Türk İlkokulu ve Rum mahkemesi

Türk İlkokulu ve Rum mahkemesi

2 Ağustos 1975 tarihinde imzalanan III. Viyana Antlaşmasında Rumlara bulundukları bölgelerde kalma olanağı sağlanmış olmasına rağmen, Dip Karpaz’da Rumların hemen hemen tamamı Güneye göç etti.


Aynı şekilde, Güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin de tamamına yakını Kuzeye göç etti ve çok az sayıda Kıbrıslı Türk Güneyde kaldı.


Günümüzde Dip Karpaz köyünde yaklaşık 1600 Türk’e karşılık 350 civarında Rum, yakındaki Sipahi köyünde de 100 civarında Rum yaşamaktadır.


Rumların bölgedeki toplam sayıları hiçbir zaman 500’ü geçmemiş olmasına rağmen, Rum çocukları için de bir Rum ilkokulu Barış harekatından beri faaliyetini sürdürmektedir.


1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına göre Kıbrıs adasındaki resmi diller Rumca, Türkçe ve İngilizce olup, Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkları üyelerinin eğitim hakları tamamen kendi Cemaat Meclislerine verilmiştir.


Adanın neresinde olduğuna bakılmaksızın Rum okulları Rum Cemaat meclisine, Türk okulları da Türk Cemaat meclisine bağlıdır.


Rumların AİHM’de, Avrupa Parlamentosunda ve AKPM’de Dip Karpaz köyünde bir Rum ortaokulu açılması doğrultusunda yaptıkları yoğun girişimlerin sonucunda AİHM, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar için uygun (yani Rumca eğitim yapan) ortaokul düzeyinde bir okulun bulunmamasından dolayı eğitim hakkını düzenleyen AİHS’ye Ek 1 Numaralı Protokol’ün 2. maddesinin ihlâl edildiği saptamasında bulundu ve KKTC’de yaşayan Rumların yaşam koşullarını dikkate alarak Rumlar bakımından özel hayata, aile hayatına, konuta ve haberleşme hakkına saygı gösterilmesini düzenleyen Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlâl edildiğini belirtti.


Arkasında AKPM, 24 Haziran 2003’te “Kıbrıs’ın Kuzeyinde Yaşayan Kıbrıslı Rumların ve Marunîlerin Hakları ve Temel Özgürlükleri” başlıklı ve 1333 (2003) sayılı kararı kabul etti.


Bu gelişmelerden sonra da Sayın M. A. Talat’ın Başbakanlığında toplanan KKTC Bakanlar Kurulu 21 Mayıs 2004 tarihli toplantısında KKTC’de yaşayan Rum ve Marunîler için özel statüye sahip ortaokulların açılması ve bu çerçevede Dip Karpaz Rum Ortaokulunun 2004-2005 ders yılında eğitime başlaması yönünde karar aldı.


Bu karadan sonra da Eylül 2004 tarihinde Dip Karpaz’da Rum Ortaokulu açıldı.


Günümüzde Rum ilkokulunda 4 öğretmen ve 9 öğrenci, Rum ortaokulunda 18 öğretmen ve 24 öğrenci bulunmaktadır.


Buna karşın ana dilde eğitim alma hakkının evrensel bir insan hakkı olmasına, KKTC’de yaşayan Rum çocukları için AİHM, AP ve APKM kararları bulunmasına rağmen Güney Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin çocuklarının gidebilecekleri herhangi bir Türk ilkokulu ve ortaokulu halen bulunmamaktadır.


Karpaz’da hem Rum ilkokulu, hem de ortaokulu varken ve Rum çocukları bizzat kendi okullarında Rum öğretmenler tarafından eğitilirken ve kendi ana dillerinde öğrenim görürken, Limasol’daki Türk çocuklarının aynı haktan yararlanamamasını anlayabilmek mümkün değildir.


1974 Barış harekâtından sonra KKTC’ye geçmeyip Kıbrıs’ın güneyinde yaşamlarını sürdüren Kıbrıslı Türklerin fiilen azınlık oluşturdukları gerçeğinden hareketle, “Uluslararası Azınlık Hakları Hukuku”nun önemli bir gelişme kat ettiği günümüzde, Rum Hükümetinin bu konularla ilgili olarak sınırsız bir takdir hakkı olmamasına ve eğitimle ilgili konular da, mevcut AİHM, AP ve AKPM kararları doğrultusunda ve uluslararası standartlar çerçevesinde tedbir almak zorunda olmasına rağmen, Türk çocukları için KKTC Eğitim Bakanlığının yönetimi ve denetimi altında bir Türk ilkokulunu açmama inadını ısrarla sürdürmektedir.


Kıbrıs Rum Bakanlar Kurulu’nun 25 Ağustos 2005 tarihinde aldığı, Limasol’da açılacak Türk İlkokulunda Türkçe konuşan çocukların ihtiyaçları için müfredat ve eğitim personeli ile ilgili Rum Eğitim Bakanlığının yetkili kılınmasını içeren kararı aleyhine Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) tarafından açılan temyiz davasını, Rum Temyiz Mahkemesinin reddetmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.


Mahkemenin kararı hukuksal olması gerekirken tamamen siyasidir ve 1960 Anayasasına aykırıdır.


Söz konusu Rum temyiz Mahkemesi sorumluluktan kaçmak için gerekçesini de Limasol’da açılacak Türk İlkokulu ile ilgili Rum Bakanlar Kurulunun aldığı kararın, hükümetin bir uygulaması olması nedeni ile Yüksek Mahkeme’nin yetkisi dışında olduğu şeklinde açıklamıştır.


Bu gerekçe ve bu gerekçeye dayalı bu karar “Rum Hukuk Sistemi”nin tam bir yüz karasıdır.


Zaten ben bu güne değin son yarım asırdır hiç bir Rum Mahkemesinin Kıbrıslı Türklerin lehine almış olduğu bir karar görmedim.


Bu karadan sonra KTÖS Hristofyas’ın Cumhurbaşkanlığı Sarayının tam karşısında bir protesto çadırı kurmalı ve Hristofyas ile Rum Hükümetini, Limasol’da Türk İlkokulu açılana kadar her gün protesto etmelidir.

18 Nisan 2011
Türk İlkokulu ve Rum mahkemesi için yorumlar kapalı
Okunma 71
bosluk

Kıbrıs, AB’nin baş belası

Kıbrıs, AB’nin baş belası

Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin Anayasasına ve AB’nin de kuruluş kurallarına aykırı olarak Avrupa Birliği içine almanın zararları, aradan geçen yedi yıllık süre sonrasında yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. 


Avrupa başına nasıl bir belayı satın aldığını daha yeni yeni anlıyor.


Halk dili ile “Jetonları köşeliymiş”.


Avrupa Birliğinin bir ordusu yok.


AB üyesi ülkelerin kendilerine ait orduları var ama yüzyıllar öncesinde Kudüs’ü almak veya Osmanlı Devletine saldırmak için oluşturdukları Haçlı Orduları benzeri ortak bir orduları yok.
NATO ile işbirliği yapmak istiyorlar ama Kıbrıs Rum tarafının olumsuz tutumu nedeni ile bu işbirliği bir türlü gerçekleşemiyor.


NATO ile AB arasında kurulması istenen işbirliğinin başlatılabilmesinin önündeki tek engel Kıbrıs.


Bu nedenle de konu bu günlerde Avrupa Parlamentosuna tartışılıyor.


Avrupa Parlamentosu’nun, Ortak Savunma ve Dış Politika konusunda hazırladığı “uzlaştırıcı rapor taslağında”, AB ile NATO arasında daha yakın bir işbirliğinin oluşması için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği yer alıyor.


AP Dışişleri Komitesi, yaptığı çalışma sonrasında Kıbrıs sorununun çözülmesi için Avrupa Birliği’nin nüfuzunu kullanması çağrısında bulunma kararı alarak, özellikle bir silahlı çatışma krizinde NATO ile AB’nin tam bir işbirliği yapabilmesi için Türkiye’nin “Avrupa Savunma Örgütü”ne gözlemci statüsünde katılması düşüncesinde.


Türkiye’nin “Avrupa Savunma Örgütü”ne katılımına engel çıkaran, her konuda olduğu gibi Kıbrıs Rum Yönetimi.


Benzeri sorunlar AB-Türkiye müzakerelerinde ve Sivil Havacılıkta da yaşanmakta.


Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti hava trafik kontrol kuleleri arasındaki iletişim eksikliği ve Kıbrıs Rum tarafının Ercan Havaalanın yok farz etmesi Doğu Akdeniz bölgesinde hava trafiğini ciddi anlamda tehlikeye sokuyor.


AB buna bir çözüm arıyor ama her seferinde de Kıbrıs Rum Yönetiminin olumsuz direnci ve engellemeleri ile karşılaşıyor.


Bu konudan iyice rahatsız olan Belçika ve İngiltere yeni bir hazırlığa başladı.


Brüksel ile Londra, “Ercan Havalimanı’nın düzeyinin yükseltilmesi ve Lefkoşa ile Ankara hava dolaşım kontrol kuleleri arasındaki herhangi bir operasyonel çözüme dahil edilmesi çalışmasını bir müddettir kapalı kapılar ardında yürütüyorlar.


Gelecek hafta 19 Nisan Salı günü Türkiye’yle yapılacak olan Katılım Konseyi çalışmalarında, AB “Ortak Tutum” belgesi nihai metni içinde “operasyonel çözümün yer alması için her iki ülke yoğun bir çaba harcıyor.


Gerçekte bütün uğraşılar Türkiye’yi kaybetmemek yönünde.


AB-Türkiye katılım müzakereleri “üç buçuk” Ekim 2004 tarihinden beri sürdürülmekte.


O yıllarda AB’ye girmek için kapının önünde ısrarla bekletilen ve içeri girmemesi için başta Kıbrıs Rum Yönetimi olmak üzere Fransa, Avusturya, Danimarka ve Almanya tarafından önüne olmadık engeller konan Türkiye, şimdi farklı konum ve düşünceler içinde.


Türkiye son dönemde gerek politik, gerekse de ekonomik olarak çok güçlü ve AB müzakerelerini Ekim 2014’e kadar da dondurmak düşüncesinde.


AB’nin Türkiye’ye çok gereksinimi var ve bu duyum bile daha şimdiden AB’yi bayağı telaşlandırdı.


1 Temmuz -31 Aralık 2012 tarihleri arasında Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği dönem başkanlığı yapacağı için, Türkiye katılım müzakerelerini sürdürmek niyetinde değil.


Ekim 2014 tarihinde de AB’nin yeni Anayasası olarak kabul edilen Lizbon Anlaşması yürürlüğe girdiği vakit, Kıbrıs Rum tarafının tek kişilik “Veto” hakkı da ortadan kalkacağından, Türkiye bu konuda çok kararlı ve rahat.


AB ise iflas eden üye ülkeleri nedeni parasal, ekonomik ve politik gücünü kaybetmek sürecine girdi.


AB daha yeni yeni anlıyor, Kıbrıs Rum tarafını içine almakla ne denli büyük bir belayı satın aldığını.

15 Nisan 2011
Kıbrıs, AB’nin baş belası için yorumlar kapalı
Okunma 28
bosluk

İngiliz Okulu’ndaki kutlama

İngiliz Okulu’ndaki kutlama

Lefkoşa’nın Rum tarafında bir okul var adı da İngiliz Okulu.


Asırlık bir okul.


1963 Rum saldırılarının öncesinde Kıbrıslı Türklerin saygın insanlarının bir çoğu bu okuldan mezun olmuş.


Mezunların arasında Kurucu cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş da var.


21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıslı Rumların adanın tümünü ele geçirmek ve adayı Türklerden temizlemek için Kıbrıslı Türklere karşı başlattıkları saldırılardan sonra okula devam etmek olanağını bulamayan ve hayatta kalmayı başaran Kıbrıslı Türk öğrenciler, Türk kesimindeki Ortaokul ve Liselerine aktarılarak eğitimlerine devam ettiler.


Bu ayrılık neredeyse 40 yıl sürdü.


2003 yılında Rum kesimi ile Türk kesimi arasındaki barikatların kalkması ve bazı geçiş kapılarının karşılıklı geçişe açılmasından sonra, özellikle de 24 Nisan 2004 Annan Planı referandumundan sonra bir kısım Kıbrıslı Türkler çocuklarını bu okula göndermeye başladı.


Gönderenlerin arasında Rum hayranı Milletvekilleri ve kamu görevlileri olduğu gibi, AKEL ile gönül bağı olan bir siyasi partinin başkanı da var.   


Bunların arasında özellikle karı – koca KKTC devletinde çalışan ve her ay sonu KKTC maliyesinden maaş çekip, çocuklarını İngiliz Okuluna gönderen kamu görevlileri de bulunmakta.


Üstelik bu kişiler o denli pişkin ki, Kıbrıs’ı Türklerden arındırmak için Akritas Planının hazırlayan eski Rum Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos’un daha hayattayken kurduğu vakfa başvurarak çocukları için burs bile almışlar. Halen de bu bursları devam etmekte.


Nasıl bir mantık ve Kıbrıslı Türk olmak bu, ben pek anlamış değilim.


Çok değil daha bir müddet evvel, Kıbrıslı Türk çocuklarına bu okulda fanatik Rum gençleri tarafından saldırılar düzenlenmişti.


Geçmiş aylarda yapılan Okul Aile Birliği seçimlerinde Rum seçime katılan Rum veliler Türklere karşı blok oy kullanmışlar ve hiçbir Türk veli Okul Aile Birliğine girememişti.


Nasılsa olaya Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas taraf oldu ve AKEL ile gönül bağı olan bu siyasi partinin başkanını İngiliz Okulu Okul Aile Birliğine kendi kontenjanı adı altında soktu.


Gönüller hoş olsun, kendine biat eden Kıbrıslı Türklerin sayısı artsın diye bunu göze aldı Sayın Hristofyas.


Elbette bunun bir bedeli olacaktı ve sırası ile 28 Ocak 2011, 2 Mart 2011 ve 7 Nisan 2011 tarihlerinde yapılan ve tamamen Türkiye aleyhtarlığına döndürülmeye uğraşılan mitinglerde bu diyet en iyi şekilde ödenmeye çalışıldı.


Bütün o çirkin pankartları taşıyan, T.C. Büyükelçiliği duvarına Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti bayrağını asmaya çalışan kişiler, bu partinin üyeleri, sempatizanları ve 2009 seçimlerindeki Milletvekili adaylarıydı.


1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin milli ve dini bayramları resmi tatil olarak yer almış olmasına ve de bu okulda 2003 yılından itibaren Türk öğrenciler de devam etmesine rağmen sadece Rumların dini ve milli bayramları kutlanmaktadır.


Kıbrıs’ın en eski okullarından bir tanesi olan bu “İngiliz Okulu”nda bir kutlama yapıldı 22 Mart tarihinde.


“25 Mart 1821 yılında Yunanistan’ın Osmanlı devletine karşı başlattığı bağımsızlık isyanını” anma ve kutlama törenine İngiliz okulu öğrenci ve personeli ile Kıbrıs Rum Hükümetinin ileri gelenleri ve Yunanistan’ın Rum tarafındaki büyükelçisi Vasilis Papayoannu da katılmış.


Kutladıkları da Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklanmasının yıldönümü olan 25 Mart’tı.


İngiliz Okulunda okuyan Türk öğrenciler acaba katıldıkları bu kutlamada ne hissettiler, gerçekten çok merak ediyorum.


Veya da bu öğrencilerimizin velileri.


Vicdanları rahat mı acaba, KKTC’de İngiliz Okulundan çok daha iyi okullar varken ısrarla çocuklarını İngiliz Okuluna niye gönderdiklerini kendi kendilerine sorguladılar mı acaba.

13 Nisan 2011
İngiliz Okulu’ndaki kutlama için yorumlar kapalı
Okunma 74
bosluk

KKTC’yi Türkiye’den koparmak

KKTC’yi Türkiye’den koparmak

Son birkaç yıldırdaha evvelkinden çok farklı bir senaryo konmuş tezgâha Kıbrıs’ta.


2003, 2003 ve 2004 yılındakinden bayağı farklı bu.


O yıllarda da çok uğraşılmıştı Kıbrıs Türk’ünün kafasını çelmek için ve başarmışlardı da.


O dönemde ortaya mantar gibi çıkan Sivil Toplum Örgütlerine,hem Avrupa Birliği hem de ABD bayağı para dökmüştü, kendilerinin “Rüşvet” olarak tanımlamadıkları ve adını da “hibe, yardım, burs, komisyon, tüm masrafları ödenmiş seyahatler ve geri dönüşü istenmeyen kredi” koydukları parasal menfaatlerle.


En sonunda da 24 Nisan 2004’de yapılan Annan Planı Referandumunda kararsızların ve paragözlerin oylarını “Evet” yönüne çevirmeyi başarmışlardı.


Bu oylar mevcut “Evet”çilerin oyları ile birleşince de Kıbrıslı Türklerin güya kendi iradeleri ile %65 oranında Referandumda “Evet” dedikleri savını ortaya atmışlardı.


Allah’tan Rumlar “Hayır” dedi ve KKTC’yi tarihten silmek zorunda kalarak Egemenliğimiz ile Özgürlüğümüzü Rumlara teslim etmedik.


Şimdi o dönem mantar gibi biten Sivil Toplum Örgütlerinden eser yok.


Paraların akıtıldığı o yıllarda her gün bir başka faaliyette bulunan bu örgütler şimdilerde buhar olup uçmuş durumdalar.


Aradan geçen yıllar içinde Kıbrıslı Türkler gerçeği gördüklerinden, aynı senaryoyu günümüzde tezgaha koyamıyorlar.


Şimdi aynı senaristler bir başka senaryo yazdılar.


Bu tezgahınana hedefi geneKıbrıslı Türkleri Türkiye’den koparmak amaçlı ama bu sefer yöntem farklı.


Oyunun ana hedef kitlesi bu sefer Kıbrıslı Türkler değil, Anavatan da yaşayan Türk halkı.


Öyle eylemler yapılmalı ki, Anavatan Türkiye’de yaşayan Türkler,  yavruvatan da yaşayan Kıbrıslı Türklerden nefret etmeli ve en sonunda da “verin Kıbrıs’ı kurtulalım bunlardan” diyebilecek duruma getirilmeli.  Kısaca Kıbrıs Türkü ile anavatanda yaşayan kardeşlerimizin arasını açmak amaçlı bu tezgah.


Çirkin bir senaryo, çirkin bir oyun bu.


Hedef belli.


Kıbrıs Türk’ünün anavatan ile olan bağları, diğer Türk devletleri ile olan bağları koparılacak, sonra da adayı yutmak için gerekli olan ne ise yapılacak.


Bu amaç doğrultusunda adına “Altıncı Kol” diyebileceğimiz ekip gerçekten de mükemmel örgütlenmiş ve aksamasız da çalışıyor.


1469-1527 yılları arasında yaşamış olan ve hayatının çoğunluğunu Floransa’da geçirmiş olan “NiccoloMachiavelli”ninorijinal adı (Prince of theLegend) olan ve Türkçemizede “Küçük Prens” veya “Efsane Prens” adı ile çevrilen kitabında yazdığı “allthemeansjustifytotheend”yani “başarıya giden her yol mubahtır” tanımı, tarihe mal olmuş ama hala daha da günümüzde geçerliliğini koruyan bir strateji ilkesi konumunda.


Bunu açık veya üstü kapalı olarak her yerde ve her eylemde görmekteyiz.


Anavatan Türkiye’ye karşı düzenlenen art niyetli mitingler,  mitinglerde açılan çirkin pankartlar ve bu mitinglerde gözbebeğimiz polisimize karşı düzenlenen çirkin saldırılar.


Mitinglere ait görüntüler ve çirkin yazıların yer aldığı pankartlar, anavatan Türkiye’de o denli etkili oldu ki, Türk halkı, Kıbrıslı Türkler bizi artık istemiyor düşüncesine kapılmaya başladı.


Türkiye’ye, Türkiye’nin sevgisine, memuruna, askerine ve bizleri ayakta tutabilmek, yaşam nefesi verebilmek için elinden gelen her şeyi yapan anavatanımız Türkiye’ye her tür aşağılayıcı ve suçlayıcı lafları eden, Avrupa Birliğinin başkenti olan Brüksel’e gidip şikâyetler yapan, oradaki üç beş AP milletvekili ile toplantılar yapıp, kendi düşüncelerini Kıbrıs Türk’ünün düşünceleri imiş gibi lanse etmeye çalışan kişilerin arkasındaki kitleyi de evvelki gün yapılan genel kurulda gördük.


Boylarından büyük laflar eden, Türkiye karşıtı her tür eylemi göz kırpmadan yapan bu kişilerin arkasındaki kitle bin kişi bile değil.


Bırakın bunların Kıbrıs Türklerinin tümünü temsil ettikleri iddiasını, kendi meslektaşlarının tümünü bile temsil etmiyorlar.


İsrail Hükümetinin geçen hafta kabul ettiği vatandaşlık yasasının aynısını KKTC hükümetinin de aynen, noktasına ve virgülüne dokunmadan Meclisinden geçirmesinin zamanı geldi.

11 Nisan 2011
KKTC’yi Türkiye’den koparmak için yorumlar kapalı
Okunma 36
bosluk

Çatapatlar ve Kalaşnikoflar

Çatapatlar ve Kalaşnikoflar

3 Nisan günü Rum tarafında yayınlanan tüm gazetelerde, ayırımsız hepsinde çatapatlarla ilgili bir haber çıktı.


Haberin kaynağı da Rum Polis Bülteni.


Rum Polis Bültenine göre 1 Nisan Cuma günü, Larnaka’ya bağlı “Oroklini”de, “Türk menşeli” olduğu iddia edilen binden fazla çatapat ele geçirilmiş.


Kıbrıslı Türkleri hemen ve derhal suçlamak zaten Kıbrıs Rum hükümetinin birinci prensibi olduğundan Polis Bülteninde yer alan haberde, çatapatların menşeinin yani kökeninin Türk, geldiği yerin de KKTC olduğu iddiası da yer almış.


Rum hükümeti ve devlet daireleri “Kıbrıslı Türklere çamur at izi kalsın” prensibini yıllardır başarılı bir şekilde aksamasız olarak uyguluyorlar.


Kaçaklar yakalanır, Kıbrıslı Türkler daha araştırma başlamadan hemen ve derhal suçlanır, Banka soyulur, soyguncunun KKTC’den geldiği iddia edilir. 


Kadın ticareti yapılır. Suçlular gene Kıbrıslı Türklerdir.


Pasaportlar sahtelenir. İlk iddia Bu sahtekarlığı Türklerin yaptığıdır.


Papadopulos’un mezarı açılır ve cesedi çalınır, etrafa dökülen kirecin Türk malı olduğu öne sürülerek, nebbaşların Kıbrıslı Türk olduğu iddia edilir.


Akla gelen her suçun sorumlusu Türklerdir Kıbrıslı Rumlara, Rum basınına, Rum Hükümetine ve Rum polisine göre.


Rum Polis Bülteninden bu haberi iktibas eden Rum gazeteleri de, “kimliği belirsiz bir şahsın, Türk menşeli çatapatları bölgeye getirdiğini ve orada bıraktığını, çatapatlardan bir kısmının da bilinmeyen bir nedenden ötürü patladığını” yazdı.


Maksat Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıs Rum halkına devamlı olarak yasalara karşı gelen ve suç işleyen kişiler olarak tanıtmak.


5 Nisan Salı günü ise bu konu tekrardan Rum Basınında yer aldı.


Ayırımsız hepsi de Güney Kıbrıs’ta ele geçirilen çatapatların kaynağının KKTC olduğunu, Kıbrıslı Türklerin Rum tarafındaki çatapat geleneğinin sürdürülmesine yüzde 90 katkı koyduğunu ve Güney Kıbrıs’a Türk menşeli binlerce çatapat gönderdiğini yazdı.


İddiaya göre 16 bin 293 adet çatapat ele geçirilmiş. Bunların yüzde 90’nı Türk menşeli imiş ve özellikle de karma köy olan Pile üzerinden Rum tarafına geçirilmiş.


Bir olay olmuş, Polis Bülteninde yayınlanmış. Polis Bülteninden de Gazetelere yansımış.
Buraya kadar hepsi güzel.


Maksat da belli.


Çatapatları bahane edip, Kıbrıslı Türkleri yasadışı kişiler olarak hem Rum halkına hem de AB üyesi ülkelerin yöneticilerine tanıtmak.


Bunun da stratejisi yıllar önce belirlenmiş, alt yapısı da hazırlanmış.


Kıbrıslı Türklere karşı her tür olumsuz propaganda buna uygun olarak yıllardır hükümet ve medyanın elbirliği ile yapılıyor.


Ama işin garip tarafı, Kıbrıs Rum tarafında çatapatlar yasakken, ihtiyat askerleri evlerinde, zamanı geldiğinde Türkleri öldürmek amaçlı Kalaşnikof tipi tüfek veya Çek yapısı yarı otomatik piyade tüfeği, el bombası ve canlı mermi bulunduruyorlar.


Günümüzde Kıbrıs Rum tarafında 60 bin ihtiyat, 20 bin paralı asker ve 20 bin de RMMO askeri bulunmakta.


Şu anda Güneyde Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Rum yetişkin erkeklerin sayısı 253 bin.


Bunların askerlik ve ihtiyat çağında olanların sayısı da 168 bin.


Bu rakamlardan anlaşıldığına göre söz konusu 168 bin erkeğin 100 bini şu anda silahlı ve evinde de sıcak çarpışmaya veya savaş yapmaya uygun silahlar bulundurmakta.


Bu sayılara polis gücü dahil değil.


950 kişilik Yunan alayı da dahil değil.


Evde silah bulundurmak, konu Türkler olunca serbest.


Bu silahları ve cephaneyi arabada taşımak ta serbest.


Ama çatapat yasak.


Çatapat bulundurmak da yasak.


Her çatapat olayında ve diğer konularda Kıbrıslı Türkleri suçlamak ise serbest. 


Bize yıllardır Rumlarla birlikte yaşayın diye baskı yapıyorlar, dünyadan izole ediyorlar, her tür insan haklarını elimizden alıyorlar ama bize Rumlarla birlikte yaşamak isteyip istemediğimizi sormuyorlar. Üstelik yıllardır bizleri katletmiş, cehennem hayatı yaşatmış ve evinde silah bulunduran bu Rumlarla.

8 Nisan 2011
Çatapatlar ve Kalaşnikoflar için yorumlar kapalı
Okunma 39
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar