7’ler, 5’ler, 9’lar ve 8’ler

7’ler, 5’ler, 9’lar ve 8’ler

Adeta bir şifreye benzeyen bu başlık, 1975 yılında kuruluşundan günümüze geçen 38 yıl içindeki Ulusal Birlik Partisi (UBP) bünyesinde dikkate değer milletvekili isyanlarını vurgulamakta. Ben bu başkaldırı hareketlerinin ortasında hiç yer almasam da siyasetin içinde olmam nedeni ile canlı olarak gelişmelere şahit oldum.

 

UBP içindeki ve de aynı zamanda KTFD Meclisi içindeki ilk başkaldırı hareketi,  20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen Mutlu Barış Harekatından sonra Kıbrıslı Türklerin 13 Şubat 1975 günü kurdukları Kıbrıs Türk Federe Devletinin ilk Yasama Meclisinde yaşanmıştı.

 

20 Haziran 1976 günü yapılan seçimlerde, Ulusal Birlik partisi büyük bir zaferle çıkmış ve o dönemde 40 milletvekilinden oluşan KTFD Meclisinde 30 sandalye sahibi olarak, Anayasayı bile değiştirebilecek bir çoğunlukla Lefkoşa UBP Milletvekili Nejat Konuk Başbakanlığında ilk hükümetini kurmuştu.

 

İlk birkaç yıl yoğun bir çalışma ile geçtikten sonra, ilk kabinede yer almayan rahmetli abimiz İsmet Kotak 21 Nisan 1978 tarihinde Osman Örek Başbakanlığında kurulan 2. kabinede de yer almayınca ilk isyan bayrağını açmıştı. İsmet Kotak, Nejat Konuk, Özel Tahsin, Hüseyin Curcioğlu, Erol kazım Andaç ve iki milletvekili daha UBP’den istifa etmişler ve Demokratik Halk Partisini kurmuşlardı. 1981 seçimlerine giren DHP 11 Milletvekili çıkararak, 19 Milletvekili çıkaran UBP’nin arkasından 2. parti konumuna gelmişti. 12 yıl Kıbrıs Türk Siyasi hayatında faaliyet gösteren DHP, 1990 yılında kapanmıştı.

 

UBP içindeki İkinci isyan ise 1982 yılında Başbakan Mustafa Çağatay’a karşı Dr. Derviş Eroğlu, Mustafa Karpazlı, Taşkent Atasayan, Enver Emin ve Mehmet Bayram tarafından gerçekleştirilmişti. Bu başkaldırının sonunda Mustafa Çağatay UBP Başkanlığından ayrılmış ve yapılan Genel Kurulda Dr. Derviş Eroğlu Genel Başkanlığa seçilmişti. 1983 yılında UBP genel Başkanı olan Dr. Derviş Eroğlu, 19 Temmuz 1985 tarihinde de Başbakan olarak ilk kabinesi kurmuştu.

UBP içindeki Üçüncü isyan ise 1992 yılında Başbakan Dr. Derviş Eroğlu’na karşı 9’lar Grubu tarafından gerçekleştirildi. Ulusal Birlik Partisinin tekrar gözden geçirilerek bir reform yapılması istemi ile harekete geçen Hakkı Atun, Serdar Denktaş, Taşkent Atasayan, Süha Türköz, Mustafa Adaoğlu, Nazif Borman, Erkan Emekçi, Aytaş Beşeşler, bu hareketleri nedeni ile disiplin kuruluna verilince UBP’den istifa etmişler, Demokrat Parti’yi kurmuşlar, 1993 yılında yapılan seçimlerde 15 milletvekili çıkararak UBP’den sonra 2. parti olmuşlardı.

UBP içindeki Dördüncü isyan ise 2013 yılında başını Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kaşif’in çektiği Hasan Taçoy, Afet Özcafer, Türkay Tokel, İlkay Kamil, Zorlu Töre, Ejder Aslanbaba ve  Ergün Serdaroğlu’ndan oluşan ve “8’ler Hareketi” olarak adlandırılan grup tarafından gerçekleştirildi. Grup üyelerinin tümü UBP Disiplin Kuruluna verilince, 8’ler UBP’den ihraç edilmek yerine istifa etmeyi tercih ettiler.

 

Ulusal Birlik Partisi, her büyük partinin kaderinde yer alan “Doğurganlık”  vasfına sahip olup, yıllar içinde içinden sayısız siyasi parti çıkarmıştır ancak kuruluşundan bugüne değin kendisinden ayrılan milletvekillerince kurulan siyasi partilerden “Demokrat parti” haricinde hiçbiri siyasi yaşamını devam ettirememiştir.

 

Genelde anavatan Türkiye’de de büyük partinin adayı olarak seçim kazanmış milletvekilleri aldıkları oyların kendi oyları olduğunu sanıp, büyük gürültülerle partilerinden istifa ettikten sonra kurdukları siyasi partiler, birkaç seçim sonra kapanma kaderinden hiç kurtulamamışlardır.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

31 Mayıs 2013

 

 

30 Mayıs 2013
7’ler, 5’ler, 9’lar ve 8’ler için yorumlar kapalı
Okunma 108
bosluk

Güvensizlik Önergesi Komedisi

Güvensizlik Önergesi Komedisi

30 Mayıs perşembe günü ‘Erken Seçim’ kararı KKTC Meclisinde görüşülecek. Büyük bir olasılıkla kabul edilecek ve 28 Temmuz pazar günü de erken seçim yapılacak.

 

Tabii bu kabulün yasa haline gelebilmesi için de yasal bir süreç var. KKTC Meclisinin kabul ettiği “Erken Seçim Yasası”nın Cumhurbaşkanı tarafından aynı gün onaylanması ve Devlet Matbaasının da aynı gün Resim gazeteyi basması gerekmekte. Bu sürecin son günü 30 Mayıs, eğer seçim günü de gün sayımı içinde kabul ediliyorsa.

 

Cumhurbaşkanı, “bugün başım ağrıyor, izinliyim, Meclisin aldığı kararı yarın gözden geçireceğim” derse, seçim günü en erken 4 Ağustos olur ve süreç sil baştan başlar.

 

Bu gelişmenin paralelinde KKTC meclisine verilen “Güvensizlik Önergesi” ise bana tam bir komedi gibi geliyor. Gerçekten de Güvensizlik Önergesi üzerine yapılan ateşli konuşmalara, harcanan enerjiye, bana göre boşa giden saatlere gerçekten de hem inanamıyorum hem de acıyorum.

 

KKTC’de süregelen politik anlayış çok yürek burkucu. Tamamen kişisel hırs ve çıkarların üzerine kurulmuş. Varsa da, yoksa da gazetelerin ön sayfalarına geçmek, TV’ler de boy göstermek için heyecanlı heyecanlı konuşmalar yapmak, onu bunu suçlamak ve adeta dünyayı kurtaracak adam rolüne bürünerek gündeme girebilmek için Makyavelvari “hedefe giden her yol mübahtır”a uygun davranmak. Başka yapılan bir şey yok.

 

Bu siyasilerimizi açıkça, “koşu bandı üzerinde, gerçekte var olmayan ama sanki de varmış gibi hayali bir hedefe doğru gittiğini zanneden ama olduğu yerde de bir milim bile ileri gitmeden koşmakta olan” amatör sporculara benzetiyorum.

 

Erken seçim kararı alınmışken Güvensizlik Önergesinin üzerinde ısrarla durmanın halkımızı ve Meclisimizi nereye götüreceğini, halka ve devlete neyi kazandıracağını çok merak ediyorum gerçekten. Bana çok saçma ve gereksiz geliyor bu ısrar ve siyasi şov.

 

Erken Seçim Kararının KKTC Meclisinde kabul edildiği gün daha sona ermeden, Cumhurbaşkanı onaylarsa ve de Devlet Matbaası da Meclisin bu kararını yayınlanabilirse, ki bu özel durumda yayınlamak zorundadır, Yüksek Seçim Kurulu hemen ve derhal seçim günü olarak 28 Temmuzu ilan edecek, seçim yasaklarını hemen yürürlüğe koyacak, ve seçim takvimini de açıklayacaktır.

 

Seçim yasakları yürürlüğe gireceğinden, Seçim ve Halk Oylaması Birleştirilmiş Yasası Madde 79’da belirtilen işlemler, özetle terfi, barem ayarlaması, nakil, toprak dağıtımı, taşınmaz kiralanması, arsa dağıtımı, T izni verilmesi, Tabanca tasarruf veya taşıma izni verilmesi, Yurttaşlığa kabul ve vatandaşlık verilmesi,  istihdam, kredi verilmesi ve benzeri kişilerin çıkarlarına yönelik menfaatlerin sağlanması yasaklanmaktadır. Bu nedenle de Bakanlar Kurulu fiilen İcra görevi olmayan bir kurula dönüşmekte seçim gününe kadar.

 

Erken Seçim kararından sonra Güvensizlik Önergesini oylamak ve meclisten geçirmek bu ülkeye neyi kazandıracak ve kimleri memnun edecek, çok merak ediyorum.  Hayatları boyunca asla Bakan olamayacak birkaç kişi belki bir iki haftalığına icra yetkisi olmayan bir Bakanlar Kurulunda yer alıp bakan olabilecek hepsi o kadar.

 

CTP, geçici Hükümette yer almayacağını açıkladığından geriye kalan, 8 İstifacı milletcvekilleri, 2 DP ve 3 TDP, toplam 13 kişiden bir Başbakan ve 10 Bakan çıkmak zorunda kalacak eğer geçici hükümet dışarıdan bakan atamak istemezse.

 

Başbakan kim olacak konusunda çıngarın çıkacağı ve buna ilaveten de hangi 2 kişinin kabine dışında kalacağı tartışmalarının başlayacağı kesin.

 

Güvensizlik Önergesinin kabulünden sonraki süreç ise belli. Cumhurbaşkanı Meclisten bir milletvekilini Kabineyi kurmak için görevlendirecek. Bu milletvekili müstakbel Başbakan olarak güvenoyu yani Meclisten 26 oy alabilecek bir kabineyi kurmak çalışmalarını başlatacak. En geç 15 gün içinde kabinesini Cumhurbaşkanına sunacak veya görevi iade edecek. Cumhurbaşkanı kendisine sunulan kabinenin Meclisten onay alacağına inanırsa ve içinde itiraz edeceği kişiler yoksa Bakanlar Kurulu listesini onaylayacak ve Hükümet programının okunması, Mecliste tartışılması ve oylanarak kabulü süreci başlayacak. Eğer Hükümet Programının kabulü ve oylaması 28 Temmuzdan evvel gerçekleşirse, İrsen Küçük Hükümeti görevi yeni Bakanlar Kuruluna devredecek. Yeni Bakanlar işbaşı yapacak ama hiç bir icra yetkileri de olmayacak, üstelik erken seçimle birlikte de görevleri sona erecek.

 

Görüldüğü gibi bazı kişilere menfaat sağlamaktan öteye “Güvensizlik Önerisi”nin kabulünün bu ülkeye ve bu ülkenin siyasi yaşamına kazandıracağı hiçbir şey yok. Tam tersine her akla geldiğinde bazıları tarafından lanetlenecek, bazıları tarafından da gülünecek, kişisel hırsların insanlara neler yaptırabileceğinin kötü bir örneği olarak hafızalarda kalacak…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

29 Mayıs 2013

28 Mayıs 2013
Güvensizlik Önergesi Komedisi için yorumlar kapalı
Okunma 83
bosluk

Türkiye’de Neler Oluyor

Türkiye’de Neler Oluyor

Türkiye’de, ortaya çıkana kadar gözle görülemeyen, elle tutulamayan baş döndürücü bir gelişme var.

 

2023’de dünyanın ilk 10 ülkesi içine girilmenin hedeflendiği stratejinin beraberinde sürüklediği ve şaha kaldırdığı bir gelişme…

 

Türkiye’nin, içinde yaşandığı vakit pek fark edilmeyen ama dıştan bakınca çok iyi görülebilen bu atağı ve muhteşem gelişme neredeyse her alanda yaşanıyor.

 

Tıp alanında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı önümüzdeki yıllarda her tür ilaç, aşı, biyomalzeme, tıbbi tanı kiti ve medikal ekipmanların yüzde yüz olarak Türkiye’de üretilmesi projesini başlattı. Buna ilaveten de Ekonomi Koordinasyon Kuruluna sunulacak  “İlaç Sektörü Stratejisi belgesi” ile de “Yeni Molekül Geliştirme Merkezi” oluşturulması çalışması sürüyor.

 

Özetle bu yapılanlarla, sağlık alanında yerli projelerle birlikte “Katma Değeri Yüksek” ürünler geliştirilmesinin önü açıldı.

 

Tıp ve İlaç alanındaki bu sofistike gelişmeye paralel olarak, makine ve savunma sanayi ise tam bir atak içinde girdi.

 

Basit gibi gözüken tramvay imalatı ise Bursa’da başladı. Tasarımından yazılımına kadar Türk Mühendislerinin ürünü olan “İpek Böceği” adlı tramvay gürültüsüz çalışıyor, hava kirliliğine yol açmıyor. Yani tam bir çevreci. Dünya standartlarında üretilmiş olan bu tramvayların  “Üretim Belgeleri” de ilkbaharda alındı.

 

Getirisi ne oldu bunun? Hem kaynakların yurt dışına çıkışı durdu, hem de İtalya’nın hızlı trenlerinin gövdesini yapan Alstom şirketi, söz konusu trenlerin ana gövdelerini Türkiye’den almaya başladı.

 

Sırada Çıkarma gemisi “Babayiğit”, yeni tip denizaltı, Milli Muharebe Tankı “Altay”,  çok amaçlı Helikopter “Atak” ve Ulaştırma Uçağı A400M var.

 

Milli Muharebe Gemisi “Milgem” , Güdümlü Füzeler, Zırhlı Araçlar, Sahil Güvenlik Botları, karakol gemileri,  Gece görüş ve Hedef Sistemleri, Elektronik Harp Test ve Eğitim Sistemleri, Yazılım Tabanlı (Kriptolu veya kriptosuz) Telsizler, Atış Kontrol Sistemleri, Uçak Simulatörleri, Hava Savunma sistemleri, Topçu Roketleri ve Obüsler ise artık dünya standartlarında imal ediliyor ve birçok ülkeye satılıyor.

 

Milgem’in kardeşi “Çıkarma Gemisi Babayiğit”in imalatı yakında başlayacak.

Babayiğit’in Havuzu bulunmakta ve 27 amfibi zırhlı hücum aracı, 4 çıkarma aracı, 2 araç ve Personel Çıkarma aracı ile birlikte imal edilecek. Babayiğit’te bunlara ilaveten tamamen Türk tasarımı ve yapısı Top Atış Kontrol Sistemi, Yakın Savunma Sistemi ve Makineli Tüfek Platformu bulunacak. Tüm bunlar kendine özgü bir tasarım. Babayiğit suya indikten sonra da kendisindekilere ilaveten 90 civarında da zırhlı araç taşıyacak.

 

Milli Gemi ve Milli Tank’dan sonra “Milli Muharebe Uçağı” olarak da Türk Mühedislerinin tasarımı olan Jet Savaş Uçağı ise yolda. Bu uçağın alt yapısını İnsansız Hava Aracı “Anka” ile eğitim uçağı “Hürkuş” oluşturdu. Uçağın savaş gücünü oluşturacak “Yazılımı” tamamen Milli. Hiç kimse veya da ülke uzaktan kumanda ile uçağımızı “Kör, Sağır ve Aptal Uçak” statüsüne sokamayacak.

 

Milli Muhabere Uçağı, yüksek hızına, etkili vuruş gücüne, üstün manevra yeteneğine ve uzun menziline ilaveten Türk Mühendislerinin Milgem’de kullandıkları teknoloji ile de radarlarda tamamen görünmez olacaklar. Tasarım, prototip üretimi, yoğun uçuş ve dayanıklılık denemelerinden sonra ilk uçuş 2023’de olacak.

 

Türk olarak gurur duyulacak, muhteşem bir düşünce, girişim, plan ve hedefler bunlar. Dünya üzerinde saygınlığı olan bir ülkenin vatandaşı olmak gerçekten de büyük bir ayrıcalık…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

27 Mayıs 2013

26 Mayıs 2013
Türkiye’de Neler Oluyor için yorumlar kapalı
Okunma 105
bosluk

Vatandaşlığa karşı Olmak

Vatandaşlığa karşı Olmak

Nedense aramızdaki bazı kişiler, bazı medya kuruluşları, bazı sendikalar ve bazı siyasi partiler bu vatandaşlık işine kafayı takmışlar, alnının teri ile yıllarca ülkemizde çalışıp vatandaş olmaya hak kazanmış kişilerin vatandaş olmalarına karşılar.

 

“İş, emek, çalışma, hak, hukuk, emek en yüce değerdir” gibi lafları ederler ama alın terleri ile çalışıp  vatandaşlık hakkı kazananların bu hakkı elde edene kadar harcadıkları emeği göz ardı edip, vatandaş olmalarına karşı çıkarlar.

 

Bu mantığı anlamak mümkün değildir.

 

Ekonomik yönden batağın da batağına saplanmış olan Rumlar bu işin çoktan suyunu çıkarmışlardı ve yıllar önce de Kıbrıs Rum vatandaşlığını satış bankosunun üstüne koymuşlardı. Parayı bastıran anında vatandaş oluyordu Rum tarafında.  Bu iş yıllarca böyle devam ederken, ağzını açıp sesini çıkarmayan aramızdaki Rum hayranı bazı kişiler, bazı medya kuruluşları, bazı sendikalar ve bazı siyasi partiler, KKTC’deki yasal vatandaşlık işlemleri gündeme geldikçe yaygarayı koparıyorlar. Fazla mesai yapan İç İşleri Bakanlığına da gidip niye çalıştıklarını sorgulamadan “vatandaşlıkları bir gecede yapmak için çalışıyorlar” diye suçlamaktan da hiç geri kalmıyorlar.

 

Hem de ne yaygara, ne saçma sapan sözler, ne provokatif yayınlar. Amaç bu ülkeye yıllarca alın terini akıtmış, hayatının bir bölümünü vermiş insanların vatandaş yapılmasını önlemek. Kafalarındaki fikirler de hastalıklı.

 

Onlarca yıl bu ülkede yaşamış, çoluk çocuğu ülkemizde doğmuş bu güzide insanlar asla vatandaş yapılmayacak. Kendilerine uyduruk bir geçici kimlik verilecek ve köle gibi addedilerek sadece çalışmalarına müsaade edilecek. Başka da hiç bir hakları olmayacak.

 

Aklıma yaklaşık iki bin yıl evvel Roma İmparatorluğunda uygulanmış olan vatandaşlık sistemi geliyor, insan haklarının tavan yaptığı bu 21. yüzyılda, vatandaşlık karşıtı bu çağdışı söylemleri okudukça ve duydukça.

 

Bu kişilere ve hastalıklı beyinlere göre aynen Roma’da olduğu gibi, adamıza çalışmaya gelen  köleler bizim her işimizi yapmalı ama asla vatandaşımız olmamalıdırlar.  Veya da hayatlarının emeklilik dönemlerini KKTC’de geçirmek isteyen İngiliz köleler de paralarını KKTC’de harcamalıdırlar ama asla vatandaşımız olmamalıdırlar. Çünkü biz ayrıcalıklı bir sınıfız. Bizden başka hiç kimsenin KKTC vatandaşı olmak gibi bir hakkı da bulunmamalıdır.

 

Ülkemizde yaşayan insanlarımızı sınıflara ayırmanın Yirmi birinci yüz yılın insan hakları ve demokrasi kavramına aykırı olduğu kesin. Hem de kesin kes kesin.

 

Anayasamızın madde 67(5)’i vatandaşlık hakkının nasıl kazanılacağının yasa ile yapılacağını emrederken, madde 8(1), imtiyazlı zümreler yaratılamayacağını söylemektedir.

Yürürlükteki mevcut yasalarımıza göre ülkemizde beş yıl ikametini dolduran, vergisini ödeyen ve herhangi bir suça karışmamış kişiler ayırıma tabi tutulmadan KKTC vatandaşı olabilmelidir. Bunun aksini yapmak özellikle de AB’de yaygın bir şekilde uygulamada olan insan haklarına ve vatandaşlık haklarına aykırıdır.

 

Ülkemize gelip asgari beş yıl çalışmış veya da çalışmadan ikamet etmiş, herhangi bir suça karışmamış kişilerin, uyrukları ne olursa olsun vatandaşlığa baş vuru yapmak hakkını kazanmaktan da öte, kısıtlamasız vatandaş yapılmaları gerekmektedir.  Çağımızın “İnsan Hakları Kuralları” ve AB’deki uygulamarı bunu gerektirmektedir.

 

Aramızdaki söz konusu kesimin hayranı olduğu Rum Yönetimi, vatandaşlık işinin suyunu çoktan çıkardı ve ekonomi kötüye gittikçe, vatandaşlıkları da alenen satmaya başladı.

 

Listenin başında daha evvel Ruslar vardı, şimdi liste başı Suriyeliler oldu. Rami Makluf dahil olmak üzere Beşşar Esad’ın akrabaları tümden bir gecede vatandaş yapıldı. Aralarında vatandaşlık almak için gerekli koşulları taşımayanlar da var ama AB üyesi olmalarına rağmen uyduruk ve batak bir devlet olduklarından AB’ye uyumlaştırdıklarını iddia ettikleri yasaları takmıyorlar.

 

Rumlar mevcut yasalara uymaya da gerek duymuyorlar. Yasada, Güney Kıbrıs’ta 7 yıl ikamet eden bir kişinin -ister çalışma izni ve mührü olsun ister olmasın- vatandaş olabileceği amir hükümken, Rum Yönetimi bol tarafından 2 veya 3 yıl ikamet etmiş kişileri vatandaş yapmaya başladı.

Rumlar, bol keseden Kıbrıs Rum Yönetimi vatandaşlığını golifa gibi dağıtırken, bizim ülkemizdeki Grekofiller ve Grekogil gazeteler de, Bakanlar kurulumuz tarafından vatandaş yapılan 5-10 kişiyi sanki de suç işlemişler gibi afişe etmeye çalışmaktalar.

 

Bu Grekofil kişiler, kurumlar, sendikalar, medya, siyasi partiler ve gazeteler niye son 42 yılda Rumların 300 binden fazla Rum olmayan kişiyi vatandaş yaptıklarını yazmazlar veya da dile getirmezler hiç anlamış değilim….

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

24 Mayıs 2013

23 Mayıs 2013
Vatandaşlığa karşı Olmak için yorumlar kapalı
Okunma 65
bosluk

Politik Satranç

Politik Satranç

KKTC’nin politik hayatında bu son birkaç hafta içinde yaşananlar, bir ömürde ancak kazanılacak siyaset dersi değerinde. Santranç oyunundaki taşların birkaç hamle sonrasını hesap etmenin heyecanı yaşandı son birkaç günde.

 

Geçen haftanın politik oyunu, muhalefet partilerinin, yanlarına UBP içindeki muhalefet kanadını alarak, önce İrsen Küçük hükümetine Güvensizlik Oyu verip düşürmek, sonra da 27 sandalyelik bir hükümet kurmak ve seçimi de 29 Eylül’de yapmaktı.

 

UBP içindeki muhaliflerin stratejisi de, İrsen Küçük hükümetini düşürdükten sonra Bakanlar Kurulunda yer almak, geçici Başbakanlığa talip olmak ve İrsen Küçük taraftarlarını bir kenara itip UBP’ye hakim olmaktı. Bu operasyon için de 29 Eylül’e kadar olan dört buçuk aylık zaman dilimi yeter de artardı bile.

 

Bu harekatın detayları inceden inceye hesaplandı. Kusursuz mükemmel bir parti içi harekat ve hükümet düşürme operasyonu gibi gözüküyordu, her ne kadar UBP’li muhaliflerin, Meclisteki muhalefet ile birleşip kendi partileri olan UBP’nin kurduğu hükümeti düşürmenin planını yapmış olsalar da.

 

Bu güne değin ben dünya politikası içinde, yaşanılan siyasi olayları takip edebildiğim ülkeler arasında, kendi partisini iktidardan düşürmek için muhalefet ile işbirliği yapmış olan bir siyasi partiye daha rastlamadım, Yunanistan olsun, İtalya olsun, İsrail olsun veya da diğer bölgemizdeki ülkeler olsun. Bırakın muhalefet ile işbirliği yapmayı, sıkı fıkı olanın veya da Meclis kürsüsünden alenen kendi hükümeti aleyhine konuşanın bile siyasi hayatı hemen bitiyor bu ülkelerde. Seçmen ve parti yönetimi asla affetmiyor.

 

Başbakan İrsen Küçük’ün Türk günü kutlamalarına katılmak ve bir dizi geleceğe yönelik müzakereler yapmak için ABD’de olmasından da faydalanılarak Güvensizlik oyu konusunu kendisi yurt dışındayken Meclise getirmek, kurulan kusursuz oyunun ilk adımı oldu.

Olmaya oldu da, fena halde duvara çarptı ve içinde Başbakanlık koltuğunun hayallerinin de yer aldığı pembe hayaller, kırılan kocaman bir camın yere düşen küçücük parçaları gibi parça parça olup yerlere saçıldı.

 

Alelacele, Güvensizlik Önergesinin verileceği günden bir gün evvel KKTC’ye dönen Başbakan İrsen Küçük, bu politik satrancın en önemli ve en öldürücü adımını atarak UBP’nin ezeli rakibi CTP ile erken seçim konusunda mutabakata varıp, seçim gününü 28 Temmuz’a çekti.

 

Meclisin Hukuk ve Siyasi İşler Komitesinde aynı gün görüşülüp, bu komiteyi oluşturan UBP ve CTP milletvekillerinin oy birliği ile kabul edilen öneri, Meclis Genel Kurulunda görüşülmek üzere Başkanlık Divanına da sıcağı sıcağına sunuldu.

 

UBP son sekiz ay içinde 2 kez Kurultay yaptığından seçime hazır. CTP’de de köy ve ilçe bazında tüm gerekli kongreler yapıldığından ve son adım olarak Parti Başkanlığı kaldığından, CTP de seçime hazır.

Geriye erken seçime mali ve örgütsel olarak hazırlanmaya fırsat bulamamış iki küçük parti ile UBP içindeki 8 muhalif milletvekili kalıyor.

 

UBP’li muhaliflerin, kendi hükümetlerine karşı muhalefet ile birleşip UBP Hükümetini düşürmek amaçlı Güvensizlik Oylaması Önergesine imza atmaları, UBP Disiplin Kuruluna verilmeleri için yeterli bir neden.

 

UBP iç tüzüğüne göre de Disiplin Kuruluna verilmiş partililerin, Disiplin Kurulu haklarında karar verene dek seçimlerde herhangi bir mevkiye aday olmaları olanaksız. Bu nedenle bu 8 muhalif UBP’linin 28 Temmuz seçimlerinde UBP listesinde yer almaları mevcut Tüzüğe göre mümkün değil.

 

Seçim ve Halk oylaması Yasasına göre, siyasi partilerin 5 ilçede örgütlenmelerini 90 gün evvelden tamamlamış olmaları gerektiğinden, bu 8 muhalif milletvekilinin yeni bir siyasi parti kurması da olanaksız.

 

Seçenek olarak geriye, bir başka partiye geçmeleri ve onların listesinden aday olmak kalıyor. TDP ve CTP’nin bu muhalif milletvekillerini kabul etmeyeceği kesin. Tek çare ve yegane siyasi kapı olarak geriye DP kalıyor, seçime 90 gün kala örgütlenmesini 5 İlçede tamamlamış ve mukayyite bildirmiş başka bir siyasi parti olmadığından.

 

Bu sekiz UBP’li muhalif milletvekili için yolun sonu sanki de uzaktan gözüktü. Hırs mantığın önüne geçince, sonrası illaki kayıp, illaki felaket oluyor.

 

Deneyim çok önemli politikada. Deneyimin yoksa veya da yeterli değilse, rakibin seni silindir gibi ezip geçiyor aynen bu oyunda olduğu gibi.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

22 Mayıs 2013

21 Mayıs 2013
Politik Satranç için yorumlar kapalı
Okunma 68
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar