Üniversite Sektörü Tehlikede mi?

Üniversite Sektörü Tehlikede mi?
Turkish Republic of Northern Cyprus Universities by Ata ATUN

KKTC Üniversite Sektörü Tehlikede mi? by Ata ATUN

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, ekonomiye hayat veren iki önemli sektör, Turizm ve Yüksek Öğrenim, yani halk dili ile “Üniversiteler” sektörü.

Eğitim sektörü yıllar içinde diğer işkollarına kıyasla yerleşip kökleştikçe büyük bir istihdam kapısı açtı ülkeye.  Günümüzde bu sektörün ulusal gelire direkt ve endirekt olarak yaptığı katkı çok fazla ve bence birinci sırada.

 

Kıbrıs Rum tarafı bunu başaramadı. Güney’in 7 üniversitesi, 14 tane de Yüksek Öğrenim Kurumu var. Bu 7 üniversitenin 4 tanesi devlet üniversitesi, 3’ü de özel olmasına rağmen Helen milliyetçilikleri ağır bastığından bir türlü dünyaya açılamadılar. Tanınan, AB üyesi bir devlet olmalarına, nüfuslarının bizim 3 katımızdan da fazla olmasına ve de Bologna sürecine dahil olmalarına rağmen, eğitim dili Rumca – Yunanca olduğundan yerlisi ve yabancısı ile toplam öğrenci sayıları 30 binin altında.

 

O denli şövenist, o denli Helen Milliyetçisi duygu ve düşüncelere sahipler ki, eğitim dili Rumca mı olsun, İngilizce mi olsun diye tam on sene tartıştıktan sonra en sonunda Rumcada karar kıldılar.

İyi mi oldu kötü mü bunu zaman gösterecek ancak dünya dilinde eğitim yapmazlarsa, ne yeterli kitap bulabilecekler, ne bilimsel makale ne de yabancı öğrenci…

Bu kendilerinin bileceği bir iş olsa da AB standartlarında kalite kuramayıp güvence sağlayamamalarından dolayı tam üyelikten çıkarılmaları ve aday üyeliğe düşürülmeleri de Rumlar adına utanç verici bir gerçek.   

 

Bologna süreci içine girebilmek için Avrupa Kültür Konvansiyonu’nu imzalamak gerekiyor. Biz Kıbrıslı Türkler AB tarafından tanınan bir devlet olmadığımızdan bu konvansiyonu imzalayamadığımız için Bologna Bakanlar Toplantısı’na katılamıyoruz.

Ancak en üst seviyedeki bu toplantılara katılamasak da Bolonya sürecine yön veren Avrupa Yüksek Öğrenim Kalite Güvence Ajansı’na ve de AB Kalite Büvence Ajansları Birliği’ne tam üyeyiz.

 

Tarafsız olarak KKTC’de “Üniversiteler sektörü”nün istastiki verilerine bakılırsa, bir takım kişilerin “Kontenjanlar doldurulamadı, Boş kaldı” gibi lafları sadece içte siyasi kazanım elde etmek için kuru kuruya söylediklerini görüyoruz. Kendileri kişisel kazanım elde etsin diye acımasızca direkt ve endirekt on binlerce insanımızın yaşam ve geçim kapısı olan üniversitelerimizi kötülemekten hiç çekinmiyor bu kişiler veya da örgütler. 

Bu kişilerin üniversitelerimizi kötülemeden evvel “Kontenjan” nedir sorusunun yanıtını bilmeleri gerekiyor.

 

Kontenjan olarak açıklanan sayılar, meslek veya bölüm seçimlerinin inişli çıkışlı oldukları dönemlerde en yüksek talebi karşılayabilecek şekilde YÖK’ten talep edilen ve yıllar içinde değiştirilmesine gerek duyulmamış rakamlardır. Bir dönem talebi yüzlerle tanımlanan Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne, istihdamın doyum noktasına gelmiş olması nedeni ile bu yıl talebin onlarla ifade edilen düzeye düşmüş olması örnek olarak gösterilebilir.

 

Bu düşüş ne üniversitelerimizin tercih edilmemesi ile ilgilidir ne de verilen eğitimin kalitesi ile. Boş kaldı suçlaması da beş sene evvelki yüksek kontenjan sayısının günümüz koşullarına göre değiştirilmemiş olmasındadır sadece.

 2009 yılı baz alınırsa, o dönem 4 bin civarındaki öğrencinin üniversitelerimizi tercih etmesine kıyasla bir sonraki sene 5 bin öğrencinin, bu yıl da 5 bin 800 öğrencinin KKTC üniversitelerini tercih etmesi başarısızlık değil, başarıdır.

 

Buna ilaveten Türkiye’de açılan üniversite sayısını dikkate alan yerli üniversitelerimizin iki yıl evvel bir “Tanıtım Konsorsiyum”u kurarak 3. ülkelerde tanıtım faaliyetlerine başlaması,  süreç içerisinde 3. ülkelerden gelen öğrencilerin sayısını 2 bin 500’den 7 bin 500’e çıkarmıştır.

 

Üniversitelerimizin direkt ve endirekt istihdam sayısı nüfusu 300 bini geçemeyen ülkemizde on binlerle ifade edilmesi ve en önde gelen sektör olması nedeni ile Turizm Bakanlığı’nın benzeri ve eşit hak, fon ve sübvansiyonlara sahip “Yüksek Öğrenim Bakanlığı”nın kurulması artık kaçınılmaz olmuştur.

 

Şunu da hatırlatalım; Türkiye’de artık Üniversitelerin harçları kademeli olarak kaldırılma yoluna gidilmektedir. Bu durumda bizimde yumurta kapıya dayanmadan tedbirlerimizi almamız gerekiyor. Aksi takdirde on binleri istihdam eden üniversitelerimiz, yüzleri istihdam eder hale gelebilir. 

 Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com 

31 Ağustos 2012

30 Ağustos 2012
Üniversite Sektörü Tehlikede mi? için yorumlar kapalı
Okunma 88
bosluk

Rumlardaki Türk Karşıtlığı

Rumlardaki Türk Karşıtlığı
Turkish Hostility in Greeek Cyprus by Ata ATUN

Rumların Türk karşıtlığı by Ata ATUN

Kıbrıs Rum tarafındaki ekonomik kriz derinleştikçe, Rumların yıllardır büyük başarı ile gizlemeyi başardıkları Türklere yönelik birtakım üstü örtülü düşünce ve davranışları da zırhı delip kamuoyunun önüne çıkmaya başladı.

 

Özellikle Rum siyasilerin 1977 yılından beridir ağızlarına pelesenk ettikleri Kıbrıs’ta “Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk yoktur, Kıbrıs halkı vardır” gibi söylemlerin ne denli sahte, ne denli yapmacık olduğu, her farklı Türk karşıtı olayda bir kez daha ortaya çıkıyor ve bu iddianın ne kadar yapay/yanıltıcı olduğunu ispatlıyor.

 

Zaten neredeyse tüm Rum politikacıların, yalan söyleme ve yapmacık tavırlar takınma gibi özel becerileri var. Ben bu özelliğin kimler oldukları hala kesin olarak belirlenememiş dedelerinden miras kalan bir haslet olduğunu düşünüyorum.

Dünyayı kandırmak amacıyla, -sanki de Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamak isterlermiş gibi- inandırıcı bir şekilde yalan söyleyen Rum halkının büyük çoğunluğunun davranışları ve tavırları bunun aksini ortaya koyuyor. 

 

Kıbrıslı Türkleri istemediklerini vurgulayan davranışlar veya da eylemleri alenen sergiledikleri vakit de, yıllardır KKTC’de Rumları savunan ve destekleyen Sivil Toplum Örgütlerinden (STÖ) ve kendilerine “Grekofil” denilen “Rum hayranları”ndan, Rumların Türk karşıtı bu söylem ve eylemlerine karşı bir tek kelime bile çıkmıyor. Bu üzerinde durulması gereken önemli bir konu… Düşündürücü, düşündürücü olduğu kadarda üzücü…

 

Bu Grekofillerin bir kısmı da, inanmadıkları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kamu kuruluşlarında görevli. Bu yanıltılmış düşünce ve inanışlarından dolayı da ne vatandaşlarımıza, ne de çocuklarımıza devletten hak ettikleri hizmeti kasten vermemekte, tam tersine sorun çıkarmak ve vatandaşlarımızı KKTC devletinden soğutmak için elden gelen her şeyi de yapmaktalar.

Hala daha akıllarında ve hayallerinde, Rumlarla “Çoğunluk-Azınlık” ilişkisine dayalı üniter bir devletin kurulabileceği ve barış içinde sorunsuz bir şekilde birlikte yaşayabileceğimiz düşüncesi, daha doğrusu ütopyası var.

Benden söylemesi; STÖ üyelerinin ve Grekofillerin bu hayalleri gerçekleşecek gibi durmuyor…

 

Neden mi? Patates Üreticilerinin Yeşil hat Tüzüğünün iptalini istemeleri ve KKTC’den Güney Kıbrıs’a ürün dolaşımını hükme bağlayan Yeşil Hat Tüzüğü’nün, Rum piyasasına yasadışı ürünler girmesinin sona ermesi için düzeltilmesi talebi adada nasıl bir “Kıbrıs Halkı”nın yaşadığının en büyük göstergesi. Kıbrıs Halkı”nın bir parçası olan Kıbrıslı Rumlar, Yeşil Hat tüzüğüne rağmen Kıbrıs halkını oluşturduğunu iddia ettikleri Kıbrıslı Türklerin ürettikleri sınai ve tarımsal ürünleri satın almak ve kullanmak istemiyorlar.

 

Gerekçesi de Kıbrıslı Türkler tarafından üretilmiş olması. Başka bir neden yok.

İstiyorlar ki Kıbrıslı Türkler hiçbir üretim yapmasınlar, Kıbrıs Rum tarafına geçip bütün paralarını harcasınlar ama onlar Kıbrıs Türklerinden hiç bir şey satın almasınlar.

 

Rumların Türklere yönelik baskıları bu kadarla da bitmiyor. Kıbrıs Rum tarafında uyuşturucu yakalanır, Rum siyasiler hemen KKTC’den geldiğini açıklarlar. Oysa bu konuda ABD’nin yayınladığı Dünya Uyuşturucu Trafiği Raporunda Rum tarafının uyuşturucu transit merkezi olduğu belirtilir.

 

İnsan kaçakçılığı husule gelse suçlu gene Türklerdir ama nedense Kıbrıs Rum tarafı bu konuda ABD’nin kara listesindedir!

 

Adı “Ekologlar ve Çevreciler Hareketi” olan ama görüşleri aşırı sağ olan siyasi partinin başkanı çıkar ve Rum Yönetiminin Kıbrıslı Türklere yaptığı harcamaların gözden geçirilerek kesilmesini talep eder ancak Kıbrıslı Türklerin kendi uydurukları olan Kıbrıs Halkı’nın bir parçası olduğunu ve inşa edilmiş hastaneler, klinikler ve sağlık hizmetlerinin tümünde Kıbrıslı Türklerin payının olduğunu da, verilen kredi şartları içinde bu tesislerin adada yaşayan herkese hizmet vereceği koşulu ile kredi verildiğini unutur.

 

 Yıllardır Sosyal Sigorta Primlerini aksaksız yatırmış Türklere emeklilik ödenmesine ve sağlık hizmetlerinden faydalanmalarına bile karşıdırlar bu insanlar.

Almak isterler ama vermek veya da paylaşmak istemezler.

İşte böyledir bizim Grekofillerin hayranı oldukları Rumlar.

 

Niye bizi, bizleri istemeyen Rumlarla ortak bir devlet kurmaya zorluyorlar ve bunun için de gelecekte insanlık tarihinin yüz karası olarak anılacağı bir ambargo uyguluyorlar bunu anlamak mümkün değil.

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com 

29 Ağustos 2012

28 Ağustos 2012
Rumlardaki Türk Karşıtlığı için yorumlar kapalı
Okunma 209
bosluk

Thousands of Greek Settlers in the Island

Thousands of Greek Settlers in the Island

Historically, and particularly since 1961, Greece has systematically pursued a deliberate policy of colonizing and annexing Cyprus (a process they term “Enosis”), due to which 60,000 Turkish Cypriots were forced to leave their homes, memories and belongings in 1964 after the fierce attacks of Greek militia and a further 60,000 in 1974, as the outcome of the notorious coup d’etat against Archbishop Makarios III, staged by Greek generals in Greece.

 

This is being done in order to change the demographic structure of the island, to control and adulterate the 1960 Treaty of Establish-ment of the Republic of Cyprus. Such attempts at consolidating the transformation of Cyprus’s demographic character continued even after the events of 1974.

 

Under international law mass transfers by another country of its own civilian population into territories outside its boundaries to change demographic structure is illegal. Greece sent over its own population to the island of Cyprus in the early 1900s, and more consistently since 1961.

Weeks before the parliamentary elections held on May, 2011 on the Greek Cypriot side, Greek Cypriot Interior Minister announced the election areas and the number of voters.

 

According to the announcement the number of ballot centers was 1,300 and election areas six, defined as Paphos, Limasol, Larnaca, Nicosia, Famagusta and Kyrenia.

 

The crucial part of the announcement was the number of the additional voters. It revealed a dramatic increase.

When the backgrounds of these voters were analyzed, a stunning outcome surfaced, clearly revealing the number of Greek settlers clandestinely accumulated on the island since 1961.

The breakdown of “Greek settlers” in this electoral list is approximately as follows:

Pontus Greek Cypriots: 60,000 – 70,000

Citizens of the former Soviet Republic: 70,000

Christians who fled Lebanon: 15,000 – 20,000

Immigrants from Greece: 110,000

Asylum seeker Kurds: 3,000 – 5,000

Asylum seeker citizens from third countries: 9,500

Total of “Greek settlers in Cyprus”: approximately 284,500

 

According to the existing but unpublished Greek Cabinet Decision of 1964, any Greek citizen who has done his military service in Cyprus or served in the Greek National Army (Ethniki Fruro) automatically becomes a citizen of the Republic of Cyprus (Greek Cyprus).

 

For years one Greek regiment and two battalions of Greek Commandos were deployed on the island and thousands of Greek officers served in the Greek Cypriot National Guard. These privates and army officers, who change every two years, have, since 1964, automatically become citizens.

Most Greek Cypriots go to study in Greece, get married and return to Cyprus. Their partners also immediately become citizens.

The Pontus Greeks (Pontii) and citizens of the former Soviet republics were made citizens soon after they settled on the island from 1974 and 1982, respectively.

Opening their arms to the wealthy Christians who fled the war in Lebanon, the Greek Cypriots also made them citizens. Furthermore, according to EU norms, Kurds and citizens from third countries who seek asylum automatically become citizens.

Why are only Turkish Cypriots consistently blamed for bringing in 40,000 settlers from Turkey, while the Greek Cypriots are not, although they have given citizenship to 284,500 non-Greek Cypriots and dramatically changed the demographic structure of the island?

 

References : These figures are taken from Greek Cypriot Newspapers Simerini, Mahi, Simerini, Politis and Kathimerini (Sunday),

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com 

August 28, 2012

28 Ağustos 2012
Thousands of Greek Settlers in the Island için yorumlar kapalı
Okunma 76
bosluk

Vakıflar Maraş Konusunda Artık Taraf

Vakıflar Maraş Konusunda Artık Taraf
Evkaf Claiming Property in Varosha by Ata ATUN

Vakıflar Maraş Konusunda Artık Taraf by ATA ATUN

Maraş konusunda yıllardır sürdürülen “Maraş’ın Osmanlı Vakıf Malı olduğu” iddiası, nihayet sağlam bir zemine oturtuldu.

Konu bundan böyle yasal yollardan ele alınacak çünkü konuyla ilgili çok önemli bir gelişme var.

Son gelişmeye göre ya şimdiye kadar savunduğumuz şekilde Maraş’ımızı geri alıp, Osmanlı Mülkü olduğunu bir daha bozulamayacak şekilde tescil edeceğiz, ya da İngiliz Sömürge döneminde gerçekleştirilen “Belge Tahrifatı sonrası yapılan taşınmaz mal gasp”ının yasal yollardan yapıldığını ve Maraş’ın Rumlara ait olduğunu kabul edeceğiz. Bunun ortası olmayacak.

 

Kıbrıs Rum Yönetiminin veya Rum Mahkemelerinin artık bu gelişmeyi durdurabilme gibi bir olanağı ve şansı da bulunmuyor.

 

Kıbrıs Vakıflar İdaresi Osmanlı döneminde “Evkaf İdaresi” adı altında kurulmuş ve “Ahkam-ül Evkaf” kurallarına göre faaliyette bulunmuş, Kıbrıs Türkü’nün en eski, tarihî ve köklü bir kuruluşu. Bana göre de göz bebeğimiz, en kıymetli varlığımız.

Ada 1878’de İngilizlere kiralanırken Osmanlı İdaresi tarafından, kira anlaşması içinde, Kıbrıs Vakıflar İdaresine dokunulmayacağına ve kurallarının aynen uygulanacağına dair bir madde konulmuştu. Bunun devamı olarak da 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında yer aldı Vakıflar İdaremiz. Uluslararası tanınmışlığı ve akreditasyonu bulunan İdare, 1997 yılından beri de Avrupa Vakıflar Birliği üyesi.

 

Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülmüş bir davanın karar bölümünde yer alması nedeni ile kurulduğundan, AİHM’ye daha başlangıçta akredite olmuş bir kuruluş. TMK’ya Mal Tazmin sorunlarına çözüm getirmek için Yasayla kurulmuş bir çeşit “Özel Mülk Mahkemesi” de diyebilirsiniz.   

TMK Kuruluş ve faaliyet Yasasının içinde yer alan bir madde, Kıbrıs Vakıflar İdaresinin Rumlar tarafından yapılan tazminat başvurularında müdahil olabilmesine olanak veriyor.

Tabii bu müdahil olabilme hakkı sadece Kıbrıs Vakıflar İdaresine özgü bir hak değil, mal sahibi olduğunu iddia eden herkese açık.

 

Taşınmaz Mal Komisyonuna sadece “Yasal Mülk Sahibi” başvurabilmekte. Yasa bunu emrediyor ancak bir başka özel veya tüzel kişi mal sahibi olduğunu iddia ediyorsa, bu da dikkate alınıyor.

 

Bu maddeden yola çıkan Kıbrıs Vakıflar İdaresi, Mahkemeye başvurarak “Maraş’ta benim de mülklerim var” iddiasında bulundu ve Rumlar tarafından TMK’ya yapılan başvuruların arasında eskiden Vakıf malı olup ta İngiliz Sömürge döneminde bir şekilde el değiştirmiş taşınmazlar müdahil olmak için karar alınmasını talep etti.

 

Kıbrıs Vakıflar İdaresinin başvurusunu olumlu bulan mahkeme, TMK’ya tazminat veya iade için başvurulmuş sözde Rumlara ait mülkler üzerinde Kıbrıs Vakıflar İdaresinin hak iddiası varsa müdahil olabileceğine dair karar aldı.

 

Başta, kapalı bölge Maraş’taki eski taşınmaz malları için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuran ve başvurusu Taşınmaz Mal Komisyonu’nun iç hukuk organı olarak tanınmasıyla son bulan Kıbrıslı Rum Andreas Lordos’un ve diğer Rumların TMK’da görüşülecek olan taleplerine Vakıflar İdaresi müdahil olmak için başvurdu.

Sadece bunlar değil, gerek Maraş’taki gerekse de adanın diğer yerlerinde eskiden Türk Vakıf mülkü olduğu bulgusuna ulaşılan her mülk için Vakıflar İdaresi artık taraf olacak ve hak iddia edecek.

 

Kıbrıs’ın en zengin işadamların biri olan ve hayata atıldığı yıllarda limon satarak servetini yapmaya başladığını iddia eden -ama gerçekte sahtekarlıkla gasp edilmiş Osmanlı Vakıf Malları üzerine, Kıbrıslı Türklere payları verilmeyen Dünya Kalkınma Bankası kredilerini sıfır faiz ve 20 yıl vade ile yatırıma dönüştürerek zengin olan- Lordos olmak üzere diğer tüm Rumlar’ın Vakıflar İdaresinin Maraş’taki taşınmaz malları konusunda taraf olmasına karşı çıkacağı söyleniyor.  

 

Endişelerinin ve karşı çıkmalarının kökeninde, sahtekarlıkla İngiliz döneminde gasp ettikleri Osmanlı Vakıf Mallarının ellerinden yasal yollardan geri alınacağı, o dönemde yapılan sahtekarlığın ortaya çıkacağı, bu nedenle tüm ada genelinde geri almanın yaşanacağı ve en önemlisi de, tazminat almayı beklerken, neredeyse 60 yıllık kullanım tazminatını ödemek zorunda kalacakları korkusu yatıyor.

 

Ne Lordos’un ne de Kıbrıslı Rumların toplam serveti, 1913 yılından itibaren sahtekarlıkla gasp edilmiş Osmanlı Vakıf Mallarının kullanım tazminatını ödemeye yetmeyecek.

Korkuları ve karşı çıkmaları da bundan dolayı.  Şimdi Kıbrıs Türkleri olarak büyük bir sabırla adaletin yerine gelmesini bekleyeceğiz.

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com 

27 Ağustos 2012

 

26 Ağustos 2012
Vakıflar Maraş Konusunda Artık Taraf için yorumlar kapalı
Okunma 252
bosluk

Asil Nadir ve Rum Düzenbazlığı

Asil Nadir ve Rum Düzenbazlığı
Asil Nadir and Greek Wheeling And Dealing by Ata ATUN

Asil Nadir ve Rum Düzenbazlığı by Ata ATUN

Sayın Asil Nadir’in davasını ve konu ile ilgili olarak Kıbrıs Gazetesinde çıkan yazıları büyük bir merakla takip ettim.

Aldığı cezadan şok olmuş vaziyetteyim.

Adil yargılanacağını, suçsuz bulunacağını ve mahkeme bitince elini kolunu sallayarak evine döneceğini düşünüyordum.

 

Aklımdan, bu denli kendine güvenen, suçsuz olduğuna inanarak kendi isteği ile inigiltere’ye giden ve yargılanmak için mahkemeye başvuran Nadir, gerçekten suçlu olduğu için mi cezalandırıldı, yoksa Kıbrıslı bir Türk ve Müslüman olduğu için mi sorusu geçti hemen.

Kıbrıs gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sn. Reşat Akar’ın konu ile ilgili perde arkasını anlatan yazı dizisini okuyunca, verilen kararın hiçte adil olmadığı düşüncesi bende ağır bastı.

Kıbrıs Rum Yönetiminin ve Helen dünyasının bu adil olmayan yargılamada parmağı olduğu kesin.

 

Sayın Reşat Akar’ın yazı dizisini okursanız bana hak vereceksiniz.

Kıbrıs Rum Yönetiminin kendi vatandaşı için ne düzenbazlıklar yaptığı, ne komplolar düzenlediği bu yazılarda berrak bir şekilde okuyucunun bilgisine getiriliyor.

 

Uzun bir müddet Kıbrıs Rum Yönetimi, Londra Yüksek Komiserliği görevini yapan, şimdiki Rum cumhurbaşkanının Özel Temsilcisi Yorgos Yakovu, kendi vatandaşı olduğunu iddia ettiği Asil Nadir’in ve sahibi olduğu şirketlerin batırılması için ne dümenler çevirdiğini ve ne tezgahlar kurduğunu verdiği ifadede resmi bir şekilde açıklamış.     

 

Londra’daki Observer gazetesine şirketlerin faaliyetleri hakkında bir çok düzmece rapor göndermişler.

Ticari bankalara ve Board of Trade’e (Ticaret masası) baskı uygulamışlar, Nadir’in şirketlerine zarar verici eylemle içine girmeleri için.

Board of Trade (Ticaret Masası), Institute of Chartered Accountants (Mali Müşavirler Kurumu), Rothschilds ve Stock Exchange’den (Borsa) sorumlu konseye devamlı olarak şikayetlerde bulunulup Nadir’e ve şirketlerine baskı yapmaları istenmiş. 

Düzenbazlıklar bununla da bitmiyor.

 

Asil Nadir’e zarar verebilmek için 1982 yılından itibaren sistemli bir şekilde çalıştıklarını gizlemeyen Yorgo Yakovu, o dönemde gemilerle Avrupa’ya yönelik ihracatı durdurabilmek amacıyla Avrupa Komisyonu’na defalarca başvurduklarını, hatta bir genelge yayınlattıklarını da ifadesinde belirtmiş.

Asil Nadir’i takip etmek ve kendisine zarar vermek için özel bir ofis bile kurduğunu söylüyor Yakovu.

 

Bu aşamada aklıma, son 44 yıldır Rumlarla sürdürülen müzakereler ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumları Federasyon adı altında birleştirmek için elden geleni yapan, Kıbrıslı Türklere insanlık tarihi boyunca lanetlenecek olan “Dünyadan İzole etmek” politikasının sıkı uygulayıcısı BM ve AB geliyor.

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum olmadığı ve bunun yerine Kıbrıs Halkı bulunduğu yutturmacasını yüzleri kızarmadan dile getiren başta Hristofyas olmak üzere tüm Rum yöneticilerle, bizim aramızdaki Grekofiller (Rum Yanlıları) Kıbrıs Rum Yönetimi, Makarios’tan sonra Rum Cumhurbaşkanı olan Kyprianu’nun icadı ile “Kıbrıs Halkı” kavramını müzakere ve propaganda literatürüne soktu.

Bu felsefeye göre, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk yok ve sadece Kıbrıs Halkı” var.

 

O gün bu gündür, Rum Yönetimi ve politikacıları her fırsatta ve her yerde “Kıbrıs Halkı” kelimesini kullandılar. Halen de kullanmaya devam ediyorlar.

Madem bir Kıbrıs Halkı var da nasıl oluyor da bu halkın oluşturduğu devlet, kendi vatandaşını batırmak için, maddi, manevi ve Helen çıkarları doğrultusunda elden geleni yapıyor, kendi vatandaşına zarar vermek için komplolar hazırlayıp, düzmece bilgileri gerçekmiş gibi ilgili kuruluşlara resmi yollardan veriyor?

 

Kıbrıslı bir Türk olduğu için Sayın Asil Nadir’e karşı “Kıbrıs Cumhuriyeti” adını gasp etmiş olan Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından tüm bu komplolar tezgahlanıyorsa, biz Kıbrıslı Türkleri ezmek ve hiçbir yaşam hakları olmayan azınlık haline sokmak için kim bilir hangi tezgahlarla ne komplolar kurarlar.

 

Anlamıyorum, anlamlandıramıyorum, niçin Kıbrıslı Türklerden bu denli nefret eden ve kötülük yapmak için her yolu deneyen Kıbrıslı Rumlarla bizi birleştirmek için bu denli yoğun çaba sarf edip, üzerimizde baskı kurmak amacıyla ambargolar uygularlar?

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com 

24 Ağustos 2012

23 Ağustos 2012
Asil Nadir ve Rum Düzenbazlığı için yorumlar kapalı
Okunma 194
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar