Two Politically Equal and Sovereign Peoples Live on Cyprus

Two Politically Equal and Sovereign Peoples Live on Cyprus

 

The conflict in Cyprus has been ongoing for the past 57 years, since 1955 when the Greek Cypriot terrorist organization EOKA was established.

Yet still there seems to be no sign of a settlement and no hope for one as well. Cyprus became part of the Ottoman Empire in 1571 and more than 300 years later, it was leased to Britain by Turkey with the agreement that Cyprus was to be returned to Turkey when Britain no longer wanted it.  Britain ruled Cyprus as a protectorate until 1914, when Turkey sided with Germany in the Great War. Britain then annexed Cyprus and assumed sovereignty, ruling it as a colony until 1960 when it became an independent republic.

Although Cyprus has historically never been part of any Greek state, the population of Cyprus was changed dramatically by the British as from 1905 once Cyprus became a Crown Colony. The British began to allow Greeks to settle in Cyprus and communities were set up in Greece to encourage people to move to the island of Cyprus. Greek Cypriots became a majority on the island of Cyprus and remain so today.

Around mid 1950s Britain decided to hand sovereignty over to the inhabitants of the island. Her decision was to transfer sovereignty jointly to the Turkish and Greek Cypriot peoples, for the “creation of an independent, partnership state in Cyprus.”

It was on this basis that the constitution of 1960 was negotiated and the Treaties of Guarantee, Alliance and Establishment were finalized. It was at this point that the Republic of Cyprus came into being as an independent partnership state.

The agreements that were made were based on equality and partnership between the two people in the independence and sovereignty of the island. The 1960 constitution required joint presence and effective participation on both sides in all organs of the state to be legitimate.

Neither community had the right to rule other the other, nor could one of the communities claim to govern the other. The aim of the basic articles of both the constitution and the subsequent treaties was to safeguard the rights of the two peoples as equals.

It was hoped that the two peoples of the island and their new partners would be able to live peacefully together under this new political partnership. It soon became obvious that this was not going to be possible.

It became clear that the Greek Cypriots and Greece did not intend to abide by the constitution. They did not give up their ambition for the annexation of the island to Greece, and the Greek Cypriot leadership sought to unlawfully bring around constitutional changes. In effect, this would negate the “partnership” status of the Turkish Cypriots and clear the way for annexation with a Turkish minority. The only way that the Greek Cypriots could achieve their aims was to destroy the legitimate order, by the use of force, and to overtake the joint-state. The rule of law collapsed on the island in 1963 as a result of a ruling by the Supreme Constitutional Court of Cyprus.

The Turkish Cypriots took the Greek Cypriots to court because the Greek Cypriots refused to obey the mandatory provision of separate municipalities for the two communities. The court ruled against the Greek Cypriots, and as expected they ignored the courts’ ruling.

After this the Greeks tried to get eight basic articles of the 1960 Agreement abolished. These articles were there to protect the Turkish Cypriots, and so by removing them the Turkish Cypriots would be reduced to a minority subject to control by the Greek Cypriots. Christmas 1963 saw Greek Cypriot militia attack Turkish Cypriot communities across the island killing many men, women and children. Around 270 mosques, shrines and other places of worship were desecrated. The constitution became unworkable, because of the refusal on the part of the Greek Cypriots to fulfill the obligations to which they had agreed. The bi-national republic which was imagined by the Treaties ceased to exist after December 1963. The Greek Cypriot wing of the “partnership” State took over the title of the “Government of Cyprus” and the Turkish Cypriots, who had never accepted the seizure of power, set up a Turkish administration to run their own affairs.

In the end, the Greek Cypriot state was internationally recognized under the title of the “Government of Cyprus,” was brought into the EU, and the Turkish Cypriots were forced in 1985 to unilaterally declare their own administration under the name of the “Turkish Republic of Northern Cyprus,” which still is not recognized.

The two main peoples on Cyprus, the Turks and the Greeks, share no common language besides English, no common religion and no common literature, nor do they, except on the surface, share any common culture, from the past until the present. A “United Cyprus” or a “United Federal Republic of Cyprus” is a utopian idea that has no hope of realization.

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com 

August 23, 2012

23 Ağustos 2012
Two Politically Equal and Sovereign Peoples Live on Cyprus için yorumlar kapalı
Okunma 70
bosluk

Şişman mısınız yoksa Tombul mu?

Şişman mısınız yoksa Tombul mu?
Formula of “A Body Shape Index” ABSI by ATA ATUN

Beden Biçim Göstergesi Formülü by ATA ATUN

21. asrın ilk çeyreğinin neredeyse yarısına ulaştığımız bu dönemde, batı dünyasında yaşayan insanların büyük çoğunluğunun sosyal sorunlarından bir tanesi de fazla kilo, namı- diğer şişmanlık.

Gerek görsel medyada gerekse de yazılı basında şişmanlamamak için nelerin yapılacağı yayınlanıyor aralıksız olarak.

Okuyan da kendini şişman veya da kilolu addediyor ister istemez.

Titrimde “Dr.” yazıyor ama bu doktorluğun tıp ile ilgisi yok.

Ancak Tıp Doktoru olmasamda mühendis kökenli olmam sebebiyle kafam matematiğe yatkın. Hatta gereğinden de biraz fazla yatkın.

Bu şişmanlık konusu son zamanlarda tıp ile matematiği bir araya getirdi. Daha doğrusu doktorlar kararlarını, hastalarının fizyolojik yapısının matematiksel bir analizi yapıldıktan sonra veriyorlar.

Hastaları tombul veya şişman sınıfına giriyorsa, matematiksel verilere göre bu kiloların arkasında yatan erken ölüm tehlikesini kestirmeye ve önlemeye veya da tedbirlerini ona göre almaya çalışıyorlar.

Uzmanlara göre kisilerin fiziksel yapıları 5 sınıfa ayrılıyor.

Halk dilinde bu sınıflar Sıska, Zayıf, Normal, Kilolu ve Şişman olarak adlandırılırken, tıp dilinde “Kilolu”ya  “Fazla Kilolu”, “Şişman” a da “Obez” deniyor.

Neyse biz halk dilinde devam edelim konuya.

Yarım asır önce, kilolu ve şişman diye iki ayrı sınıf /kavram olmadığı için kilolar

basit bir metodla ölçülürdü.

Santimetre cinsinden ölçülen boyunuzun, soldan ilk sayısı atılır ve geriye kalan rakamın yüzde 10 eksiği ile yüzde 10 artısı arasında kalan kilo normalin üzerindeyse “Şişman”, altındaysa “Zayıf” olarak tanımlanırdı. Yani boyunuz 180 cm. ise Normal kilo bölgesi 62-98 kg. aralığıydı. Bunun üstü şişman, altı zayıf olarak kabul edilirdi. Mücahitliğe veya askere alınırken ilk sınav kilo konusundaydı o dönemler.

Yirminci yüzyılın sonlarında bu sistem değişti ve Beden Kitle İndeksi (BKİ) kavramı gündeme geldi.

BKİ hesaplamasında, kilogram cinsinden bulunan vücut ağırlığı, metre cinsinden bulunan boy uzunluğunun karesine bölünmekte ve çıkan sonuca göre sınıflama yapılmakta. Eğer sonuç 22-26 aralığındaysa “Normal”, 26-30 aralığındaysa “Kilolu”, 30’un üstündeyse “Şişman”  olarak sınıflandırılıyor söz konusu kişi.

Ama konu üzerinde yoğun çalışan tıp adamlarına göre bu hesaplamada da biraz yanlışlıklar var.

Bunlardan biri, her ırkın kendine has bir yapısı olması ve alt ile üst sınırın her ülkede kendi vücut yapılarına göre saptanması gerektiği, diğeri yoğun kas-kemik kitlesine sahip kişilere, bu yöntemle hesaplanan rakamların yanlışlıkla fazla kiloluluk damgası vurabileceği, sonuncusu da yaşlı bir kişide kas kaybı ve yağ artışı olsa da aslında “gizli şişman” olan bu kişinin “normal” kilolu sınıfına sokulabileceği şeklinde.

Tüm bu olumsuzluklar dikkate alınarak yeni bir hesaplama sistemi ortaya atıldı. Bu biraz karışık ama daha doğru sonuç verdiği söylenen hesaplamaya da  “Beden Biçim Göstergesi”, BBG deniyor. İngilizcesi de “A Body Shape Index”  Bu (ABSI) olarak tanımlanıyor.

Tıp dünyasının yakından takip ettiği PLoS One dergisinde (http://www.plosone.org/home.action) yayınlanan makaleye göre bu yöntem 14 bin erişkinde denenmiş ve bu vakalar 1999’dan itibaren zamansız erken ölümler yönünden takip edilerek Beden Kitle İndeksi’nden daha iyi bir gösterge olduğu saptanmış.

BBG’yi hesaplamak biraz zor.

Vücut Ağırlığı (VA) kilogram, Boy (B) ve Bel Çevresi (BÇ) metre cinsinden ölçülüyor. BKI hesaplanıyor ve tüm bunlar bir formüle yerleştiriliyor.

Formül BBG = (BÇ)/(BKI üzeri 2/3 x karekök B)

Bunu elle hesaplamakta kolay değil. Bir sayının 2/3 üssünü bulmak için matematiğinizin çok iyi olması lazım. Bunun kısa yolu http://www.ataatun.org/hesaplama adresindeki otomatik hesap yöntemini kullanmak. Bu hesaplamada her yaşa göre farklı bir sonuç çıkıyor ortaya.

Sonra da bulunan sonuca sapmaları ekleyip çıkarmanız gerekiyor ki biraz zahmetli. O yuzden size kısa bir ipucu vereyim; BBG’niz düzeltmesiz ve sapmalarsız yaklaşık 0.85-0.81 arası çıkıyorsa keyfinize bakın.

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

22 Ağustos 2012

21 Ağustos 2012
Şişman mısınız yoksa Tombul mu? için yorumlar kapalı
Okunma 1.021
bosluk

Hem Ekonomik Hem de Siyasi Kriz

Hem Ekonomik Hem de Siyasi Kriz

Kıbrıs Rum tarafında hem ekonomik hem de siyasi durum berbat.

Biri iflas, diğeri erken seçim modunda.

Siyaset ve ekonomi Kıbrıs Rum tarafında aynen “Tavuk mu yumurtadan çıktı yoksa yumurta mı tavuktan çıktı” döngüsüne benzer bir süreç oluşturdu.

Ekonomi battığı için mi, Rum tarafında siyasi kriz yaşanıyor yoksa Rum Cumhurbaşkanı çok başarısız olduğu için mi ekonomi batağa saplanıyor, belli değil.

Geçmiş Rum Yönetimleri yıllardır AB’den aldıkları kredileri, kağıt üzerinde sayılarla oynayarak elde ettikleri yardım ve hibeleri sanki sonu gelmeyecekmiş gibi bol keseden tembel Rum halkına dağıtarak, dünyaya kişi başı geliri en yüksek devletlerden bir tanesi oldukları kandırmacasını allayıp pullayıp yutturdular.

Deniz eninde sonunda bitecekti, bitti.

Bir zamanların kişi başına en yüksek geliri olduğu iddia edilen Kıbrıs Rum tarafına artık kredi verende yok, güvende yok.

Batak bir ülkeye kim güvenir ki.

Avrupa Birliği, hem üyesi olması,  hem AB’nin saygınlığını yerle bir etmemesi, hem de Euro bölgesinin dağılmasına yol açmaması için Rumlara mali yardım yapmayı göze aldı.

Ama Rum tarafı bildiğiniz bir fırıldak.

AB’den para isterken, AB’nin Orta Doğu ve Asya’daki ekonomik rakibi Rusya ve Çin’den de mali yardım istedi parayı kim verirse onun düdüğünü çalarım diyerek…

Rusya ve Çin Rumların kara kaşı kara gözüne kredi vermeyecegini gösterip, para karşılığında bir takım kazanımlar- buna ödün de diyebilirsiniz- isteyince, Rum Yönetimi gene yüzünü AB’ye döndü.

Kötü giden ekonomiyi kurtarmak için AB’den gelen Duyunu Umumiye heyeti, namı- diğer Troyka, (yani üçlü ekip) bir takım mali tedbirlerin alınmasını şart koştu.

Fazla fazla mesailerin kaldırılması, 13. Maaşların iptali, KDV vergilerinin arttırılması benzeri tedbirlerin alınması gibi.

Dünyanın herhalde yegâne Komünist partisi olan AKEL, -86 yıllık karizması çizilmesin diye- ruhani lideri Rum Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas’ın bu tedbirleri almasına karşı.

2003 yılında Kıbrıs Rum Meclisinde çoğunluğu elde eden AKEL’in, Papadopulos’un kabinesinde de Bakanları vardı. 2008 yılında, kuruluşundan 82 yıl sonra ilk kez ciddi bir şekilde Cumhurbaşkanlığına talip olunca Genel sekreter Hristofyas seçimi kazandı.

AKEL’in Türkçe açılımı “Emekçi Halkın İlerici Partisi”, felsefesi de komünizm.

Şimdi AKEL’in kurmayları, ekonomiyi kurtarmak için Troyka’nın öngördüğü yaptırımları uygulamak ve de “Emekçi Rum Halkı”nın yıllardır grev yapa yapa elde ettiği kazanımlarını kesmek ve geri almak zorunluluğu ile karşı karşıya kaldı.

Çalışanların mesailerini, kıdem tazminatlarını, 13. Maaşlarını ve yüksek emekliliklerini kesmek AKEL’in felsefesine tamamen aykırı.

O yüzden bunu yapamayacakları kesin.

Yaparlarsa partilerinin ismi olan “Emekçi Halkın İlerici Partisi”ni değiştirmeleri ve “Emekçi Halkın Kazanılmış Haklarını Geri Alan Parti” koymaları gerekecek.

AKEL, sonuçları ile belki de siyasi yaşamını sonlandıracak bu karardan kaçmak için şimdi Cumhurbaşkanlığından ve dolayısı ile de Hükümetten istifa edip etmemeyi tartışıyor.

Son derece başarısız geçen dört buçuk yıldan sonra Hristofyas’ın atacağı en doğru adım, sağlık bahanesi ile Rum Cumhurbaşkanlığından istifa etmek olacak.

Bugüne değin hiçbir Rum Cumhurbaşkanı, zamanından önce görevden çekilmediği için Hristofyas bu konuda ilk ünvanını alacak tabi.

2012 başı-Temmuz sonu itibarı ile Rum tarafındaki 36 bin 452 işsize ödenen 75 milyon Euro maaş, zaten batmış olan maliyeyi iyice dibe çekti. Her gün iki şirketin iflasını ilan ettiği Güney’de 2012 yılının ilk yedi ayında iflasını açıklayan şirketlerin sayısı 429. Yıl sonu için beklenen sayı ise 1031.

Rumların hem ekonomileri, hem de siyasi hayatları iyice battı ve felakete doğru yol aldılar.

Kimileri bunları yazıyoruz diye kızsa da görünen köy kılavuz istemiyor.

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

20 Ağustos 2012

19 Ağustos 2012
Hem Ekonomik Hem de Siyasi Kriz için yorumlar kapalı
Okunma 69
bosluk

Suriye’deki Ateş Lübnan’a da Sıçradı

Suriye’deki Ateş Lübnan’a da Sıçradı
Syrian Flame Jumped to Lebanon by Ata ATUN

Suriye’nin Ateşi Lübnan’a da Sıçradı by Ata ATUN

Suriye halkının önemli bir bölümü 2011 yılının ilkbaharında demokrasi, özgürlük ve eşitlik talepleri ile ayaklanarak, son yarım asırdır Suriye’yi diktatörlükle idare eden Baas Partisine ve bu partinin son hanedanı Esed ailesine başkaldırmıştı.

O gün bu gündür kanlı çarpışmalar sürüp gidiyor Suriye’de.

Muhaliflerle Esed yanlılarının durmak bilmeyen çatışmaları son zamanlarda mezhepçi bir karakter de kazanmaya başladı ve adeta Sunni Arap çoğunluğun, Esed hanedanının içinden geldiği Nuseyri azınlığına başkaldırısına dönüştü. Şiiler de bir başka cephe oluşturuyor zaten.

Suriyeli Muhaliflerin ilk yerleşim ve semirme yeri Lübnan sınırın hemen kuzeyindeki Zabadani kenti oldu. Özgür Suriye Ordusu, şehrin yönetimini ele geçirmiş, tüm güvenlik de onlardan sorulur olmuştu.

Esed rejiminin ilk yönetimsel ve topraksal kaybı Zabadani’de oldu. Kayıp oradan da tüm Suriye’ye bir sel gibi yayıldı.

Tabi işin doğrusuna bakarsak, Kuzey Lübnanlı yerel güçlerin desteği olmasa bu başarının asla elde edilemeyecekti.

Bundan sonra da Lübnan’ın kuzeyi, Suriye’deki Muhalif harekete ve Özgür Suriye ordusuna verilen desteğin aktif merkezi haline dönüştü.

Dış güçlerin bu bölgeden, muhaliflere ve Özgür Suriye Ordusuna yaptıkları yardım ve verdikleri destek aylarca sürdü. Halen de sürmekte.

Tarihsel olarak Suriye’nin doğrudan etki alanında olan Lübnan’ın, Suriye’deki halk hareketinden ve iktidar değişiminden etkilenmemesi olanaksız.

70’li yıllardan başlamak üzere Suriye uzun yıllar Lübnan’ı sessiz bir biçimde işgal etmiş ve tüm kültürünü kökleştirirken, tarihsel bağlarını da daha da derinleştirmişti.

Bu nedenle de Suriye’de bir yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın getirdiği istikrarsızlığın Lübnan’daki mezhepsel kutuplaşmaları körüklemesi kaçınılmaz hale geldi.

Buna ilaveten, İran, Esed rejimine destek verirken, mezhepsel ayrılık ateşininin kendi topraklarına sıçramasından ürken Suudi Arabistan da muhalefete aktif destek vermeye başladı.

Bu kamplaşmanın Lübnan’a sıçraması da gecikmedi.

Lübnanlı Şiilerin önde gelen örgütü Hizbullah Suriye’de Esed iktidarını desteklerken Lübnanlı Sünniler de Suriye Muhalefetinin yanında yer aldı. Lübnan’daki bu kutuplaşmanın kökeninde de Lübnanlı Sünnilerin ve Şiilerin, ülke içindeki geleceklerini belirleme ve kökleştirme güdüsü yatıyor.

Nitekim geçen ay Trablusşam’da Sünnilerin yaşadığı Bab El Tabbane bölgesinde ve Suriye’deki Esed rejimini destekleyen Nusayrilerin çoğunlukta olduğu Cebel Muhsin bölgesinde ağır makineli silahlarla çatışma çıkması ateşin Lübnan’a da sıçradığının ilk işaretiydi.

Lübnan’ın kuzeyinde yer alan Trablus şehrinde, Sünniler ve Nusayriler arasında yaşanan, birçok kişi öldüğü çatışmalara Lübnan ordusu da ister istemez müdahale etmek zorunda kaldı. Ne var ki ordunun kendisi zaten tamamen Suriye’nin kontrolü altında olduğundan, ayrılık “Esed yanlıları ve Muhalifler” olarak Lübnan ordusu içinde de bariz bir şekilde ortaya çıktı.

Lübnan’ı artık sıkıntılı ve kaygılı günler beklemekte.

Lübnanlı Şii Mikdad aşiretinin mensuplarının biri olan Hasan Mikdad’ın Şam’da kaçırılmasına misilleme olarak Lübnan’da iki düzineden fazla Suriyeli’nin yanısıra bir Türk işadamı ve bir Suudi vatandaşının Şiiler tarafından kaçırılması, Lübnan’ın hızla bir karışıklığa doğru gittiğinin işareti.

Suriye’deki ateşin Lübnan’a sıçradığı ve bu kaçırma olayının misillemesinin de daha ağır bir şekilde olacağı kesin.

Lübnan hükümeti sağduyulu davranıp gerekli tedbirleri zamanında almazsa, Lübnan’ın yıllar sonra gene yanmaya başlayacağı su götürmez bir gerçek..

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

17 Ağustos 2012

16 Ağustos 2012
Suriye’deki Ateş Lübnan’a da Sıçradı için yorumlar kapalı
Okunma 77
bosluk

Hasta Adam Avrupa

Hasta Adam Avrupa
Sick Man: Europa by ATA ATUN

Hasta Adam Avrupa by ATA ATUN

Çok değil daha bir asır önce Osmanlı devleti için yapılıyordu bu “Hasta Adam” tanımlaması.

Bu benzetme ilk defa Rus Çarının ağzından çıkmıştı.

Osmanlı Devleti kangren olan yerlerini kesip attıktan sonra hasta yatağından Türkiye Cumhuriyeti adıyla sapasağlam kalktı. Türkiye şimdi dünyanın 16. “Büyük” ve “Önemli” devleti, Avrupa’nın da 6. büyüğü.

Osmanlı’dan kopan parçalar bir müddet yaşamlarını sürdürmüş olsalar da, şimdi hepsi ölmüş durumda. Yeni bir hayat öpücüğü, yeni bir elektroşok bekliyorlar hayata geri dönebilmek için.

Zaman içinde keser de, sapı da döndü.

Hasta adam olmak sırası bu lafı üreten Çar’ın ülkesine geldi. Hem de sadece bu sözün ağızdan çıkışından 70 yıl sonra.

Devletlerin yaşam sürecinde asırların uzunluğu, insan yaşamındaki saatlerin uzunluğu kadar. Öyle sanıldığı kadar da uzun bir süre değil.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adı altında Avrupa’nın ortasından Çin’e kadar uzanan bir coğrafyaya hakim olan Çar’ın ülkesi, 70 yıl içinde ölümcül bir hastalığa tutuldu ve hasta yatağına düştü. Bir zamanlar başkalarına hasta adam yakıştırmasında bulunan Çar’ın ülkesi hasta adam konumunda.

Görmediği tedavi, almadığı ilaç kalmadı ama halen daha hasta adam.

Dağıldı, darmadağın oldu, küçüldü ama bir türlü kurtulamadı illetten, atlatamadı bu badireyi…

Rusya şimdi rüşvetin her yerde ve her iş kolunda var olduğu, ırkçılığın kol gezdiği, insan güvenliğinin bulunmadığı bir ülke konumunda. İşsizlik ve durgun ekonomi de hediyesi.

Sarı saçlı ve beyaz tenli olmayan her kişiye yan gözle bakılıyor Rusya’da. Hele de cildiniz biraz koyu renkli ise veya da Afrikalı iseniz ayvayı yediniz demektir. Durup dururken dayak yemeniz veya polis tarafından yok yere tutuklanmanız işten bile değil.

Sıra Avrupa’ya geldi.

Anlı şanlı Avrupa Birliği şimdi 21. Yüzyılın “Hasta Adam”ı konumunda.

Avrupa Birliğine katıldığını açıklayan ama eşikten içeri adımını atmamış olan bir zamanların üzerinde güneşin batmadığı İngiltere, çoktan bunun farkına vardı ve AB’den kadife ayrılık için uygun zamanı kolluyor. Bu konuda Referandum yapmak dahi İngiltere’nin gündeminde.

Avrupa’da tembellik diz boyu bu nedenle de üretim çok pahalı. Dünyanın lokomotifi olmak konumunu çoktan yitirdi.

Kıta Avrupa’nın yeraltı kaynakları bitmiş tükenmiş durumda. Verimli üretim merkezleri 20. Yüzyılın sonlarına doğru Güney Doğu Asya’ya ve Çine taşındığından geri gelmesi olanaksız.

2. Dünya savaşı sonrası Sömürgecilik kavramı son bulduğundan, Avrupa’ya dünyanın her yerindeki sömürgelerden akan para ve zenginlik de son buldu. Son birkaç asırdır haydan gelen, sömürülmüş ve yaşamları ellerinden alınmış insanların ahıyla gelen zenginlik de bitti.

Şimdi Avrupa Kıbrıs Türkçesi tabiri ile “ El elde, baş başta…”

Macaristan, İrlanda, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ekonomik olarak batmışken, Avrupa Birliğinin kalbi olan Belçika da politik olarak iflas etmiş durumda. Avrupa’nın ekonomi devlerinden olan İspanya ve İtalya batmamak için ölüm kalım savaşı verirken, gayrı safi milli hasılasının neredeyse 2 buçuk katı dış borcu olan Fransa ise sessiz ve derin bir şekilde, gıkı çıkmadan ekonomik gerilemeden ve batıştan kurtulmanın mücadelesini veriyor.

AB’nin kalbi konumundaki Brüksel’deki  AB komisyonu yani AB Bakanlar Kurulu ile Komisyonlar yani Bakanlıklar, Yunanistan  ile Kıbrıs Rum Yönetimine kemer sıkmaları için adı Troyka olan 3 ayaklı bir komisyon gönderirken, kendilerine de  kemer sıkma yöntemleri uygulamaya başladılar.

Avrupa’da deniz bitti.

Yağlı ballı iş olanakları ile yüksek maaşlı emeklilikler ve çalışmadan, primlerini ödemeden haydan gelmiş tazminatlar da son bulmak üzere. Daha doğrusu son bulmak zorunda çünkü kaynaklar tükendi.

2004 Annan Planı Referandumunda iyi ki Rumlar hayır oyu verdiler. Yoksa bu batışının günah keçisi “Kıbrıslı Türkler” olacaktı.

 

Ata ATUN

ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.com

15 Ağustos 2012

 

14 Ağustos 2012
Hasta Adam Avrupa için yorumlar kapalı
Okunma 914
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar