Türkiye’nin Enerji Geleceği (2)

Türkiye’nin Enerji Geleceği (2)

Enerji açısından Türkiye’nin geleceği sadece bununla kalmıyor. Dahası da var tüm bu yazdıklarımın.

 

Avrupa’nın Türkiye üzerinden yenilenebilir enerji sağlaması ile bir yıl boyunca kumbaraya atacağı para 33 Milyar Euro büyüklüğünde. Neredeyse AB’ye üye 10’a yakın devletin her birinin bütçesinden daha fazla olan bir miktarı tasarruf edecek her yıl AB, MENA’dan elde edeceği enerji ile.

 

MENA sadece Avrupa’ya hizmet edecek değil. Hangi ülkede üretiliyorsa onun da enerji gereksiniminin büyük bir kısmını sağlayacak.

 

Türkiye bu enerji programının tam orta yerinde, adeta mihenk taşı gibi duruyor. Suriye ile Türkiye arasındaki enerji aktarım kapasitesi 222 Giga Watt. Sadece mevcut hattın bu kapasitesiyle MENA ile Avrupa’ya aktarılabilecek miktar 1,100 teravat/saat boyutunda.

 

Mevcut üretim kapasitesi ile kıyaslandığından bu miktarın olağanüstü boyutlarda olduğu görülmekte.

 

Cumhuriyetin 100.cü yılına yani 2023 yılına kadar ihracatını 5 yüz milyar dolara çıkarmayı hedeflemiş olan Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki en yüksek elektrik tüketimi­ne sahip ülkelerden biri olacağı kesin. Başka türlü 5 yüz milyar dolarlık üretim yapıp ihraç etmesi olanaksız.

 

Türkiye, dünya üzerinde yer aldığı 3 kıtayı birleştiren noktada bulunmasıyla, Avrupa’nın Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan elde edeceği elektrik ve doğal gaz enerjisinin Türkiye’den geçmesi zorunluluğu nedeni ile bu bağlantılardan büyük fayda görecek, enerji gereksiniminin büyük bir kısmını çok düşük maliyetlerle karşılayabilecek. Ve de doğal olarak 2023 hedeflerini tutturmakta zorluklarla karşılaşmayacak. Avrupa’ya elektrik satması bile olasılıkların arasında yer alıyor.

 

Enerji işi bununla da bitmiyor.

 

Bir müddettir dünyada sessiz ve derinden bir şekilde bir enerji devrimi yaşanıyor. Maliyetleri ve petrol fiyatlarını aşağılara çekecek bir devrim. Dünyadaki etkileri görülmeye başlandı bile.

 

Nükleer enerjiyi devreden çıkaracak, son 50 yılın jeo-stratejik hesaplamaları sil baştan edecek denli devrimsel gücü olan bir teknolojinin adı “Kaya Gazı”, İngilizcesi  de “Şeyl Gazı”.

 

Bu teknoloji de ABD başı çekiyor, Çin ise onu takip ediyor. Uçsuz bucaksız topraklarında kaya gazını buldu bile. Avrupa şimdilik bu devrime uzaktan bakıyor ve kararsız. Rusya ise petrol fiyatları ile doğalgaz fiyatlarını düşürmeye başladığı için bu kaya gazına adeta lanet okuyor.

 

ABD, enerji gereksinimini karşılamak için dünyanın çeşitli bölgelerinde operasyonlar yaparken aniden kendini yeni bir yeraltı zenginliğinin üstünde oturur buldu. Bu güne değin 15 binden fazla yatay kuyu açıldı ABD’de ve doğalgaz fiyatları neredeyse üçte bire düştü. Amerikalı uzmanların yaptıkları hesaplara göre, 2020 yılında ABD’nin tüm doğal gaz gereksiniminin yarısı kendi topraklarındaki kaya gazından karşılanacak. Toprağın altında binlerce yıldır uyumakta olan bu rezervin kapasitesi bu denli büyük.

 

Şimdi sıra “Kaya Petrolü”nde. Yapılan hesaplamalara göre 2035 yılında dünya petrolünün yüzde 12’si kaya petrolünden elde edilecek. Binlerce metre aşağılara inmek yerine dünya yüzeyinden birkaçyüz metre aşağıdan yatay delikler açıp kaya gazı ve petrolü elde etmek daha ucuz olduğundan, petrolün ve doğalgazın fiyatında önümüzdeki yıllar içinde yüzde 40’lara varan bir düşüş beklenmekte.

 

Uydu verilerine göre Türkiye bu konuda çok şanslı olan ülkeler arasında yer alıyor.  Yapılan sondajlarda Konya, Kırşehir ve Ankara’da kayı gazı bulgularına ulaşıldı. Kanadalı tanınan bir şirket olan Trans Atlantic petroleum gerek güneydoğu, gerekse de Trakya’da kayagazı ararken Hollanda ve İngiltere ortaklığındaki  ünlü Shell şirketi de Diyarbakır’da kayagazı arıyor.

 

Kayagazı’nın  Türkiye’deki varlığı ile Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki enerjilerin Türkiye’den geçerek Avrupa’ya gitmesi ve gidecek olması Türkiye’yi uluslararası platformlarda bayağı güçlendirip söz sahibi edecek. Bu kehanet değil, kesin bir öngörü.

 

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

1 Mart 2013

28 Şubat 2013
Türkiye’nin Enerji Geleceği (2) için yorumlar kapalı
Okunma 78
bosluk

Türkiye’nin Enerji Geleceği

Türkiye’nin Enerji Geleceği

Türkiye’nin 2050 Enerji Falı çok parlak. İnanılır gibi değil.

 

Coğrafik konumu nedeni ile Türkiye, dünyanın en önemli enerji yolu ve enerji aktarım istasyonu konumunda. Avrupa’ya giden ve de gidecek olan tüm enerji hatları Türkiye üzerinden geçmek üzere planlanıyor.

 

Orta Asya’nın Avrupa’ya yönelik doğal gazı, Türkiye üzerinden gönderilmek üzere projelendirildi ve kapasite arttırıcı ilave projelerde bu doğrultuda yapılıyor.

 

Avrupa Birliği Ocak 2011’de Azerbaycan ile imzaladığı bir anlaşma ile uzun vadeli olarak Azebaycan’dan gaz alımını garanti altına aldı ve olası Rus yaptırımlarına bir alternatif yarattı.

Bu doğrultuda yapılan planlamada Nabucco hattı, Şahdeniz projesi kapsamındaki Azerbaycan gazını Türkiye üzerinden Balkanlara ve oradan da Avusturya kanalı ile tüm Avrupa’ya ulaştıracak. Buna ilaveten daha büyük kapasitede bir boru hattı daha inşa edilecek veya Nabucco hattı ile amalgame edilerek kapasite arttırılacak.

 

2012 yılının Haziran ayında Türkiye ile Azerbaycan hükümetlerinin yaptığı anlaşma ile Azerbaycan’ın Şahdeniz projesi ile Hazar denizinden çıkardığı doğalgazı Avrupa’ya ulaştırılması sağlayacak olan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) hayata geçirildi. Gerekli istimlak işlerinin bitirilmesi ile bu yılın sonlarında vurulacak ilk kazma ile proje başlayacak ve 2017 yılında sona erecek. Bu hatta ileriki yıllarda Türkmen Gazı’da bağlanacak.

 

Hattın kapasitesi 16 Milyar metre küp ve ilk yıllarda bunun 6 milyar metre küpü Türkiye’de tüketilirken geri kalan da Avrupa’ya iletilecek. TANAP hattı, Türkiye üzerinden Yunanistan, Arnavutluk, Adriyatik Denizi ve İtalya kanalı ile Avrupa’ya Azerbaycan doğalgazını taşıyacak.

 

İskenderun Körfezindeki Ceyhan limanı ise 150 milyon tonluk bir petrol musluğu konumunda. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı ile Kerkük-Yumurtalık hatlarının her biri yıllık 50’er milyon tonluk petrol taşıma kapasitesine sahip. Yıllık 50 milyon tonluk kapasiteye  sahip olacak Samsun-Ceyhan boru hattı ise hala gündemde.

 

İstanbul boğazı ise tek başına yıllık 150 milyon ton sıvı gaz ve petrol ürünlerinin yegane geçiş yolu. Şu anda maksimum kapasitesine ulaşmak üzere ve bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti 2. bir İstanbul boğazı geçişi açmak hazırlığı içinde. Hem bu ikinci İstanbul Boğazı Montrö Anlaşması kapsamı dışında olacak, hem de iki yakasında insanların yaşadığı İstanbul Boğazından petrol yüklü tankerlerin geçişlerinde yaşanılan tehlikeleri kendi bünyesine çekecek.

 

Enerji konusunda asıl önemli aşama bundan sonra.

 

Avrupa Birliği, önümüzdeki 20 yıl içinde Afrika’nın kuzey bölgelerinde güneşten enerji üretmeyi programlıyor ve bu doğrultuda da hazırlıklara başladı.

 

Avrupa Komisyonu, güneş yoğun bölgelerde fotovoltaik ve bir noktaya odaklatılmış güneş ışınlarının yarattığı yüksek ısı ile oluşacak buhar gücü vasıtasıyla elektrik üretilmesi ve Avrupa’daki yüksek tüketim merkezlerine aktarılması düşüncesi olan “Desertec” (Çöl Teknolojisi) adı altında bir projeyi destekleme kararı aldı.

 

Bu proje ile ilgili olarak “Çöl enerjisi 2050” (Desert  Power 2050) adı altında hazırlanan rapora göre Kuzey Afrika (North Africa-NA)  ve Orta Doğu (Middle East-ME) arasında entegre bir elektrik aktarım sistemi kurulacak ve bu enerji Avrupa’ya aktarılacak.

MENA bölgesinde hava kirletilmeden ve doğaya zarar vermeden sadece yenilenebilir enerji ile elde edilecek elektriğin Avrupa’nın enerji gereksiniminin yüzde 20’sinin karşılanması planlanmakta. MENA projesinin hayata geçmesi ile Avrupa’daki karbon salınımında da yüzde 95’lik bir düşüş bekleniyor.

 

Tüm bunlara ilaveten Suudi Arabistan ve Mısır’ı da Avrupa’ya bağlayacak bir hat var geleceğin enerji projeleri içinde.

 

Avrupa’nın bu son enerji vizyonu ve planlaması içinde Türkiye kilit bir rol oynuyor. Türkiyesiz bu projelerin hayata geçmesi olanaksız.

 

AB komiseri Oettinger’in Brüksel’deki Konrad Adenauer Vakfı’nda yapılan toplantıda “İddia ederim ki önümüzdeki 10 yıl içerisinde, bir Alman başbakan, Parisli meslektaşı ile dizleri üstünde Ankara’ya sürünerek gidip Türklerden, ‘Arkadaşlar lütfen bize katılın.’ diye rica edecekler” açıklamada bulunması gerçekte hiçte boşuna değil, tesadüfte değil.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

27 Şubat 2013

26 Şubat 2013
Türkiye’nin Enerji Geleceği için yorumlar kapalı
Okunma 85
bosluk

Seçimler Kıbrıs Müzakerelerini Etkileyecek

Seçimler Kıbrıs Müzakerelerini Etkileyecek

Dün gerek Kıbrıs Rum tarafında, gerekse de Kıbrıs Türk tarafında adanın geleceğini birinci dereceden etkileyen seçimler yapıldı.

 

Kıbrıs müzakereleri ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda günümüzde gelinen aşama eskisinden çok farklı.

 

1958 yılından itibaren Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin birebir taraf oldukları Kıbrıs konusu ve 21 Aralık 1963’de Kıbrıslı Rumların adanın yönetimini, egemenliğini ve idaresini mutlak olarak ele geçirmek için Kıbrıslı Türklere saldırısı ile başlayan çatışmalar, dolaşım dahil her tür insani özgürlüğümüzün kısıtlanması ve uğradığımız soykırım sonrasında güya adaya barışı getirmek içindi! Biz Kıbrıslı Türklerin ve Rumların inisiyatifinde başlayan müzakere süreci, inişlerle çıkışlarla, bugüne değin geldi.

 

Gelmesine geldi de, Yunanistan ile Rum tarafının ekonomik olarak iflası, Doğu Akdeniz’de var olduğu iddia edilen doğalgaz, Türkiye’nin bölgenin ekonomik ve politik lideri konumuna yükselmesi ve de Türkiye’nin Avrupa’nın enerji köprüsü haline gelmesi ile eskisine kıyasla çok farklı dengelerin ve güçlerin oluştuğu yeni bir sürece girdi.

 

Dengelerin değiştiği, AB’nin önde gelen politikacılarının “Kıbrıs sorununu çözmeden Kıbrıslı Rumları aramıza almakla hata yaptık” sözlerini yüksek sesle dile getirdiği, Avrupa Birliği (AB) Komiseri yani Bakanı Alman Günther Oettinger’in, “İddiaya girerim ki, önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde bir bay ya da bayan Alman başbakanı yanına Fransız mevkidaşını da alıp dizlerinin üstünde Ankara’ya gidecek ve Türklere ‘Bize katılın’ teklifinde bulunacak” şeklinde biz Türklerin lehinde konuştuğu, ekonomik, politik ve askeri gücün bizim tarafımızda olduğu bu dönemi, boşa tek bir dakika bile harcamadan çok iyi değerlendirmemiz ve başarı ibresinin bizim tarafa doğru dönmesini sağlamamız gerekmektedir.

 

Seçimler bariz bir şekilde müzakere sürecini etkilemekte. 2014, 2015 ve 2016 yılları müzakereler açısından adeta arkaya yapılacak seçimlerin oluşturduğu bir mayın tarlası gibi.

 

Kıbrıslı Rumların AB’nin Dönem Başkanlığı yapacakları 1 Temmuz ile 31 Aralık tarihleri arasında dondurulan müzakereler, dönem sonunun ertesi günü olan 1 Ocak 2013 günü başlatılamadı. Nedeni de Rum Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Şubat’ta yapılacak olmasıydı.  Yeni seçilecek olan Rum Cumhurbaşkanının eskinin devamı olmayacağı nedeni ile de yeni Bakanlar kurulunun oluşturulması, Müsteşar, Müdür gibi yeni bürokratların seçilip tayin edilmeleri, buna ilaveten yeni bir müzakere heyetinin oluşturulması Nisan sonu Mayıs başını bulacak.  Sadece Rum Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeni ile müzakerelere verilen ara veya da kaybedilen zaman beş ay.  Müzakerelerin dondurulduğu Dönem Başkanlığı ile birlikte ise kaybedilen zaman dilimi tamı tamına 11 ay.

 

Kıbrıs Rum tarafındaki seçimler müzakere sürecini ne kadar etkiliyorsa, gerek Kıbrıs Türk tarafındaki, gerekse de Türkiye’deki seçimler de aynı oranda müzakereleri etkiliyor.

 

Önümüzdeki 2014, 2015 ve 2016 yılları arka arkaya kısa aralıklarla müzakereleri etkileyecek seçimlerle dolu.

 

Önümüzdeki 3 yılda yapılacak seçimler, aksi kararlar alınmadığı takdirde sırası ile şu tarihlerde;

Mart 2014’de Türkiye’de Belediye Başkanlıkları, Belediye Meclis üyelikleri ve Muhtarlık seçimleri;  Nisan 2014’de KKTC Meclisi Milletvekilliği seçimleri, Mayıs 2014’de KKTC Belediye Başkanlıkları, Belediye Meclis üyelikleri ve Muhtarlık seçimleri,  Ağustos 2014’de T.C. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Nisan 2015’de KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Haziran 2015’de, Türkiye’de TBMM Milletvekilliği seçimleri, Mayıs 2016’da Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi Milletvekilliği seçimleri…

 

Belediye Başkanlıklarında 2’er ay, Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de 4’er ay müzakerelere ara verileceği varsayılırsa -ki bu varsayım değil bir gerçektir- önümüzdeki 36 ay içinde yapılacak yerel, Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeni ile toplamda 24 ay müzakerelere zoraki aralar verilecek demektir.

 

Bu takvim ışığında, dengeler tekrardan aleyhimize dönmeden, önümüzdeki müzakere sürecini çok iyi değerlendirmemiz gerektiği bir realite olarak önümüzde duruyor…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

25 Şubat 2013

24 Şubat 2013
Seçimler Kıbrıs Müzakerelerini Etkileyecek için yorumlar kapalı
Okunma 415
bosluk

Kıbrıslı Rumlar Nereye Koşuyor

Kıbrıslı Rumlar Nereye Koşuyor

Geçmiş yıllarda, Kıbrıslı Türklerin meşhur deyişiyle “Bıyıklarını balta kesmezdi” Kıbrıslı Rumların. Kendilerini dünyanın en üstün ırkı zanneden komşular herkese tepeden bakarlardı. Dünyadaki en akıllı ve en zengin milletin de kendileri olduğu inancındaydılar.

 

Bizim tarafta, KKTC’de bile buna inanmış bazı kişiler vardı ve Rum hayranlıklarını her fırsatta belli ederlerdi. Hiç unutmuyorum, bundan 2 sene önce, 4 Mayıs 2011 tarihinde “Rum Kesimi Batmak Üzere” başlıklı bir köşe yazısı yazmıştım daha ortada böylesi belirtiler yokken. Yazımın son cümlesi de “Portekiz battı, sıra anlaşılan Kıbrıs Rum tarafında” şeklindeydi.

 

Aldığım eleştirilerin ve yazımın altına yazılan olumsuz yorumların sayısı herhalde otuzdan fazlaydı. Hele bir tanesi hayli iddialıydı: “Rum tarafı asla batmaz. Bu adanın üzerinde batacak biri varsa o da biz oluruz!” Rumlara duyulan bu güveni anlayamamıştım.

 

O günlerin altından çok sular aktı. Yazdıklarım ve öngörülerim doğru çıktı. Batışın seviyesi düşündüğümden çok daha fazla oldu. Bu denli feci bir batış ve iflası aklımdan geçirmemiştim.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, Kıbrıs Rum tarafına Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) yardım gelmemesi durumunda Kıbrıslı Rumların borçlarını ödeyememe olasılığının büyük olduğunu açıkladı dün.

 

Boşuna değildi bu açıklama.

 

Her ne kadar aksi söylense veya da üstü örtülmeye çalışılsa da Kıbrıs Rum tarafında yoksulluk diz boyu. Rum Kızıl Haç Müdürü Takis Neofitu dün, “Yoksulluk Kıbrıs’ı Vurdu” açıklamasını yaptı. Bunun da nedeni son zamanlarda Kızlı Haç’a yapılan yiyecek ve giyecek yardım başvurularının Kızıl Haç’ın geçen sene sonunda yaptığı 2013 tahminlerinin çok üzerinde olması.

 

Gerçekte benim kullandığım “çok” kelimesi biraz göreceli. Yerine 10’da konabilir 50’de. Ama Uluslararası bir kuruluş olan Kızıl Haç’ın bu yanılgısı ne yüzde 10 ne de yüzde 50.

 

Kızıl Haç’a başvuru yapan yiyecek ve giyecek yardımına gereksinim duyan kişi ve aile sayısı, daha 2013 yılının başında hesaplananın 2 misline çıktı. Tamı tamına yüzde 100’lük bir yanılgıya düştü Kızıl Haçın profesyonel yöneticileri. Tabii bu yanılgının kökeninde kabul edilmek istenmese de, ekonominin kötünün de kötüye doğru gidişi yatmakta.

 

Avrupa Konseyi ve Parlamentosu arasında evvelki gün yapılan görüşmede çıkan uzlaşı, mart 2013 sonunda memorandum programına girmesi öngörülen Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, borcunun dörtte üçünü ödeyene kadar Almanya’nın bütçe denetimine ve “çok sıkı bir mali disiplinin altına” sokulacağı yönünde.

 

Buna göre Kıbrıs Rum Yönetimi her yıl, bir sonraki yılla ilgili bütçe taslaklarını 15 Ekim’e kadar Konsey’e ve Komisyon’a göndermek zorunda olacak. Konsey ve Komisyon uygun görürse onaylayacak, uygun görmezse istediği şekle gelene kadar tekrar tekrar Rumlara bütçe revizyonu yaptırabilecek.

 

Brüksel, Kıbrıs Rum Yönetiminin bütçesine şeffaflığın sağlanabilmesi için aleni olarak müdahale edebilecek, bütçe istikrarı açısından ciddi zorluklar saptaması halinde de Kıbrıs Rum Yönetimine artırılmış denetim uygulayabilecek.

 

Hristofyas, kendisinin ve ruhani başkanı olduğu AKEL’in Kıbrıslı Rumlar tarafından gelecekte lanetlenmemesi için Temmuz ayından beridir her tür ayak oyununu yaparak memoranduma imzasını atmadı.

 

Memorandumu imzalamak yeni seçilecek Rum Başkana kaldı. Büyük bir olasılıkla seçilecek olan DİSİ Başkanı Anastasiades ister istemez bu memorandumu Mart sonunda imzalayacak.

 

İmzalamaya imzalayacak ama bu imza Rum tarafını iflastan kurtaramayacak, sadece krizi biraz daha erteleyecek. Kıbrıs Rum Yönetiminin bütçesini ve mali yapısını didik didik eden Troyka’nın vereceği kredi, Rum para-finans sektörünün ve de Kıbrıs Rum Yönetiminin bataktan kurtulmasına değil, sadece nefes almasına yetiyor.

 

Anastasiades’i yeni görevinde mali, ekonomik, doğalgaz, AB ve dış siyaset gibi büyük sorunlar bekliyor. Müzakereleri büyük baskılar altında, istemediği ve beğenmediği yeni bir kulvarda sürdürmek zorunda kalacağı kesin.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

22 Şubat 2013

21 Şubat 2013
Kıbrıslı Rumlar Nereye Koşuyor için yorumlar kapalı
Okunma 75
bosluk

Rum Seçimlerinden Ders Aldım

Rum Seçimlerinden Ders Aldım

Pazar günü Kıbrıs Rum tarafında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, KKTC Meclisine – o dönemdeki adı Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi idi –  yirmili yaşların ortasında seçim kazanarak girmiş (güya) deneyimli bir politikacı-akademisyen olarak gerçek ve uygulamalı bir şekilde “Politikada ayak oyunları nasıl yapılır” dersi aldım.

 

Ne ders kitaplarında yer alan, ne üniversitelerde okutulan, ne de bu güne değin yakinen takip ettiğim KKTC, Türkiye, Kıbrıs Rum, İngiltere ve ABD’de yapılan Meclis, Senato, Temsilciler Meclisi, Başkanlık, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yer almış böylesine ince hesap ve ayak oyunu görmedim.

 

Hesap yapıcılarını, kurgucularını, teorisyenlerini ve tüm bunları büyük bir cesaretle başarılı bir şekilde uygulamaya koyanları ve arzu edilen doğru sonucu alanları tebrik ediyorum. Gerçekten müthiştiler.

 

Bu hafta sonu ikinci tura gidileceğinden, bu olağanüstü taktisyenlerin ikinci perde ayak oyunlarını da büyük bir keyifle izleyip, dağarcığımı dolduracağım.

 

Anastasiades’in en büyük rakibi gerçekte bağımsız (!) aday Yorgos Lillikas’dı.

Lillikas 1960 Baf doğumlu. Ticaret ve Endüstri (2003)  ile Dış İşleri (2006) Eski Bakanı. Fransa’da Lyon Üniversitesi Politik Bilimler mezunu. Grenoble Üniversitesinde Master yaptı. 1996 ve 2001 Parlamento seçimlerinde AKEL Lefkoşa Milletvekili seçilmesine rağmen 2004 referandum döneminde EOKA’nın beyinlerinden ve yöneticilerinden birisi olan Tassos Papadopulos’un sağcı hükümetinde yer aldı.

 

Yani solun en solundaki “Komünist” kanattan çevik bir sıçrayışla solun, ılımlı solun,  ortadakilerin, muhafazakarların, liberallerin, demokratların ve diğerlerinin üzerinden atlayıp sağın en sağındaki “Milliyetçi” kanada geçiş yaptı bir anda.

 

Lillikas güya Bağımsız adaydı ama gerek Rum Ortodoks Kilisesi, gerek Komünist AKEL’cilerin bir kısmı, gerekse de Tassos Papadopulos’un sağcı DIKO partisinin bana göre neredeyse üçte ikisi ve Mecliste 5 tane sandalyesi olan Sosyalist Milliyetçi EDEK partisi, kendisini hem maddi, hem de politik olarak yoğun bir şekilde destekledi.

 

İkincilikteki rakibi AKEL adayı Stavros Malas ise (işin garip tarafı) deneyimli bir politikacı değil.  1967 yılında benim memleketim olan Mağusa doğumlu. 2011-12 yıllarında Hristofyas hükümetinde Sağlık bakanlığı yaptı ama parti içinde yükselerek kademe kademe bakanlığa gelmiş birisi değil. Dıştan atama bir bakan.

 

DISI ekibinin yaptığı hesaplar, Anastasiades’in birinci turda en fazla yüzde 49 oy alabileceği ve birinci turda Cumhurbaşkanı seçilemeyeceği şeklindeydi. İkinci turda kazanabilmesi için de rakibinin, Malas gibi kendisinden çok daha zayıf bir politikacı olması gerekmekteydi.

 

İkinci turda politik çıkarlar nedeni ile dengelerin çok fazla değişeceği varsayımından yola çıkılarak Lillikas ikinci tura kalırsa, hem Kiliseden, hem AKEL’in bir kısmından hem de DIKO, EDEK, EKOLOG, EVROKO ve ELAM gibi siyasi partilerden destek alacağı ve büyük bir olasılıkla da yüzde 50’yi aşabileceği büyük bir olasılık olarak hesaplamalarında ortaya çıkınca kollar sıvandı.

 

Seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamaları Lillikas ile Malas’ın alacakları oyları başa baş göstermekte ve yer yer de Lillikas öne geçmekteydi. Hristofyas’ın kötü yönetiminin, ekonomiyi batırışının ve politik başarısızlığının mirasını Malas sırtında taşıdığından, ikinci turda kalması şüphe götürmeye başlayınca DİSİ taktisyenleri bu durumu düzeltmek ve Malas’ın ikinci tura kalmasını garantilemek için düğmeye bastı.

 

Zaten Anastasiades yüzde 49’lara varan bir oya sahipti ve birinci turu da kaybetmesi olanaksızdı. Çözüm olarak Anastasiades’in oylarının yüzde 4 gibi bir kısmını AKEL adayı Malas’a kaydırmak ve Malas’ın kazanmasını garantiye almak gerekmekteydi.

 

Anastasiades’in 1981’den beri kesintisiz olarak her seçimi kazandığı Limasol bölgesinde oyların Malas’a kaydırılması için ne gerekiyorsa yapıldı ve Anastasiades Limasol’da olağandan daha düşük oy alırken Malas’ın oyları yükseldi. Malas, rakibi Lillikas’a genelde yüzde 2 oy farkı yaparak ikinci tura kaldı.

 

Bu hafta ikinci turda ne mi olacak? Bana göre Anastasiades bu güne değin Rum Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alınabilmiş en yüksek oy yüzdeliğini alarak Kıbrıslı Rumların 7. Cumhurbaşkanı seçilecek.

 

Seçilmeye seçilecek ama işi çok zor olacak. Ekonomik ve politik zorluklar kendisini bekliyor.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

20 Şubat 2013

19 Şubat 2013
Rum Seçimlerinden Ders Aldım için yorumlar kapalı
Okunma 55
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar