Rumlarda sancı başladı

Rumlarda sancı başladı

Rumlarda sancı başladı  

 

Bu aralar gözüm ABD’de, Başkan Trump’ta, FED’de ve Çin’de.

Yan gözle de AB’ye bakıyorum. Halk diliyle, AB’nin işi boru, bu gidişle 2020 yılını görür mü çok da emin değilim.

 

ABD’de FED (Amerikan Merkez Bankası) ile Başkan Trump arasında ölümüne bir savaş başladı. Çıngar Nisan’da veya en geç Mayıs’ta kopacak.

 

Çiçeği burnunda ama bir yönetim sihirbazı olan Başkan Trump’ın FED konusunda, 1963 yılının Kasım ayında Teksas’ta kendisine yapılan bir suikast sonucu hayatını kaybeden John F. Kennedy’in yaptığı hataya düşmeyeceğine inanıyorum. Her ne kadar net olarak açıklanmadıysa da John F. Kennedy’e yapılan dâhiye senaryolu suikastın gerçek nedeni FED’i millileştirmek yani 8 ünlü Yahudi ailesinin kontrolünde olan Amerikan Merkez Bankasını, ABD hükümetinin yönetimi altına sokmak istemesiydi. Kısa süreliğine bunu başardı ama hayatı ile ödedi. Sonra FED gene eski sahiplerine geri döndü.

 

FED dünyanın en güçlü özel bankasıdır. Kurulduğu günden beridir de, Rockefeller ailesi, Rothschild ailesi, Goldman ailesi, Lehman ailesi, Kuhn ailesi, Warburg ailesi, Moses ailesi, Lazard ailesi tarafından eşit yetkilerle yönetilir ve dünyadaki para sistemini istediği gibi idare ve kontrol eder.

 

Savaş, büyük savaş. Öyle bildiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz gibi bir savaş değil. Bu savaşın oluşturacağı depremden sonraki artçı ama ufak depremler tüm dünya ülkelerini etkileyecek.

(Bir başka yazımda da baştan sona FED’in gerçek hikayesini yazacağım.)

 

FED’e paralel olarak New York Borsası da dünyanın en önemli borsası. Doğal olarak Londra Borsası, Amsterdam Borsası, Tokyo Borsası, Pekin Borsası, İstanbul Borsası gibi güçlü borsalar da New York borsasını güç sıralamasında takip ederler, aynı kuralları uygular.

 

Borsalara kote olan şirketler, hisselerini halka açmış şirketlerdir ve borsada dönen paraların tümü de halkın, hayat boyu çalışıp yemeden, içmeden biriktirdiği birikimleridir. Bu nedenle de borsalara kote şirketler yapacakları yatırımlar için önce bağlı oldukları borsadan izin almak zorundadır. Kendi keyifleri istediği gibi halkın parası ile yatırım yapamazlar.

 

Lafı dolandırmayalım; Kıbrıs sorunundaki çözümün birkaç bacağı var bunlardan bir tanesi de, direkt olarak dünyadaki her ülkede uygulanmakta olan borsa sistemi ile sıkı sıkıya ilişkili.

 

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın müzakere masasına şerh koymasının ve Pakistan İslam Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak 13. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Zirve Toplantısı’na katılmasının Başkan Anastasiadis’i, Dışişleri Bakanı Katsulidis’i ve Kıbrıs Rum Yönetimini toptan telaşlandırmasının nedeni, gerçekte ekonomik iflastan kurtulmak için bel bağladıkları ve bu konuda AB’yi arkalarına alıp her türlü düzenbazlığı yapmayı göze aldıkları, sözde Münhasır Ekonomik Bölgeleri içindeki “Afrodit” adını verdikleri parseldeki doğalgaz rezervleri.

 

Borsalar, halkın parasını ve birikimlerini korumakla görevli oldukları için kendilerine kote olmuş şirketlere sadece ve sadece yüzde yüz sağlıklı ve sağlam yatırımlara izin verirler. Sorunlu bölgelerde asla ve asla borsalara kote şirketler yatırım yapamaz.

 

İşte Rumların son zamanlardaki telaşı bundan kaynaklanıyor. Birileri Rumların kulağına fısıldamayı ve dikkatlerini, “Enosis”ten, müzakereleri bir şekilde olumlu sonuçlandırmaya çevirmenin şart olduğuna ikna etmeyi başardı. Kendilerine, “Adada somut bir anlaşma olmazsa gaz da yok, petrol de yok. Hiçbir şirket gelip sorunlu bölgeye yatırım yapmak izni alamaz” dendi ve yatırımcı şirketler de frene basmak zorunda kaldı….

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

27 Şubat 2017

26 Şubat 2017
Rumlarda sancı başladı için yorumlar kapalı
Okunma 204
bosluk

Rumlar savaş tazminatı isteyeceklermiş

Rumlar savaş tazminatı isteyeceklermiş

Rumlar savaş tazminatı isteyeceklermiş

 

Geçen hafta Kıbrıs Rum tarafından yapılan bir ankete göre Rumların yüzde 87,2’si, 1974 Barış harekatı ile ilgili olarak Türk devletinin tazminat ödemesi gerektiğini düşünüyormuş.

 

Buna tam da “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” demek gerekiyor.

Sen 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyetini, adayı Yunanistan’a bağlamak için yık.

21 Aralık 1963 gecesi Kıbrıslı Türklere silahlı saldırıda bulun.

1963-1974 yılları arasında Kıbrıslı Türklere soykırım uygula.

15 Temmuz 1974 tarihinde adayı Yunanistan’a bağlamak için darbe yap, Makarios’u devir.

Fırsattan istifade Makarios’çuları ve AKEL’ci komünistleri topluca kurşuna diz, infaz et.

17 Temmuz 1974 tarihinde “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan et ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin statüsünü boz.

18 Temmuz 1974m günü devrik Cumhurbaşkanı Makarios, New York’ta BM Güvenlik Konseyinde konuşma yapsın ve Kıbrıs adası Yunanistan tarafından işgal edilmiştir desin.

20 Temmuz 1974 sabahı. Adanın statüsünün bozulması nedeni ile 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası EK I, Madde 4 uyarınca garantör olarak adaya askeri müdahalede bulunsun.

Sen bozulan düzeni yerine koymamak ve 4 Mart 1964 tarihli BM Güvenlik Konseyi’nin 541 no.lu kararının arkasına saklanıp 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti statüsünü iade etmemek için 43 yıl müzakereleri sürüncemede bırak.

Sonra da Türkiye’den utanmadan, sıkılmadan savaş tazminatı istemeye hazırlan.

Sanırım Rumlar akıllarını peynir ekmekle yemişler. Bunun başka türlü bir izahı olamaz.

 

***

 

İkinci Barış Harekatının son günü olan 16 Ağustos 1974`den beridir Kıbrıs adasında bir tek kurşun atılmadı. Bunun nedeni adaya barışın gelmiş olması değil, Rum Milli Muhafız Ordusundan (RMMO) çok daha güçlü olan ve dünyanın dördüncü büyük ve güçlü ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK)  bir parçası olan Türk Barış Kuvvetlerinin (TBK)  adadaki varlığıdır.

 

Benim yarım asırdan fazla bir zamandır yakından tanıdığım Rumlar, İkinci Barış Harekatından bu güne kadar geçen zaman dilimi içerisinde kendilerini güçlü hissetmiş olsalardı, hiç bir anlaşmayı, hiç bir uluslararası kuralı dikkate almaz, hayali bir gerekçe yaratıp Kıbrıslı Türklere saldırır, katliamlar yapar, arkasından da 21 Aralık 1963 ‘ de yaptıkları gibi “Türkler isyan etti ” deyip birde üste çıkarlardı.

 

Ama adada TSK’nın varlığı, gücü ve 1974 yılında ortaya koyduğu muharebe yeteneği Rumları bir maceraya atılmaktan şimdiye dek korudu. Zaman zaman megalomani yani büyüklük kompleksinde kapılırlar ve 15 Mayıs 1919’da yaptıkları gibi Ankara’ya kadar Anadolu’nun batı yarısını fethetmek gibi hayallere kapılırlar veya da 1974 yılında yaptıkları gibi Türkiye’yi ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde Türkiye’nin garantörlüğünü yok sayıp adada Kıbrıs Helen Cumhuriyetini ilan ederler ve Yunanistan’a ilhak olduklarını açıklarlar.

 

Rum’dur bunlar, herşey beklenir kendilerinden.

 

16 Ağustos 1974 günü, İkinci Barış Harekatı’nın başlamasından yaklaşık 60 saat sonra, New York ile aramızdaki saat farkından olsa gerek, akşam üstü BM Güvenlik Konseyi

Ateş Kes çağrısı yaptı ve Türk Ordusu ilerlemeyi, RMMO’da kaçmayı durdurdu. Maraşlı Rumlar da, Türk Ordusu’nun korkusundan bir gün evvelsinden boşalttıkları şehre, bir gecede sınırlar belirginleşmiş olduğundan ateşkesten sonra geri dönemediler.

 

Türk Barış Kuvvetlerinin adadaki varlığı S.O.F.A.’ya (Status Of Forces Agreement) yani Askeri Güçlerin Statüsü Antlaşması’na göre yasal konumda ve Kıbrıs Adasında yaşayan iki ana halk olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında bir Barış Antlaşması imzalanmadan da sona ermeyecek veya da farklı bir statüye dönüşmeyecek.

 

S.O.F.A.’nın birçok kişi tarafından bilinmeyen bir sonucu da, aynen II.  Dünya Savaşında Fransız Vichy Hükümetinin Alman ordularının tüm masraflarını ödediği gibi barış antlaşması sonrasında ortaya çıkacak yeni devletin veya da antlaşma olmazsa Kıbrıslı Rumların, 20 Temmuz 1974 tarihinde adanın Rumlar tarafından bozulan statüsünü 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası Ek I. Madde 4’e göre yerine tekrardan koymak için müdahale eden ve o günden sonra da adada varlığını sürdürmek zorunda kalan Türk Barış Kuvvetlerinin,  Ateşkes Antlaşması imzalanana dek yaptığı tüm masrafları ödemek zorunda olduğudur.

Bunu ben iddia etmiyorum, içtihat haline dönüşmüş uluslararası kurallar söylemekte.

 

Tüm bu gerçeklikler huzurunda, savaş tazminatı ödeyecek birileri varsa, onlar da Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan’dır.

Zaten zamanı gelince bu tazminatlar da kendilerinden istenecek.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

24 Şubat 2017

 

23 Şubat 2017
Rumlar savaş tazminatı isteyeceklermiş için yorumlar kapalı
Okunma 300
bosluk

ELAM ve Türkiye … YURDAGÜL ATUN

ELAM ve Türkiye … YURDAGÜL ATUN

ELAM ve Türkiye

YURDAGÜL ATUN

Rahmetli Rauf Denktaş, Türkiye ile KKTC arasında gerginlik yaratmak isteyenlere karşı uyarmış, “Anavatana dil uzatmak kahpeliktir” demişti bir röportajında.

Ben o kelimeyi “terbiyesizliktir” kelimesiyle değiştirmiştim başlıkta, yumuşatmak amaçlı.

Türkiye’ye karşı olan sessiz hınç, 10 yıldan bu yana dile geldi.

Hem de her geçen gün biraz daha artarak…

Ülkede olan her terslikten Türkiye’yi sorumlu tutmaya başladık. Trafik kazasından, dövizin yükselmesine kadar.

Hatta ayağı taşa takılsa Türkiye’den bilenler…

Ne turizm yatırımı, ne üniversite öğrencilerinin adaya kattığı ekonomik ivme takdir ediliyor.

“Oteller Kıbrıslı çalıştırmıyor!” bahanenin biri mesela…

“Peki sen yabancı işçinin yaptığı işi yapıyor musun” deyince cevap “ben üniversite bitirdim!”

Bundan birkaç yıl önce üst düzey bir görevde bulunmuş arkadaşımızın söylediği gibi tam da: “Biz Kıbrıslılar doğuştan müdür doğarık. Kala kala müsteşar ve Bakan olmak kalır bize…”

Öfkenin sınırı yok. Hatta ve hatta ELAM’ın ırkçı faşistleriyle Türkiyelilerin yaptığı darbı aynı kefeye koyacak kadar…

(Bunu asla tüm Kıbrıslı Türklere mal etmiyoruz. Anavatana yürekten bağlı, geçmişin tüm acılarından ders alarak dostunu düşmanını bilen Kıbrıslı Türkler, bu saydıklarımızdan çok daha fazla.)

Merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın torunu ve iki arkadaşının Türkiyeli 6 kişi tarafından darp edilmesi herkesi derinden üzdü.

Ancak bazıları hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bu olayı, Türkiye’ye çalım atma vesilesi haline getirip, “ELAM yapınca sesiniz çıkıyordu, ELAM’ın yaptıklarından ne farkı var” diyebildi 10 yaşındaki çocuğun bakış açısıyla.

Oysa öyle çok fark var ki…

ELAM, Kıbrıslı Türklere olan hıncından saldırıyor, bu magandaların yaptığı tamamen bireysel.

ELAM saldırınca ceza almıyor ama bu kişiler tutuklandı.

Saldırgan ELAM’lılar hiçbir şekilde bu adadan gönderilmez ama bu kişiler deport edilebilir.

Dörde bir oranının, yani adada çoğunluk olmanın gücünü tüm kurumlarda içselleştiren ve bu hakimiyetle, kendilerini adanın sahibi olarak gören Rumlar, son 70 yılda hiçbir Türkü haklı çıkarmadıkları gibi, hiçbir Rum’a da ceza vermediler.

1955-1974 yılları arasında, Rum’dan şikayetçi olup mahkemeleşen hiçbir Türkün davayı kazanmadığını ve kapıların açıldığı 2003’ten bu yana Güney Kıbrıs’a geçen Türklere karşı gerçekleştirilen olayların faillerinin hiç ceza almadığını görmek, iki olayın birbiriyle mukayese kabul etmeyeceğini ortaya koyuyor.

Yani, dünyanın her yerinde bu tür olaylar oluyor ancak bizi güvene veya güvensizliğe iten, bu olayların yargıdaki karşılığı.

Özetle, Geçmişten gelen yaraların bir kısmını sarsak da, yaşanan ağır travma, sonuçlarını geleceğe yayarak yavaş yavaş ortaya seriliyor. Günah keçisi de, her zaman olduğu gibi en yakınlarımız oluyor.

***

Tecavüz bize özgü mü?

Yunanistan basınını tararken ilginç bir veri gözüme çarptı. Yunan Adli Tıp Şirketinin verilerine göre Avrupa Birliği’nde (AB) her yıl 16 milyon 700 bin kadın fiziksel şiddet ve cinsel istismara maruz kalıyor ve Yunanistan’da her yıl 5 bin kadın tecavüze uğruyormuş. Bu 5 bin kadının sadece 150’si adalete başvurmuş. Diğerleri sessiz kalmış. Tüm bunların yanında Yunanistan’daki adli tıp uzmanlarının eksikliğinin de, olayları ortaya çıkarmada güçlük yarattığı ifade edilmiş haberde.

Tecavüz, cinayet, darp, terör, hırsızlık tüm dünyanın ortak sorunu ancak nedense bazı ülkeleri itibarsızlaştırmaya yönelik plan doğrultusunda hareket eden egemen medya, terörü İslamiyete, tecavüz gibi suçları İslam ülkelerine monte etmenin peşinde.

“Türkiye’de tecavüz arttı” iddiaları da bu hinliğin ürünü. Evet; tecavüz tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hep vardı ama bunları duyuracak iletişim araçları yoktu. (Ya da çok çeşitli değildi.) Tecavüz hep vardı ama toplumun sosyolojik yapısı bunların deşifresinden kaynaklanan problemleri tolore edecek kıvamda değildi. Tecavüz hep vardı ama devlet bu denli sahip çıkmıyordu mağdurlara. Tecavüz hep vardı ama tecavüze uğrayan yalnız kalıyordu alnına sürülen karayla. Tecavüz hep vardı ama utanç yanlış kişilerde konuşlandığından ağzını açamıyordu mağdurlar. Tecavüzü ve diğer suçları asla ve asla tasvip etmemiz mümkün değil. Suç işleyen, suçu nispetince en ağır cezaları alsın lakin, meseleye bir de bu yönüyle bakmamız, 80 milyonluk ülkede yaşananları, 10 milyonluk ülkede yaşananlarla karşılaştırmamız gerekiyor şayet dürüst isek…

YURDAGÜL ATUN

22 Şubat 2017
ELAM ve Türkiye … YURDAGÜL ATUN için yorumlar kapalı
Okunma 182
bosluk

Hristi Terörist … Prof. Dr. Ata ATUN

Hristi Terörist … Prof. Dr. Ata ATUN

 

Hristi terörist

 

2 şubat günü Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Almanya Başbakanı Merkel, Külliye’deki 2.5 saatlik görüşmenin ardından ortak açıklama yaparken, soru-cevap kısmında ‘İslamist terör” ifadesini kullanan Merkel’e Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepki göstermesi gerçekte boşuna değil.

 

Dünya tarihine bakıyorum da, terörist olan da, soykırım yapan da hep Hristiyanlar olmuş günümüze değin. Gerçekte “İsevi Terör” ve “Hristi Teröristler” demek daha çok yakışacak aşağıdaki tarihi olaylara.

 

Almanlar kendilerini pazarladıkları gibi çok da masum değiller.

1891 yılında Almanlar hammadde ve iş gücü amacıyla Namibya’ya gittikleri vakit bölgenin zengin yer altı madenlerini ele geçirmek için bölge halkı Herero ve Nama halkını yok etmekten hiç çekinmediler. 1904’e kadar Almanların bölgede yaptıkları soykırım neticesinde yaklaşık 132 bin kişiyi katlettiler. Herero’ların nüfusu toplamda yüzde 80, Nama’ların ki ise yüzde 50 azalarak, kala kala geriye sadece 15.000 sağ kalabildi.

 

Şansölye Merkel’in dedeleri o denli acımasızdılar ki, Namibya da İngilizcesi “Grand Game” yani “Büyük Oyun” anlamına gelen bir oyun icat etmişlerdi. Bu oyunda ortadaki sahaya salınan ve koşmaları emri verilen Namibya halkı üzerine, gözleri kapalı Alman generalleri ve askerleri tarafından silahla ateş edilmekteydi . En çok Namibyalı vuran asker, ortaya konan parayı kazanmaktaydı. Buna ilaveten acımasız Alman askerleri, Namibyalı genç kızları ve kocalarına öldürdükleri kadınları seks kölesi yapmışlardı.

 

Günü gelince, Almanların Namibya’da yaptıkları masaya kondu ve 1985 yılında Birleşmiş Milletler tarafından soykırım olarak nitelendirilebileceği ifade edildi.

 

Şansölye Merkel’in dedelerinin Namibya’da yaptıklarına ilaveten babalarının da 1939 – 1945 yılları arasında Almanya’da Nazi kamplarında, fırında yakılarak küle dönüştürülen 2.5 milyon Yahudi’nin katlettikleri daha dün gibi herkesin hala hafızasında cap canlı durmakta. ŞAnsçlye Merkel, dedelerinin ve babalarının yaptıklarını göz ardı ederek kalkmış bir de “İslami Terör”den bahsetmekte, neredeyse tamamı Müslüman olan bir ülkede.

 

Hristi teröristlerin yaptıkları sadece bunlar değil. Yukarıda yazdıklarım sadece Alman olan Hristi teröristlerin yaptıklarıydı.

 

1492 yılında bir Avrupalı olan Kristof Kolomb’un Amerika kıtasının ilk eşiği olan Arawaks’a ayak bastığı zaman yerli halkın nüfusu toplamda 8 milyondu. Yerli halk onları tanrı gibi kabul etmişti ama sahte tanrıların yaptıkları katliamlar sonucunda 8 milyonluk nüfusları 22 yıl içinde 28 bine düştü.  Bu yüzkarası soykırım, İsevi teröristlerin yüzleşmeye cesaret edemedikleri kendi tarihleridir.

 

Günümüzde insanlık şampiyonu iddiasındaki Baltık ülkelerinin çokta masum olduklarını sakın düşünmeyin.  Bölgenin yerli ahalisi olan olan Tater’lerin kızları, Norveç hükümetinin 1920-30 yılları arasında çıkardığı yasa ile zorla kısırlaştırıldı. Bununla da yetinmeyip Taterler üzerinde insülin ve elektroşok yöntemleri de uygulandı.

 

İngilizler ise İsevi teröristlerin başını çekenlerden. 1788-1938 yılları arasında sömürge için gittikleri Avusturalya’da, kasten salgın hastalık yayarak, yemeklerine zehir katarak ve ellerine geçirdiklerini acımasızca vurup öldürerek yerleşik halk olan Aborjinlerin kökünü kazıdılar. Bu soykırımdan geriye sadece, dağlara ve uzak yerlere kaçabilmeyi başaran 31 bin Aborjin kaldı.

 

İngilizler ve Amerikalılar 2ci Dünya Savaşı bitimin yakın Almanlardan intikam almak amacıyla 13-15 Şubat 1945 tarihleri arasındaki 3 günde, 722’si İngiliz, 527’si Amerikan ağır uçağı bombardıman uçağı ile toplamda 3900 ton bombayı Dresten şehri üzerine bırakıp şehri yerle bir etmişlerdi. Amerikan ve İngiliz basını ölü sayısını 25 bin olarak açıklarken, Alman basını 200 bin yaralı ve 500 bin ölü olarak açıklamıştı.

 

Ve günümüzün en büyük İsevi Teröristi ABD’nin Kızılderili katliamı hala hafızalarda ve kayıtlarda durmaktadır. 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine “Atom bombası” atarak  135 bin kişinin ölümüne neden olduğu da unutulmuş değil. ABD’nin, suçsuz ve masum Irak’ı iftira atarak işgal etmesi ve neredeyse yarım milyon Irak’lının ölümüne neden olması ise günümüzün sıradan olayları arasında yer alıyor maalesef….

Bunları yapanların hepsi de “Hristi Terörist”… Bilmekte ve kullanmakta fayda var.

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

10 Şubat 2017

19 Şubat 2017
Hristi Terörist … Prof. Dr. Ata ATUN için yorumlar kapalı
Okunma 295
bosluk

Anastasiadis’tir, ne yapsa yeridir! … YURDAGÜL ATUN

Anastasiadis’tir, ne yapsa yeridir! … YURDAGÜL ATUN

Anastasiadis’tir, ne yapsa yeridir!

YURDAGÜL ATUN

Son liderler görüşmesinde yaşananlar, Anastasiadis’i tanıyanlar için hiç şaşırtıcı değil.

Kimseyi saymayan ve kafasına göre hareket eden Rum Yönetimi Başkanının kendini haklı çıkarmak için yalanlara tevessül etmesine de şaşırmıyoruz.

Bundan iki yıl kadar önce “Anastasiadis’in yaptığı şımarıklığı Eroğlu yapsaydı…” başlıklı yazımda da, buna benzer bir hadiseyi kaleme almış, Anastasiadis’in toplantı odasında yaptıklarını, orada bulunan bir yetkilinin ağzından şu sözlerle anlatmıştım: ““Eroğlu’na, ‘Talat-Hristofyas nelerde anlaştı bakalım, işimize gelenleri alalım’ deyip durdu. Aynı şeyleri defalarca tekrar etti. Hatta bir ara zabıt tutan kişi bile durdu, bekledi. Çok gergindi. Yanındakilere kızdı. Mavroyannis’i ve Mavroyannis’in yanındaki bir kızı azarladı. Çantasını topladı. ‘Uyku vaktim geçti’ dedi. Her gün siesta yaparmış, o gün yapamamış! Sigaranın birini yaktı, birini söndürdü. ‘Bayram günü buluşalım’ dedi. (Birkaç gün sonra Ramazan Bayramıydı.) Türk tarafı ‘bayramda olmaz, Cumartesi olsun’ deyince, ‘Cumartesi benim dinlenme günüm, olmaz’ yanıtını verdi. Hatta dalga geçer gibi, ‘bayramları varmış!’ dedi. Sonrasında bir anda parladı, gözlüğü fırlattı, çıktı gitti…”

Bu tıynette biri Anastasiadis. Kendini masanın hakimi sanan, kimseyi saymayan, takmayan, umursamayan, “uykum geldi, sizin yüzünüzden uyuyamadım” diyecek kadar ciddiyetsiz…

Kapıyı çarpıp giden, Türk tarafının salonu terketmesinin ardından “ben sigara içmeye gitmiştim, gelecektim” diyecek kadar da pişkin.

Velev ki sigara içmeye çıkmış ve dönecek olsun. Arkadaşlarımızla otururken bile odadan ayrılacak olsak “müsaadenizle” deriz ki Anastasiadis, böyle bir toplantının ortasında kapıyı vurup, langır lungur çekip gidemez. Bırakın bağırıp çağırıp odadan çıkmasını, izin istemeden çıkması bile saygısızlık ve (Akıncı için) geri dönüş nedenidir.

Gelelim senaryosunu Nikos Anastasiadis’in yazdığı ‘Lier’s comedy’nin ikinci perdesine; BM Özel Sekreteri Eide, tüm bu olanları es geçip, Anastasiadis’in geri geleceğini, Türk tarafının çekip gittiğini söyledi cümle aleme. Zaten Akıncı ve ekibi çıkar çıkmaz BM’yi arayıp “çıktılar” raporu vermiş Akıncı’nın neden çıktığını söylemeden! Taşı çatlatacak sabrıyla ve ketumluğuyla meşhur Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, “Eide olanların yarısını anlatmadı, yarısını da gizledi. Eide, gerçeklerin bir kısmını söyleyip diğer kısmını saklayarak kendine ait güveni sorgulatır hale gelmemeli” sözleri, bir patlamadan daha fazla şeyler ifade ediyor.

Peki Eide neden yalan veya eksik söyledi? Anlatalım; Şimdiye kadar gelen tüm BM yetkililerini gerek DNA’larında bulunan lobicilik becerileriyle, gerek yalanlarla, gerekse tehditlerle pıstıran ve “Türkleri de bir dinleyelim” diyen BM yetkilisini anında istenmeyen adam ilan eden Rum Yönetimi, son olayda da Eide’yi tehdit etmiş.

Zira Politis Gazetesi, “Anastasiadis Eide’ye kimin önce ayrıldığını söylemesi şeklinde şart koştu” başlıklı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in, Eide’yi kabul etmek için, müzakerelerden ayrılanın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı olduğundan bahsetmesi şeklinde Eide’ye şart koştuğunu yazdı.

Sadece Kıbrıslı Türkleri değil, tüm dünyayı parmağında oynatan ve lobicilikteki başarılarıyla haksızken haklı pozisyona geçmeyi başaran Rumlara kızmak değil, oyunu, onların taktikleriyle oynamak gerekiyor aslında. Kapıların açıldığı 2003’ten bu yana, Güney Kıbrıs’a giden birçok Türk’ün aracına zarar verildiği, birçok Türk darp edildiği halde, Güney’den Kuzeye geçen tek Rum’a zarar verilmemiş olmasını bile anlatmadık BM’ye. 15 ayda Kıbrıslı Türklere yönelik 7 vaka meydana geldiğini, Kıbrıslı Türklerin bu anlamda Rumlara güvenmediğini, geçtiğimiz günlerde Meclis’ten geçen “Enosis Plebisitinin okullarda kutlanması” gibi olayların Türkiye’nin garantörlüğünü olmazsa olmaz kıldığını açıklayamadık.

Velhasıl; Rumların, masadaki, “Türkiye’den gelen suyu” ve “ileri saat uygulamasını”, “dağdaki bayrağı” bahane edecek kadar mesnetsiz lafazanlıklarına ve şımarıklıklarına dur deyip, geçmişi konuşmaya başlamalı artık… “Türk askeri işgalci… Rum mallarını gasp ettiler” dediklerinde de Türkiye’nin neden gelmek zorunda kaldığı, köylerinden, evlerinden kovulan, ekonomik baskılara maruz bırakılan, devletin tüm imkanlarından mahrum edilen Kıbrıslı Türklerin alacağı tazminatlar konuşulmalı; ki Kıbrıslı Türklere yapılanlar ve uğradıkları zararlar Ortega Raporunda mevcut. 1974’ün, sebep değil sonuç olduğu anlatılmadıktan sonra bu şımarıklıkları çok yaşarız biz.

YURDAGÜL ATUN

17 Şubat 2017
Anastasiadis’tir, ne yapsa yeridir! … YURDAGÜL ATUN için yorumlar kapalı
Okunma 168
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar