Türklerin Kardeş Kömeği

Türklerin Kardeş Kömeği

Kurtuluş Savaşı ile başlayan Yakın Türk Tarihi, bizler için ne denli önemli ise Türkiye dışında yaşayan Türkler için de o denli önem arz ediyor zira Türk, Türk’ten başka dostu olmadığını biliyor.

Kurtuluş Savaşı süresince özellikle ABD’nin “Yunanistan’a silah verdim, sana veremem” yanıtı ile sıkıntıya giren Ankara Hükümetinin Ordusuna, 1. Dünya Savaşında Anadolu’yu işgal eden Avrupa Devletlerinden de silah tedariki yapılmayınca, gerekli silahlar, SSCB, Azerbaycan Türkleri, Buhara Cumhuriyeti, Türkistan’daki Türk toplulukları, Hindistanlı Müslümanlar ve Kıbrıslı Türklerden gelen mali yardımlarla Sovyet sosyalist Cumhuriyetler Birliğinden (SSCB) alınmış.

Buhara Cumhuriyeti’nin ilk ve son cumhurbaşkanı olan Osman Kocaoğlu, Buhara Cumhuriyeti hazinesinde bulunan Yüz Milyon Altın Ruble’yi SSCB Başkanı Lenin kanalı ile Atatürk Hükümetine göndererek Ankara Hükümeti Ordusuna büyük katkı sağlamış.

Azerbaycan, 2 Ekim 1920’de 19 bin Osmanlı altını, 1 milyon Fransız frangı ve 8 parça petrol poliçesinden oluşan yardımda bulunmuş. Bu paralar tamamen Türk halkının yararı için kullanılmış. Bunlara ilaveten Komutan Kazım Karabekir Paşa’ya, Osmanlı altını yetim Türk çocuklarının eğitimleri için 500 adet yüzlük verilmiş.
04.24.23-Türklerin Kardeş Kömeği
Yine I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele döneminde “Kardaş Kömeği” (Kardeş Yardımı) adı altında yardımlar toplanmış. Tüm Azerbaycan halkı gönüllü olarak ve seve seve ellerinde ne varsa toplayıp Türkiye’ye göndermişler.

Bununla da bitmemiş, canlarını ortaya koymuşlar. Azerbaycan’dan gelen 3 binden fazla yiğit, Mehmetçikle yan yana, omuz omuza dayanışarak düşmana karşı savaşmışlar ve şehit düşmüşler.

Kıbrıslı Türkler de, İngiliz Sömürge Yönetimi idaresinde büyük baskılar altında yaşarlarken, 3 kişinin bir araya gelmesi bile yasaklanmışken, gizli gizli dayanışma grupları kurmuşlar, tiyatrolar ve benzeri etkinlikler düzenleyerek para toplamışlar ve elden götürüp Ankara Hükümetine vermişler.

Gelelim benim de şahit olduğum yakın tarihe; Türkiye hiçbir zaman-ada İngiliz’e kiralandığında bile- Kıbrıslı Türklerden elini çekmedi. 21 Aralık 1963 tarihinde, Kıbrıslı Türkleri adadan atmak ve yok etmek için EOKA terör örgütünün saldırıları başlayınca Türkiye, Kıbrıslı Türklerin üzerine kol kanat gerdi, soykırımdan kurtardı.
15 Temmuz 1974 tarihinde, Yunanistan’da iktidarda olan Albaylar Cuntası Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak için Kıbrıs’ta askeri darbe yapıp, Kıbrıslı Türklere saldırılar başlayınca da Türkiye hiç tereddüt etmeden Kıbrıslı Türklerin yanına koştu. Kıbrıslı Türkler ve Mehmetçik yan yana omuz omuza düşmana karşı savaşarak özgürlüklerini kazanıp, egemen devletlerini kurdular.

Aradan geçen bir asırdan sonra, bölgenin jeopolitiğine damga vuran Karabağ Savaşında ise bu sefer Türkiye can Azerbaycan’ın yanına koştu. İki kardeş devletin işbirliği ve dayanışması, zaferi ve zorla el konulan toprakların geri alınmasını sağladı.

Asrın felaketi olan depremde ise can Azerbaycan elden geleninin fazlasını yaptı. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in eşi Mihriban Aliyeva’nın başkanlığındaki Haydar Aliyev Fonu hemen devreye girerek mucizeler yarattı. Azerbaycan’ın ünlü petrol şirketi SOCAR, tek başına deprem bölgelerinde çalışan iş makinalarının yüz milyon doları geçen yakıt gereksinimini tek bir kuruş almadan karşıladı.

Asrın felaketinde KKTC de büyük fedakarlıklarla, boyundan büyük işlere imzasını attı. KKTC ekipleri canla başla deprem bölgesinde çalışırken, sanayicileri de konteyner evler imal ederek bölgeye gönderdi. Kıbrıs Türk halkı ellerinde ne varsa, toplayıp depremzede kardeşlerimize ulaştırdı.

İşte Kardeş Kömeği, Türk Milletinin yardımlaşması ve dayanışması böyle bir şey. Hiçbir ülkede doğal felaketlerde böylesi bir dayanışma görmedim ben. ABD ve AB’de sigortan yoksa yüzüne bakacak, elini tutacak bir tek kişi bile çıkmaz, bırakın normal yaşamda, doğal felaketlerde bile.

Bizde ise Kardeş Kömeği kendiliğinden devreye girer ve tüm Türkler bir dayanışma içine girer. İşte Türk olmak böyle bir şey, gururu ise bambaşka…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

28 Nisan 2023
Türklerin Kardeş Kömeği için yorumlar kapalı
Okunma 24
bosluk

Ortega Raporu

Ortega Raporu

21 Aralık 1963 günü Kıbrıs adasını ele geçirmek ve Kıbrıslı Türkleri adadan yok etmek için Makarios hükümetinin başlattığı saldırıları günümüzde unutturmak için Rumlar, Yunanlılar ve içimizdeki neshebi bozuklar elden geleni yapıyorlar. 1964 yılı baharında BM’nin Kıbrıs adasına gönderdiği A. Ortega başkanlığındaki BM Heyetinin haftalar süren araştırmasından sonra resmi olarak yayınladıkları 580 sayfalık “ORTEGA RAPORU”, Rumların katliamlarını, yakıp yıktıkları Türk köylerini, yağmaladıkları Türk mallarını içerdiği için, Rumlar ve Yunanlılar gündeme getirilmesin, kendileri suçlanmasın diye ortadan kaldırmak için elden geleni yaptılar. Başarılı oldular da. BM’nin arşivlerinde ancak iğne ile kuyu kazarsanız belki bulabilirsiniz bu ünlü ORTEGA RAPORU’nu. Kıbrıslı Türklerin Rumlardan alacaklı olduğunu ortaya koyan ve Kıbrıs sorununun hiç de Rumların anlattığı gibi olmadığının ispatı olan rapor bu.

 

Neredeyse aradan 50 yıl geçtikten sonra KKTC’de faaliyet gösteren MİLLİ VAR OLUŞ KONSEYİ, büyük bir özveri ile çalışarak bu belgeyi derin ve karanlık kuyulardan çıkarmayı başardı ve kitaplaştırdı. Kıbrıs konusu ile ilgili herkesin okuması gereken “Pahası biçilemez” bu resmi belgenin benim arşivimdeki kopyasını, konuya meraklı olan vatandaşlarım, soydaşlarım, kardeşlerim ve araştırmacılar aşağıdaki sayfadan indirebilirler.

ORTEGA REPORT

 

Mücadelemizi hep birlikte sürdürelim… Birlikten güç doğar…

 

Prof. Dr. Ata ATUN

e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: AtaAtun1

http://www.twitter.com/ataatun

 

 

20 Nisan 2023
Ortega Raporu için yorumlar kapalı
Okunma 26
bosluk

AB Kıbrıs’tan Bıktı mı?

AB Kıbrıs’tan Bıktı mı?

Avrupa Birliği malumunuz. Komşularımızın oluşturduğu, sosyal bir ortaklık olması nedeniyle de çalışanın çalışmayana baktığı, kriterlerin ülkelere göre değişkenlik gösterdiği, “girmeyen ne sanır, giren bıkıp usanır” atasözünün cuk oturduğu bir birlik.
Sözde ana görev olarak iş imkânlarının artırılması ve kolaylaştırılması, ekonomik büyüme ve istikrar, mali istikrar reformlarının artırılması ve tek Pazar’ın derinleştirilmesi gibi daha çok ekonomi ile ilgili konularda sorumluluklar yüklenmekte. Yani ülkelerin iç işleri veya siyasi sorunlarını çözmek gibi bir misyonu yok bu birliğin.

Gelelim esas konumuza; 1 Temmuz 2023-31 Aralık 2023 tarihlerinde İspanya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı görevini üstleneceğini duyan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) başkanı Nikos Hristodulidis İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’i vakit geçirmeden Güney Kıbrıs’a davet etti ve ağzından Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin destek sözleri almaya çalıştı. Yukarıda da belirttiğim gibi AB Konseyi Dönem Başkanlığının ana görevleri içinde “Siyasi faaliyetler ve çalışmalar” yok ama Rum lider şansını denedi, Başbakan Sanchez’den Türkiye ile olan iyi ilişkilerinden dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesini ve “Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakerelerin kaldığı yerden yeniden başlaması” ricasında bulunmasını istedi. Başbakan Sanchez misafir, ne desin. “Tabi tabi” dedi, geçiştirdi.

Rumlar/Yunanlar ata mirası retorik ve dezenformasyon alışkanlıklarıyla her fırsatı değerlendirseler de İspanya’nın, GKRY hatırına Türkiye ile olan Ticari ve siyasi ilişkilerine gölge düşüreceğini düşünmek sadece Rumlara özgü bir hayalperestlik. Ki Avrupa Birliği Konseyi (Bakanlar Kurulu) ve Komiteleri (Bakanlıkları), açık ve net olarak Kıbrıs sorununun başlangıcının Makarios hükümetinden ve Crans-Montana’da son bulan federasyon temelinde bir anlaşmayı amaçlayan son denemenin sonuçsuz kalmasının baş mimarının gene Rumlar olduğunun farkında.

Her ne kadar ara ara Rumların sırtını sıvazlayıp destek sözü veriyorlarsa da esasen yaptıkları hatanın farkındalar. Hem AB’nin kendi üyelik kriterlerine aykırı olarak hem de 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasasını çiğneyerek, Yunanistan’ın şantajı sonucu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni üye olarak kabul etmekle başlarına bela aldıklarını da anlamış görünüyorlar. Bu nedenle de Rumların her fırsatta kapılarını çalıp ağlamasına da artık pek sempatik bakmıyorlar. Rum lider Hristodulidis’in müzakerelerin kaldığı yerden başlaması için Avrupa Birliği’nin “aktif katılımını” istemesini de her fırsatta sümenaltı ediliyor zira AB’nin, Rumların ve Yunanların hatırına Türkiye’yi karşısına almak gibi bir niyeti yok.

Gerçekleri görebilen bazı Rum siyasetçilerin, “Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in, itibarsız addedilen Anastasiadis’in politikasının şekillendirilmesine ortak olması nedeniyle Rum yönetiminin uluslararası alanda yaşadığı itibarsızlık sorununun devam edeceğini” dile getirmeleri boşuna değil.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın seçim dönemindeki bildirgesinde yer alan ve seçildikten sonra da her fırsat ve mekanda savunduğu “Eşit ve egemen, uluslararası tanınmış iki devletli çözüm” modelinin, aradan geçen iki buçuk yıl içinde kabul görmeye başlaması ve Federasyon içerikli çözüm modelinin de yavaş yavaş gündemden düşmesi tam da bu aydınlanmanın ürünü.
Her ne kadar Rumlar kapı kapı gezerek kendi tezlerine dünyayı inandırmış olsalar da gerçeklerin er-geç ortaya çıkma gibi bir huyu var.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

20 Nisan 2023
AB Kıbrıs’tan Bıktı mı? için yorumlar kapalı
Okunma 85
bosluk

Kıbrıs Niye Önemli

Kıbrıs Niye Önemli

Haritaya bakınca, Kıbrıs adasının stratejik önemi hemen öyle belli olmuyor. Göze bile çarpmayan Kıbrıs, dünyadaki yüzlerce adadan bir tanesi görünümünde. Üzeri yeşilliklerle kaplı, plajlarıyla, güneşiyle, altın kumsallarıyla ünlü, masum, olağan yaşamlı bir ada algısı veriyor insana.

Gerçekte ben de öyle düşlüyorum dünya güzeli adamızı. Huzurlu bir yaşamın sürdüğü, kavganın-gürültünün, huzursuzluğun olmadığı, ırkçılığın, insan ayırımının yapılmadığı, korna sesinin bile duyulmadığı ideal bir yaşam yeri, mutlu bir ada.

Ama dünyayı yönetmeye aday güçlü ülkeler benim veya bizim baktığımız gibi bakmıyor Kıbrıs adasına. Orta Doğu’da ve Doğu Akdeniz’de asırlardır süregelen güçlü ülkelerin çekişmeleri, hükümranlık alanlarını genişletmek istemeleri ve bölgesel çıkarlara sahip olmak arzuları, bölgede hep gözle görülmeyen, elle tutulmayan ama içten içe hissedilen bir gerginliğin yaşanmasına neden olmuş yüzyıllarca. Hala daha perdelerin arkasında sinsi sinsi sürüyor bu çekişme.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski gücünü günbegün kaybediyor olması, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) neredeyse yarım asır evvel dağılmış olması, Çin’in yavaş yavaş palazlanıyor olması ve Avrupa Birliği’nin (AB), ABD gibi çöküş ve dağılım sürecine giriyor olması bile ada üzerindeki menfaat ve çıkar çakışmalarını durdurmuş değil.

Adanın neredeyse ortasında yer aldığı Doğu Akdeniz’in deniz tabanı hidrokarbon bazlı enerji üreten hammadde yatakları ile dolu. Kendine güvenen güçlü ülkeler Kıbrıs adasına bakıp bakıp, aç kedi gibi yalanıyorlar. Hedefleri ada üzerinde gözle görülmeyen bir egemenlik kurmak ve adanın çevresindeki hidrokarbon yataklarına bir şekilde el koymak. Adada kimlerin yaşadığı, gelecekleri ve huzurları onlar için hiç önemli değil. Güç çekişmeleri içinde, filler çekişirken çimenler ezilir misali adada yaşamlarını sürdüren insanların hepsi ölse bile gözlerinden tek bir damla yaş bile akmayacak. Onlar için Winston Churchill’in “Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir” sözü geçerli her zaman ve koşulda.

İngiltere’nin Kıbrıs’tan -güya- çekildiği 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken, İngiltere kendisine ait olacak iki tane askeri üs şartını koydurttu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasasına. Bu iki askeri üssün üzerinde yer aldığı toprakların tapusu bir zamanların “üzerinde güneş batmayan” ülke olan İngiliz Krallığına ait. Bu topraklar üzerinde geçerli olan yasalar, tüzükler, kurallar, trafik, polis, FIR hattı, uçuşlar, posta, internet servisi ve aklınıza gelen her şey tümü ile İngiltere’deki uygulamalar. Kısacası bu iki askeri üssün toprağı ve hükümranlığı İngiltere’ye ait.
KKTC’den aracınızla çıkış yapıp İngiliz üsleri topraklarına girdiğiniz vakit, sizi İngiliz görevliler karşılar. İngiliz üslerinden çıkıp Güney Kıbrıs topraklarına girdiğiniz vakit de sizi Rum görevliler karşılıyor.

Ancak bugün durum biraz değişmiş, İngiltere, yıllarca önde götürdüğü bu yarıştan elenmiş görünüyor zira şimdilerde ABD’nin, AB’nin, Rusya’nın ve Çin’in gözü Kıbrıs adası etrafındaki deniz altı zenginliklerinde.

Peki adadaki Rumlar bunu bilmiyor mu? Ne biliyor gibi, ne bilmiyor gibi. Tek dertleri Türkleri adadan atmak olduğu için kendilerini koruma sözü veren, sırtlarını sıvazlayan herkesle iyiler. Rumlar ve Yunanlar seneler evvel bu güçlerin boyunduruğu altına girdiğinden de bu devletlere göre adadaki tek sorun KKTC ve Kıbrıslı Türkler…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Dekan, üzerinde yer aldığı İlim Üniversitesi
KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

6 Nisan 2023
Kıbrıs Niye Önemli için yorumlar kapalı
Okunma 77
bosluk

Rumlar Umudu AB’de

Rumlar Umudu AB’de

1960’lı yıllarda, Kıbrıs adasında Türklerden daha çok nüfusa sahip oldukları için kendilerini Kıbrıs’ın aslanları ilan eden, astıkları astık, kestikleri kestik, pervasızca Kıbrıs Türküne katliam ve soykırım uygulayan Rumlar, Kıbrıs konusunda yalnız kalmış görünüyor. Umutlarını, hayallerini, geleceklerini ve Kıbrıs adasının sahibi olmak hayallerini bağladıkları güçlü dağlara arka arkaya karlar yağmış aradan geçen 60 yıl içinde.

Dönemin Rum lideri Makarios’un 1977 yılında yaptığı “Müzakereleri binbir bahane ile ipe un sererek, Türkiye’nin ekonomik siyasi ve askeri açıdan zayıf düşeceği güne kadar uzatacağız, o gün Türkiye’nin arkasına bir tekme de biz vurup adadan ve garantörlükten atacağız ve adanın tek hakimi olacağız” vasiyetini, ondan sonra makama oturan Kyprioanu yerine getirdi.

Kyprioanu’dan sonra makama seçilen Yorgo Vasiliu, iş adamı olduğu için kısa yoldan çözüme gitmeyi ve Türklerin eşit ortaklık haklarına sahip olduğu Gali Fikirler dizisinin altına imza atmaya yeltenince, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi’nin Aforoz tehdidi, Rum Ulusal Konseyinin de vetosu ile karşılaşınca vazgeçti.
03.17.23-Rumların Umudu AB'de
Vasiliu sonrası başa geçen Glafkos Klerides, kurt bir siyasetçi olduğundan hayallerin, varsayımların peşine düşmedi. Koltuğa oturduktan çok kısa bir müddet sonra Avrupa Birliğine (AB) üye olma ve AB’nin yardımı ile Kıbrıs adasının hakimiyetini ele geçirme hedefini kendine rehber aldı, stratejisini de belirleyip yürürlüğe koydu.
AB’nin “Sorunlu devletler, sorun çözülene kadar AB üyeliğine kabul edilemez” kuralını ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının amir maddesi olan “Kıbrıs Cumhuriyeti, garantörlerinin tümünün üye olmadığı bir birlikteliğe üye olamaz” engelini nasıl aşacağını kara kara düşünürken Almanya’nın periferik ülkeleri AB üyesi yapma girişimi ekmeklerine yağ sürdü. Yunanistan “Ya Kıbrıs Cumhuriyeti üye kabul edilir, ya da ben genişlemeyi durdururum” tehdidini masaya koyunca, Hristiyan Birliği olan AB, Rumları 2004 yılında üyeliğe kabul etmek zorunda kaldı.
1992 yılında Klerides’in başlattığı AB’ye üyelik süreci bir sonraki Rum lider Tassos Papadopulos döneminde üyelikle sonuçlandı. Rumlar AB’yi arkalarında hissetmeye başlayınca horozlanmaları, efelenmeleri de artmaya, kendilerini dokunulmaz hissetmeye başladı.
Adanın çevresindeki denizlerin kendilerinin olduğunu iddia edip -Türkiye’nin haklarını yok sayarak- araştırmalar başlattılar. Akıllarınca komşu ülkelerle Türkiye karşıtı ittifaklar kurup, Türkiye’yi bölgeden koparma ve kendi kıyılarına hapsetme girişimleri başlattılar. Türkiye’nin kıta sahanlığı haklarını yok sayıp, sözde bölgesel müttefikleri ile birlikte kendilerine ait olmayan bölgeden çıkaracaklarını ümit ettikleri doğalgazı EastMed diye adlandırdıkları proje ile AB’ye göndermenin hayallerini kurmaya başladılar.
Yunanistan’ın siyasi entrika ile Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de sözde Sevilla Haritası ile kabul ettirmeye çalıştığı egemenlik hakları, tüm bu horozlanmanın üstüne tüy dikti.

Yeni seçilen Rum lider Hristodulidis, müzakere tarihine göz atmış ve Türkiye’nin bölgesel bir güç olduğu, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların uğruna AB’nin ve ABD’nin, Türkiye’yi karşılarına almak istemediği gerçeğine vakıf olmuş olacak ki, “Kıbrıs sorunun çözümü Brüksel’in elinde” açıklaması yaptı.

Şimdi, bırakın anaları Yunanistan ile birlikte Türkiye’ye kafa tutmayı, yanlarında AB olsa bile karşı duramayacaklarını çok iyi biliyorlar.
Bu nedenle de, AB’den, ABD’den, BM’den, siyasi yardım dileniyorlar, Türkiye’ye baskı yapmaları için yalvarıyorlar.

Tabi, Baf’taki, Limasol’daki, Larnaka’daki, Lefkoşa’daki ve Mağusa’daki Türk yerleşim bölgelerine, savunmasız Türk köylerine acımasızca saldıran Rumların Enosis hayali şimdilik rafa kalkmış gibi görünse de, Makarios’un, “Uygun zamanı kollama” stratejisinin her zaman canlı olduğu gerçeğinden hareketle uyanık olmamız gerekiyor. Zira su uyuyor, düşman uyumuyor…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

17 Mart 2023
Rumlar Umudu AB’de için yorumlar kapalı
Okunma 27
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar