Hrisostomos, Başpiskopos mu, politikacı mı?

Hrisostomos, Başpiskopos mu, politikacı mı?

2006 yılının 12 Kasımında Başpiskopos olarak taç giyen Hrisostomos, o günden beridir adeta bir siyasetçi gibi davranıyor ve ataları olan Bizanslılara taş çıkartacak saray entrikaları tezgâhlıyor.

 

Ortodoks dini otorite yapılaşması aynen halk idaresi ile yönetilen bir devlet yapısına benzemektedir. Başpiskoposu, Cumhurbaşkanı veya Başbakan gibi düşünürseniz, Sen Sinod Meclisi, Bakanlar Kuruluna, Konsey de Parlamentoya eşdeğer bir yapıda ve düzeydedir.

 

Hrisostomos’un hedefi KKTC topraklarını geri almakmış. Kendisi her fırsatta aynen bu kelimeleri dile getiriyor.

1963’deki gibi Rum halkını kiliselerde gaza getirip Türklerin üstüne silahlarla saldırtamayacağı için, dini saldırı yönünü seçti.

Bunun için önce Sen Sinod Meclisini topladı ve KKTC topraklarında üç adet Metropolitlik kurmak kararı çıkardı. Bunlar Arsinoe, Konstantia ve Karpaz, yani bu günkü isimleri ile Maraş,  Salamis ve Karpaz Metropolitliği.

Tabi böylesi bir kararı KKTC hükümetine sormak gibi bir davranışta da bulunmadı. Ona göre bütün Kıbrıs adası zaten Rumların ve sormaya da gerek yok.

 

Arkasından yapılan seçimlerde Maraş ve Konstantia Metropolitliğine Vasileos seçildi ve 12 Mayıs günü de Paralimni’deki Ay. Yorgi Kilisesi’nde düzenlenen törenle tacını giyerek tahtına oturdu.

Bu törene Fener Patrikhanesinden ve diğer Patrikhanelerden de temsilciler katıldı.

Törende konuşan Rum Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos boyundan büyük laflar ederek,  “Bugün Konstantia-Maraş Metrtopolitliği’ne, tarihi kentin içinde değil, yakınında ve dışında oturuyorsun. Atilla’nın başıbozuk barbar ordusu bizi haklı ve tarihi bir mutluluktan mahrum bırakıyor. Bu nedenle Kıbrıs Kilisesi’nin  ve özellikle senin ödevin, gerek işgal altındaki Maraş’ın gerek esaret altındaki toprağımızın tamamının Türk istilacıdan kurtarılması için cesur mücadele vermektir.” sözlerini söyledi ve Metropolit Vasilios’a Maraş’ı ve Kıbrıs’ın topraklarının tamamını “kurtarma görevi” verdi.

Tabiî, Konstantia ve Maraş Metropoliti Vasileos şimdilik, yani tüm adayı Türklerden geri alana kadar Metropolitliğin geçici merkezini Paralimni’de kuracak ve orada faaliyetlerine devam edecek.

 

Sen Sinod Meclisi’nin 21 Mayısta yapılan birleşiminde iki piskopos ve iki bölge piskoposu daha seçildi ve bu çerçevede Karpaz’a da bir “Bölge Piskoposu” atandı. Yani Hrisostomos, Karpaz ve Mağusa bölgesindeki teşkilatlanmasını neredeyse kağıt üstünde tamamladı. Şimdi geriye, kiliseleri tamir edip, her kiliseye asgari iki papaz ataması kaldı. Sonrası İsa kerim.

 

Vasileos’un taç giyme töreninde gözlerden kaçan bir başka önemli konu da, Taç giyme vesilesi ile Fener Patrikhanesi ile Otosefal Kıbrıs Başpiskoposluğunun işbirliği içine girmiş olmaları.

Bu işbirliğinin altında, “Destekle beni destekleyeyim seni” mantığı yatmaktadır.

Fener Patrikhanesi, Ekümeniklik peşindedir ve AB içinde hem Yunanistan’ın hem de Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin desteğine çok gereksinimi vardır. Türkiye-AB katılım Ortaklığı görüşmelerinde ipe sapa gelmez koşullardan bir tanesi de Fener Patrikhanesinin Ekümenikliğinin Türkiye tarafından tanınmasıdır.

 

İşbirliği artık başlamıştır.

Eğer Fener Patrikhanesinden özel bir temsil heyeti Kıbrıs’taki Başpiskoposluğun organize ettiği, dini olmaktan ziyade politika kokan bir törene geldiyse, bilin ki ilk fırsatta da Başpiskopos Hrisostomos da Fener Patrikhanesini ziyaret etmek isteyecektir.

İsteyecektir kelimesi aslında biraz iyi niyetli bir tanımlamadır. İşi oldu bittiye getirmek peşindedir.

19 Nisan’da açıkladığı resmi ziyaret programına göre Mayıs ayı sonunda Fener Patrikhanesini ziyaret etmeyi kafasına koymuştur zaten.

Fenerden sonraki durağı önce Vatikan, sonra Moskova ve sonra da New York Patrikhaneleri olacak. Başpiskoposluğun açıklamasında bu ziyaretlerin özellikle önemli olduğu ve sadece dini konuların değil millî konuların da öne çıkarılacağı belirtiliyor. Yani dini konular maske olacak, asıl konu Milli ve Türklerin üstüne hep birlikte nasıl çullanırız konusudur.

 

Vasileos’un taç giyme töreninde, yeni Metropolite “Senin ödevin gerek işgal altındaki Maraş’ın gerek esaret altındaki toprağımızın tamamının Türk istilacıdan kurtarılması için cesur mücadele vermektir” diyen, diğer ülkelerin patriklerini ve Papa’yı, Helen çıkarlarına alet etmek ve Türkiye’ye karşı kışkırtmak için tezgah kuran Hrisostomos’un hangi yüzle Türkiye’ye gideceğini çok merak ediyorum.

Hangi yüzle Türkiye’den vize isteyecek o da ayrı bir konu.

 

Bence Hrisostomos Türkiye ziyaretini programından çıkarmalıdır. İstenmediği ve geri çevrileceği kesin olan bir yere bence gitmemelidir.

24 Mayıs 2007
Hrisostomos, Başpiskopos mu, politikacı mı? için yorumlar kapalı
Okunma 63
bosluk

Bolonya Süreci dünyanın sonu mu?

Bolonya Süreci dünyanın sonu mu?

Tabiî ki değil.

Londra’da yapılan toplantıda, KKTC’deki üniversitelerin Bolonya sürecine dahil edilmemesi, üniversitelerimizin sonunu mu getirecek.

Hayır getirmeyecek.

 

Türkiye 1982’de YÖK’ü kurarak, ABD 19.cu yüzyılda ve Çin, Hindistan, Avustralya, Brezilya ve Arjantin gibi geniş kara parçası üzerine kurulu ve onlarca üniversitesi olan ülkeler de, Bolonya Süreci benzeri çalışmaları 20.ci yüz yılın ortalarında yaparak, kendi üniversiteleri arasındaki denklik, müfredat, derecelendirme ve işbirliği sorununu çözmüşlerdir. Şimdi sıra AB’ye gelmiştir. AB’de kendi içindeki değişik ülkelerde bulunan üniversiteleri ve eğitim sistemini YÖK benzeri ortak bir yapıya bağlamak zorunda kalmıştır. İşte bu çalışmaya Bolonya Süreci adı verilmiştir.

 

Bolonya Süreci’nin hedefi;

  • Kalite güvencesinin sağlanması,
  • Mezuniyet dereceleri için ortak bir yapıyı oluşturmak,
  • Karşılaştırılabilir, birbiri ile uyumlu derecelerin (notların) uygulanması,
  • İşyükü, kademe, program (müfredat) ve profil içeriklerinin eşitliği,
  • EHEA + ERA= Europe of Knowledge, Bilimin Avrupası’nın oluşturulması,

(üretilen bilginin topluma katkısının sağlanması)

  • Yüksek öğretimde Avrupa Boyutunun öne çıkarılması,
  • Karar alma mekanizmalarına öğrenci katılımının sağlanması,
  • Avrupa Yüksek Öğrenim Alanının cazip hale getirilmesi,
  • Yaşam boyu eğitim olanaklarının desteklenmesi,
  • EUA, EURASHE (European Association of Institutions in HE), ESIB’in

çalışmalarının dikkate alınması,

 

Özetle, Avrupa Komisyonu’nun, Avrupa içinde, ülkelerarası ve ülkelerin kendi içlerinde var olan sorunlara çözüm getirmek için geliştirdiği bir ilkeler dizisi veya daha da kısa bir tanımla, Avrupa içindeki üniversiteleri öğretim ve öğrenme ortaklıklarına yönelten uygulamalar dizisi de denilebilir Bolonya Sürecine.

 

Bolonya Süreci içinde yer alan İzleme Grubu üyesi ülkeler;

Almanya, Andora, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Ermenistan, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kıbrıs Rum Kesimi, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malta, Moldova, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya Federasyonu, Sırbistan ve Karadağ, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna, Vatikan, Yunanistan’dır.

Avrupa Komisyonu da Takip Grubunda oy hakkı ile üyedir.

 

Bolonya Süreci’nin, üye ülkelerle birlikte çalışmayı ve onların yaşam tarzları ile kültürlerini tanımayı doğurduğu ve hedeflediği bir gerçek. Bu kültür içinde bulunmak ve faaliyet göstermek, KKTC’de de yeni eğilimlerin oluşmasını da sağlayabilirdi. Bunu kaybettik mi? Tabiî ki Hayır. Bolonya Süreci içinde olsak da olmasak da üye ülkelerle işbirliği her zaman olacaktır.

 

Halkımızın en çok merak ettiği,  KKTC üniversitelerince verilecek diplomaların tanınıp tanınmayacağı konusunun yanıtı ise Bolonya Sürecinin, diplomalarımızın tanınıp tanınmaması ile hiçbir ilgisinin olmadığı ve Bolonya Sürecinin içine kabul edilmediğimiz Londra toplantısı sonrasında da Diplomalarımızın eskiden olduğu gibi her ülkede geçerliliğini sürdürdüğüdür.

 

Yukarıdaki yazdığım Bolonya Sürecine katılan ülkeler listesine bir bakın lütfen. Bu listede ABD, Rusya, Çin, Japonya, Singapur, Avustralya, Arjantin Brezilya, Hindistan ve benzeri ülkeler var mı?

Hiç biri yok.

Bu ülkelerin isimleri listede olmadığı için bu ülke üniversiteleri tarafından verilen diplomalar geçersiz mi olacak. Tabiî ki hayır.

YÖK’ün KKTC üniversitelerine vermiş olduğu denklikten dolayı KKTC’deki tüm üniversitelerin diplomaları, Avrupa başta olmak üzere, dünyanın her ülkesinde hem tanınmaktadır hem de geçerlidir.

Mezunlarımız bu diplomalarla hem Avrupa’da iş bulabileceklerdir hem de üniversite üstü eğitimlerine devam edebileceklerdir.

 

Yani kısa ve öz olarak, Bolonya Sürecine girememekle şimdilik kaybına uğratıldığımız sadece 45 üye ülkedeki üniversitelerle daha yakın bir işbirliği ve öğretim ve öğrenme ortaklıklarına yönelten uygulamalardır.

 

Zaten KKTC Meclisinden geçirilen ve geçirilecek yasalarla Bolonya Süreci’nin alt yapısı hazırlanmaktadır. Gerçekte Bolonya Süreci’ne uyumluluk, tek taraflı olsa da başlatılmıştır.

21 Mayıs 2007
Bolonya Süreci dünyanın sonu mu? için yorumlar kapalı
Okunma 42
bosluk

THE SHAME OF THE EU: EXCLUSION OF KKTC UNIVERSITIES FROM THE BOLOGNA PROCESS

THE SHAME OF THE EU: EXCLUSION OF KKTC UNIVERSITIES FROM THE BOLOGNA PROCESS

The exclusion of universities in the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) from the Bologna Process, in other words a further em-bargo on the Turkish Cypriots — this time on education — is another thing of which the European Union should be ashamed.
Turkish Cypriots are already suffering under unjust political, economic, cultural, social, sporting and trade embargoes.

That the six excellent universities in northern Cyprus are unable to join the Bologna Process, which seeks to strengthen the ties between universities in the European family, is a wholly reprehensible decision.

This shameful result of the Bologna Ministerial Conference, held in London, actually originated from EU mishandling of the accession of Cyprus.

With respect to the sovereignty, independence, territorial integrity and non-alignment of the Republic of Cyprus mentioned in the 1960 treaty, the Greek Cypriot administration’s accession to the EU on May 1, 2004 contravenes the non-alignment element stated in the 1960 treaty concerning the establishment of the Republic of Cyprus and the 1960 Treaty of Guarantee.

The obstructive attitude and political pressure applied by the Greek Cypriot administration can be seen everywhere. All the political, economic, cultural, social, sporting and trade operations of the Turkish Cypriots are blocked by the Greeks.

It seems that the KKTC is a stepchild of the EU.

According to Protocol 10 the KKTC lies within the territorial limits of the Council of Europe and the EU.
The Turkish Cypriots are EU citizens, but their human rights are not included.

It is certainly very wrong and inhumane that academic institu-tions and the 45,000 students in the KKTC do not have access to the benefits of the Bologna Process.

Practical implications, clever and political barricades against the Turkish Cypriots’ being within the EU arise from the persistent and malicious campaigns by Greek Cypriots, who continue to pursue their terrorism of the 1960s and 1970s into the fields of commerce, commu-nication, sport, travel and now education.

The Greek Cypriot administration education minister, deputies and commission members unfortunately did whatever they could to exclude the KKTC universities from the Bologna Process. European education ministers acted in a manner that proved their awareness of the fact that a bright future for Cyprus could only be achieved through education.

They missed it, as did the EU.

Is it seemly that the EU, alleged champion of human rights and rule of law, turned a blind eye to all of this?

This “education issue” presented a golden opportunity to break the inhumane isolation of the Turkish Cypriots, namely the Bologna Process. Now this opportunity is gone with the wind.

It is not the Turkish Cypriots who will lose in the long run. The EU and Greek Cypriots will be the ultimate losers.

They will inevitably lose the Turkish Cypriots, the northern terri-tories of Cyprus and the Turks of the motherland Turkey.

It seems that the current situation on the island will continue forever and that its division will become more solid and permanent. There will be only a small change: The Turkish Cypriots will lose their belief in Western countries and turn their back on the EU and the Greek Cypriots forever.

21 Mayıs 2007
THE SHAME OF THE EU: EXCLUSION OF KKTC UNIVERSITIES FROM THE BOLOGNA PROCESS için yorumlar kapalı
Okunma 103
bosluk

IS UN RESOLUTION 541 (1983) STILL VALID?

IS UN RESOLUTION 541 (1983) STILL VALID?

After the Turkish Cypriots declared the Turkish Republic of Northern Cyprus (KKTC) — an independent state in the northern terri-tories of Cyprus — on Nov. 15, 1983, UN Secretary-General Javier Pérez de Cuéllar without delay called the Security Council for an urgent and special meeting.

Having heard the statement of the foreign minister of the Greek Cypriot administration, at its 2,500th meeting the Security Council adopted the infamous resolution filed as UN Resolution 541 (1983) on Nov. 18, 1983.

Since then the KKTC has been considered legally invalid by the UN member states, and the Turkish Cypriots have suffered under unjust political, economic, cultural, social, sporting and trade embargoes.

Although the Turkish Cypriots are now considered legal citizens of the EU, they experience a life similar to one in an open prison. The Greek Cypriots are trying their best, by pushing EU rules and regulations along with the notorious UN resolution, to block the efforts of the UK government to secure permission for direct flights from the KKTC’s Ercan Airport to the UK.

The obstructive attitude and political pressure of the Greek Cy-priots can be seen everywhere. All the political, economic, cultural, so-cial, sporting and trade operations of Turkish Cypriots are blocked.

Even the universities in the KKTC, numbering seven, are left out of the EU’s Bologna process — for education and training — because of this resolution and the efforts of the Greek Cypriot administration.

Are this resolution and the others related to Turkish Cypriots still valid? I may ask the same question in another form: Is this resolution valid for the KKTC and invalid for the Greek Cypriot administration?

When this notorious resolution is read very carefully, it can be clearly understood that
a — In the third paragraph of the introduction it states that the decla-ration of independence is incompatible with the 1960 treaty concern-ing the establishment of the Republic of Cyprus and the 1960 Treaty of Guarantee;
b — Item 6 calls upon all states to respect the sovereignty, indepen-dence, territorial integrity and non-alignment of the Republic of Cy-prus.

In addition to this UN Security Council resolution the UN General Assembly Resolution 37/253 (1983) also reiterates the UN member states full support for the sovereignty, independence, territorial integri-ty, unity and non-alignment of the Republic of Cyprus.

The Greek Cypriot administration, after entering the EU on May 1, 2004, lost the non-alignment stated in the 1960 treaty concerning the establishment of the Republic of Cyprus.
And on top of this while joining the EU the Greek Cypriot admin-istration did not get the approval of the Turkish Cypriots, as mentioned in Resolution 541, referring to the 1960 Constituency of the Republic of Cyprus.

Due to these two solid reasons both resolutions 541 (1983) and 37/253 are no longer valid; they should be declared null and void or dead letters.

Actually it is quite absurd that while Item 6 of Resolution 541 calls upon all states to respect the sovereignty, independence, terri-torial integrity and non-alignment of the Republic of Cyprus and that the declaration of independence of KKTC is incompatible with the 1960 treaty concerning the establishment of the Republic of Cyprus and the 1960 Treaty of Guarantee, it called on nobody to respect the sovereign-ty, independence, territorial integrity and non-alignment of the Repub-lic of Cyprus when the Greek Cypriot administration joined the EU on May 1, 2004, contravening the non-alignment feature stated in the 1960 treaty concerning the establishment of the Republic of Cyprus and the 1960 Treaty of Guarantee.
Both resolutions 541 (1983) and 37/253 should be declared dead letters by UN Secretary-General Ban Ki-moon as soon as possible.

19 Mayıs 2007
IS UN RESOLUTION 541 (1983) STILL VALID? için yorumlar kapalı
Okunma 80
bosluk

Üniversite açmaya geçmişte de karşı gelmişlerdi

Üniversite açmaya geçmişte de karşı gelmişlerdi

Deneyimli bir akademisyen olan babam Prof. Dr. Hakkı Atun, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatından sonra taşların yerine oturmasını bekler ve 2 ağustos 1975 tarihinde KTFD Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş ve GKRY başkan vekili Glafkos Klerides tarafından imzalanan nüfus mübadelesi anlaşmasının ardından dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a ve Turan Feyzioğlu’na birer mektup yazar. Hatırlarsanız bu mektup geçen sene basınımızda yayınlanmıştı.

 

Mektubunda “Kıbrıs bir ada ülkesidir. Ham maddesi ve yer altı zenginlikleri yoktur. Yeni kurulan Kıbrıs Türk Federe Devletinin ekonomisi taşıma hammadde ile hiç bir yere gidemez. Lübnan’da Amerikalıların yıllarca önce kurdukları “American University of Beirut”  adlı bir üniversite bulunmaktadır. Bu üniversite, nüfusu küçücük olan Lübnanlı gençlere ve tüm Arap ülkelerinden gelen öğrencilere hitap etmektedir. Kıbrıs’ta en akılcı sanayi üniversite kurmak olacaktır. Bu üniversite hem Beyrut Amerikan Üüniversitesine rakip olur hem de Kıbrıs Türklerine saygınlık kazandırır..” diye yazar.

Dönemin Kıbrıs işlerinden sorumlu devlet bakanı Turan Feyzioğlu, babamın yazısını alınca babamı çağırır ve konuyu enine boyuna görüşürler. Aylar süren çalışmalar yapılır ve konu Sayın Feyzioğlu’ndan, o dönemde benim de milletvekili olduğum KTFD hükümetine aktarılır.

 

Konu hakkında, o dönemin Eğitim Bakanının, Rauf bey tarafından kendisine iletilen mektubun kopyasından dolayı bilgisi vardır.

Dönemin Eğitim Bakanlığı bürokratları, konu Bakan tarafından çalışma yapmaları için kendilerine aktarılınca “Kıbrıs’ın nüfusu değil bir Üniversiteyi, teknik okulu bile kaldırmaz” deyip olumsuz görüş verirler.

Hayatlarında Üniversitede görev yapmamış, öğretim görevlisi veya üyesi olmamış ve herhangi bir üniversitenin idari kadrolarında çalışmamış bu bürokratlar, babam tarafından 1975 yılında yapılan “Kıbrıs’ta Üniversite kuralım” teklifini daha doğmadan öldürürler ve bu güzel fikrin halk tabiri ile içine ederler.

 

Aradan birkaç yıl daha geçer ve o dönemin Eğitim Bakanı, benim her zaman saygı ile andığım kıymetli dostum rahmetlik Kubilay Çaydamlı olayı nerden öğrendiyse öğrenir, babamın yazdığı mektubu tozlu raflardaki dosyaların içinden buldurur ve beni çağırıp babamın mektubunu masanın üstüne koyar.  Sayın Çaydamlı ile o gün mektup hakkında, öneriye gülen ve reddeden bürokratlar hakkında ve Kıbrıs’ta üniversite kurulması hakkında konuşup görüş alış verişinde bulunuruz.

Nur içinde yatsın rahmetlik Çaydamlı’dan konu, olumlu görüş ile hemen Rauf beye oradan da T.C. Büyükelçisine ve Koordinasyon Kuruluna gider. Bakanlıkta müsteşar düzeyinde çalışmalar başlatılır ve böylece Kıbrıs’ta üniversitelerin temeli, önce teknik okul kurulması ile atılır.

Gerekli yasalar yapılırken ilk toplantılara bende katıldım. Mağusa surlarında çarpışmış, var olmanın ne demek olduğunu fiilen yaşamış, kan, gözyaşı ve şehitler pahasına yılların mücadelesi sonrasında kurulmuş gencecik devletin idealist bir milletvekili olarak katıldığım bu toplantılarda duyduklarım ve gördüklerim beni düş kırıklığına uğrattığı için kısa bir süre içinde bu toplantıları terk etmek zorunda kaldım.

Toplantıya katılan bir çok bürokrat, Kıbrıs’ta sağlam temeller üzerine oturmuş bir üniversite kurmak yerine, emekli oldukları zaman ikinci bir maaşı almak için kendilerine uygun bir yer yaratmak peşindelerdi ve mevki tanımları hep kendilerini kapsayacak şekilde önerilmekteydi.

Maalesef, Kıbrıs’ta üniversite kurulması önerisini ilk başta reddeden, deneyimsiz, hayatlarında Üniversitede görev yapmamış, öğretim görevlisi veya üyesi olmamış ve herhangi bir üniversitenin idari kadrolarında çalışmamış bu bürokratların o günlerde toplumun gereksinimlerine göre değil kendi çıkarlarına uygun yaptıkları yasanın sıkıntılarını hala daha çekmekteyiz ve hala daha DAÜ bunun sancılarını yaşamaktadır.

 

Bu hikayeyi niye mi anlattım size.

 

Bu yıl Yakındoğu Üniversitesi Diş Hekimliği ve Eczacılık fakültelerini açmaya hazırlanıyor. Uzun yıllar yapılan çalışmalar ve harcanan milyonlarca dolar sonucunda en modern aygıtlarla ve son sistem teknoloji ile donatılarak eğitime açılacak bu fakültelerimize aynen bundan otuz sene evvel yaşandığı gibi hayatlarında üniversitede görev yapmamış, öğretim görevlisi veya üyesi olmamış ve herhangi bir üniversitenin idari kadrolarında çalışmamış kişiler karşı çıkmakta ve en ilginç tarafı da bundan otuz sene evvelde söylenmiş –“Kıbrıs’ın nüfusu değil bir üniversiteyi, teknik okulu bile kaldırmaz”— görüşünü dile getirerek Eczacılık ve Diş Hekimliği fakültelerinin kuruluşuna karşı çıkmaktadırlar.

 

Büyük düşünen, büyük vizyonlu insanların atmak istedikleri büyük adımlara, bu küçük düşünen, dar vizyonlu ve küçük adımlar atan kişiler mani olmaya çalışmakta.

Bence herkes kendi işini yapmalı ve bilmediği konularda ahkâm kesmemelidir.

18 Mayıs 2007
Üniversite açmaya geçmişte de karşı gelmişlerdi için yorumlar kapalı
Okunma 52
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3

Arşivler

Son Yorumlar