Denktaş’a suikast-II

Denktaş’a suikast-II

SUİKASTÇİ-İLTER TÜRKMEN İLİŞKİSİ


Kosta Karras’ın en önemli ilişkilerinden biri de emekli büyükelçi İlter Türkmen. İlişkileri, Türkmen’in Atina Büyü­kelçiliği dönemine kadar uzanıyor.


TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) içinde Türk-Yunan Dostluk Forumu var. Bu forum, İngiliz-Birleşik Servisler Kraliyet Enstitüsü ve Oslo Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü tarafından kuruldu.


Forumun Türkiye Koordinatörü İlter Türkmen. Yunanistan Koordinatörü Kosta Karras. Forum’da yer alan diğer isimler şunlar: Özdem Sanberk (TESEV Genel Direktörü-Emekli Bü­yükelçi), Cem Duna (Emekli Büyükelçi), Muharrem Kayhan (TÜSİAD eski başkanı), Soli Özel (Bilgi Üniversitesi), M. Ali Birand (Gazeteci-CNN), Ziya Bülent (Denizcilikten Sorumlu Bakanlık Danış­manlığı yaptı), Sami Kohen (Milliyet yazarı), Prof. Theodore Kouloumbis, Prof. Argyris Fatouros (Eski Enformasyon Bakanı), Kosta Zepos (Emekli Büyükelçi), Paulina Lampsa (Makedonya ve Trakya’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı).


KIBRIS’I YUNANLILAŞTIRMA


30 Haziran 2001 tarihinde İstanbul Mercure Otel’de yapılan Kıbrıs Sempozyumu’nda, Aydınlık muhabirinin, Karras’la ilişkisini sorması üzerine Türkmen şu yanıtı vermiş­ti: “Benim öyle bir sicilim var ki, 42 sene Büyükelçilik ve Dışişleri Bakanlığı yaptım. Sizin beni gammazlamanızla hiç bir şey olmaz. İstediğiniz kadar gammazlayın.”


Türk-Yunan Dostluk Forumu-Politik Analiz Grubu, Kıb­rıs ve Ege sorunları ile ilgili sık sık toplanıyor. Toplantıla­rın değişmez konuşmacılarından biri Karras. TESEV bünye­sinde toplanan grup, Türkiye’nin Kıbrıs politikasına karşı tezler geliştirmesiyle ünlü. Karras, Kıbrıs’ın Yunanlılaştırılması çalışmalarını, “Beyin Fırtınası” adı verilen bu toplantı­larda etkili hale getiriyor.


Yeni Şafak gazetesi yazarı Cengiz Çandar da bu toplan­tıların müdavimi. Kıbrıs yazılarını yazdığı tarihlerle TESEV toplantılarla da yürütüyor.


PSİKOLOJİK SAVAŞIN PARA KAYNAĞI


TESEV Türk-Yunan Forumu’nun Türk üyeleri, kamuo­yunda genellikle “Kıbrıs’ı verelimciler” olarak biliniyor. Ay­dınlık muhabirinin, “Karras’la ortak mesaileri olan bu isim­lerin Kıbrıs konusunda, KKTC ve Türkiye aleyhine yazma­larında Karras’ın rolü var mıdır?” sorusuna, İlter Türkmen şu yanıtı vermişti: “Sizin bu şekilde değerlendirmeleriniz bana vız gelir. Karras, kendini Kıbrıs’a adamış bir adam.”


Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC aleyhine yürütülen propaganda savaşlarına büyük paralar harcandığını, Aydınlık dergisi daha önce de yazmıştı. Bu para kaynağının Kosta Karras olduğu bilgisi birçok kaynak tarafından ifade edildi.


Bir diğer para kaynağının ise Yunanistan Olimpiyakos Futbol Takımı’nın sahibi ve Yunanistan’ın telekomünikasyon devi “Sokrates Kokkalis” olduğu belirtiliyor.


SUİKASTÇİ-HALİL BERKTAY İLİŞKİSİ


Tarihçilik ortak noktaları. Karras, Oxford Üniversitesi Trinity Koleji’nde Eski Yunan ve Latin Edebiyatı, Felsefe ve Eski Tarih konularında öğrenim gördü. Özellikle Türk ve Yunan tarih kitaplarındaki “hataların” düzeltilmesi ve ye­niden yazımı konusunda yoğun çalışmaları var. Karras’ın il­gi alanlarından biri, tarih kitapları projeleri.



28-29 Şubat 2000 tarihlerinde, Kıbrıs’ın karma köyü Pile’de Rum Kültür Merkezi’nde, BM Barış Gücü’nün dene­timinde bir toplantı yapıldı. Toplantıyı, “Güney Doğu Av­rupa Uzlaşma Grubu (SECI) Ortak Tarih Kitapları Projesi Komitesi” örgütledi.


“Kıbrıs’ta Tarih Eğitimi” konulu seminerin katılımcıları şu isimlerden oluşuyordu.


KKTC’den Katılanlar:


Ulus Irkad (Öğretmen-gazeteci),


Muharrem Faiz (YDÜ Psikoloji Bölümü öğretim üye­si),


Şener Elçil (İlköğretim Sendikası Genel Sekreteri),


(ABD’nin Kıbrıs’taki Fulbright Komisyonu üyeleri.)


Kıbrıs Rum kesiminden katılanlar:


Neşe Yaşın (Gazeteci),


Niyazi Kızılyürek,


Yannis Papadakis (Rum kesimindeki Kıbrıs Üniversitesi’nde Türkoloji Bölümü öğretim üyesi)


Yunanistan’dan katılanlar:


Kosta Karras (Tarihçi. TESEV’in Türk-Yunan Dostluk Forumu Yunanistan Koordinatörü)


-Türkiye’den katılanlar:


Halil Berktay (Tarihçi. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi),


Herkül Millas (Edebiyat tarihçisi. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi).


Konuşmacıların anlatımlarından birkaç çarpıcı cümle aktaralım:


Neşe Yaşın: “Türklerin İstiklal Marşı ‘korkma’ diye başlıyor. Ama çocuklarımız her sabah bu marşın okun­masından korkuyor.”


Ulus Irkad ve Niyazi Kızılyürek: “Türk ders kitapla­rında Atatürk resmi, Türk Bayrağı ve İstiklal Marşı’na çok yer verilmesi, çocukların beynini yıkamak içindir.”


Halil Berktay: “Türk Kurtuluş Savaşı, Küçük Asya’da bir Rum katliamına yol açtı.”


Kosta Karras: “Burada çıkan ortak saptamaların Türk ve Rum tarih ders kitaplarında yer almasını sağlama­lıyız.”


SUİKASTÇİ-KIBRIS İLİŞKİSİ


İlter Türkmen, Karras için, “Kendini Kıbrıs’a adamış adam” diyor.


Karras, Kıbrıs’ın Yunanlaştırılması için çalışan bir adam. Gerçekten de çalışmalarının neredeyse tamamına yakınını Kıbrıs konusuna ayırmış.


Yunan Armatörler Birliği yöneticisi olarak, 1974’de nav­lun gelirlerinin önemli bir bölümünü Kıbrıs Rumlarının si­lahlanmasına aktardı. 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra, dün­ya üzerindeki tüm Rum ve Yunan armatörlerin sağladıkları navlun gelirlerinin yüzde 15’lik bölümünün Kıbrıs Türk Ba­rış Kuvvetleri’ne karşı silahlanmak amacıyla ayrılmasını sağladı.


Yunan asıllı Amerikalı John Brademas ile birlikte, Tür­kiye’ye ambargo uygulanması için çalıştılar. Brademas, “Kıbrıs’taki bütün üsler kapatılsın. NATO yerleşsin” diyen adam. Prof. Brademas, New York Üniversitesi Onursal Baş­kanı. Onassis Vakfı, Dünya Din ve Barış Konferansı gibi kurumlarda aktif görevli. 10 Nisan 2001’de TESEV’in ko­nuğu olarak, “Türkiye ve Güneydoğu Avrupa’da Demokra­si” üzerine, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Salonu’nda bir konferans verdi. Konferansta SECI’yi tanıttı. SECI’nin “Or­tak Tarih Kitapları Projesi”ni anlattı. Karras, bu proje kap­samında Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum tarih ki­taplarındaki “yanlış bilgileri düzeltmek” için kurulan komis­yona başkanlık ediyor. Sabancı Üniversitesi’nden Herkül Millas ve Halil Berktay bu konuda Karras’ın yardımcıları.


Bu iki günlük yazı serisinde ilginç bilgiler ve uçları günümüze kadar uzanan bilinçli çalışmalar var. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’a yapılan suikastların arkasında kimlerin olduğu ve Kıbrıslı Türklerin verdiği Kurtuluş Mücadelesinin yer aldığı Tarih kitaplarımızı değiştirmek fikrinin kimlerden çıktığı ve kimlerin bu kitapları değiştirmek için örgütler kurup paralar harcadığı, bu yazı ile daha da açıklığa kavuşuyor. Bu yazının 1.ci bölümündeki ilk iki paragraf ile bu son paragraf bana ait olup geri kalan bilgiler Sayın Ali KUZU’nun yazdığı ve Bilge Karınca Yayınevi’nin 978-9944-183-03-1 ISBN numarası ile 2007 yılında yayınladığı MİT-MOSSAD-CIA-GLADIO adlı kitabının 146, 147, 148 ve 149.cu sayfalarından aynen alınmıştır.

28 Eylül 2008
Denktaş’a suikast-II için yorumlar kapalı
Okunma 77
bosluk

Denktaş’a Suikast-I

Denktaş’a Suikast-I

Kıbrıs tarihi ve özellikle de “Kıbrıs Türk Tarihi”, akademik bilim dalım olmasa da benim çok sevdiğim bir ilgi alanım. Yıllardır bu konuda yazılmış Türkçe ve İngilizce kitapların neredeyse tümünü okudum. Bulabildiğim ve ulaşabildiğim tüm belgeleri de ne kadar can sıkıcı olsalar da bıkmadan ve usanmadan sabırla okuyup inceledim. Yaşadıklarımı ve dağarcığımdaki belgelere dayalı bilgileri de akademik disiplinimle harmanlayarak bu konuda “Uzmanlaşmayı” hedefledim.


Son okuduğum bir kitapta çok ilginç ve belgelere dayalı bilgilere rastladım. Kitabın adını ve yazarını bu yazının 2.ci bölümünü oluşturacak yarınki yazımın sonunda belirteceğim. Söz konusu kitabın 146.cı sayfasının 2.ci paragrafı, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’a yapılmak istenen bir suikast planı ile başlıyor ve aşağıdaki düzende akıcı bir şekilde devam ederek birçok perde arkası bilgileri veriyor.


DENKTAŞ’A SUİKAST


14 Aralık 2001 tarihinde, İNAF (Uluslararası İlişkiler Ajansı)’nın servise koyduğu haberde, Denktaş’a yönelik su¬ikast girişimi açıklanıyordu. İNAF’ın haberine göre:


“İki yıl önce (1999) Yunanlı bir armatör, Denktaş’ı ka¬çırmak ya da öldürmek karşılığında bir grup emekli Yunan komando subayına 2 milyon dolar önermişti. Bir Yunan ge¬misinden lastik botla KKTC’ye sızmaya çalışan 4 Yunanlı subay, Türk Güvenlik Kuvvetleri tarafından açılan ateş üze¬rine geri dönmek zorunda kalmıştı.”


Suikastı gerçekleştirecek Yunanlı emekli komando subay¬larına 2 milyon dolar ödeyecek olan kişi, Kıbrıs’tan güve¬nilir kaynaklardan gelen bilgiye göre, Yunanlı armatör Kos¬ta Karras.


O tarihte Denktaş’ın malikânesi deniz kenarındadır. Girne’nin batısında Karaoğlanoğlu’na yakın askeri bölge sını¬rında bulunan malikâneye denizden baskın yapılarak eylem gerçekleştirilecektir. Önceden sızan bilgiler sonucu tedbir alındığı için, başarılı olamayan tertibe karışan suikast timi¬nin isimleri daha sonra saptanır.


Suikasti sipariş eden, Yunanlı armatör Kosta Karras’tır.


DENKTAŞ ÖLMEDEN SORUN ÇÖZÜLMEZ


ABD Başkanı’nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Richard Holbrooke’un ağzından çıkan bir söz, bu tertibin arkasındaki gücün kimliğini ortaya çıkarıyor. Diplomatların bulunduğu bir toplantıda söylenen şu sözler son derece önemli: “Denktaş öbür dünyaya gitmeden Kıbrıs sorunu çözülmez.”


Holbrooke, halen ABD’nin BM Daimi Temsilcisi. Kıb¬rıs’la ilgisi eskilere dayanıyor. ABD’nin Kıbrıs’taki ajan fa¬aliyetlerini örgütleyen Fulbright Komisyonları’nın çalışmala¬rını yönetti. 1997-98 yıllarında ABD Başkanı’nın Kıbrıs Özel Temsilciliği’ni yaptı.


Denktaş’a yönelik suikast tertibi bu olayla sınırlı değil.


60’lı yıllarda New York’ta, 70’li yıllarda Londra’da, 80’li yıllarda Varşova’da suikast girişimleri yaşandı. Başarısız gi¬rişimlerin dışında defalarca uygulamaya konulamayan plan-lar, hazırlıklar yapıldığı biliniyor.


Bu da o başarısız ya da yarım kalan girişimlerden biri. Ama suikastın finansörü Karras’ın Türkiye bağlantıları var.


MİSYONERLİĞİN KORUYUCULARI


Kosta Karras’ın Türkiye’deki en önemli ilişkisi Rahmi Koç. Koç ve Karras, yıllardır birçok uluslararası toplantıyı birlikte örgütlüyor. En son 19-20 Aralık 2001 tarihlerinde Brüksel’de yapılan ve Fener Rum Papazı Dimitri Bartholomeos’un konuşmacı olduğu, “Allah’ın Uluslararası Barışı” toplantısı da bunlardan biri. Bartholomeos, Brüksel’e Rah¬mi Koç’un özel uçağıyla gitti.


Bartholomeos ve Koç, 20 Eylül 1997’de Trabzon’da ya¬pılan, “Din ve Çevre” konulu toplantıya, Karras’ın Yunan bandıralı “Eleftherios Venizelos” gemisiyle gittiler. Fener Rum Patrikhanesi’nin düzenlediği toplantının Onursal Komite’si şu isimlerden oluşuyordu:


Rahmi Koç, Bartholomeos, Ağa Han, Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn, Dünya Yahudi Kongresi Başka¬nı Dr. Arthur Hertzberg, ABD eski başkan yardımcısı Al Gore.


Toplantı Koç ve Karras tarafından finanse edilmişti.


SUİKASTIN SPONSORU


Suikast sponsoru olan Karras, “Southeast European Cooperative Initiative-SECI (Güneydoğu Avrupa Uzlaşma Gru¬bu)” merkezinin kurucularından. SECI’nin koordinatörü Erhard Busek.


SECI, 27 Eylül 2000 tarihinde İstanbul Maslak’ta İMKB’de bir toplantı düzenledi. Toplantıya, Balkan ülkeleri¬nin tamamından temsilciler katıldı. Almanya, Fransa ve ABD toplantıyı desteklediklerini açıkladılar.


Kosta Karras ve Rahmi Koç toplantının katılımcıları ara¬sındaydı.


Yine SECI’nin 5 Aralık 2000 tarihli Zagreb toplantısı tu¬tanaklarında, toplantının başkan ve başkan yardımcısı hane¬lerinde şunlar yazılı.


“Chairman: Mr. Rahmi Koç


Co-Chair: Mr. Costa Carras.”


TESEV’le John Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişki¬ler Bologna Merkezi’nin birlikte düzenlediği forum, 3-4 Mayıs 2001 tarihlerinde yapıldı. Konu, “Türk-Yunan İlişki¬leri Temelinde Kıbrıs.”


Kosta Karras ve Rahmi Koç, toplantının konuşmacıları arasındaydı.


Diğer konuşmacılardan bazıları da şunlar.


Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Özdem Sanberk.


TESEV Bülteni’nde geniş yer verilen toplantı haberinde şu bilgiler yer alıyor: “… İşadamı Rahmi Koç, Türkiye’nin neden AB üyesi olması gerektiği üzerine görüşlerini belirt¬ti.”


“… TESEV direktörü Özdem Sanberk ve Costa Carras’ın konuşmaları üzerine, Yenişafak yazarı Cengiz Çandar ve Atina Üniversitesi öğretim üyesi Theodore Couloumbis yo-rum yaptılar. Her iki konuşmacı da Kıbrıs sorununu vurgu¬ladı. Çandar, Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC’deki askeri ve ekonomik varlığını çarpıcı bir biçimde ortaya koydu.”


FENER PATRİKHANESİ
Yunanlı armatör Karras’ın annesi İngiliz. Kendisi de İn¬giltere’de doğup büyüdü. Oxford ve Harvard üniversitelerin¬de okudu. İngiltere ve ABD’de Rum Ortodoks kilise ve va¬kıflarında yöneticilik yaptı. “İngiliz Kiliseler Konseyi Trinitarian Doktrin Komisyonu” başkan yardımcısı. “Fener Rum Patrikhanesi’nin Yargıcı (Archon)” unvanına sahip. Archon, Fransızca kökenli bir sözcük. Eski Yunan Şehir Devletleri’nin en yüksek dereceli yargıcına “Archon” deniyor.


Karras, 20 Eylül 1997’de Trabzon’da, 1998’de Patmos’da gerçekleştirilen “Din ve Çevre” konulu toplantıların düzen¬leyicisi. Bu toplantıların baş aktörü Fener Rum Papazı Bartholomeos.


Karras’ın Türkiye’deki ilişkileri geniş bir yelpazeye sa¬hip. TÜSİAD’dan Sabancı Üniversitesi’ne, Bilderberg’den çevre örgütlerine, TESEV Vakfı’ndan Kıbrıs’la ilgili dernek ve örgütlere kadar uzanıyor.


KARDEŞ ÇEVRE ÖRGÜTLERİ
Karras ve Koç, denizcilikle ilgili alanlarda çalışmayı se¬viyorlar.


Karras armatör. Ticari yük gemilerine, turistik gemilere, yatlara, tankerlere sahip. 1974-1985 yılları arasında “”Yunan Armatörler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi.” Ayrıca, “Yunan Gemicilik İşbirliği Komitesi Başkan Yardımcısı.”


Karras’la Koç’un aynı adla kurulmuş deniz çevre örgüt¬leri var.


Karras’ınkiler, HELMEPA (Hellenic Marine Environment Protection Association)-Hellen Deniz Temiz. Kuruluş tarihi 1982.


CYMEPA (Cyprus Marine Environment Protection Association)-Kıbrıs Deniz Temiz. Kuruluş tarihi 1993.


Koç’unki, TURMEPA (Turkish Marine Environment Pro¬tection Association)-Türkiye Deniz Temiz. Kurulması, 1993’te Türk-Yunan İş Konseyi toplantısında kararlaştırıldı. Kuruluş tarihi 1994.


Akdeniz ve Ege Denizi’nde temizlik yapmak, denizleri korumak gibi ortak projelerden söz ediyorlar. Ege ve Bo¬ğazlar konusunda politika geliştirmeyi ihmal etmiyorlar. Ör¬neğin Koç, Çanakkale ve İstanbul boğazlan için uluslarara¬sı bir yönetim-denetim mekanizması kurulmasını önerdi.


Bu yazının 2.ci ve son bölümü yarın yayınlanacaktır…..

27 Eylül 2008
Denktaş’a Suikast-I için yorumlar kapalı
Okunma 143
bosluk

Arestis, Orams Ve Maraş

Arestis, Orams Ve Maraş

Her üçü de kasten ve bilerek bize kaybettirilen davalar. Arestis davasını kaybettiren mantalite şimdi de Orams davasının kaybedilmesi için devrede. Sırada da Maraş var. Göz göre göre onu da bize kaybettirecek bu hastalıklı düşünce sahibi kişiler.


Myra Ksenidi Arestis davasını aynen Orams davasında olduğu gibi göz göre göre kaybettik. Bir olasılıkla da kasten kaybettirildik.
Bayan Myra’nın sahibi olduğunu iddia ettiği malın gerçekte Abdullah Paşa Vakfına ait olduğu ve sahtecilikle elde edildiğini kanıtlayacak tapu kayıtları güya geç bulunmuş ve itiraz süresi içinde AİHM’ye sunulamamış. Buna, bu davayı kaybetmek için göz göre göre geç başvurduk dense daha doğru olacaktı.
Bu kadar fütursuzca yazmamın nedeni de, bu davadan sonra olan gelişmeler.
Son üç yıldaki bütün uyarılarıma ve sunduğum belgelere rağmen Vakıflar İdaremiz Maraş’taki mallarımızı geri almak için o günden beridir bir tek olumlu adım bile atmadı.    


Bu gün AİHM’nin önünde, Kıbrıs’taki Rum mülkleri ile ilgili 36 adet dava dosyası daha canlı olarak durmakta ve sırasını beklemekte.
Söz konusu bu 36 dava dosyasının 11 tanesi halen görüşme süreci içinde ve talep edilen tazminat miktarı yüz milyon avro’nun epeyi üzerinde. AİHM tarafından kabul aşamasını geçen geri kalan 25 davayla ilgili revize edilmiş tazminat talepleri de sunulmuş durumda. Söz konusu bu 11 davanın arasında Maraş’ta, Rumların belgelerde sahtecilik yaparak gasp ettikleri ata topraklarımız da var.
İddialara göre Maraş’ta bulunan mülklerle ilgili davaların Ksenidi-Aresti davası kararı doğrultusunda yürütülecek ve Aresti davası emsal alınacak


Aresti’nin dedesi Mavrodi Haji Hambi Mavreli, 15.09.1913 tarihinde Mülhak Vakıf olarak kayıtlara geçmiş Abdullah Paşa Vakfının söz konusu malını evraklarda sahteleme yaparak hile ile tapuda adına kaydetmiş. Bu malı da 35 yıl sonra 5.10.1949 tarihinde kızı Anna Mavroudi Haji Hambi’ye bağışlamış. Bayan Anna da söz konusu malı kızı Mira Xenidu’ya yani Mira Xsenti-Arestis’e 28.02.1974 tarihinde hibe etmiş.
İşte dolandırıcılığın ve Türk Vakıf Mallarını gasp edilmesinin kısa hikâyesi bu şekilde. Ama biz bunu bir türlü bizim Vakıflar İdaremiz ile üst düzey yöneticilere anlatamadık. Aslında anlattık da anlamak istemediler. 
Bütün uyarılırımız ve çağrılarımıza rağmen Vakıflar idaremiz ile üst düzey yöneticilerimizin konuyu ciddiyetle ele almadılar ve söz konusu dava AİHM’de görüşülürken Aresti’ye ait olduğu iddia edilen taşınmazın Abdullah Paşa Vakfına ait olduğu hususunda yeterli veriler her nedense zamanında Mahkemeye sunulamadı. Bu ihmalden dolayı da Aresti davasında, ata mallarımız sahtecilikle gasp edilmiş olmasına rağmen haksız bulunduk ve tazminat ödemeye mahkûm edildik.


Şimdi de Vakıflar İdaresi Yöneticileri Maraş’taki ata yadigarı topraklarımızı geri almak için canla başla mücadele edeceklerine sadece uçak bileti, konaklama masrafları ve harcırah olarak 150,000 YTL harcayarak İngiltere’ye şov yapmaya gidiyorlar. Geçen sene İstanbul’da açılan “400 Yılın Mirası” adlı sergi için sadece Osmanlıca-Türkçe çeviriler için 400,000 YTL’den fazla para ödendiği iddia edilen aynı sergi, şimdi de Londra’da Dış Basın Birliği lokalinde yapılacak. Keşke bu kadar parayı daha öncelikli olan Maraş’taki Türk Mallarını kurtarmak için harcasalardı.  
Ama yapmadılar ve şimdi AİHM, önündeki davalar için bu söz konusu ihmalkarlık nedeni ile kaybettiğimiz Aresti davasını örnek almak niyetinde.
Yöneticilerimizin Aresti davasındaki ihmalleri başımıza daha çok işler açacak. AİHM gene bu söz konusu davaları, mülkiyet sahipliliği açısından değil, tasarruf ve kullanamama açısından ele alacak ve tazminata bağlayacak. Aynı ihmalkârlığı gene gösterirsek, hem tazminat ödeyeceğiz hem de söz konusu mülkü kaybedeceğiz.  
Bu 11 davanın içinde benim tespit edebildiğim birkaç dosyadaki taşınmaz mal Maraş’taki ata yadigarı “Abdullah Paşa Vakfı  ile Lala Mustafa Paşa Vakfı”na ait. Bu mallar da evrakta sahteleme yapılarak 1913-1930 yılları arasında hile ile gasp edilmiş.


Gazi Mağusa Kaza Mahkemesinin 271/2000 ve 272/2000 sayılı Davalarında verilen “Tespit Kararları” ile Maraş’ın %90’ı Lala Mustafa Paşa Vakfı ile Abdullah Paşa Vakfı’na aittir.
Bu gün AİHM’nin önüne gelecek olan dosyalar arasındaki söz konusu bu birkaç mülk de, Lala Mustafa Paşa Vakfı ile Abdullah Paşa Vakıflarının sahibi oldukları ve sahtecilikle gasp edilen malların arasında.


Ve diğer taraftan da, Rum Yönetimi Maraş’ın iadesi için her türlü baskı yolunu bıkmadan ve usanmadan denemekte. AP Dilekçeler Komitesi raportörü İspanyalı AP Milletvekili David Hammerstein tarafından hazırlanan ve evvelki gün AP tarafından onaylanan raporda, “Avrupa Parlamentosu’nun, BM Güvenlik Konseyi’nin 550 sayılı kararı uyarınca kapalı Maraş’ın yasal sahiplerine geri iadesinin gerekliliği” yer almaktadır.


Halbuki Vakıflar İdaremiz, Rumları gücendirmeyelim havasını bırakıp, ilk uyarımı yaptığım Aralık 2005 tarihinde KKTC hükümetine dava açıp, Maraş’taki tüm Abdullah Paşa Vakfı, Lala Mustafa Paşa Vakfı ve diğer küçük Vakıflara ait malların Tapu Dairesinde Vakıflar İdaremiz adına kaydının yapılmasını isteseydi, bu gün ne AP’nin böyle bir kararı, ne Rumların Maraş iade edilsin talepleri, ne de AİHM’deki davalar olacaktı. Ne de AP ve AB komisyonu, Türkiye’ye Bayan Myra’ya tazminat ödemesi konusunda baskı yapacaktı. Tam tersi olacaktı ve Bayan Myra, Abdullah Paşa Vakfına, söz konusu arazinin geriye dönük 95 yıllık kirasını ödemek zorunda kalacaktı. Biz de ata yadigarı topraklarımızı hakça, yargı önünde geri kazanmış olacaktık.

24 Eylül 2008
Arestis, Orams Ve Maraş için yorumlar kapalı
Okunma 53
bosluk

Rumların Güven Yaratıcı Talepleri

Rumların Güven Yaratıcı Talepleri

Kıbrıs konusunda güven yaratıcı önlemler hep Türklerden beklenir nedense.


Kıbrıs sorunun tek sorumlusu Türklerdir ve mutlaka da güven yaratıcı ortamın sağlanabilmesi için Kıbrıslı Türkler bir şeyler vermek zorundadır sanki. Rumlar kendilerini sütten çıkmış ak kaşık olarak görürler ve hep böyle düşünürler.  Dışarıya da hep böyle pazarlarlar.


Ünlü EOKA’cı ve Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin Makarios’tan sonraki Başkanı seçilen Spiros Kiprianu’nun oğlu günümüz Rum Dışişleri bakanı Markos Kiprianu, gün geçmez ki Türk tarafından karşılıksız bir şeyler istemesin veya ortaya bir takım hayali koşullar koymasın.


Durur durur aniden “Partenojenez Devlet kabul edilemez” der.


Sanki kendisine sorulmuş da, daha işin başından bu teklife hayır diyerek, müzakerelerin üzerine gölge düşürmeye ve önkoşul koymaya çalışır.


Sonra aklına aniden Türk Askeri gelir ve “Adada barış isteniyorsa Türk askeri gitmelidir” buyurur. Sanki laflarını dikkate alan varmış gibi.


1963-1967 yılları arasında adada 20,000 kişilik Yunan Tümeni varken, bu gün Türk askeri adadan gitsin diyen Rumlar ve bizim aramızdaki Rum sempatizanları o günlerde ağızlarını hiç açmamışlardı. Ne Markos Kiprianu ne de EOKA’cı babası Spiros Kiprianu bir kere bile olsun ağızlarını açıp, “Yunan askeri adadan gitsin ve adaya barış gelsin” demedilerdi. Sanki de Rumların lügatinde “Barış” kelimesi yoktu o yıllarda. Nerden buldularsa 1974 Barış harekatından sonra hatırlayıverdiler o kelimenin varlığını aniden. 


Sonra da bir sabah kalkar ve “Karpaz peşinen bize verilmiştir. Daha müzakereler başlamadan Karpaz’ı devralacağız” diyerek bir başka laf atar ortaya.  


Tabii talepler sıralamasında Garantörlük konusu da olduğundan, birkaç günlük suskunluktan sonra konuyu Garantörlüğe getirir ve Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olduğunu belirterek, “garantör güçlere ihtiyaç olmadığı” yönünde laflar etmeye başlar. Aklınca kamu oyu yaratacak ve AB’nin sempatisini kazanarak AB ülkelerini arkasına alacak ve Garantörlüğü kaldırtacak.


Ve son olarak da Cuma günü Maraş’ı istedi Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu. Kıbrıs sorununun çözümünde her zaman önceliğinin Maraş olması gerektiği konusunda ısrarlı olduğunu söyleyerek, “Devam etmekte olan doğrudan müzakerelerin yeni sürecinde, Maraş’ın, güven yaratıcı önlemler çerçevesinde Rumlar’a verileceğini umduğunu” söyleyerek aklınca ortaya bir fiştek attı.


İsteyenin yüzü bir kara, vermeyenin iki.


Ama Rumların yüzü doğuştan kapkara.


Adamlarda utanma, arlanma diye bir duygu da yok.


Eğer güven arttırıcı önlemler isteniyorsa öncelikle Rumlar bu prosedürü kendileri başlatmalıdırlar.


Güven arttırıcı önlem olarak Rumlar öncelikle, 1963-1974 yılları arasında Türklere uyguladıkları soykırımdan dolayı Türklerden resmen özür dilemelidirler.


1964-1967 yılları arasında adaya gizlice gönderilen Yunan Tümenini, adada barışı tek yanlı olarak bozdukları ve masum Türkleri katlettikleri için resmen kınamalıdırlar.


16 Ağustos 1960 tarihinde ilan edilen, adada yaşayan iki halkın ortaklığı ve işbirliği üzerine inşa edilmiş Kıbrıs Cumhuriyetini yıkmak için daha o yıllarda kaleme aldıkları AKRİTAS planı ve Türkleri yok etmek için en ince detayına kadar düşünerek 1973 yılında hazırlıklarına başladıkları IPHESTOS planı için Türklerden resmen özür dilemelidirler.


Enosis hayalleri uğruna, yollardan, işyerlerinden, hastanelerden ve evlerden toplayarak katlettikleri masum Türklerden resmen özür dilemeliler ve bu suçsuz insanların ailelerini tazmin etmelidirler.


21 Aralık 1963 tarihinden başlamak üzere, zorla evlerinden atılan ve silah zoru ile boşaltılan 103 köyde yaşayan insanlarımızdan resmen özür dilemeliler ve onları tazmin etmelidirler.


Gerçek Güven Arttırıcı önlemler bunlardır ve ilk adım da, adadaki barışı acımasızca bozan Rumlar tarafından atılmalıdır.


Sayın Cumhurbaşkanımız Mehmet A. Talat. Size sesleniyorum.


Lütfen bu talebimi Rum lider Hristofyas’a ve Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’ya iletiniz. Halkımın istekleri arasında bu talepler vardır ve Güven Yaratıcı ilk adımı sizden bekliyorlar deyiniz.


“Bu talepler yerine getirilmedikçe, Güven Yaratıcı Önlemler konusunda hiçbir istediğiniz dikkate alınmayacaktır ve Kıbrıslı Türkler bu doğrultuda hiçbir adım atmayacaktır.” diyerek siz de temsil ettiğiniz halkınızdan gelen istekleri masaya koyunuz, AB yetkililerine ve BM Genel Sekreterine de gönderiniz.


Herkes önce kendi boyunun ölçüsünü almalıdır.


Biz bu ülkede hiçbir zaman Rumlara muhtaç olmadık ve hiçbir zaman da muhtaç olmayacağız.  

21 Eylül 2008
Rumların Güven Yaratıcı Talepleri için yorumlar kapalı
Okunma 45
bosluk

Rumların Kasım 2009 Stratejisi

Rumların Kasım 2009 Stratejisi

Rumların koordineli girişim ve çabaları müzakereleri nerelere sürüklemek istediklerini yavaş yavaş su yüzüne çıkarmaya başladı.


Türkiye’nin garantörlüğüne artık gerek olmadığını ve partenojenez bir devleti kabul etmeyeceklerini boşuna söylemiyorlar. Hedefleri ileride Türkiye’nin sıkıştığı bir dönemde takas yapabilmek için gözel görünen bir yere olumsuzluklarını şimdiden inşa ediyorlar.


Rum yönetiminin Pazartesi günü Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu aracılığıyla partenojenezle (bakir doğum) çözümü tartışma konusu bile etmediğine yönelik tutumunu AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso’ya net şekilde iletmesi hiçte günübirlik bir gelişme değil.


Eğer Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri gibi birçok devletten oluşmuş Federal Cumhuriyet tipinde bir ülke olsaydı, Barroso’nun şu anda bulunduğu makamın dengi Devlet Başkanlığı olurdu.


Hristofyas’ın Kiprianu’ya özellikle partenojenezin tartışma konusu olmadığını her istikamette ve her düzeyde net şekilde ortaya koymasına dair bir talimatı var. Bu nedenle de Kiprianu Barroso ile sırf konuşabilmek için Brüksel’de 24 saat hiçbir iş yapmadan oturdu ve Barroso’nun  Budapeşte’den geri dönmesini bekledi.  Barosso kendisine randevu verince de, Olli Rehn’in birgün evvel söylediği çözümden sonra Kıbrıs’ta “yeni varlık”la (new entity) ilgili açıklamasının da ışığı altında, Kıbrıs Rumlarının kırmızı çizgilerini ortaya koydu.


Nedir bu Rumların kırmızı çizgileri.


Türkiye’nin Garantörlüğünün kaldırılması ve müzakerelerden sonra ortaya çıkacak olan Partenojenez devleti kabul etmeyeceklerine dair olmazsa olmaz kesin koşulları. 


Markos Kiprianu’nun Barroso’yla Brüksel’de Olli Rehn’in birgün evvel söylediği sözleri bahane ederek yaptığı görüşmede, müzakerelere bir de AB’li hakem istedi. BM’den hakem istemeyen Kıbrıs Rum tarafı, Barroso’dan “Avrupalı koordinatör” adı altında hakem istemeye başladı. Rumlara göre üyesi oldukları Avrupa Birliğinin Komisyon Başkanı’nın müzakerelere en üst düzeyde nezaret etmesinin veya katılımının müzakerelerin normal seyretmesinin veya her koşulda Rumların lehine sürmesinin “garantisi” olacağı düşüncesinde.


Tabii bunun bir nedeni var. Hesap uzun vadeli ve şeytanca.


Rumların AB’den bu taleplerine hemen ve derhal Yunanistan’dan da destek geldi. Sanki haberleri yokmuş gibi Dış İşleri bakanı Bayan Theodora Bakoyanni de yaptığı açıklamada “Kıbrıs’ta sürdürülebilir bir çözümün hangi niteliklere sahip olması gerektiğini ve Kıbrıs’ın bugün AB üye ülkesi olduğunu göz önünde bulundurularak AB ilke ve yasalarının uygulanmasının en doğru hareket olacağını” belirtti.


Yani AB’ye çağrı yapıyor ve “Kıbrıs’lı Rumların arkasında durun ve haklarını sakın yedirmeyin” demeye getiriyor. Sanki hakları yenen Rumlarmış gibi.


Hristofyas saptadığı yeni strateji ile Türkiye’nin garantörlüğünü ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tartışmaya açmak için elden geleni yapıyor ve AB’yi de bu konuda devreye sokmaya çalışıyor.


Hedefi hemen ve derhal AB’yi devreye sokmak ve birtakım ayak oyunları ile Türkiye’nin 1923 Lozan antlaşması Madde 16, 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları ve 1960 Kıbrıs Anayasası ile elde ettiği ada üzerindeki garantörlük hakkını ortadan kaldırmak veya en azından sulandırmak. Kıbrıslı Türklerin güvenliğini de AB şemsiyesi altına sokmak.


Rumlar ve Yunanlılar ısrarla Türkiye’nin Garantörlüğünü, adaya müdahale hakkını ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerinin adadaki varlığını istemiyorlar.


Bundan sonra Rumların her türlü oyun bozanlığına, “görüşmelerin kesilmesine Türkler neden oldu” suçlamalarına, Rum basınında Talat ve Türkiye aleyhine yazılara ve faaliyette olan tüm Rum kuruluşlarının AB ve BM’ye bu konuda yazacakları protesto mektuplarına hazır olmak gerekmektedir. Rumlar, Türkleri suçlamak için böylesi güzel fırsatları her zaman büyük bir ustalıkla yaratmışlar ve kullanmışlardır.
 
Rum ve Yunan politik stratejistlerinin saptadıkları uygulama, Talat-Hristofyas arasındaki müzakerelerin Türkiye-AB Müzakereler İlerleme Raporunun açıklanacağı Kasım 2009’a kadar sürdürmek ve Kasım 2009’da açıklanacak -2009 yılı İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi- evvelsinde Türkiye-AB müzakerelerinin sürdürülebilmesi için taviz koparmak amacı ile Türkiye’ye baskı yapmak.


2009’un Kasım ayında da Türkiye-AB Müzakereleri İlerleme Raporu açıklanacak. Rapor olumlu ise müzakereler devam edecek, olumsuz ise müzakereler kopacak veya müzakerelerin devam edebilmesi için Rumları memnun edecek ve koydukları şerhleri kaldırtacak bir ara yol bulunacak.


İşte Rumların 8 başlığa koydukları şerhleri kaldırtacak ve müzakerelerin devam etmesini sağlayacak ara yol, Türkiye’nin Garantörlük haklarından vazgeçmesi ve Türkiye’ye adada düzen bozulursa münferiden müdahale hakkı veren 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, Ek I, Garanti Antlaşması Madde 4’ün kaldırılması olacaktır.


Gidişat bunu göstermektedir.


Rumlar ve Yunanlılar Kasım 2009’a giden stratejilerini belirlemişler, Talat-Hristofyas müzakerelerini paravan olarak kullanıyorlar ve asıl hedefleri de Türkiye-AB katılım müzakerelerinin devem edebilmesi karşılığında Türkiye’den okkalı bir taviz koparmak. Sonra bir başka neden uydurup gene müzakereleri dondurmak ve zamanı gelince bir okkalı taviz daha koparmak.


Bunu görmek için tarihe dönüp bakmak yeterli.

17 Eylül 2008
Rumların Kasım 2009 Stratejisi için yorumlar kapalı
Okunma 35
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar