Rumlar Bize Ne Verdi ki (2)

Rumlar Bize Ne Verdi ki (2)

Ortega Raporu sadece Rumların Kıbrıslı Türklere fiziksel olarak verdikleri zararları içermekteydi.  Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan cani papaz Makarios’un Rum Bakanlar Kurulunu toplayarak Kıbrıslı Türklerin adada dolaşımını olanaksız kılacak tedbirleri içeren kararları ve Kıbrıslı Türklere yaşam için elzem olan belli başlı 38 malın satışını yasaklama kararı maalesef raporda yer almıyordu.

 

21 Aralık 1963 tarihinde Akritas Planı uyarınca Kıbrıslı Türklere başlatılan saldırılardan sonra Kıbrıslı Türklerin kendi kontrolleri altında tutmayı başardıkları, adanın dört bir yanında dağınık halde bulunan küçük yerleşim birimlerinden dışarı çıkmaları, dolaşmaları veya da bir yerden diğerine gidişleri de yasaklanmıştı. Kıbrıslı Türkler işsiz, parasız, pulsuz, geleceksiz, elektriksiz, susuz, ilaçsız ve gıdasız açık hava hapishanelerinde yaşamaya mahkum edilmişti Rumlar tarafından.

 

Buna birde Rum Bakanlar Kurulunun aldığı Türklere mal satışının yasaklanması kararı eklendi. Rum bakanlar kurulu dünya ülkeleri tarafından kınanmamak için “Çocuk sütünü” yasakladıklarını bu yasak listesine yazmaya cesaret edemediler ama sıkı sıkıya uyguladılar bu “çocuk sütü satılmaması” maddesini. Amaçları her yeni doğan Türk çocuğunun açlıktan ölmesiydi.

 

Tüm gümrükler, adaya giriş çıkış kapıları, polis, asker ve devlet daireleri Rumların elinde olduğu için Kıbrıslı Türklerin ithalat yapmaları veya da tarlalarında tahıl üretmeleri, hayvancılık yapmaları olanaksızdı. Zaten yollarda yakalanan Türkler de bilinmeyen bir yere götürülüp öldürülüyordu hemen.

 

Kıbrıslı Türklerin yaşamları ve hayatta kalmaları için elzem olan gıda gereksinimi, sadece anavatan Türkiye’den gönderilen Kızılay yardımı ile sağlanabilmekteydi. Bazıları da evlerinin bahçesinde, tarhlarda ve saksılarda sebze yetiştirmeye çalışıyordu. Yaşam koşulları ve hayatta kalmak son derece güçleşmişti o kötü yıllarda.

 

BM’nin soykırım tanımına tamı tamına uyan bu insanlık dışı uygulama 21 Aralık 1963 tarihinden Aralık 1967 tarihine kadar tam dört yıl sürdü. General Grivas’ın 15 kasım 1967 tarihinde Yunanistan silahlı kuvvetlerinden aldığı takviye ile oluşturduğu 5 bin kişilik bir komando gücü ile Geçitkale (Köfünye) ve Boğaziçi (Ayios Theodors) adlı Türk köylerine saldırmasından ve 32 Kıbrıslı Türk’ü, bazılarının üzerine canlı canlı mazot döküp yakarak şehit etmesinden sonra Türkiye’nin Yunanistan’a ağır bir nota vermesi ile bu kısıtlamalar ve insanlık dışı uygulama bir nebze olsun azaltıldı.

 

Rumlar 21 Aralık 1963’den, 16 Ağustos 1974’e kadar Kıbrıslı Türklere sadece kan, gözyaşı ve eziyet verdiler, acımasız bir soykırım uyguladılar.

 

Mutlu Barış Harekatından sonra Kıbrıslı Türkler Kıbrıs adasının kuzeyinde toplanıp Rumların fiili ezgisinden kurtulmalarına rağmen diplomatik soykırımdan gene kurtulamadılar. Türklerle yaptıkları silahlı çatışmayı kaybeden Rumlar, geçmişte yaşandığı ve her zaman olduğu gibi Avrupa devletlerini yanlarına alarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden çıkarttırmayı başardıkları 18 Kasım 1983 tarih ve 541 numaralı insanlığın yüzkarası bir kararla, Kıbrıslı Türklerin dünyadan koparılmasını ve bu güne değin hiç bir ülkeye ve hiç bir halka uygulanmamış bir ambargonun Kıbrıslı Türklere uygulanmasını sağladılar. Maksatları Kıbrıslı Türklere nefes alamaz, aç, susuz ve adanın kuzeyine hapsolmuş bir konuma getirmek ve Rum İdaresine geri dönmek için yalvarmalarını sağlamaktı.

 

Anavatan Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere sahip çıkması ve kucak açması ile bu çirkin ve insanlık dışı planları da suya düştü Kıbrıslı Rumların.

Şimdi de tüm bunları unutup, sanki de hiç yaşamamışız gibi başta Anastasiadis olmak üzere tüm Rum siyasi parti liderleri ve Başpiskopos II. Hrisostomos, Maraş’ın müzakerelerde bir iyi niyet göstergesi olarak iadesini talep ediyorlar ve “Türkler müzakerelerin başlaması için jest yapsın” diyorlar.

 

Pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu!

Sen Kıbrıslı Türklerin 103 tane köyünü yak yık, 95 tane Türk camisini yerle bir et, Türklere ait tarlaları yıllarca ek biç, hiç bir tazminat ödeme, özür dileme. Geri gelmek isteyenlere de “Oxi” yani “Hayır” de, sonra da 1974 Mutlu Barış Harekatı sonrasında koşullar değişince “Türk askeri adayı işgal etti” diye yaygarayı bas, Kıbrıslı Türklere her tür insanlık dışı ambargonun uygulanmasını sağla sonra da utanmadan da Maraş’ı iyi niyet gösterisi olarak talep et!

 

Sayın Anastasiadis ve 1974 öncesini hafızalarından silmiş olan Rum siyasilerle Başpiskopos II. Hrisosotomos, önce siz iyi niyet gösterisi olarak yakıp yıktığınız 103 Türk köyünü imar edip Kıbrıslı Türklere iade edin, göç etmeye zorladığınız Kıbrıslı Türklerin tazminatlarını ödeyin, tüm bu yaptıklarınız için bizden özür dileyin, sonra biz sizinle masaya oturup “Maraş konusunu” görüşürüz…

Bence, almadan vermenin yalnızca Allaha mahsus olduğunu öğrenseniz çok iyi olacak…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

19 Ağustos 2013

18 Ağustos 2013
Rumlar Bize Ne Verdi ki (2) için yorumlar kapalı
Okunma 94
bosluk

Rumlar Bize Ne Verdi ki (1)

Rumlar Bize Ne Verdi ki (1)

Rumlar bugüne değin biz Kıbrıslı Türklere ne verdi ki, şimdi iyi niyet göstergesi olarak müzakerelere başlamak için karşılığında hiçbir şey vermeden Maraş’ı istiyorlar.

 

Cümlemde “Ne verdi ki” diye tekil kullandım, bilerek ve bilinçli olarak. Geçmişten günümüze değin bize hiçbir şey vermediler kan ve gözyaşından başka. Adadan kökümüzü kazımak için 20. yüzyılın tüm gelişmişliğine rağmen soykırım uyguladılar.

 

Rumların bize 11 yıl çektirdiği ızdırabın, uyguladığı soykırımın fikir babası da bir din adamı, III. Makarios, namı diğer Baflı Mihail Hristodulos Muskos.

 

1950 yılında Başpiskoposluk yeminini ettikten sonra, Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak uğrunda hayatını feda etmekten çekinmeyeceğine dair ilave bir antta içti, Başpiskoposluk yemininin uzantısı olarak.

 

1959 yılının Aralık ayında yapılan seçimle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, daha 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmen ilanını beklemeden etrafına EOKA’cıları toplamış ve ünlü Türkleri adadan silip atmak için Akritas Planı’nın oluşturulması çalışmalarını başlatmıştı.

 

Adanın altı yerleşim yerinde (Lefkoşa, Mağusa, Larnaka, Limasol, Girne ve Baf) saldırı birliklerini kurup, silahlarını da Mısır ve Sovyet Rusya’dan Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altında korkusuzca getirtti.

 

Hazırlıkları da bitince 21 Aralık 1963 günü yapay bir gerekçe ile Türklere silahlı saldırıyı başlattı.

12 Ocak 1964 tarihinde 1960 Kıbrıs Anayasası’na aykırı olarak yüzde 30’u Türk olması gereken 2 bin kişilik Polis kuvvetlerinden Türkleri attı ve sayısını 5 bine çıkararak tüm EOKA’cıları polis örgütü içine aldı. Amacının ve hedefinin “Adayı Türklerden arındırmak” olduğunu da utanmadan, çekinmeden açıkladı.

 

KKTC Cumhurbaşkanlığındaki belgelere ve Kurucu Cumhurbaşkanı R. R. Denktaş’ın yayınladığı kitaplarına göre, 21 Aralık 1963 ile 23 Mart 1964 arasındaki kısacık 90 günde aynen Matyat’lılara yapıldığı gibi doksan sekiz Türk köyü yağmalanmış, yakılmış ve sonra da yıkılmış. Rum saldırılarının başladığı 1964 yılı ile 1974 Mutlu Barış Harekatı arasında kalan 11 yıllık zaman dilimi içinde de toplamda 103 köy talan edilip yıkılırken Lefkoşa’da 40, Gazimağusa’da 13, Larnaka’da 11, Limasol’da 10, Baf’ta 10 ve Girne’de de 11 cami yıkıldı ve yerle bir edildi.

 

Rumlar o denli pişkin ki, Türkler bize saldırdı diye yaygarayı basıp, utanmadan da  BM’den gözlemci de istediler. Birleşmiş Milletler Rumların bu yaygarasından sonra Jorge Villacrés Ortega başkanlığında bir heyeti “fact finding mission”, gerçekleri tespit heyeti veya keşif heyeti olarak Kıbrıs adasına gönderdi.

 

Jorge V. Ortega başkanlığındaki heyet bütün adayı dolaştı ve Temmuz 1964 tarihinde BM adına ve BM kayıtlarına geçmiş olan gerçekçi bir rapor hazırladı.  Ortega’nın raporunun büyük bölümünde, Rumların Türklere karşı başlattıkları saldırının ilk altı ayında acımasızca yakıp yıktıkları Türklere ait 111 köydeki evlerin, işyerlerinin, camilerin, okulların, türbelerin ve çiftliklerin resimleri ve verilen zarar ziyanın dökümü yer alıyor.

 

Tüm bu yakıp yıkmaya ilaveten toplamda 36 bin Kıbrıslı Türk 103 yerleşim yerindeki evini, barkını, hayvanlarını, zirai ürünlerini, hatıralarını ve ecdadının mezarlarını arkada bırakarak, daha güvenli bulduğu Türk bölgelerine göç etmek zorunda bırakıldı. Rum Yönetimi bu göçmenlerin hiç birine, evlerine geri dönmeleri için izin vermedi.

 

Rumlar gerçekte Ortega’dan gerçekleri saptırmasını ve tamamen Rumların görüşlerini savunan Rum yanlısı bir rapor hazırlamasını bekliyorlardı. Ama olmadı ve Ortega Rumların tüm baskılarına rağmen ne gördüyse onu yazdı raporuna ve BM Genel Sekreteri ile Güvenlik Konseyi üyelerine gönderdi.

 

Rumlar bu rapordan, foyaları meydana çıkacak diye o denli çekindiler ki, BM’de raporun hasır altı edilmesi için elden geleni yapmaya başladılar ve başardılar da. Uzun müddet BM sayfalarında yer alan bu rapor, aniden listelerden çıkarıldı. Şimdi bilinçli olarak söz konusu Ortega Raporunu BM’nim sitesinde aramazsanız bulmazsınız….. (Devam edecek)

 

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

16 Ağustos 2013

15 Ağustos 2013
Rumlar Bize Ne Verdi ki (1) için yorumlar kapalı
Okunma 103
bosluk

Mağusa’nın Kurtuluşu ve Gazi Oluşu

Mağusa’nın Kurtuluşu ve Gazi Oluşu

Yarın tarihi Mağusa kentinin Rum muhasarasından kurtuluşunun 39. yıl dönümü.

 

Benim için çok önemli ve tarihi bir gün bu 15 Ağustos, birebir yaşadığım, tarihe şahit olduğum ve anavatandan gelen Türk askeri ile kucaklaşmanın mutluluğunu doyasıya yaşadığım gün olduğu için.

 

1878’de adanın İngilizlere kiralanması nedeni ile Kıbrıs adasından ayrılmak zorunda kalan Türk askeri ile aradan 96 yıl geçtikten sonra kucaklaşan ve kırmızı beyaz ay yıldızlı bayrağımız altında o tarihi kurtuluşu gününü yaşayan, 11 yıllık soykırımdan sonra özgür olmayı doyasıya  içine çeken sayılı Kıbrıslı Türklerden bir tanesiyim.  Mutlu Barış Harekatına katılan bir Mücahit olmanın gururunu her zaman yaşadım, her zaman içimde hissettim.

 

Türk askeri ile kucaklaştığım vakit ne mevziden hiç çıkmadığım 30 günün yorgunluğunu, ne açlığımı, ne susuzluğumu, ne güneşin yakıcılığını, ne de üzerimde lime lime olmuş üniformamın verdiği sıkıntıyı hissetmiştim. Olağan üstü bir mutluluk ve sevinçti hissettiğim sadece, gurur dolu, hasret dolu, mutluluk dolu, göz yaşları içinde. “Nihayet geldiler, artık özgürüz” diye mırıldanmıştım kendi kendime.

 

Korkunç bir günün akşam üstünde kucaklaşabilmiştik Türk askeri ile. Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) 5. Taktik Komutanlığı 15 Ağustos sabahı,  Mağusa bölgesinde yer alan tüm gücünü toplamış ve kalenin etrafına konuşlandırmıştı. Bütün gücünü bir araya getirmiş kaleye girmek için olağan üstü bir atış gücü ile saldırı başlatmıştı sabah sabah. Kale içine attıkları havan sayısı ortalama dakikada 20 taneydi. Dum dum kurşunu kullanmaktaydılar ve bu mermiler vurdukları yerde tekrar bir kez daha patlıyorlardı. Makineli tüfekler ile toplar ise durmak bilmeden ateş kusmaktaydı. Korkunç bir gündü. Ölüm fütursuca aramızda dolaşıyor, önüne geleni alıp götürüyordu.

 

Akşamüstü Türk askerinin gelişini, Rum askerlerinin mevzilerini, ağır silahlarını, toplarını ve zırhlı araçlarını terk edip kaçmaya başlamalarından anlamıştık…..

Gözyaşları içinde kucaklaşmamız muhteşem olmuştu.

 

15 Ağustos biz Mağusa’lıların Kurtuluş günü, bu nedenle. Her sene büyük bir coşku ile kutluyoruz kurtuluşumuzu. Ne yazık ki bu günü yaratanlar ve yaşayanlar bir bir aramızdan ayrılmakta.

 

Kentimize, Rumlara teslim olmadığı için “Gazi”lik ünvanı verildi bir müddet sonra.

Bu konuda 1974 Mutlu Barış Harekatından sonra Bakanlıkların bireysel olarak aldıkları kararlar var ama resmen Bakanlar Kurulunun Mağusa kentine “Gazi”lik unvanının verilmesi ile ilgili özel bir kararı halen yok. Mağusa Belediyesi’nin Meclis kararı da yok “Gazi”lik unvanı ile ilgili olarak.

 

Mağusa kentinin adının Gazimağusa olarak Resmi Gazetede ilk kez yer alış tarihi 9 Mart 1976. Mağusa Belediyesine kredi verilmesiyle ilgili olarak Kıbrıs Türk Federe Devleti Bakanlar kurulu tarafından alınan 9 Mart 1976 tarihli ve 8024 No.lu kararda ilk kez Mağusa Belediye’sinin adı “Gazimağusa Belediyesi” olarak yer almakta.

 

Bundan sonra içinde “Gazimağusa” kelimesinin geçtiği resmi yazı 1977 yılında altında dönemin Dışişleri ve Savunma Bakanı Vedat Çelik’in imzasının bulunduğu 1091 sayılı karar ama bu karar da Mağusa kentine “Gazi”lik unvanının verilmesi ile ilgili değil.

 

“Gazimağusa” adının Mağusa kenti ile ilgili coğrafik olarak kullanımı ve resmileşmesi ilk kez Başbakan rahmetlik Mustafa Çağatay başkanlığındaki Bakanlar kurulunun, dönemin İçişleri Bakanının yaptığı öneri sonrası aldığı Ç87480 sayı ve 17.12.1980 tarihli “Gizli Karar” ile oldu. Karar, eski adı “Mağusa Körfezi” olan coğrafik bölgenin “Gazimağusa Körfezi” olarak değiştirilmesini içermektedir.

 

Bu karardan sonra Mağusa kentinin adı, tüm resmi evraklarda “Gazimağusa” olarak kullanılmaya başlanmıştır.  Yaptığım araştırmalarda kentin adının “Gazimağusa” olarak değiştirilmesine dair, bir vatandaş olarak ulaşmamın mümkün olmadığı “Çok Gizli Karar” kapsamında olası bir Bakanlar Kurulu Kararı dışında, var olan herhangi bir karar yok.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

14 Ağustos 2013

13 Ağustos 2013
Mağusa’nın Kurtuluşu ve Gazi Oluşu için yorumlar kapalı
Okunma 1.297
bosluk

İnanılmaz Değişim

İnanılmaz Değişim

2003 yılının ilkbaharında bir konferans için Yunanistan’a gitmiştim. Konferans Selanik şehrine yakın olan Halkidiki’deydi. Ben hafta sonunu da değerlendirecek şekilde birkaç gün evvelden gitmiştim Yunanistan’a. İşime geldiği içinde İzmir üzerinden,  Atina’ya uçmuştum. Niyetim birkaç gün Atina’da kalıp, Parthenon’u, şehir merkezini ve Pire’yi görmekti. Pire zaten Atina’dan bir taş atımı uzakta olan çok güzel bir kent. Sonra’da otobüsle Selanik’e gidip konferansa katılma planını yapmıştım. Sokak Rumcasını bildiğim ve Yunan harflerini büyük, küçük okuyabildiğim için dil sorunum zaten olmayacaktı. Nitekim olmadı.

Vize için başvurduğum Lefkoşa’nın Rum kesimindeki Yunan Büyükelçiliği uzun zamandan beri beni bekletiyordu vize vermek veya vermemek için. O sıralarda Yunanistan’da hükümet değişmiş ve yeni başbakan ilk ziyaretini Kıbrıs Rum tarafına yapmıştı. Ben tam vizeden ümidimi kesmişken yeni Başbakan Konstantinos Simitis’in ara bölgede yer alan Ledra Palas’ta Birleşmiş Milletlerin organize ettiği bir resepsiyona katılacağı gazetelerde yer aldı. Bunu bir fırsat bilip Türkiye Cumhuriyeti pasaportumu etkinliğe katılacak olan dönemin CTP genel Başkanı, sonradan da hem Başbakan olacak, hem de Cumhurbaşkanı seçilecek Sn. Mehmet Ali Talat beye verdim, “bir akademisyen olarak Yunanistan Elçiliği bana bize vermiyor, vize almam konusunda bana yardımcı olması için lütfen pasaportumu Başbakan Simitis’e verebilecek fırsatı yaratırsan çok sevinirim” diyerek.

 

Belli ki Sayın Talat pasaportumu hem Başbakan Simitis’e vermiş ve hem de biraz sitem etmiş olmalı ki sonucu inanılmaz oldu. Ertesi gün sabah saat daha dokuz olmadan Yunanistan Elçiliğinden beni aradılar, karşılıklı geçişler daha başlamamış olduğu için de pasaportumu, içinde vizesi ile birlikte Ledra Palas kapısına kadar gönderdiler.

 

Aradan kısa bir müddet geçtikten sonra kapılar açılmıştı ama ben zaten vizemi almış, sorunu halletmiştim.

 

İzmir üzerinden THY ile gittiğim Atina havaalanına indiğimde beni ufak yollu kibarca sorguya çekmelerinin ardından Atina’daki otelime gidip yerleştim. Ertesi gün şehri gezmek için otelden çıktım.  Otelin karşısındaki meydanı, bir boydan diğerine geçmek için trafik ışıklarında bekledikten sonra yayalar için yeşil yanınca ana caddede yürümeye başladım. Tam yarı yola geldiğimde aklıma otelde kimliğimi bıraktığım geldi ve geri döndüm. Aynı anda benim arkamdaki kalabalıktan üzerinde kırmızı montu olan birisi daha geri döndü. O önde ben arkada caddeyi geçtik. Ben doğru otele gittim ve kimliğimi aldım. Onun ise nereye gittiğine dikkat bile etmedim. Zaten beni hiç ilgilendirmezdi nereye gittiği.

 

Öğleye kadar şehri dolaştım, Parthenon’a gittim, kafelerde oturup çay, kahve içtim. Öğleden sonra Pire’ye giden otobüse bindim. Yerime otururken arkamdan otobüse binmiş olan kırmızı montlu adamı ön sıralarda ayakta dururken gördüm. Pire’yi de dolaştıktan sonra dinlenmek için bir kafeye oturduğumda aynı kişi gene oradaydı. O anda jetonum düştü. Kırmızı montlu kişi sivil polisti ve beni takip ediyordu. Sonraları birkaç kez selamlaştık ama arkadaş olamadık…

 

Aradan geçen 10 yılda belli ki hem Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler değişmiş hem de kavramlar.  Geçen hafta içinde Ege’de, Yunanistan’a bağlı Sakız adasının yakınlarında, Türkiye’de silahlı eylem gerçekleştirmek isteyen 3 kişinin şişme bir bot içinde silah ve cephane ile yakalanması, iki ülke arasındaki terörle mücadele ittifakının oluştuğunun mükemmel bir ispatı oldu.

 

Bu ittifakın boyutu sadece her iki ülkenin Sahil Güvenlik kuvvetlerinin işbirliği düzeyinde değil. Daha da ötesi var bunun. Terörle mücadelede sorgulama ve istihbarat uzmanı olan 5 kişi ile MİT’den 2 kişi Atina’ya gidip hem ellerindeki bilgileri Yunanistan’ın anti terör ekibi ile paylaştılar hem de bu kişilere sorular yönelttiler. İşin ucu ABD Elçiliğine yapılan canlı bomba saldırısına kadar uzandığından da sorgulamada FBI ve CIA’de yer aldı.

 

Şimdi uzun bir dönem kanlı bıçaklı olan iki komşu ülke Yunanistan ve Türkiye arasında gelinen nokta ve yaratılan işbirliği çok farklı boyutlarda.

 

Daha on sene evvel beni bile takip etmek gereğini duymuş olan Yunan İstihbaratı, şimdi Türkiye’nin MİT’i, diğer istihbarat kuruluşları, Terör ve anti terör birimleri ile yakın bir işbirliği içine girmiş. Ege’de ortak petrol ve doğalgaz aranması gündemde. Karşılıklı Ege ordularının azaltılması veya da lav edilmesi görüşülüyor. Türk ve Yunan şirketleri evlilikler yapıp, her iki ülkeyi kapsayan yatırımların peşinde. Geçmişe kıyasla farklı bir gidiş ve farklı bir işbirliği var. Yılların düşmanca duyguları yerini dostça ilişkilere bırakmış…

 

Umarım anavatanların bu işbirliği bizlere de bulaşır ve Kıbrıs adasında 1955 yılından beri süregelmekte olan huzursuzluk, silahlı çatışma ve egemenlik kavgası son bulur…

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

12 Ağustos 2013

11 Ağustos 2013
İnanılmaz Değişim için yorumlar kapalı
Okunma 60
bosluk

GKK’nın Organizasyonu Mükemmeldi

GKK’nın Organizasyonu Mükemmeldi

Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadelesinin temel taşı olan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) resmi olarak 1 Ağustos 1958 tarihinde kurulmuş ve 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleştirilen Mutlu Barış Harekatına değin verdiği mücadele ile tarih yazmıştı.

 

TMT kuruluşundan tam 18 sene sonra 1 Ağustos 1976 tarihinde görevini tamamladığı için Teşkilat olmaktan çıkartılmış ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) adı altında düzenli orduya dönüştürülmüştü.

 

Dün Kıbrıs Türk mücadele tarihinde önemli bir yeri olan şanlı Erenköy direnişi ve direnişte şehit düşenler, Erenköy’de düzenlenen törenle anıldı.

Dün ben de bu anlamlı törene katıldım.

Erenköy’ün bendeki anlamı ve bıraktığı iz çok farklı.

Türkiye’de ve İngiltere’de eğitimlerini sürdüren 520 tane üniversite öğrencisinin vatan sevgisini ortaya koyan, vatan için canlarını feda etmekten kaçınmamış bu gençler ile o yörede bulunan iki Türk köyünde yaşayan 200 kadınlı erkekli Türkün yazdığı destan Erenköy Direnişi.

 

15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan 20 bin kişilik Yunan Ordusundan, Kurtuluş Savaşı sonrası geriye kalan 2 bin Yunan askerinin İzmir’de adeta denize dökülürken aralarında yer alan asteğmen Yorgos Grivas (Digenis) aradan 55 yıl geçtikten sonra Türk Ordusundan ikinci şamarı Erenköy’de yemişti.

 

Yunanistan’dan gönderilen Komando Tugayından aldığı 5 bin kişilik takviye ile toplamda 15 bin kişilik Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ile Erenköy’ü savunan 520 öğrenci ve 200 Erenköy’lü Mücahit ve Mücahide’ye en ağır silahlarla 8 Ağustos 1964 günü saldırmıştı Grivas. Üstelik Kıbrıs Radyo Yayın Korporasyonu’na haber vermiş ve saldırıyı seyretmek isteyen Kıbrıslı Rumları da radyo ve TV yayını ile zaferini seyretmeye davet etmişti.

 

9 Eylül 1919’da İzmir’de deniz dökülmeyi “Küçük Asya Felaketi” olarak isimlendirmiş ve tarih kitaplarına yazmış olan Yunanlılar, sanki de futbol maçı seyretmeye gider gibi otobüslerle bölgeye gelmiş, Küçük Asya Felaketi’nin intikamını alacak saldırıyı seyretmek ve Türklerin yenilgisini görmek için adeta tribünlere yerleşmişlerdi.

 

Ama bekledikleri olmadı.

520 öğrenci ile 200 Erenköy’lü Mücahit ve Mücahide’nin direnişine 64 adet Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı jet savaş uçağı anavatan Türkiye’den kopup gelip destek verince, işler ters yüz oldu ve hem RMMO büyük zayiat verip çekilmek zorunda kaldı, hem de seyircilerin büyük çoğunluğu telef oldu.

 

Her yıl Şanlı Erenköy direnişimiz için törenler yapılıp, şehitlerimizin ruhları şad edilmekte ve yüzlerce, binlerce insanımız katılmakta bu törenlere.

Erenköy ile KKTC sınırları arasında iki tane Rum köyü olduğu için, gazeteciler deniz yolu ile, benim saydığım kadarı ile yaklaşık bin kişi olan biz katılımcılar, eski mücahitler, o yıllarda Erenköy bölgesinde yaşayanlar ile şehit aileleri de, 64 küçük otobüsle kara yolundan gittik Erenköy’e. Bayramın ilk günü olduğu için, geçmiş yıllardan daha farklı, daha duygusaldı bu yıl ki anma töreni.

 

Güvenlik Kuvvetlerimizin, her yıl büyük bir özveri ve emekle organize ettiği tören tek kelime ile “Mükemmel”di.

Sabah kahvaltısı, soğuk su, üzeri amblemli ve bayraklı şapka, öğlen yemeği, oturacak iskemleler, yemek yenecek masalar, üzeri kapalı kalifler (çardaklar), vantilatörler ve tuvaletler eksiksiz ve kusursuzdu. Belli ki herşey düşünülmüş ve her olasılığa karşı tedbirler alınmıştı.

Etraf pırıl pırıl, şehitlik ise tertemiz ve kusursuzdu. Tepenin yamacına nakış gibi işlenmiş kocaman bayrağımız beni çok etkiledi, şehitliğin girişindeki Mehmetçik heykeli de.

 

Ruhları şad olsun varoluş mücadelemizde hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimizin. Onların sayesinde, KKTC’yi kurabildik ve kendimizin yönettiği, bizlerin egemen olduğu bu topraklar üzerinde özgürce, kırmızı beyaz bayrağımız altında yaşıyoruz.

 

Ata ATUN

e-mail: ata@kk.tc

http://www.ataatun.com

9 Ağustos 2013

8 Ağustos 2013
GKK’nın Organizasyonu Mükemmeldi için yorumlar kapalı
Okunma 160
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar