Hristofyas’ın Stratejisi

Hristofyas’ın Stratejisi

15 Eylül tarihli “Taksim’den Önceki Son Başkan” başlıklı yazımın son paragrafında bir kehanette bulunmuşum ve demişim ki;


“Yunan milli anlayışına göre adanın bölünmesine imza atacak olan Rum lider Yunan tarihine “lanet okunan” bir kişi olarak geçeceğinden, geriye tek bir seçenek kalıyor Hristofyas için. “Şöyle veya böyle, 17 Şubat 2013’e kadar müzakereleri çıkmaza sokmadan, zoraki olarak sürdürmek ve sonra da aday olmamak.”


Hristofyas işte bu öngörüsünü ve stratejisini şimdiden ufak ufak işittirmeye başladı.


Sizlere şimdiden müzakereler ile ilgili bir kehanette bulunabilirim.


Yakın zaman içinde her hangi bir anlaşma olmayacak ve Hristofyas müzakereleri 17 Şubat 2013’e kadar sürdürebilmek için her yolu deneyecek.”
Evvelki gün Rum tarafından yayınlanan Politis gazetesinde ünlü Rum gazeteci Makarios Drusiotis imzalı bir haber çıktı.


Drusiotis’in kaleme aldığı yazının başlığı “Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs Sorunundaki Bütün Stratejisi… Müzakerelerin Yönetilmesinin Siyasi Röntgeni”.


İçeriği ise “Hristofyas nereye gidiyor? Neden böyle davranıyor? Kıbrıs sorununun çözümüyle gerçekten ilgileniyor mu? İstiyor da korkuyor mu? Bazılarının inandığı gibi sabah nasıl uyanırsa ona göre mi davranıyor? Bir stratejisi var da bunu kendi yöntemiyle mi uyguluyor?” sorularına yanıt bulmak amacıyla çekilmeye çalışılan bir “siyasi röntgen”.


Gerçekten de ilginç bir yöntem. Ama sonuçları neredeyse benimki ile aynı.
Drusiotis bahsettiği röntgeni çekmek için Hristofyas’ın açıklamalarını, meseleleri yönetme biçimini, kararlarını incelediğini, kendisini tanıyanlardan önemli bilgiler aldığını belirtiyor ve sonuç olarak da “Ve karşımızda ne yaptığına ve ne istediğine dair tamamen farklı bir görüntü bulduk.


Kaynaklarımız çok ve ciddidir, ancak malum nedenlerden dolayı onları açıklamayacağız” ifadesini kullanarak çektiği “röntgeni” özetle şöyle aktarıyor.


“Sağlığı yerinde olması şartıyla Hristofyas’ın planı; Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı olarak 5 yılını tüketmek ve olguları; 2012’de çözümü ilan edebileceği bir noktaya taşımaktır. Daha sonra Federasyon’un seçilmiş başkanı olarak bir dört yıl daha ve bir yıl da geçiş döneminde görev yapacak. Yani 10 yıllık (iki dönem başkanlık. 5 yıl Kıbrıs Cumhuriyeti, 1 yıl geçiş dönemi ve 4 yıl Federasyon) hedefliyor ve Kıbrıs sorunu her zaman bekleyebilir…”


Aslında Drusiotis ile bulgularımız aynı.


Hristofyas’ın müzakereleri 2013 yılına kadar sürdüreceğini ve bunun da “Hristofyas’ın stratejisi” olduğunu ikimiz de belirlemişiz.


BM ve Ban Ki Moon boşuna Haziran 2011’i hedef koymuş. Zaten Mayıs 2011’de Rum tarafında yapılacak Milletvekilliği seçimleri daha şimdiden müzakerelerin üzerine kara gölge düşürdü. Rum tarafında “Kim daha milliyetçi” yarışı çoktan başladı. Ne Haziran 2011’de müzakereler sonuçlanacak ne de Haziran 2012 de.


Rum tarafındaki seçimlerden birkaç ay sonra Türkiye’de Milletvekilliği seçimleri yapılacak, sonra da bir olasılıkla Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Sonra da Hristofyas’ın seçime gireceği Şubat 2013 gelecek, arkasından da Nisan 2013 de bizim Milletvekilliği seçimleri.


Hristofyas boşuna tüketti seçildiği 2008 Şubatından 2010 Aralığına kadar olan zamanı. Artık böyle bir zaman dilimi olmayacak önümüzdeki takvimde.
Drusiotis’le ayrıldığımız nokta, 2013’den sonrası.


Ben, “Lizbon Anlaşması” 2014 yılında tam olarak yürürlüğe girecek ve Rumların AB içindeki “Veto” hakları ve engellemeleri ortadan kalkacak. Rumların Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye’ye baskı yapmak hayalleri de yok olacak ve müzakereler büsbütün çıkmaza girecek. Bu durumda KKTC’nin statüsünün yükseltilmesi ve adanın daha da derin çizgilerle bölünmesi gerçekleşeceğinden Hristofyas 2013’de yapılacak seçimlere aday bile olmayacak derken, Drusiotis, Hristofyas’ın müzakereleri bir şekilde mutabakatla sonuçlandıracak ve kurulacak Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk “Başkanı” olacak diyor.


Kimin haklı olduğunu zaman ortaya çıkaracak.


Benim bildiğim “Rum Ulusal Konseyi” asla Kıbrıslı Türklerin yönetimine ortak olacağı bir “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”ne yeşil ışık yakmayacaktır.

29 Eylül 2010
Hristofyas’ın Stratejisi için yorumlar kapalı
Okunma 33
bosluk

Hristofyas’ın Stratejisi

Hristofyas’ın Stratejisi

15 Eylül tarihli “Taksim’den Önceki Son Başkan” başlıklı yazımın son paragrafında bir kehanette bulunmuşum ve demişim ki;


“Yunan milli anlayışına göre adanın bölünmesine imza atacak olan Rum lider Yunan tarihine “lanet okunan” bir kişi olarak geçeceğinden, geriye tek bir seçenek kalıyor Hristofyas için. “Şöyle veya böyle, 17 Şubat 2013’e kadar müzakereleri çıkmaza sokmadan, zoraki olarak sürdürmek ve sonra da aday olmamak.”


Hristofyas işte bu öngörüsünü ve stratejisini şimdiden ufak ufak işittirmeye başladı.


Sizlere şimdiden müzakereler ile ilgili bir kehanette bulunabilirim.


Yakın zaman içinde her hangi bir anlaşma olmayacak ve Hristofyas müzakereleri 17 Şubat 2013’e kadar sürdürebilmek için her yolu deneyecek.”


Evvelki gün Rum tarafından yayınlanan Politis gazetesinde ünlü Rum gazeteci Makarios Drusiotis imzalı bir haber çıktı.


Drusiotis’in kaleme aldığı yazının başlığı “Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs Sorunundaki Bütün Stratejisi… Müzakerelerin Yönetilmesinin Siyasi Röntgeni”.


İçeriği ise “Hristofyas nereye gidiyor? Neden böyle davranıyor? Kıbrıs sorununun çözümüyle gerçekten ilgileniyor mu? İstiyor da korkuyor mu? Bazılarının inandığı gibi sabah nasıl uyanırsa ona göre mi davranıyor? Bir stratejisi var da bunu kendi yöntemiyle mi uyguluyor?” sorularına yanıt bulmak amacıyla çekilmeye çalışılan bir “siyasi röntgen”.


Gerçekten de ilginç bir yöntem. Ama sonuçları neredeyse benimki ile aynı.


Drusiotis bahsettiği röntgeni çekmek için Hristofyas’ın açıklamalarını, meseleleri yönetme biçimini, kararlarını incelediğini, kendisini tanıyanlardan önemli bilgiler aldığını belirtiyor ve sonuç olarak da “Ve karşımızda ne yaptığına ve ne istediğine dair tamamen farklı bir görüntü bulduk. Kaynaklarımız çok ve ciddidir, ancak malum nedenlerden dolayı onları açıklamayacağız” ifadesini kullanarak çektiği “röntgeni” özetle şöyle aktarıyor.


“Sağlığı yerinde olması şartıyla Hristofyas’ın planı; Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı olarak 5 yılını tüketmek ve olguları; 2012’de çözümü ilan edebileceği bir noktaya taşımaktır. Daha sonra Federasyon’un seçilmiş başkanı olarak bir dört yıl daha ve bir yıl da geçiş döneminde görev yapacak. Yani 10 yıllık (iki dönem başkanlık. 5 yıl Kıbrıs Cumhuriyeti, 1 yıl geçiş dönemi ve 4 yıl Federasyon) hedefliyor ve Kıbrıs sorunu her zaman bekleyebilir…”


Aslında Drusiotis ile bulgularımız aynı.


Hristofyas’ın müzakereleri 2013 yılına kadar sürdüreceğini ve bunun da “Hristofyas’ın stratejisi” olduğunu ikimiz de belirlemişiz.


BM ve Ban Ki Moon boşuna Haziran 2011’i hedef koymuş. Zaten Mayıs 2011’de Rum tarafında yapılacak Milletvekilliği seçimleri daha şimdiden müzakerelerin üzerine kara gölge düşürdü. Rum tarafında “Kim daha milliyetçi” yarışı çoktan başladı. Ne Haziran 2011’de müzakereler sonuçlanacak ne de Haziran 2012 de.


Rum tarafındaki seçimlerden birkaç ay sonra Türkiye’de Milletvekilliği seçimleri yapılacak, sonra da bir olasılıkla Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Sonra da Hristofyas’ın seçime gireceği Şubat 2013 gelecek, arkasından da Nisan 2013 de bizim Milletvekilliği seçimleri.


Hristofyas boşuna tüketti seçildiği 2008 Şubatından 2010 Aralığına kadar olan zamanı. Artık böyle bir zaman dilimi olmayacak önümüzdeki takvimde.


Drusiotis’le ayrıldığımız nokta, 2013’den sonrası.


Ben, “Lizbon Anlaşması” 2014 yılında tam olarak yürürlüğe girecek ve Rumların AB içindeki “Veto” hakları ve engellemeleri ortadan kalkacak. Rumların Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye’ye baskı yapmak hayalleri de yok olacak ve müzakereler büsbütün çıkmaza girecek. Bu durumda KKTC’nin statüsünün yükseltilmesi ve adanın daha da derin çizgilerle bölünmesi gerçekleşeceğinden Hristofyas 2013’de yapılacak seçimlere aday bile olmayacak derken, Drusiotis, Hristofyas’ın müzakereleri bir şekilde mutabakatla sonuçlandıracak ve kurulacak Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk “Başkanı” olacak diyor.


Kimin haklı olduğunu zaman ortaya çıkaracak.


Benim bildiğim “Rum Ulusal Konseyi” asla Kıbrıslı Türklerin yönetimine ortak olacağı bir “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”ne yeşil ışık yakmayacaktır.

29 Eylül 2010
Hristofyas’ın Stratejisi için yorumlar kapalı
Okunma 30
bosluk

Memurların Eğitilmesi

Memurların Eğitilmesi

Kamuda Reform yapılmasını yıllardır her kes, her iktidar dile getirir ama bir türlü bu reform gerçekleşemez.


Yabancı yatırımcıların ayaklarına gideriz, çağırırız, “gelin yatırım yapın” diye de yalvarırız. Adamlar yatırım yapmaya gelirler ama geldiklerine bin pişman olup geri dönerler.


İnanılmaz bir bürokrasi ve işleri yokuşa sürme vardır dairelerimizde.


Öncelikle memurlarımızın büyük bir çoğunluğu, iş adamından ve yatırımcıdan hoşlanmaz, işi olmasın diye de elden geleni yapar, olmadık zorlukları çıkarır.


Alışmıştır ay sonu maaşını tıkır tıkır almaya.


İşe gitse de maaşını alır, gitmese de.


İşini yapsa da maaşını alır, yapmasa da.


Para nasıl kazanılır ve para kazanmak için nelerin yapılması gerektiğini bilmediğinden, iş kurmak isteyenlere, özel sektör çalışanlarına ve girişimcilere elden gelen zorluğu çıkarır ve bunu bir de marifet sayar.


Sorumluluk almak istemediğinden ve içinde inisiyatif almak duygusu olmadığından mesai saatinden evvel daireden kaçar, kendisini aramayasınız diye de  telefonunu kapatır.


Geçenlerde müşterisinin bir konusunu halletmesine yardımcı olmam için bana gelen ve emekliliğinden sonra kendi şirketini kurmuş olan emekli bir müdürümüz, bürokrasinin hantallığından, memurların laf anlamazlığından, kuralları ve yasaları bilmezliğinden şikâyet edince, ben de ona kısaca “Sen de öyleydin, anlaşılan emekli olup devlete dışarıdan bakınca gerçeği görüverdin” dedim.


Müşterisinin söz konusu sorununu çözmesini engelleyen ve kendi aklından hayali kurallar yaratmış olan ilgili memurdan çok şikâyet ediyordu. İşin garibi de bu memur kendisinin daha birkaç yıl evvel emekli olduğu Bakanlıkta çalışıyordu.


Verilecek izin karşılığında KKTC’deki bir kuruluş, yurt dışındaki yabancı bir kuruluşa farklı dallarda işçilik hizmet verecekti ve birkaç hafta içinde de birkaç farklı sektörde çalışan çeşitli şirketlerimizin kasasına, endirekt olarak da devletin kasasına, işçilik olarak, yani katma değer olarak yaklaşık yarım milyon dolar gibi bir para girişi olacaktı.


Söz konusu bürokrata, eski memur yeni iş adamı emekli müdürümüz “gel yerinde gör ona göre karar ver” diyor, memurumuz ise işi yokuşa sürmek için “hiç kimse beni gitmeye mecbur edemez” yanıtını verip gitmiyor. “Hangi kurala, yasaya göre onaylamıyorsun” diye soruluyor, “Bu iş benim iki dudağımın arasında” diye insanı çılgına çeviren bir yanıt veriyor. 


Yaptığı da tamamen yasalara aykırı.  


Aslında bunun gibi daha bir çok örnek var.


Halkın genelini tarayabilsem buna benzer binlerce olay duyacağım kesin.


Ben bunu bir işaret olarak tanımlıyorum.


Memurların hizmet içi eğitime gereksinimleri olduğunu düşünüyorum. Hem de farklı farklı alanlarda.


Bunlardan birincisi mesleki eğitim olmalı. Kendi dalındaki tüm “Uygulamalar, Kurallar, Tüzükler, Kararnameler ve Yasalar” memurlara öğretilmeli ve eğitim sonunda sınava sokulmalılar. Sınavı geçemeyene ceza verilmeli. Üzücü ve çalışmaya yönlendirici bir ceza.


İkincisi Psikolojik bir eğitim verilmeli. Memurların kendilerini “Vatandaşların efendisi olarak görmelerini değil, vatandaşın devlet dairelerindeki işlerini yapacak görevliler olarak görmelerini bilinç altına kazandıracak bir psikolojik eğitim olmalı bu ikinci aşama. İngilizcede memurun veya kamu görevlisinin karşılığı “Halkın hizmetkarı”dır. Bu eğitimden sonra memurlarımız kendilerini vatandaşın verdiği vergilerle maaşını alan ve halka hizmet etmek için o görevde bulunan bir kişi olarak görmeliler. Maalesef günümüzde memurlarımız kendilerini, vatandaşın hizmetkarı değil, efendisi olarak görmekteler. Kendisi söz konusu evrakları tedarik edeceğine “O evrakı getir, bu evrakı getir” gibi angaryaları da vatandaşın sırtına yüklemesi işin cabası.


Üçüncüsü ise sanayi, ticaret, ekonomi, ulaşım ve yatırım sahalarında görev yapan bakanlıklarda çalışan memurlar, her 5 yılda bir asgari 1 yıl, ödeneksiz izine çıkarılmalı ve özel sektörde çalışmalılar. Bu şekilde özel sektörün yaşadıklarını, zorluklarını ve paranın nasıl kazanıldığını öğreneceklerinden, geriye görevlerine dönüşlerinde çok daha gerçekçi ve yapıcı birer kamu görevlisi olacaklardır.


Reforma gereksinimiz olduğu kesin.


Bu gidişle kan, gözyaşı, can ve yitirilmiş gelecekler ile kaybedilmiş anılar pahasına kurmuş olduğumuz devletimiz gün geçtikçe çok daha sıkıntılı günler yaşayacaktır.


Gidişatın iyi olmadığı kesin. Devlet Dairelerinde reform şart.

27 Eylül 2010
Memurların Eğitilmesi için yorumlar kapalı
Okunma 31
bosluk

Avrupa’nın Yegane Bölünmüş Şehri

Avrupa’nın Yegane Bölünmüş Şehri

Taraflar yıllarca savaşmış ve en sonunda şehir ikiye bölünmüş.


Adeta ortadan ikiye kesilmiş.


Ülkenin iki halkından birisi, şehrin kuzeyinde diğeri de güneyinde yaşıyor.


Arada, uluslararası bir örgüte bağlı “Barış Gücü” konuşlanmış.


Herhangi bir olayı önlemek veya taraflar arası iletişimi kurmak için ara bölgede bu “Barış Gücü” yıllardır görev yapıyor.


Rumların yıllarca sürdürdükleri “Avrupa’nın Tek Bölünmüş Şehri” propagandası sonucu bu yazıyı okuyan herkesin aklına doğal olarak “Lefkoşa” şehri geliyor tabii.


Rumların bu propaganda taktikleri gerçekte Bizans’tan kalma.


1960 Ağustosu’nda Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra tüm silah ve cephane gereksinimlerini gizli yollardan karşılamaları akabinde, 21 Aralık 1963 tarihinde Türklere saldırmışlar, gerekçe olarak da dünyaya, büyük bir propaganda ustalığı ile “Türkler isyan etti, bu bir iç meseledir” yalanını yaymışlardı.


Bu yalan propaganda pek inandırıcı olmamıştı ama Kıbrıslı Rumlarla Yunanlıların buna halen kalben inandıkları kesin.


Aynı şekilde “Kıbrıs Cumhuriyeti dairelerinde çalışan Kıbrıslı Türkler yerel yöneticilerinin baskısı ile Taksim amaçlı olarak görevlerine gelmediler” yalanını da yıllarca yaymaya ve uluslar arası kuruluşları bu varsayıma inandırmaya çalışmışlardı.


Glafkos Klerides’in “Kıbrıs: İfadem” adlı 4 ciltlik eseri, Rum propagandasının aksine, kendi ağzından bu savın doğru olmadığını ortaya koymakta.


Rumlar Kıbrıs konusu “İstila ve İşgal” konusudur diye ağız birliği içinde propaganda yaparken biz maalesef olayın “Kıbrıs konusu Yunanistan’ın adaya askeri müdahalesi, Kıbrıs Cumhuriyetini yıkması ve Kıbrıs Helen Cumhuriyetini ilan etmesi” konusu olduğunu bir türlü kabul ettiremedik. Yabancılar, ister Avrupalı olsun, ister ABD’li, ister Doğulu, Kıbrıs olayını Türkiye’nin adayı işgal etmesi olarak biliyorlar maalesef.


Gelelim “Avrupa’nın Yegâne Bölünmüş Şehir” hikâyesine.


Bu da Rumların bir başka yalan propagandası.


Avrupa’da, hem de Avrupa’nın göbeğinde bir başka bölünmüş şehir daha var.


Halkının birisi Arnavut, diğeri de Sırp.


Şehrin kuzeyinde Sırplar, güneyinde Arnavutlar yaşıyor.


Arada NATO’ya bağlı Kosova Barış Gücü (KFOR) bulunmakta. Aynen bizde olduğu gibi aradaki Barış Gücü de iki halk arasındaki sorunları çözmeye, herhangi bir çatışmayı önlemeye ve iletişim kurmaya çalışıyor.


Avrupa’nın neredeyse göbeğinde yer alan bu şehrin adı “MİTROVİÇA”.


Bulunduğu ülke de Kosova.


Üstelik orada yerel polis güçlerine, yani kuzey Mitroviça’daki Sırp Polis gücü ve Güney Mitroviça’daki Kosova Polis gücüne ilaveten bir de AB’nin Polis ve Adalet Misyonu (EULEX) bulunmakta.


Ne Arnavutlar ellerini kollarını sallayıp iki tarafı ayıran “İbra Köprüsü”nden kuzeye geçebiliyorlar, ne de Sırplar güneye.


Aslında şehirdeki ayrılık, Lefkoşa’dakinden çok daha derin çizgilerle yer almış Mitroviça’da.


Sırp lider Slobon Miloseviç’in kanlı kampanyalarının tetiklediği Yugoslavya’nın dağılması süreci 1999’da NATO’nun düzenlediği bombardımanla Kosova’nın bağımsızlık yolu açılırken, bombardıman bitince Arnavutlar Sırplara intikam saldırıları düzenlemeye başladılar. Bunun üzerine de Fransız askerleri çareyi “Mitroviça”yı ikiye bölmekte buldu. O zamandan beri iki taraf bir araya hiç getirilemedi.


Tamı tamına 11 yıldır Mitroviça ikiye bölünmüş durumda. Üstelik şehri paylaşan iki halk arasında bırakın geçişleri, iletişim bile yok.


Rumlar dünyayı iyi kandırıyorlar “Lefkoşa, Avrupa’nın yegane bölünmüş şehri” diye.


Yalandan kim öldü ki..

24 Eylül 2010
Avrupa’nın Yegane Bölünmüş Şehri için yorumlar kapalı
Okunma 45
bosluk

Çözüme Hazır Olmayan Kim

Çözüme Hazır Olmayan Kim

Hristofyas, Birleşmiş Milletler’in yıllık olağan Genel Kurulu’na katılmak amacıyla Pazar günü New York’a gitti. La Guardia  hava alanına varışında da Rum ve Yunan gazetecilere bir de açıklama yaptı.


Hristofyas illaki adam yerine konmak ve Kıbrıs sorununu çözmek için Başbakan R. T. Erdoğan ile görüşmek istiyormuş gazetecilere yaptığı açıklamaya bakılırsa.


Türkiye Cumhuriyetinin kendisini adam yerine koymadığını ve muhatap almadığını da gerçekte tüm siyasiler ve siyasetle ilgilenenler biliyor.


Türkiye Cumhuriyetinin haklı tezi, Hristofyas’ın başkanı olduğu devletin, 16 Ağustos 1960’da kurulan “Kıbrıs Cumhuriyeti” olmadığı, Kıbrıslı Türklerin onayı alınmadan tek taraflı olarak Anayasası’nın değiştirildiği ve Meclisinde de Kıbrıslı Türkler yer almadığı için 21 Aralık 1963 tarihinden sonra alınan tüm Meclis Kararlarının ve geçirilen Yasaların geçersiz olduğudur.


Bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir bürokratı veya siyasi kişisi, Kıbrıs Rum Hükümeti temsilcileri veya siyasileri ile birebir resmi görüşme yapmamaktadır.


Bu nedenle de gerek Hristofyas gerekse de diğer Rum siyasiler ağız birliği etmişçesine Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye’nin elinde olduğunu her ortamda dile getiriyorlar ve bu gerekçe ile de Türk liderlerle doğrudan görüşmeyi istiyorlar.


Hristofyas’a göre Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri bürokratları ve siyasileri diplomasiyi hiç bilmiyorlar ve de elbet bir gün tuzaklarına düşecekler.


Rumlara göre, adanın hâkimi kendileri. Kıbrıslı Türkler ise isyan eden bir azınlık ve bu nedenle de adada isyan eden azınlığın konusunu anavatanları Türkiye ile konuşmaları ve tartışmaları gerekmekte imiş.


Hristofyas’ın La Guardia havaalanında Rum ve Yunan basın mensuplarına yaptığı açıklama içinde “Eroğlu’nu kesinlikle küçümsemiyorum, ancak kendisiyle müzakere ettiğimde, gıyabında Türkiye’yle müzakere ettiğime inanıyorum” sözleri ise aklında nelerin olduğunu açık ve net olarak ortaya koyuyor.


Dahası da var.


Hristofyas, sunmuş olduğu öneriye, ki özetle buna “Verin Girne’deki, Güzelyurt’taki, Karpaz’daki ve Maraş’taki taşınmaz malları, siz de bizim toptan kiracımız olun” da denebilir, Türkiye ya da Eroğlu’ndan hiçbir olumlu yanıt alamadığını belirtti ve Türkiye’nin sıkça açıkladığı gibi yılsonuna kadar Kıbrıs sorununu çözmeye hazır olmadığını iddia etti.


Yani sen kabul edilemeyecek ve 1796 tarihli Ethniki Eterya patentli önerilerini sun, adada Türklere yaşam hakkı tanıma, AİHM kararlarını dikkate alma, Türklerin BM yetkilileri tarafından da “Çözüme doğru atılan yapıcı öneriler” sözleri ile desteklenen önerilerini kabul etme, sonra da Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Türkiye’yle işbirliği içerisinde sunduğu tezlerin ve yaptığı önerilerin müzakerelerdeki çıkmazın aşılmasına yardımcı olmadığını iddia et. Üstüne üstlük birde müzakerelerin “yeni bir çıkmaza girilmesinden korktuğunu” dile getir.


Buna “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” deniyor konuşma dilimizde.


Daha evvelki mutabakatlara aykırı olarak da hala daha “Mülkiyet” konusu ile “Toprak Düzenlemesi”ni ve “KKTC vatandaşlarının bir kısmının statüsü” konularını birleştirmeye ve birlikte görüşülmesinin kabulüne uğraşıyor, Türk tarafının ısrarla “Hayır” demesine rağmen.


Ve aslı niyetini de son cümlesine sakladı Hristofyas.


Hedefinin Annan Planı’nda öngörülenden daha fazla toprağın Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi ve daha fazla göçmene mallarına erişim imkânı sağlanması olduğunu açıklayarak kafasında oluşturduğu, daha doğrusu asla dışına çıkamayacağı “Rum Ulusal Konseyi Kararı”ndan oluşan müzakere stratejisini ortaya koydu.


Hristofyas hem hayal görüyor, hem de BM’nin iki kesimlilik parametresinin çok aşırı bir şekilde dışına çıkıyor.


Çözüme hazır olmayan tarafın kim olduğu, Hristofyas’ın New York’ta havaalanına indikten sonra yaptığı açıklamada iyice belli oluyor.


Hristofyas bu kafada gittikçe, daha önce öngördüğüm gibi “Adanın bölünmesine imza atan Rum lider” olmamak için bu müzakereleri, sudan sebeplerle 17 Şubat 2013’e kadar sürdürecek, sonra da aday olmayacak.


Gözüken köy kılavuz istemez…

22 Eylül 2010
Çözüme Hazır Olmayan Kim için yorumlar kapalı
Okunma 31
bosluk
  • Sayfa 1 ile 3
  • 1
  • 2
  • 3
  • >
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar