KKTC Dava Edildi

KKTC Dava Edildi
Üzerine Ev Yapılan Arazileri Banka Yuttu by Ata ATUN

Üzerine Ev Yapılan Arazileri Banka Yuttu by Ata ATUN

Amerika Birleşik Devletlerinin, bizim halk dilinde kısaca Washington diye adlandırdığımız ve ABD’nin başkenti Washington’un da içinde yer aldığı “District Of Columbia” eyaletinde, Kıbrıs’ı iyi tanıyan ve Kıbrıs konusunu Rumların lehine iyi bilen Rum asıllı Amerikalı Avukat Athan T. Tsimpedes (Zimpides okunur) tarafından bir dava açıldı.

Dava evrakı ve Mahkeme ilanı, Washington’da 1667 K Sokak NW Daire 690’da bulunan KKTC Washington Temsilciliğine de iletildi.

Davayı açanlar KKTC’ye gönül vermiş 30 kişi…

Susan ve John Latchford, Maureen ve Ray Ager, Collette ve John Michael Bailey, John Booth, Peter Brooks, Chris Charnock, Patricia Clarke, Annette de Graff, Gordon ve Valerie Edgar, Nicholas Gee, George ve Margaret Griffith, Howard Grocock Bridget Hall, Howard ve Barbara Hind, Ian ve Zoe Hogg, Phil ve Judith Jackson, Greg ve Sandra Kocinski, Svetlena Martina, Bruce ve Dorothy Neill-Gourlay, Robert ve  Diane Palmer, David ve Susan Petch, Jan ve Tony Potter, John Quinn, Julie ve David Shenton, John ve Suzanne Todd, Chris Walter, John ve Velma Ward, Stephen ve Kathleen Watts, Tony Westell, Julie Wheeler ve Roger Williams.

Listede görüldüğü gibi, davayı açanların çok büyük bir kısmı da İngiliz.

District of Columbia Eyaleti Mahkemesine yapılan dava başvurusu toplamda 77 sayfa. İçinde yer alan tanım ve ithamlar ise gerçekten çok aşağılayıcı.

Bunlardan bazılarında KKTC için “Hükümet olduğunu iddia eden ve yasadışı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları ve mülkü üzerinde 40 bin Türk askerinin kaba kuvveti ile hükümetçilik yapan”,  “Yasadışı, tüzel kişiliği olmayan adi şirket” veya “Yasadışı, tüzel kişiliği bulunmayan ortaklık” veya “Yasadışı Ticari Kuruluş” tanımı ve tarifi yapılmış.

Satış işlemleri, “Düzenbazlık işinin şekli, tapu kayıtları tutmak ve koçan (tapu) isdar etmek gibi egemenlik haklarına sahip yasal olarak tanınmış bir hükümet iddiasında bulunmak ve dolandırıcılık yapmak” şeklinde tarif edilmiş.

“Kitlelere yönelik tanıtım, pazarlama ve reklamlarla KKTC, yasadışı olarak reklam yapmakta ve tatil evleri ile taşınmaz mülkleri yasadışı veya kusurlu ‘Kuzey Kıbrıs’ unvanı, ‘.. … Bankası’ desteği ile pazarlamaktadır” cümlesiyle direkt olarak KKTC hükümeti ve KKTC’de görev ifa eden bir banka suçlanırken, “KKTC, 1974 yılında yer alan ve sivillerin acımasız bir şekilde mülklerinden atıldığını içeren karanlık bir tarihi saklamaktadır ve davacılarda, bu dolandırıcılık komplosunun kurbanlarıdır” ithamı ile de KKTC suçlanmaya çalışılmaktadır.

Belli ki, Rum asıllı Amerikalı Avukat, 21 Aralık 1963‘de Türklere yapılan Rum saldırılarını, BM Bilirkişi Heyeti Başkanı Ortega’nın hazırladığı ve kendi ismi ile anılan “Ortega Raporu”nu, 1964 yılında göçe zorlanan 30 bin Kıbrıslı Türkü ve onların geride bıraktıkları taşınır ve taşınmaz malları, 1974 Mutlu Barış Harekatından sonra kuzeye geçen 60 bin Kıbrıslı Türkün güneyde bıraktığı taşınmaz mallarını ve bu taşınmazların başına gelenleri unutmuşa benziyor.

Nasıl olsa bir gün bunlar dünya üzerinde geçerliliği ve yaptırımı olan bir mahkemenin önüne konacak.

Suçlamaların arasında, KKTC’nin aynen ABD’de yasadışı olarak addedilen Mafya gibi çalıştığı ve yasadışı faizlerle para borçlandırdığı da var.

Hızını alamayan bu Rum asıllı Avukat Bay Tsimpedes, KKTC’yi kara para aklama merkezi olarak da suçluyor başvuru evrakında.

Tabii ki, söylediklerinin arkasında durabilmesi ve iddialarının söz konusu Mahkemece dikkate alınması için bunları ispatlaması gerekli.

Sonuç olarak; Şimdi 1963-1974 yılları arasında soykırıma uğradığımızın evraklarını mahkemenin önüne koymak ve uğradığımız zararların Kıbrıs Rum Cumhuriyeti tarafından ödenmesini talep etmenin tam zamanı…

Herhangi bir suçları olmadan yollardan toplanarak acımasızca öldürülen Türklerin katillerinin yakalanmasını talep etmek ve hesabını sormak gerekiyor bu kişilere.

Ve de KKTC aleyhine dava açılmasının kapılarını açan, tarla diye, tarla fiyatına ipotek aldıkları toprağın üzerine yapılan evlere de -hasbelkader aynı toprağın üzerinde oldukları için- el koyarak evi yapan kişilere hiçbir bedel ödemedikleri için bu bankadan da hesap sorulması gerekiyor…

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

1 Haziran 2012

31 Mayıs 2012
KKTC Dava Edildi için yorumlar kapalı
Okunma 181
bosluk

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Pasaportu by Ata ATUN

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Pasaportu by Ata ATUN

Annan Planında yer alan “Kıbrıs Türk Devleti” deyimi ile “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” deyimi birbirinin aynısı değil.

Bazı yazarlarımız hem bu deyimleri, hem de bunların ne manaya geldiklerini bayağı karıştırmış durumda. Ağzı olan ahkam kesiyor, eli kalem tutan da yazı karalıyor. Ama doğru, ama yanlış.

Annan Planında yer alan “Kıbrıs Türk Devleti” tanımı “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”ni (United Federal Republic of Cyprus) oluşturacak olan Kıbrıs Türk Devletçiğinin adı idi. Eğer Annan Planı adada yaşayan Kıbrıs Türk ve Rum halkları tarafından 24 Nisan 2004 günü kabul edilseydi, adada adı “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” olan bir devlet kurulacaktı ve bu devleti de Federasyon çatısı altında “Kıbrıs Türk Devleti” ile “Kıbrıs Rum Devleti” oluşturacaktı. Taraflardan bir tanesi “Hayır” deyince, ne Annan Planı kaldı, ne oluşturucu devletler ne de Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti. Hepsi de tarihin tozlu sayfaları arasında yerini aldı.

Resmi gazetede yayınlandıktan sonra basına düşen “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” deyimi ile CTR kodu, 1 Haziran 2010 tarihinden itibaren dünyada kullanımına başlanan, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün belirlediği standartlarda, makinede okunabilen e-pasaportlara özel bir kod.

Buna sahteciliği önlemek, teröristlerin ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarına mani olmak ve insan kaçakçılığını engellemek için alınmış tedbirler dizisinin bir parçası da denebilir.

CTR, “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” tanımlamasının İngilizce kısa adı olup, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın, çağdaş ülke normlarına uygun yürüttüğü E-Kimlik ve E-Pasaport projeleriyle KKTC’yi dünya standartlarına ulaştırmak için proje kapsamında pasaportlarımızda kullanacağı 3 harfli ISO 3166-1 alpha-3 kodu’dur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti veya da Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınsa da, tanınmasa da artık bu kod bize aittir ve bizleri temsil etmektedir. Zaten bunu seçen de biz değiliz ICAO’nun kendisidir.

Bu 3 harfli devletsel tanımlama, ülkeleri temsil etmek için üretilmiştir ve ülke kodu olarak kabul edilmektedir. Kısa, alfabetik ve uluslararası geçerliliği olan coğrafik bir koddur. Zaten ilgili pasaport, pasaportları okumak özellikli makineye yerleştirildiği vakit, sahibi ile ilgili tüm bilgileri ekrana yansıtmaktadır. Bu bilgilerin içinde, klasik kişisel bilgiler yer alırken, pasaportu yürürlüğe koyan devletin yasalarla izin verdiği her tür bilgiyi de içerebilecektir.

Kıbrıs Türk halkı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları olarak hükümetimizin geleceğe yönelik olarak tedbir alması son derece takdir edilecek bir davranış. Gerçekte de çok akıllıca ve çağdaş.

Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü, ICAO (International Civil Aviation Organization) standartlarında ve yeni pasaportlarda da böylesi bir detaya dikkat etmek, gelecekte dünya ile kucaklaşmanın hedeflendiğinin bir göstergesi.

BM Genel Sekreteri Ban’ın “End Game” yani “Son El” tanımlamasından sonra müzakerelerin geldiği aşama, bu sefer geçmiştekilere hiç benzemiyor.

Artık görüşmelerin devam edip, etmeyeceğinden çok, nasıl ve hangi statüde devam edeceği önemli. BM, görüşmelerin nasıl devam edeceği noktasında sıkıntıda ve sürecin de 1 Temmuz’dan sonra gene eskiden olduğu gibi mevcut seviyede devam etmesi olanaksız.

Görüşmeler Cumhurbaşkanları seviyesinde devam etmeyecekse doğal olarak Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın, KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ve KKTC ile Türkiye’deki yetkililerin zaman zaman varlığına değindiği B planı işlerlik kazanmaya başlayacak demektir.

1 Temmuz’da Türkiye ile AB Dönem başkanlığı arasında bir duvar oluşurken, Kıbrıs’ta da müzakereler durmuş olacak. Zaten daha şimdiden durmuş vaziyettedir.

Teknik düzeyde görüşmelerin yapılmasının tartışılması, beraberinde yeni bir politikanın ortaya konulmasını da getirecek ki, bu da B planıdır. Buna geleceğin CTR’ı da diyebilirsiniz.

 

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

30 Mayıs 2012

29 Mayıs 2012
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için yorumlar kapalı
Okunma 577
bosluk

Hristofyas’tan İİT’na Şikayet

Hristofyas’tan İİT’na Şikayet

 

Yunanistan ve Kıbrıs Rumları Battı by Ata ATUN

Yunanistan ve Kıbrıs Rumları Battı by Ata ATUN

Rumların biz Kıbrıslı Türklerle ilgili uluslararası kurumlara, kuruluşlara, parlamentolara, komisyonlara ve en alt düzeyden en üst düzeye kadar dünyadaki tüm politikacılara yaptıkları şikayetlerin hiç sonu gelmiyor.

Gerçekten de bu davranışları artık kabak tadı verdi.

Hem bizleri her yere şikayet ediyorlar, hem de güya bizlerle, adı “Federasyon” olan ortak bir devlet kurmak için müzakereler yapıyorlar.

Aramızdaki bazı kuşlarda buna inanıyor ve “Kıbrıslı Türklerin çıkışı, dünyayla kucaklaşması kurulacak Federasyonla, Rumlarla birlikte hayata geçireceğimiz ortak devletle olacak” safsatasını savunuyor.

Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan Batı Trakya’da yaşayan kardeşlerimiz, Yunanistan sayesinde dünyayla kucaklaştı da, şimdi artık sıra bize geldi!

Hala daha, AB’ye üye Yunanistan’ın kuzeyindeki Batı Trakya bölgesinde yaşayan kardeşlerimizi Türkiye’yi ziyaret etti diye vatandaşlıktan atma çabaları var Yunanistan’da. Gitsinler de gelmesinler mantalitesi “AB’nin insan hakları ilkesi”ne rağmen yürürlükte. Otobüse binip İstanbul’a giden kişiler, geri dönüşlerinde vatandaşlıktan atıldıkları iddiası ile sınırdan içeri sokulmuyor.

Bizdeki bazı politikacılar da tüm bunları ve geçmişte yapılanları görmezlikten gelip Rum’dan medet bekliyor ve ortak bir devletin kurulacağına inanıyor, saf saf…

Zaten bu kişilerin ve bu görüşteki politikacıların başka bir sermayeleri kalmadığı için, yıllar önce bel bağladıkları ve hala daha sıkı sıkıya sarıldıkları Rumlarla kurulacak Federasyon” görüşünden bir türlü vazgeçemiyorlar.

İİT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun geçenlerde bir toplantıda dile getirdiği “Kıbrıslı Türklerin Cidde’da temsilcilik açması talebine olumlu bakıldığı” şeklindeki açıklaması üzerine harekete geçen Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanlığı ve Dış İşleri Bakanlığı, ortaklaşa bir hareketle, Başkanı Dimitris Hristofyas’ın imzasını taşıyan mektupları, İİT’da, önemli rol oynayan, Katar gibi ülke hükümetlerine ve dışişleri bakanlarına gönderme çalışması başlattı.

Pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu.

Hem Filistin topraklarını işgal eden İsrail ile ekonomik işbirliği yap, savunma, askeri tatbikat ve arama kurtarma işbirliği anlaşmaları imzala üstüne Kıbrıs’ta üs kurmak için toprak vermeyi kabul et, hem de İsrail’i baş düşmanları gören Arap ülkelerine sütten çıkmış ak kaşık gibi, Türkleri şikayet eden mektuplar gönder!

Buna zaten uluslararası diplomaside Bizans Politikası diyorlar.

Rumlarda kendilerini zaten Bizans’ın torunları addettiklerinden, iki bin sene evvelki çirkin politik ayak oyunlarını oynuyorlar hala.

Arap siyasilere ve politikacılara gönderdikleri mektuplarda “Kıbrıs’ın işgal altındaki bölümündeki oluşumu yasa dışı” olarak tanımlayan Bay Hristofias,  bu konudaki BM kararlarına da atıfta bulunuyor.

Madem bizler yasa dışıyız ne diye bizimle BM’nin kararlarına ve BM’nin 44 yılık müktesebatına göre “siyaseten eşit taraf” olarak masaya oturup,  “eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşan, iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı, iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon kurmak” için müzakereler yapıyorsun Bay Hristofyas?

Bizleri dünyadan izole etmek ve Rum boyunduruğu altına sokmak için her yola başvurduğuna, her tür insanlık dışı çirkin girişimi yaptığına, dünya ile sportif, ekonomik, akademik, sosyal, kültürel ve ticari bağlarımızı koparmak için her şeyi yaptığına, elinden gelse soluduğumuzu havayı bile kesmek için çaba gösterdiğine ve biz Kıbrıslı Türklere karşı en küçük bir sempatin ve sevgin olmadığına göre, ne diye siz Rumlarla bir ortaklık yapalım Bay Hristofyas?

Buna bir yanıtın olacak mı?

 

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

28 Mayıs 2012

27 Mayıs 2012
Hristofyas’tan İİT’na Şikayet için yorumlar kapalı
Okunma 123
bosluk

Türk Hava İhlalleri

Türk Hava İhlalleri
BM'ye Bitmeyen Rum Şikayetleri by Ata ATUN

BM'ye Bitmeyen Rum Şikayetleri by Ata ATUN

Kıbrıs Rum Hükümetinde, görevleri sadece periyodik olarak AB’ye ve BM’ye bir şekilde, hayali de olsa bahane yaratarak Türkiye’yi ve Kıbrıslı Türkleri şikayet etmek, yazılar göndermek ve protestolar iletmek olan bazı memurlar var.

Akşam yatıp düşünüyorlar yarın ne bahane bulabilirim diye, ertesi gün de düşündüklerini yürürlüğe koyup dört bir tarafa protesto yazıları gönderiyorlar.

Bunların başında Rum Yönetimi Dış İşleri Bakanı Bayan Erato K. Markulli geliyor. Bir dönem bayan Markulli’nin gönderdiği şikayet ve protesto mektuplarının kaydını tutuyordum, artık vazgeçtim. Psikolojik bir bozukluk içinde ve tıp doktorlarının “kronik” olarak tanımladığı şekli ile “kalıcı bir Türk düşmanlığı”na sahip olduğunu düşünüyorum.

Bayan Markulli o denli bir saplantı içinde ki, adanın kuzey tarafından güneye doğru bir kuş uçarak sınırları geçse dahi hemen “Türkler serçeleri terbiye ederek güneye gönderip bizi taciz ediyor” içerikli bir mektup gönderir BM’ye ve AB üyesi ülkelere.

İngiliz Üsler bölgesinde sınırı birkaç yüz metre geçip, garavolli (salyangoz) toplayan iki tane yaşlı Rum kadının ellerinden, topladıkları garavollilerin alınıp imha edildiğini ve bu yaşlı kadınlara da ceza kesildiğini unutmak mümkün değil. Rumların, adanın kuzeyine bakışları adeta nefret dolu. Ve bu duygularını da yetişen genç kuşaklara en derinden iz bırakacak şekilde de aktarmayı ihmal etmiyorlar.

Birleşmiş Milletler son 48 yıldır adada yaşayan Kıbrıslı Türklerle Rumları birleştirip, ortak bir devlet altında birlikte yaşamaları için elden gelen çabayı gösteriyor ama kafalarına Türk düşmanlığı çivilerle çakılmış Rum adadaşlarımızla nasıl barış içinde birlikte yaşayacağız hiç anlamıyorum.

Akıllarında hep bizlere kötülük yapmak, dünyadan soyutlayarak, kendi buyrukları altına yaşamaya zorlamak var.

Yurt dışında hangi konferansa katılsam, arkamdan bir daha beni davet etmemeleri için yazılar gönderirler gittiğim üniversiteye veya kuruluşa.

Fuarlara Türk şirketlerinin katılmasını önlemeye çalışırlar, bilimsel kuruluşlardan dışlanmamız için elden geleni yaparlar, AB Komisyonlarının her toplantısında da çıkacak karara muhakkak aleyhimize olacak bir madde koydururlar.

Düşmanlıklarının ve aleyhimize çalışmalarının ne bir sonu var ne de arkasının kesileceği.

Türk uçaklarının Kıbrıs hava sahasını ihlal ettiği komedisi ise her ay birkaç kez yaşanmakta.

Her ay muhakkak Güney Kıbrıs’ın Birleşmiş Milletler’deki daimi temsilcisi, sözde büyükelçi Nikolaos Emiliu’nun, Rum hükümetinin “Kıbrıs’ın ulusal hava sahasındaki sözde Türk ihlalleriyle ilgili şikâyetlerini” BM Genel Sekreteri Bar Ki-Moon’a resmi bir yazı ile iletir.

Bu komedi devamlı oynanır BM koridorlarında ve ofislerinde.

Zaten maksat hayali de olsa Türk ihlallerini bir şekilde dile getirip ortalığı bulandırmaktır.

İsrail uçakları, İsrail’deki üslerinden havalanır, Kıbrıs Rum münhasır ekonomik bölgesi üzerinden uçar, kimseler görmez ve duymaz. Sonra Kıbrıs Rum hava sahası içine girer, Türklere şahin olan Rumlar, İsrail uçaklarını gene fark etmez ve görmez. Arkasından İsrail uçakları Limasol’un ve Lefkoşa’nın üzerinden geçerler, Kıbrıs’ın ulusal hava sahasındaki sözde hava ihlalleriyle ilgili şikâyetlerini” her ay düzenli olarak BM Genel Sekreteri Bar Ki-Moon’a resmi bir yazı ile ileten sözde büyükelçi Nikolaos Emiliu’nun bu sefer sesi kısılır ve gözleri görmez olur. Bu nedenle de hiçbir yere şikâyette bulunamaz. Sonra da İsrail uçakları Kıbrıs Türk hava sınırlarını aşınca kendilerine uyarı yapılır ve Türk jetleri hemen izinsiz olarak hava sahamıza giren İsrail jet uçağını dışarı atmak için havalanır. İsrail uçağı bölgeyi terk eder.

Çok merak ediyorum gerçekten de, her seferinde Türk uçaklarının sınırı ihlal ettiğini gören Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail’in bir keşif veya savaş uçağının bu hava ihlalini fark etti mi?

Fark ettiyse, bu konuda bilgisayarında sadece tarihini değiştirmekle yetindiği bir protesto mesajını şablon olarak kaydeden ve her ay otomatikman bu şablonun tarihini değiştirerek BM Genel Sekterine gönderen söze Kıbrıs Rum Büyükelçisi bay Emiliu, bu sefer BM Genel Sekreterine İsrail uçaklarının hava ihlali ile ilgili bir protesto mesajı gönderdi mi?

Göndermediğini biliyorum ama gene de bir ümidim var “gönderdim” diye beni yanıtlayacağına dair…

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

25 Mayıs 2012

24 Mayıs 2012
Türk Hava İhlalleri için yorumlar kapalı
Okunma 104
bosluk

İsrail Üssü ve Oyunun Kuralı

İsrail Üssü ve Oyunun Kuralı

 

"Hedefe Giden Her Yol Mübahtır" N. Machiavelli by Ata ATUN

"Hedefe Giden Her Yol Mübahtır" N. Machiavelli by Ata ATUN

İsrail hükümetinin, Kıbrıs Rum Yönetiminden Doğalgaz Sıvılaştırma Tesisi adı altında açıkça üs istediği konusu ile ilgili yazdığım yazıya oldukça çok yorum aldım.

Elbette ki herkesin görüşü kendisine.

Tüm yorumları dikkatle okudum ve değerlendirdim.

Bazılarından bilgiler aldım ve ipuçları edindim, olaya ve geleceğe yönelik.

Bazılarını da doğrudan çöpe attım. Özellikle yazılanları değil de yazara sövmeyi ve yazarı aşağılamayı marifet sayanlardan gelenleri… Onlara tavsiyem, konuyu çok iyi bildiklerine inanıyorlarsa, ellerine kalemi alıp yazılarını yazsın ve bir gazeteye veya internet sitesine göndersinler. O vakit göreceklerdir; Sürekli okunabilir yazı yazmak ne demektir, kaç kişi okumaktadır ve yazıların arkasını getirebilmek için ne gibi, ne boyutta bilgiye sahip olmak gerekmektedir…

Yazı yazmak için bilgi dağarcığınızın ağzına kadar dolu olması gerekiyor.

Dağarcığınız dolu değilse veya kulaktan duyduklarınızla yazarcılık oynuyorsanız, üç beş yazıdan sonra tıkanır, okunabilir hiçbir şey üretemezsiniz.

İşleyeceğiniz konuyu en ince ayrıntısına kadar bilmenin yanı sıra, başkalarının yazdıklarını anlayabilmek için “oyunun kuralını” da bilmeniz şart.

***

İsrail’in Kıbrıs adasından toprak istemesi 19. Asrın son yarısına kadar gidiyor. Yeni bir olay değil yani. Osmanlı Padişahı Abdülhamid’in Yahudilerin Kıbrıs adasını satın almak isteklerine “Kanla, şehit pahasına aldım, aynı pahaya satarım” yanıtı üzerine çatışmaya girmeyi göze alamadıkları için vazgeçmişler ama İngilizler adayı kiralayınca da bu sefer hemen İngilizlerin kapısını çalmışlardır.

Kolonizasyon için ilk girişim 1883 yılında Baf’ın Orides mevkiinde başlamış, Limasol’da toprakları alınarak içinde Sinagog’u ve Yahudi okulu da olan bir kasaba kurulmuş, 1897’de de Margo çiftliği hayata geçirilmiştir. Tüm bu yerleşimler Londra Ahawat Zion kuruluşu ve Yahudi Koloni Kurmak Kurumu tarafından organize ve finanse edilmiştir.

Filistin topraklarında 1948’de ilan ettikleri İsrail devletinin, gelecekte bir gün kaybedecekleri bir savaş nedeni ile haritadan silineceğini bilen Yahudi Devleti kendilerine her zaman, adına “vatan” diyecekleri yedek bir yer arayışı içinde olmuşlardır. 1969-74 yılları arasında Başbakanlık yapan Golda Meir’in bu konuda çok çarpıcı bir açıklaması vardır.

Bu toprak parçası Arap halklarının yaşadığı topraklarda ve Türkiye’de olamayacağından, Kıbrıs adası olarak belirlenmiştir, daha o günlerde.

2012 yılında girişim yapmak için ortam uygun hale gelmiş ve hedef gerçekleştirilmek üzere sahneye konmuştur.

Rum tarafı ile doğalgaz araması ve çıkarması adı altında çok derin bir yakınlaşma sağlanmış, Rumların ezeli düşmanı Türkiye’ye karşı her tür işbirliği anlaşması imzalanmış ve yürürlüğe konmuştur, Makiavelli’nin “Hedefe giden her yol mubahtır” kuralı uyarınca.

Rum tarafı ve anavatanı Yunanistan, ekonomik olarak iyice batağa saplanmış durumdadır. Tam zamanıdır ve bunlara paranın ucunu gösterip her tür tavizi koparmak mümkündür artık. Yıllardır beklenen an gelmiştir.

Oyun kuralına göre oynanmalıdır!

Konuyu ortaya atarsın, tepkileri ölçersin ve herkesin hazmetmesini beklersin.

Tepkiler azalınca konuyu tekrar biraz daha farklı bir versiyonda gene ortaya atarsın.

Bu sefer tepkiler azalmışsa ve büyük aktörlerden itirazlar gelmiyorsa, görüşmeleri resmi olarak başlatırsın.

Şimdi, birinci adım atılmış ve konu basına sızdırılmıştır.

İsrail’in toprak talebi yüzde yüz gerçektir ve konuşulmuştur. Ağzını tutamayan bir bürokrat bunu aylar sonra basına sızdırmıştır. Gerekirse bu bürokrat cezalandırılır.

Şimdi başta Türkiye olmak üzere BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, Kıbrıslı Türk ve Rumların gösterecekleri tepki beklenecektir, perde arkasında da tüm BM GK üyeleri yoklanıp bilgilendirilecektir.

Gerekirse AB içinde kulis yapılacak ve Rum tarafına biraz daha havuç verilerek “Evet” demeleri sağlanacaktır.

İsrail uçaklarının Kıbrıs Türk hava sahasını ihlali ise bir tesadüf değildir. Bir ülkenin hava savunma gücünü ölçmenin en kolay yolu yanlışlıkla hava sahasına girmektir.

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

23 Mayıs 2012

22 Mayıs 2012
İsrail Üssü ve Oyunun Kuralı için yorumlar kapalı
Okunma 208
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar