönlendirmek olanaksız.
Bu nedenle de ağzı yandığı için şimdi belli ki bölgeye özgü yeni bir strateji belirlemiş.
Kendi sahaya inmiyor. Daha evvel o sahada maç yapmış takımları karşı karşıya getirip sonuca gitmeyi yeğliyor.
İsrail’in Orta Doğu ile hiçbir iletişim ve dostluk bağı olmadığı için ABD’nin Orta Doğu konuları için Türkiye’yi nomine ettiği kesin.
Türkiye Suriye ilişkileri de bu aşamada çok önemli.
Türkiye Hükümeti’nin Beşar Esat yönetimi ile ipleri koparması, bir müddet için Rumları ümitlendirecek. Türkiye’ye karşı bölgede daha güçlü bir cephe oluşturabilmek amacı ile Suriye’yi de yanlarına çekebilmek için girişim başlatacaklar.
Beşar Esat yönetiminin kaderi belirginleştiğinden, Rumların bu adımının Türkiye’nin lehine sonuçlanmasının olasılığı çok yüksek.
Türkiye’nin 21. yüzyıl görevi ve misyonu, Suriye’deki sular durulduktan ve Suriye’ye yeni bir demokrasi kavramı geldikten sonra İslam Ülkelerinin lideri olmak.
Bu yolda da hızla ve emin adımlarla ilerliyor.
Türkiye’nin yumuşak karnı KKTC iken, İsrail’inki de Filistin.
Türkiye’nin KKTC ile “Kıta Sahanlığı Anlaşması” imzalamasının terazinin öbür tarafındaki eşiti Rumların Doğalgaz aramalarına yönelik askeri müdahalede bulunmaması.
BM’de bu gün yapılacak olan Filistin Devleti’nin tanınması oylaması Orta Doğu tarihindeki önemli köşe taşlarından bir tanesini oluşturacak. Oylama da tanınma ve Güvenlik Konseyinin Veto’sunu durduracak asgari 128 oy elde edilse de edilmese de, bu oylama Türkiye’yi İslam Ülkelerinin liderliğine taşıyacak.
1952 yılında yaptığı kansız ihtilal ile Mısır’da kraliyet yönetimine son veren ve 1953 yılında da İngilizleri Suveyş Kanalından çıkaran Cemal Abdül Nasır’ın adım adım İslam Ülkeleri Liderliğine taşıdığı Mısır, 21. Yüzyılın ilk on yılı içinde tahtını Türkiye’ye terk etmek zorunda kaldı. Geri dönmesi artık olanaksız.
ABD’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda Kıbrıs adasının kesin çizgilerle ikiye bölünmesine onay vermesi ise bölgedeki yeni stratejinin ve yeni oluşumun habercisi.
Bu yeni stratejinin dönüm noktası da 2013 yılının ilkbaharı.
2013 yılının ilkbaharı geldiğinde Türkiye-İsrail ittifakı tekrar gündeme gelecek ve Orta Doğu’daki dengeler yeni baştan oluşacak.
Yeni oluşan bu dengelerin içinde KKTC’de kendi yerini alacak.
Tamamen farklı bir statü ve konumda.

Prof. Dr. Ata ATUN
ata.atun@atun.com
http://www.ataatun.com
23 Eylül 2011

22 Eylül 2011
Türkiye, İsrail ve Yeni Denge için yorumlar kapalı
Okunma 120
bosluk

Rumlar Kıbrıs’ı Kalıcı Bölüyor

Rumlar Kıbrıs’ı Kalıcı Bölüyor

Kıbrıs Rum Yönetiminin Türkiye’nin ve KKTC’nin uyarılarını dikkate almadan 12. Parselde doğalgaz sondajına başlamaları, adanın ikiye bölünmesi yolunda keskin bir bıçak darbesi konumunda.
Rumlar, 1974 Mutlu Barış Harekâtı sonrasında her tür politik düzenbazlığı yapıp hiç durmadan ve bıkmadan adanın kuzeyini tekrar ele geçirmeye çalıştılar.
1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye girerken kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm bir şekilde “Kıbrıs Adasının Tümünü Temsilen” girdiklerini AB’ye kabul ettirdiler ve 10. Protokol’e de bunu yazdırdılar.
Bunların hepsi Rumların ileriye dönük yatırımlarıydı ve adanın kuzeyi üzerinde bir gün gelir bunlara tuta hak iddia edilebilir düşüncesi ile yapılmıştı.
Gerek Kıbrıs Rum Yönetiminin, gerekse de Avrupa Birliği’nin, son doğalgaz sondajı ve çıkarılması konusundaki tutumları, Türkiye ile KKTC’nin uyarı ve taleplerini dikkate almamaları, adanın 1958 yılında başlayan, aşama aşama belirginleşen ve gün geçtikçe derinleşerek bugüne gelen bölünmüşlüğünün çok daha keskin ve geri dönüşü olmayan bir şekil almasına neden olacak.
12. parselde doğalgaz sondaj çalışmalarının başlaması ile Türkiye ile KKTC arasında önce Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmasının yapılmasına yol açacak. Arkasından da Kıta Sahanlıklarının belirlenmesi tamamlanacak ve TPAO’nun yetkili şirket olarak belirlenmesi ile hem petrol hem de doğalgaz aramasına başlanacak.
Aslında arama kelimesi yanlış.
TPAO yıllar önce KKTC ile Türkiye arasında kalan bölgenin kuzey yarısında arama yapma iznini almıştı. Bunu şimdi her iki ülkenin onayıyla KKTC’nin kuzey sahilleri ile Anadolu’nun güney sahilleri arasındaki bölgeye yayacak ve fiiliyata dönüştürecek.
Yine TPAO, uydu yardımıyla çizilen haritaların işaret ettiği şekilde İskenderun Körfezinden Kaş’a kadar olan bölgede sismik araştırma yapmış ve petrolün varlığını saptamıştı. Şimdi TPAO’nun elinde gerekli olan izinler de olacak ve çalışmalar hemen başlayacak.
Tabii doğal olarak Türkiye ile KKTC’nin birlikte yapacağı işler bununla da kalmayacak.
Özellikle de Kıbrıs Rum Cumhuriyeti 1 Temmuz 2012’de Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını (Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen) devralırsa, geçmiş yıllarda AB’nin ricası ile askıya alınmış olan Türkiye ile KKTC arasındaki tüm ikili anlaşmalar birer birer yürürlüğe konacak.
Bunların yürürlüğe girmesi ile Rumların adanın kuzeyini yani KKTC topraklarını ele geçirme çabaları iyice darbe yiyecek ve Megali İdea gibi gerçekleşmesi hayal olan bir ülküye dönüşecek.
Kendi kendilerine gelin güvey olan ve ellerindeki gücün ve dünyanın politik dengelerinin hiç değişmeyeceğini sanan Rum ve Yunanlı politikacılar 20. Yüzyılda Türkiye’yi ve Türk insanını yok sayıp Anadolu’yu fethetmek ve Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak gibi iki kez boylarından büyük girişim yaparak, tarihi hüsrana uğramışlar, sonucunda da bırakın yeni bir şeyler elde etmeyi, ellerindekini de kaybetmişlerdi.
Azılı Türk düşmanı olarak bilinen ve bence 1974 darbesinden sonra kurulan “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ne Cumhurbaşkanı olarak atanan EOKA’cı Nikos Samson’un günümüz versiyonu olan Rum Dışişleri Bakanı Erato K. Markulli’nin gazına gelen Hristofyas hükümeti de aynı hatayı şimdi ısrarla yapmak peşinde.
Zaman Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin haklılığını ortaya koyacak ve Rumlar bu doğalgaz krizinden sonra gene geri dönülmesi olanaksız kayıplara uğrayacak.
Hep birlikte göreceğiz.

Prof. Dr. Ata ATUN
ata.atun@atun.com
http://www.ataatun.com
21 Eylül 2011

20 Eylül 2011
Rumlar Kıbrıs’ı Kalıcı Bölüyor için yorumlar kapalı
Okunma 55
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar