İslam Müzesine Hiç Gittiniz mi

İslam Müzesine Hiç Gittiniz mi
Museum of the History of Science and Technology in Islam by Ata ATUN

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi by Ata ATUN

Hiç te bir dinin müzesi mi olur dediğinizi duyar gibiyim.

Çok haklısınız.

Bu muhteşem müzenin adı yazı başlığıma sığamayacak denli görkemli ve uzun olduğundan, başlık olarak kullanabilmek amacı ile bu şekle ben kısalttım.

Gerçekte bu müze İslam dininin müzesi değil, İslam Alimlerinin yapıtlarını içeren bir müze ve tam adı da “İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi”.

İstanbul’da, Gülhane Parkında.

İstanbul benim için dünyanın başkenti.

Tarih dolu.

İnsanlığın en önemli olaylarının birçoğu İstanbul’da yaşanmış.

Müzelerinde, hiçbir ülkede ve hiçbir ülkenin tarihinde bulunmayan insan yaşamının kesitleri ve görkemi bulunmakta.

Bana göre İstanbul’da, Taksim ile Laleli arasındaki bölge tarihle dopdolu.

Özellikle de benim için Haliç ile Sultanahmet arasındaki bölge çok mistik ve sihirlidir. Asırların tarihini barındırır içinde.

Ne vakit bu bölgeye gitsem, mutluluktan çılgına dönerim. Asırların oluşturduğu tarihi içime sindirmek için etrafıma bakmaktan, boynuma sızılar girmeye başlar ve tam bir tarih sarhoşu olurum orada, adeta kendimi kaybederim.

İstanbul’un bu sihirli bölgesini iyi bildiğimi sanırım ama her gidişimde de, bilmediğim yeni bir tarih hazinesinin yerini keşfederim.

Son gidişimde Sultanahmet camisinden iniş aşağı Sirkeci’ye doğru etrafa bakınarak, neredeyse tüm güzelliği içime çekmeye çalışarak yürürken,  birkaç yüz metre sonra ana yol üzerinde ferforje demirden giriş kapısı olan kemerli bir giriş çıktı önüme. Daha evvel hiç girmemiştim o kapıdan içeriye.

Tereddüt etmeden geçtim kemerin altından ve kendimi muhteşem bir parkın içinde buldum. Muhteşem kelimesi o parkı tarif etmeye az gelir gerçekte.

Bildiğiniz bir cennet parçası, tam da İstanbul’un göbeğinde. Etraf yemyeşil, bakımlı ve mis kokulu. Yüzyılların mirası ağaçların yanında minareler, cüce kalır herhalde. Her tarafta şahane bir bahçe düzenlemesi yapılmış ve bakımlı yürüyüş yolları bulunmakta. Yürümek te bir zevk, oturup etrafı seyretmekte. Niye bu şehirde yaşamıyorum diye hayıflanmadım desem yalan olur. Yeryüzündeki bu cennet parçasının adı “Gülhane Parkı”. Abartısız, tam bir cennet.

Birkaç yüz metre mutluluk sarhoşu bir şekilde yürüdükten sonra sol tarafımızda, aniden önünde kocaman bir yer küresi inşa edilmiş bir bina belirdi. Binanın üzerinde de “İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi” yazıyordu. Bilim ve Teknoloji Müzesi olurda içine mi girilmez. Hemen ve derhal oraya doğruldum. Giriş kapısının önünde neredeyse çapı 120 cm olan bir yer küresi durmaktaydı. Kürenin üzerindeki dünya haritasını 9. Yüzyılda Abbasi Halifesi al-Ma’mün kendi bilginlerine yaptırmış. Avrupalı daha kıblesinin ne taraf olduğunu bilmezken, İslam alimleri dünya haritası çizmişler, üstelik bu günkünden çokta farklı değil.

Müzenin içinde gördüklerime ise inanamadım.

Muhteşem bir bilim tarihi sergileniyor müzenin içinde, İslam alimlerinin buluşlarını ve uygulamalarını içeren.

Avrupalı karanlıkla mücadele ederken, engizisyon mahkemeleri sorgusuz sualsiz insanları asarken ve de yakarken, İslam alimleri tıbbi ameliyatlarında onlarca çeşit, kendi icat ettikleri aletleri kullanıyorlarmış. Onuncu yüzyılda kendi çizdikleri ve yarattıkları aletlerle katarak ameliyatı dahi yapıyorlarmış.

Astronomide ise zirveye ulaşmışlar daha Onuncu yüzyıl başlamadan. Matematiğin kitabını yazmışlar gerçekten. Belli ki Avrupalı bilginler, matematiği İslam aleminden öğrendikten sonra İslam kökenli astronomiyi anlamaya başlamışlar ve geliştirebilmişler.

Bence en büyük buluş “sıfır” sayısı olmalı. Bu gün yoğun olarak günlük hayatta kullandığımız 10 temelli sayı sisteminin kolay kullanılırlığının kökeninde “Sıfır” sayısı yatmakta. Romen sayı sisteminde “sıfır” yok ve Romen sayılarını alt alta koyup toplayamazsınız veya çarpamazsınız. Romen sayıları ile matematiğin temelini oluşturan 4 işlemi yapmak olanaksızdır. Ama Arap sayıları ile “evet”.

Petrol’ün yanıcı gücü ile çalışan roketler, dahiyane planlanmış saatler, astronomi aletleri, tıbbi aletler, değirmenler ve benzeri asırlar öncesi yapılan bu buluşları görmek istiyorsanız, Gülhane parkındaki bu müzeye gidin derim. Geçmişin görkemi ve dünya liderliği orada sizi bekliyor, İslam dininin Yüceliği ile birlikte.

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

23 Temmuz 2012

22 Temmuz 2012
İslam Müzesine Hiç Gittiniz mi için yorumlar kapalı
Okunma 197
bosluk

İme Makarios

İme Makarios

 

Nikos Sampson 16 Temmuz 1974- Kıbrıs Helen Cumhuriyetini Açıklarken by Ata Atun

Nikos Sampson 16 Temmuz 1974- Kıbrıs Helen Cumhuriyetini Açıklarken by Ata Atun

Bu benim hiç unutmayacağım ve hayatımda bir dönüm noktasını oluşturan cümlelerden bir tanesi.

Rumca “Ben Makarios’um” manasında olan bu cümle Makarios tarafından canhıraş bir şekilde radyoda söylenmişti.

Makarios, 15 Temmuz Pazartesi günü Yunanistan’daki Albaylar Cuntasının Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği darbede, sarayına saldıran Rum Milli Muhafız Ordusu askerlerinden canını zor kurtarıp gizli dehlizlerden kaçarak sarayın dışına çıkabilmiş ve tanınmamak için cüppesini de çıkaran Papaz yanındakilerin temin ettiği bir araçla dağ yollarından ve patikalardan geçerek adanın en batı tarafında yer alan Baf şehrine ulaşabilmişti.

Bu gün birkaç saat içinde yapılabilecek bir yolculuk, darbe günü neredeyse 24 saat almıştı. Makarios, 16 Temmuz 1974 Salı günü sabahı Baf’a ulaşır ulaşmaz Trodos dağlarının tepesindeki Çikkos Manastırına bağlı olduğu söylenen bir kilise radyo’sundan Rum halkına seslenmiş ve bu konuşmasına “Ben Makarios’um, ben hayattayım, Cumhurbaşkanınız benim” cümlesi ile başlamıştı.

Sesindeki titremeyi, şoku ve heyecanı unutmam mümkün değildi, unutamadım. Ses tonu ve içindeki heyecan ile yılgınlık hala daha kulaklarımda.

Bir şaşkınlık, bir hayret vardı ses tonunda.

1660 yılında Osmanlı Padişahı “IV. Mehmet” tarafından Kıbrıslı Rumların sözcüsü olan “Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu”na “Dini ve Ulusal Lider” manasındaki “Etnarh” payesi verilmiş ve Babı-Ali’ye yani Padişah veya Sadrazam/Vezir-i Azam (bu günkü Başbakan) huzuruna çıkabilme hakkı tanınmıştı.

Rum Ortodoks Kilisesi, Ortodoks dünyasının “Vatikan”ı sayılan “Fener Patrikliğine” bağlı olmayıp, Bizans İmparatoru tarafından kendisine verilen “Otosefal” (bir yere bağlı olmayan) statüsüne sahip olduğundan, Kıbrıslı Rumlarca kendi Etnarh’ları, adeta Katoliklerin “Papa”sı seviyesinde saygı görmektedir.

Makarios son Etnarh’tı yani son “Dini ve Ulusal Lider” payesinin tek bir insanda toplandığı kişiydi. Demokratik ve Laik bir yapılanmada bu payelerin bir kişide toplanması olanaksız olduğundan Makarios kendisine karşı darbe yapılabileceğini hiç aklına getirmemiş, bu nedenle de darbe yapılmış olmasına da hiç inanamamıştı.

Makarios’un bu cümlesine ilaveten aynı döneme ait buna benzer bir cümle daha var aklımda ve hafızamda. Beni irkilten ve ürküten.

Bu cümleyi de sivil İngilizleri, kadınları ve çocukları arkalarından vuracak denli acımasız ve korkak bir katil olan EOKA’cı Nikos Sampson söylemişti darbe günü televizyon ekranlarında. “1960 Kıbrıs Cumhuriyetini tarihe gömdük ve KIBRIS HELEN CUMHURİYETİ’ni kurduk. Enosis ilan ediyorum” demişti Sampson. Yani Kıbrıs adasında yeni bir devletin kurulduğunu ve adanın Yunanistan’a bağlandığını ilan etmişti dünyaya.

O sözler Kıbrıs konusunun kırılma noktasıydı ve Kıbrıslı Türklerin kaderinin yönü bu açıklamayla değişmişti.

Kıbrıs Türkü karanlıktan aydınlığa yönelmişti o gün, o saat…

Bu sözler bir dönüm noktasıydı. Bence 20 Temmuz Mutlu Barış Harekatı’nın yapılması kararı, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yöneticileri olan Başbakan rahmetli Bülent Ecevit, Başbakan yardımcısı rahmetli Necmettin Erbakan ve Genel Kurmay Başkanı rahmetli Orgeneral Semih Sancar tarafından bu açıklamadan sonra yapılan acil toplantıda alındı veya alınması kararlaştırıldı.

Barış Harekatı yapılmasaydı, Kıbrıs Helen Cumhuriyeti ve bu Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı ile Bakanlarının oy birliği ile aldığı Enosis kararı kalıcılaşacak, ada Yunanistan’a bağlanacak, bizlerde toplu halde toprağın altına gönderilecektik.

Aklımda yer etmiş olan ve unutmadığım üçüncü ve son cümleyi de Rahmetli Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş söylemişti 20 Temmuz 1974 Cumartesi sabahı. Mücahittim ve tepeden tırnağa silahlı mevzideydim. Kulağım radyodaydı.

Bayrak radyosundan Rauf beyin “Türk Silahlı Kuvvetleri şu dakikadan itibaren Adanın çeşitli yerlerine çıkmaya ve inmeye başlamıştır…” cümlesi ile başlayan konuşmasını duyunca, (http://www.brt.gov.nc.tr/haberler/haber/sagmenu/kibris/1harekat.htm) sevinçten deli olmuş, “Nihayet 100 yıllık hasret bitti, Türk askeri bizimle” diyerek ağlamaya başlamıştım.

20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı şehitlerine rahmet dilerken, harekatın gazilerine, kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Anavatanım Türkiye’ye şükranlarımı sunuyorum.

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

20 Temmuz 2012

 

 

 

 

19 Temmuz 2012
İme Makarios için yorumlar kapalı
Okunma 231
bosluk

Dolandırıcı Rum Hükümeti

Dolandırıcı Rum Hükümeti
The Pirate Government of Cyprus by Ata ATUN

Dolandırıcı Rum Hükümeti by Ata ATUN

1 Temmuz-31 Aralık tarihleri içinde AB Dönem Başkanlığı yapacak Kıbrıs Rum Hükümeti, hem batak, hem de tüm resmi kuruluşları ile birlikte yasal dolandırıcı.

Dolandırmanın yasalı olmaz ama güney Kıbrıs’ta hem devlet, hem de devletin yönettiği resmi kuruluşlar, bankalar da dahil olmak üzere “Yasal Dolandırıcı” olarak adlandırılabilir.

Bunu ne ben söylüyorum, ne ben uydurdum.

Kıbrıs Rum tarafındaki ana muhalefet partisi DİSY’nin Lefkoşa Milletvekili Averof Neofitu yapıyor bu ithamları.

Neofitu “Ödemelerin durduğu bir realitedir. Tek istisna, maaşlar ve emekliliklerdir. Hükümet edenler, son zamanlarda, maaş ve emekli maaşlarını ödemek ve böylece en azından ödemelerde ödeme zorluğu olmadığı imajını canlı tutmak için diğer bütün ödemeleri yapmamak için canla başla çaba harcıyor ve hayali ödememe gerekçeleri yaratıyor” diyerek konuyu halkın ve AB’nin bilgisine getirdi.

En çok satan gazetelerden bir tanesi olan Alithia da, dünkü sayısında Hristofyas hükümetini “Ödemiyorum devleti” manşeti ile yerden yere vurdu.

Bu yerlerde sürünen devletin AB dönem Başkanlığını yapıyor olması da, Avrupa Birliğinin bir başka yüz karası. Halkını dolandırmak için her yolu deneyen bir devleti almış “Dönem Başkanı” yapmış!

Yunan ekonomisinin iflas noktasına gelmesiyle zor duruma düşen Rum bankaları, sermayelerini yeniden yapılandırmak için Kıbrıs Rum halkına, vadesi olmayan, karşılığı da bulunmayan yüzde 7 faizli menkul kıymet satmaları ise bir başka yasal dolandırıcılık. Rum Bankaları tarafından daha çok küçük yatırımcıyı, bilinçli bir şekilde kandırarak ellerindeki parayı almak amacı ile satılan menkul kıymetlerin aslında “kıymeti” yok ve yatırılan paranın geri alınması da neredeyse olanaksız. Bu şekilde dolandırılan 3 bin aile var Rum tarafında.

Kıbrıs Bankası”nın senetlerine 600 milyon, “Laiki Bank”ın yani Kıbrıs Rum Halk Bankası’nın senetlerine de 800 milyon Euro yatırım yapıldı ve yatırım yapanların yüzde 75’ini de özel yatırımcılar, yani kuruş kuruş yaşam boyu paralarını biriktiren orta direk.

Rum tarafında yayınlanan Simerini gazetesi de olayı “Aldatılmışların Sarsıcı Açıklamaları” manşeti ile okurlarına duyurdu.

Rum Meclisi bu konuda bir komite kurdu. Komitenin yaptığı çalışmadan sonraki bulgusu “Bankaların küçük yatırımcıya sattığı menkul kıymetlerinin aslında kıymetsiz olduğu ve yatırılan paranın geri alınmasının zor olduğu” şeklinde oldu.

Komite bulgusunun kibarcası “Kıbrıs Bankası” ve “Laiki Bank” temsilcileri halka değersiz senet satmış şeklinde tanımladı ama bunun doğrusu “Rum bankaları Rum halkını bile bile dolandırdı”dır.

Bu tür kağıt veya kibar adı ile hisse sahipleri olan Rumlar son gelişmeden sonra daha çok zarara uğrama tehlikesi altındalar. Rum ekonomisini devralan Troyka, yani üçlü ekonomi yönetimi, bu senetlerin veya kağıtların tümünün tıraşlanması konusunda baskı yapıyor. Kısaca senet sahiplerine “bu sıcak yaz günü elinizdeki kağıtları sıkın ve suyunu için” demek istiyor. Ne yatırdıkları paraları geri alabilecekler ne de vaat edilen yüksek faizleri. Hepsi gitti.

Türkiye Cumhuriyeti bu uyduruk devleti takmıyor ve muhatap olarak da kabul etmiyor.

Rum Yönetimi de içerde yaptığı ve göz yumduğu dolandırıcılığı kimsenin bilmediğini sanıp, birde utanmadan Türkiye’nin, AB Dönem Başkanlığı karşısındaki tutumuna yönelik, katı tavsiyelerde bulunulması gerektiğini, AB’deki ortaklarına ve AB kurumlarına iletti.

Ancak ilettiğiyle kaldı çünkü hiçbir AB üyesi devlet AB’yi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına olumlu bakmıyor.

Türkiye’nin, Kıbrıs Rum Yönetimi mührü taşıyan hiçbir kararı kabul etmeyeceğini belirtmesine karşın, AB’nin çok sayıdaki ortak devleti de Türkiye’nin bu kararına ilişkin katı olmak ve Türkiye’ye karşı tavırlarını değiştirme niyetinde olmadıklarını ortaya koyarak, bir şekilde Türkiye’nin bu onurlu kararının arkasında durmayı tercih ettiler.

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, kendisi tarafından yürütülen AB Dönem Başkanlığı’nın, Ankara tarafından tanınmadığını gündeme getirerek Ankara ile olan temasların dondurulmasını istemesi ise hiç destek görmedi ve zemin de bulmadı.

Son yıllarda AB-Türkiye dengesinin, Türkiye lehine (Rumlara göre dramatik bir şekilde) değiştiğin en somut göstergesi işte Rumların bu talebi oldu. Belli ki kimse Rumları takmıyor artık.

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

18 Temmuz 2012

17 Temmuz 2012
Dolandırıcı Rum Hükümeti için yorumlar kapalı
Okunma 94
bosluk

Sendikalar, Halkımız ve Atalay

Sendikalar, Halkımız ve Atalay

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs’tan sorumlu Bakan Beşir Atalay’ın, ”Kırıkkale Güçbirliği İşadamları Buluşmaları” çerçevesinde gerçekleştirilen ”Kırıkkale Yatırım Avantajları” tanıtımında Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik yapısı hakkında bilgi verirken KKTC’de yapılan yatırımlardan ve yüzeysel olarak da sendikalardan bahsetmesine sendikacılarımızın niye kızdığını çokta anlamış değilim.

Sayın Beşir Atalay’ın sözlerini okudum. Gerçekte sendikalar aleyhinde hiçbir şey söylememiş, hiçbir gerçeğe değinmemiş, sadece yüzeysel olarak KKTC’deki sendikal faaliyetlerden bahsetmiş konuşmasında.

KKTC halkından direkt olarak aldığı bilgilere üstü örtülü olarak değinmiş.

Ona rağmen böylesi bir tepki gösterilmesine şaşırdığımı söylemeliyim.

Sendikalarımız, Sayın Beşir Atalay’ın bu sözlerinden gocunacaklarına, kendi çevrelerinin dışına çıkıp, halkla görüşüp, KKTC halkının KKTC’deki sendikalar ile ilgili görüş ve düşüncelerini almalı, icraat politikalarını buna göre tekrar gözden geçirmeliler.

Çevresi çok geniş olan, yıllardır ayırımsız olarak her kesimden insanla görüşen ve sokakta çok dolaşarak halkın düşüncelerini güncel olarak alabilen bir kişi olarak son yıllarda vatandaşlarımızdan aldığım bilgiler Sendikalar açısından pek de hayrın değil.

Sokaktaki vatandaş sendikalardan çok şikayetçi.

Sendikaların, yasaların arkasına sığınarak, haksız kazanımlar elde etmek için uğraş verdikleri ve vatandaşa eziyet ederek güç sağlama peşinde oldukları düşüncesine inanıyor insanlar.

Sayın sendika yöneticileri; Lütfen sizde sokağa çıkın, halkın yoğun olarak bulunduğu Açık Pazar, Cuma Pazarı veya Arasta gibi yerlere gidin ve sizi tanımayan kişilere, ayırım yapmadan, kimlik gözetmeden ve kim olduğunuzu söylemeden sendikal faaliyetler hakkında sorular sorup sendikalar hakkında halkımızın ne düşündüğünü öğrenmeye çalışın.

Size şimdiden söyleyebilirim ki düş kırıklığına uğrayacaksınız.

Halkın “Sessiz Çoğunluk” denilen büyük bir kısmının, sendikaları, sendikal hakları ve sendikaların her akıllarına her estiğinde yaptıkları grevleri pek desteklemediğini üzüntü ile öğreneceksiniz.

Vatandaşlarımız, özellikle de halkın tümünü hedef alarak kendilerine eziyet edilerek yapılan grevleri benimsemiyor ve mağdur edilmesinden dolayı öfke duyuyor. Belli ki halk bıkmış usanmış artık sendikaların fütursuzca ve her aklına estiğinde grev yapmasından.

Kiminle konuştuysam, biraz derinlere inince, grev yüzünden elektriksiz kaldıkları günlerden büyük bir infial içinde bahsetmeye başlıyor.

İlginç öneriler de yapılıyor bu karşılıklı görüşmelerde.

“Sendikacılar grev yapmadan evvel, sıradan vatandaşlardan kurulacak bir komisyon ile görüşsün ve onların desteğini alınca grev yapsın” dedi biri. Çok mantıklı bir öneri. Niye olmasın diye de düşünmedim değil.

Bence sendikacı arkadaşlar, sırça köşklerinden ve kendi çevrelerinden dışarı çıkıp halkın nabzını tutmalı. Sıradan vatandaşın sendikalar hakkında ne düşündüğünü öğrenmeli. Bunun için kamuoyu yoklamaları yapan saygın şirketlerimizden hizmet almaları da bir başka yöntem olabilir.

Bunun yanında sendikaların uygulamalarını değiştirme zamanının geldiği de açık. Böyle gelmiş ama böyle gitmemeli diyor halkımız. Bu izlenim ve düşünceyi sendika yöneticileri dikkate almalı.

Ve artık şunu da kabul etmeliler ki, artık halk, devletin aldığı ekonomik tedbirleri benimsediği gibi birçok noktada daha değişiklik talep ediyor. Değişen ekonomik ve sosyal koşullar karşısında mevcut düzenin yetersiz kaldığını düşünen vatandaşlar özellikle kamu reformunun gerçekleştirilmesini, sendikalar yasasının çağımıza ve KKTC gerçeklerine göre yeniden düzenlenmesini istiyor.

“Elçiye zeval olmaz” derler. Ben sadece kamuya açık yerlerde insanımızdan duyduklarımı ve sendikalar konusunda edindiğim izlenimleri anlatıyorum…

 

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

16 Temmuz 2012

17 Temmuz 2012
Sendikalar, Halkımız ve Atalay için yorumlar kapalı
Okunma 59
bosluk

KIBRIS TÜRK SİYASİ GÜNDEMİNE Prof. Dr. ATA ATUN’dan 10. KİTAP…

KIBRIS TÜRK SİYASİ GÜNDEMİNE Prof. Dr. ATA ATUN’dan 10. KİTAP…

 

Academic Observations on Cyprus's Politics by Ata ATUN

Kıbrıs Siyasetine Akademik Bakış Cilt 10 by Ata ATUN

KIBRIS TÜRK SİYASİ GÜNDEMİNE

Prof. Dr. ATA ATUN’dan

10. KİTAP…

 

Prof. Dr. Ata Atun’un akademik bakış, siyasi öngörü, yorum ve çözümlemeleri yanında, her biri, Kıbrıs Türk siyasi günlüğü için bir ‘vakanüvis’ duyarlılığında ele alınan gazete köşe yazılarının 10’ncu cildi, hafta içerisinde yayınlandı.

 

Prof. Dr. Ata Atun; ilk kez 2001 yılında yazmaya başladığı ve günümüze ulaşan on yıllık süreç içerisindeki yazılarıyla yalnızca ülkemizde ve Türkiye’de yayımlanan çeşitli gazete ve dergilerde değil, seçkin haber ve makaleleri uluslararası abonelere Türkçe ve İngilizce paylaşan elektronik gazeteler ağında da yer alarak geniş bir okur kitlesiyle buluşmaktadır.

 

Kuşkusuz; Kıbrıs Türk siyasi tarihi adına her gün çok çeşitli gazetelerimizde yer alan köşe yazıları ve makaleler, gelecek yılların tarihçileri, yazarları ve araştırmacıları adına önemli kaynak bilgileri oluşturan değerlere sahiptir. Bu gerçekten hareketle, Prof. Dr. Ata Atun’un Ocak 2011 – Aralık 2011 tarihleri arasında yayımladığı 159 yazısından oluşan ‘‘Kıbrıs Siyasetine Akademik Bakış – Politik Yazılar ve Öngörüler’’ başlıklı dizi kitaplarının 10’ncu cildi de, ilk 9 ciltte olduğu gibi yine, Kıbrıs Türk siyasi tarihimizin güncelliğini ve buna bağlı olarak yazınsal arşivlerimizin zenginliğini bugünden yarına taşıyacak güçlü bir kaynak olarak, dikkat çekmektedir.

 

16 Temmuz 2012
KIBRIS TÜRK SİYASİ GÜNDEMİNE Prof. Dr. ATA ATUN’dan 10. KİTAP… için yorumlar kapalı
Okunma 147
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar