Müzakerelerin İçeriği Değişir mi?  

Müzakerelerin İçeriği Değişir mi?  

Kıbrıs Rumları, müzakereler Crans Montana’da koptuğu yerden başlasın diye büyük mesai harcamaya başladı. Akıllarına gelen her kapıyı çalıp, “Aman ne olur Türklere baskı yapın, gelip müzakere masasına otursunlar” diye yalvaran komşularımız adanın mutlak sahibi ve yönetici olma hezeyanı ile Crans Montana’da neleri kaybettiklerini yeni yeni fark ettiler ve bundan dolayı ağlıyorlar.

Rum lider Hristodulidis Ocak ayı sonunda güya Kıbrıs Türklerine yönelik, uluslararası hukuka aykırı olarak 1964 ve 1975 yıllarında gasp ettikleri haklarımızın bir kısmını iade eden bir açılım yaptı. Sırf gözümüzü boyasın ve masaya oturalım diye. 

Rum lider Hristodulis’in, 2017’de Crans Montana’da müzakerelere Dışişleri Bakanı olarak katılan ve Helen milliyetçiliğinden dolayı da Kıbrıs Türklerine herhangi bir hak vermeme çabası içinde müzakerelerin çökmesine neden olan kişi olduğunun unutulması mümkün değil. Aynı kafadaki Rum yöneticiler son 50 yıldır egemenliği paylaşmamak ve Kıbrıs Türklerini devlete ortak etmemek için müzakereleri ucu açık sürdürerek sonuçsuz bıraktılar. Bu uğurda da her tür siyasi hatayı yaptılar.

Şimdi de 14 maddelik, başı-sonu olmayan, ciddi ve elle tutulur bir içeriği bulunmayan bu paket ile Kıbrıs Türk’ünü kandırmaya ve masaya çekmeye çalışıyorlar. 1964’de ve 1975’de el koydukları, kasten kaybettirdikleri gömleğimizi şimdi güya buldurup, Kıbrıs Türklerini yanlarına çekmeye çalışıyorlar.

Paketin içinde yer alan “Vatandaşlık başvurularını inceleyeceğiz” cümlesinin içi boş, ucu açık.  Müzakereleri son 50 yıldır sonuç alınmayacak şekilde sürdürdükleri gibi, vatandaşlık başvurularını da binbir bahane ile 50 yıl daha sürdürecekler ve sonunda sonuçsuz kalacak bu başvurular.

Bu başvuruların hakça verilebilmesi için öncelikle Hristodulidis’in Tassos Papadopulos döneminde 2007 yılında alınan Rum Yönetimi Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesi gerekiyor. Halen geçerliliğini koruyan bu karar içeriğince özellikle “Kıbrıs Türk’ü bir kişi ile evlenmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kişinin” bu evlilikten doğmuş olan çocuklarının kimlik sorununun çözülmesinin mümkün olmadığı açık ve net. Rum Bakanlar kurulunun bu kararı “karma evlilikler” değil, sadece ve sadece Kıbrıs Türkleri ile evlilik yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çocuklarına yönelik. İnsanlığın yüz karası tam bir insanlık dışı karar.

Rumların bu içi boş, sahte 14 maddelik bir paketi açıklamaları yukarıda da söylediğim gibi tam bir göz boyama ve imaj tazeleme operasyonu.  Crans Montana’da müzakere masasını yıktıklarının unutulmasını ve gözlerden silinmesini istiyorlar. Buna ilaveten Kıbrıs Türklerinin AB’ye karma evliliklerden doğan çocukların hakları ile ilgili yaptıkları hukuksal başvuruları durdurmayı ve de Birleşmiş Milletler’e de Kıbrıs adasında “Çözümü yıkan değil isteyen tarafız” mesajını vermeye çalışıyorlar. Ataları olmasa da Bizans’ın kirli ve çıkarcı politikalarını benimsemişler. Her yerde, her konuda bu çirkin politikalarını sürdürüyorlar.

Bu arada, BM Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın müzakerelerde ortak bir zemin olup olmadığını tespit edebilmesi için 5.5 ayı kaldı. Günler ve haftalar su gibi akıp gidecek. Atlantik ittifakının Kıbrıs Türklerine ve Türkiye’ye yapacakları tüm baskılara rağmen günün sonunda Kişisel Temsilci Maria Cuellar “Ortak bir zemin” bulamadığını açıklayıp, “kişisel Temsilci şapkasını” çıkarıp, memleketine geri dönecek.

Büyük bir olasılıkla BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Sekreteri de Federasyon içerikli müzakereleri başlatmak için yeni bir girişim yapmayacak ve Rumlar ve AB istese de istemese de müzakerelerin kulvarı/içeriği değişecek… 

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

12 Şubat 2024
Müzakerelerin İçeriği Değişir mi?   için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Soğuk Savaş Kızışıyor

Soğuk Savaş Kızışıyor

AMERİKA Birleşik Devletleri (ABD) Hükümeti, 2023 yılında Rusya-Ukrayna çatışmasını gerekçe göstererek Rusya Federasyonuna ambargo uygulamak amacı ile Rusya Federasyonu Merkez Bankasının ABD’deki varlıklarını ve fonlarını dondurma kararı almış, uygulamaya koymuştu.

ABD Hükümeti şimdi Rusya-Ukrayna çatışmasının 2024 yılında da devam edeceğini öngörerek, 2023 yılında dondurduğu Rusya Federasyonu Merkez Bankasının ABD’deki tüm mal varlığına el koymayı planlıyor.

ABD hükümeti bu doğrultuda Kongreyi devreye soktu ve yasa hazırlığına başlandı. Yasa taslağına göre Rusya Federasyonu Merkez Bankasına ait varlıklar ve fonlar, ABD’de faaliyet gösteren şirketlere ve kişilere dağıtılacak.

Bu düşünce ve uygulama, uluslararası hukuka tamamen aykırı.

Böylesi bir uygulama yürürlüğe konur ve Rusya Federasyonu Merkez Bankasının ABD’deki tüm mal varlığına el konarak şirketlere/kişilere dağıtılırsa bunun bedelini ABD Dolarının ve 1944 tarihinde dünya ticaretine yeni bir sistem getiren, 1971 yılında değişikliğe uğramasına rağmen halen geçerliliğini koruyan Bretton Woods anlaşmasının ödeyeceği kesin.

Finans dünyasında ABD Dolarına olan güven azalıp, değer kaybı başlarken, Bretton Woods anlaşması içeriğince dünya ticaretinde dolar kullanımından kaçışın başlayacak olması bir tahminden çok öte.

Dünya siyaseti içinde de ise bu yasanın ve hukuk dışı uygulamanın algılanması farklı olacak gibi. ABD ile çıkar çatışması olan ülkeler, ABD ile olan finansal ve ekonomik bağlarını asgariye indirip, sıfırlama çabası içine girerken, ABD ile sorun yaşamayan ülkeler, ABD’nin bu kararını, ABD’nin içine düştüğü egemenlik kaybı nedeni ile çaresizce atılmış bir adım olarak değerlendirecekler.

1945 yılında sona eren İkinci Dünya Savaşından sonra ABD sermayesinin ayağa kaldırdığı ve ABD’nin, sömürgesine dönüştürdüğü Avrupa Birliği bu konuda biraz daha temkinli. ABD’nin bu uygulamasına paralel bir adımın atılarak Rus varlıklarını gasp etmenin, AB’nin kuruluş ilkelerine ve uluslararası hukuka aykırı olduğunun bilincinde AB. Buna paralel olarak da neredeyse karasal sınırdaş olduğu Rusya Federasyonu ile tehlikeli ve can yakıcı bir ilişkinin başlayacağını da öngörebiliyor.

Tüm bu olası tatsız sonuçlara rağmen Rusya Federasyonun ABD ve AB Merkez Bankaları ve kuruluşlarındaki varlığı 300 Milyar Dolar’dan biraz fazla. Bu meblağın büyük bir kısmı Belçika’da. Bu nedenle de ABD’nin bu uluslararası hukuka aykırı girişiminin ve uygulamasının etkili olabilmesi için, AB’nin de aynı paralelde adım atması gerekiyor.

Gerçekte bu uygulamanın ana hedefi, ABD’nin iç hukuku içeriğince yapılacak bu el koyma yasası sonrasında, el konulacak olan Rusya Federasyonu Merkez Bankasına ait varlıklar ve fonlar, bir şekilde, yasal veya yasal olmayan, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Ukrayna Merkez Bankası hesaplarına aktarmak ve Rusya-Ukrayna çatışmasını Ukrayna lehine dönüştürmek. 

Tabi iş burada bitmeyecek. AB, ABD’nin yanında yer alırken, Çin de, Rusya’nın akıbetine uğramamak için ABD’de ve AB’deki varlıklarını ve fonlarını tarafsız banka işlemleri yapan ülke ve merkezlere aktarmak çabası içine girecek. Bu da, ABD Dolarının ve ABD hükümetinin küresel gücünün azalmasını tetikleyecek. 

Küresel finansal ve siyasi dengeler gerçekten de çok hassas ve karmaşık. En ufak farklı bir davranış, tüm dengeleri değiştirebiliyor.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

15 Ocak 2024
Soğuk Savaş Kızışıyor için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Küresel Güç Değişikliği Başladı  

Küresel Güç Değişikliği Başladı  

1945’lerden sonra dünyamız siyasetinde ve halkların yaşamında mutlu oldukları, rahat geçindikleri, iyi diye tanımlanan dönemler oldu, bunların tam tersi olan günler de yaşandı. Bu dönemler, dünyanın güçlü devletlerinin veya da güçlü finans devlerinin kendileri için belirledikleri gelecek planlarına ve çıkar hedeflerine göre şekillendirildi.

Son dönem örneklerimizden biri Rusya-Ukrayna çatışması.

Çatışmanın gerekçeleri başka, bir yılı aşkın sürmesinin gerekçesi daha da başka. Bu çatışma ile ilgili 2025 planı ise belirlendi. ABD’nin Rusya ve Çin odaklı siyasetinden tamamen bağımsız olarak Avrupa Birliği ile İngiltere, Rusya’nın askeri ve ekonomik olarak güçsüzleşmesi hedefli Rusya-Ukrayna çatışmasının devam etmesi için savunma sanayilerini desteklemek, katkı koymak ve 2025 yılına kadar da sürdürmek düşüncesindeler.

Hedef ve strateji belli; Rusya-Ukrayna çatışmasının 2024 yılında kesin olarak sonuçlanmamasını, Kasım 2024 tarihinde ABD’de yapılacak olan Başkanlık seçimlerinde Başkan adaylarının konuya takılmamalarını ve manipüle etmemelerini sağlamak.

Nihai hedef ise Rusya Federasyonunun çatışma nedeni ile ekonomik, insan kaynakları, sanayi üretimi ve askeri güç olarak tükenmesi ve küresel liderlikten düşmesi.

Esasen İngiltere, silah stokları tükendiği için Ukrayna’ya yeni bir teklif sunamadı. Buna karşın Almanya’dan ve diğer müttefik ülkelerden Ukrayna’ya askeri yardım ve silah tedarikinde bulunmaları çağrısı yapıyor ve görüşmelerini sürdürüyor. 

Bunlardan bir diğeri de küresel dengelerin son on yılda ters yüz olması ve bunun sonucu olarak da küresel boyutta farklı dengelerin ve oluşumların yavaş yavaş belirginleşmesi, Çin’in düzenli bir şekilde büyüyerek, finansal, askeri ve ekonomik bir güç haline gelmesi. Bunun neticesi olarak da 1950-1992 yılları arasında yaşanmış ABD-SSCB soğuk savaşının bir benzeri olan ABD-Çin soğuk savaşının başlamış olması, ABD’nin artık güvenilmez bir ülke konumuna dönüşmesi, Avrupa Birliği’nin, ekonomik sıkıntılar, yeraltı kaynaklarının tükenmesiyle küresel gelirlerinin azalması nedeni ile duraklama devrine girmiş olması, askeri teknolojilerin ve savaş alet ve araçlarının evrim geçirmesi sonrasında ortaya çıkan İHA ve SİHA’ların devamı olarak, uzaktan kumandalı karasal ve denizsel savaş araçların ortaya çıkması, bunlara kolayca ulaşılabilmesi nedeni ile küçük ülkelerin, kötü niyetli kuruluşların ve terör örgütlerinin bunları kullanarak dünyadaki yaşamı sarsabilecek hale gelmiş olmaları ve de en önemlisi, dijital medyanın küresel olarak yaygınlaşmış olması ve dezenformasyon, -yanlış bilgilendirme- ile kitleleri harekete geçirilebilmesi.    

Gazze’de sürmekte olan İsrail-Filistin çatışmasının binlerce kilometre uzaktaki ABD’de, Kasım ayında yapılacak olan başkanlık seçiminde belirleyici rol oynama olasılığı daha şimdiden ortaya çıkmış durumda. ABD Başkanı Joe Biden’in ekibinde yer alan bazı genç, aktif ve kanaat önderi demokratların, Biden’ın kayıtsız koşulsuz İsrail’i desteklemesi nedeniyle yanından ayrılıyor olmaları, medyanın küresel gücünü net bir şekilde ortaya koyuyor.

Küresel değişikliğin başladığı, göz önündeki bilinen güçlere ilaveten, şimdilik ortalarda gözükmeyen, fiziksel olarak var olmayan güçlerin de var olduğu ve bunların insan yaşamına direkt veya da endirekt olarak etki ettikleri ortaya çıkmaya başladı. Görünen o ki önümüzdeki 10 yılın, farklı güçlerin ortaya çıkacağı ve küresel yaşamı derinden etkileyecekleri bir dönem olacağı kesin.    

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

10 Ocak 2024
Küresel Güç Değişikliği Başladı   için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Dost musunuz Düşman mı?

Dost musunuz Düşman mı?

Adı sanı bugüne değin hiç duyulmamış, hangi devletin içinde ve nerede özerk olduğu bilinmeyen sözde “Rojava Özerk Yönetimi”nin ABD’nin ve Atlantik Paktının desteği ile haklarının güvence altına alınması, korunması ve tanınması için çalışmalar başlatıyor.

Böylesine bir tarafgirlik dünya siyasi tarihinde görülmüş, duyulmuş değil.

Kıbrıs Türklerinin kurduğu devleti 40 yıldır tanımayan, Kıbrıs Türklerini dünyadan izole eden güruh, terörist gruplara devlet kurdurma derdinde.

Atlantik Paktı’nın biz Kıbrıslı Türklere attığı siyasi kazık tamı tamına 60 yaşında olduğu ve o günden bugüne bir şey değişmediği için şaşırmıyoruz.

60 yıl önce ne mi olmuştu; Kıbrıs adasında yaşanan soykırımın ve Rum saldırılarının durdurulması gerekçesiyle BM Barış Gücünün gönderilebilmesi için ABD ve İngiltere’nin dümen suyunda giden BM, Kıbrıslı Türklerin tüm itirazlarına rağmen Türkiye Hükümetine yanıltıcı bilgi vererek, ikna etmiş ve 4 Mart 1964 tarihinde 186 no.lu kararı almıştı. Bu karar içeriğince adada uluslararası tanınan hükümet Makarios hükümeti olacak ve BM Barış Gücü’de Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasındaki çatışmaları önleyecekti. Daha doğrusu, Yunanistan’ın uluslararası yasalara ve Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş Anayasasına aykırı olarak Kıbrıs adasına yasadışı gönderdiği 20 bin kişilik komando tümeninin desteği ile Rumların Türklere karşı başlattığı saldırıları önlemek için adaya gönderilecekti.

BM Güvenlik Konseyi’nin bu insanlığın yüz karası kararından sonra BM Barış Gücü 1964 yılının Mayıs ayında adaya ayak bastı. Çok gariptir ama BM’nin bu sözde Barış Gücü’nün “Ateş etme” yetkisi bulunmamaktaydı. Bütün yaptığı, Rumlar Türklere saldırınca resim çekmek ve rapor hazırlayıp BM Genel Sekreterine göndermek oldu. Hiçbir şekilde de Rumların Türklere karşı organize ettikleri kalleşçe saldırılara, toplu kıyımlara ve Türklerin köylerini, evlerini, hayvanlarını, zahirelerini yağmalamalarına mani olmadılar. Sadece yaşayan saldırı sonrasında resim çektiler, rapor yazdılar ve BM’ye gönderdiler.

15 Temmuz 1974 Pazartesi günü sabah Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan’ın askeri desteği ile Kıbrıs adasında darbe yaparak BM’nin meşru gördüğü Makarios hükümetini devirdiler ve Kıbrıs Cumhuriyetini lağvettiler. Yerine Kıbrıs Helen Cumhuriyetini tek taraflı ilan ettiler. Bir gün sonra da Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağladıklarını yani Enosis’i gerçekleştirdiklerini kendilerine göre resmi olarak dünyaya duyurdular.

20 Temmuz 1974 Cumartesi günü Kıbrıs Anayasasına göre Garantör olan Türkiye’nin Anayasada yer alan EK 1, Madde 4’e göre müdahalesi ile Kıbrıs Helen Cumhuriyeti yıkıldı ve adada iki farklı yönetim kuruldu. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve önce adı Kıbrıs Türk Federe Devleti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC).

BM’nin Devlet olmak kriterlerine tamı tamına uyan, egemen olduğu toprakları, demokrasisi, hükümeti, meclisi, ekonomisi, bankaları, ordusu, yargısı, polis teşkilatı, hava ve deniz limanları, kara sınır kapıları ve halkı olan KKTC’yi tanımamak ve varlığını inkar etmek için BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Kasım 1983 tarihinde aldığı insanlığın yüz karası 541 no.lu karar halen geçerliliğini sürdürmekte.

İşin grip tarafı, ABD Temsilciler Meclisi eski üyesi Edward R. Roy ile PKK/YPG siyasi kolu Demokratik Suriye Meclisi’nin Amerika’daki temsilcisi arasında sınırları belli olmayan, nerede olduğu bilinmeyen, PKK/YPG’nin Suriye’de oluşturduğu sözde Rojava Özerk Yönetimini dünyaya tanıtmak için, ekim ayında imzalar atıldı.    

Yapılan anlaşmanın içeriğinde sözde Rojava Özerk Yönetiminin, ABD Kongresi ve Temsilciler Meclisi’nin önemli isimleriyle, Temsilciler Meclisi komiteleriyle, Dışişleri, Savunma, Ticaret bakanlıklarıyla ilişki kurması, görüşmeler yapması, ABD’nin önde gelen dini ve sivil toplum kuruluşları ve medya kuruluşlarıyla ilişkilerin sağlanması, Birleşmiş Milletler’e bağlı kurumlar ve insan hakları organizasyonlarıyla toplantılar düzenlenmesi yer almakta. En önemlisi de sözde Rojava özerk yönetiminin haklarının güvence altına alınması, korunması ve (devlet olarak) tanınması da yer alıyor bu sözleşmenin içeriğinde.

Bir tarafta bir terör örgütüne tanınmış bir devlet olabilmesi için ABD tarafından verilen sınırsız mali ve siyasi destek, diğer tarafta da bağımsızlığını 49 yıl evvel ilan etmiş, uluslararası kurallara uygun tam bir devlet olan KKTC’nin önüne çıkarılan insanlık dışı engeller ve izolasyonlar…

İşte buna sözde “Batı Medeniyeti” ve “insan hakları” deniyor…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC 1. Dönem Milletvekili

1 Ocak 2024
Dost musunuz Düşman mı? için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

AB’de Anlaşmazlıklar Devri

AB’de Anlaşmazlıklar Devri

Avrupa Birliği kuruluşundan yaklaşık 72 yıl sonra “Duraklama Devri”ne giriyor sanki.

Bilindiği üzere İngiliz halkının homurdanmasından sonra, Avro bölgesine girmeyerek, Şengen bölgesi dışında kalmak kaydı ile AB üyeliğini devam ettiren İngiltere AB’den ayrılmıştı.

İtalya, İspanya ve Portekiz de “Biz kendi paramızı kullanmak ve yönetmek istiyoruz” diyerek Avro bölgesinden çıkmak için fırsat kollamaya başladılar.

Almanya’nın yeni Genelkurmay Başkanı Carsten Breuer’in, “”Alman ordusunun mevcut haliyle Almanya’yı da NATO ülkelerini de savunacak güce sahip olmadığını,  Almanya’nın İHA teknolojilerine yatırım yapması gerektiğini ve “Bizim Avrupalılar olarak köşeye çekilip ‘nasıl olsa Amerika yapar’ deme zamanımız geride kaldı” şeklindeki açıklaması durumun vahametini ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği ve Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR) ülkeleri, yaklaşık 20 yıldır “Ticaret Anlaşması” için görüşüyorlar ancak henüz bir sonuç alınmış değil. Almanya bu anlaşmanın yapılmasına destek verirken, Fransa ve Avusturya en katı şekilde karşı çıkıyorlar.

Avrupa Birliği’nin ticaret gibi bir konuda dahi anlaşamaması, birliğin daha ileri düzeyde ve daha geniş çapta ticari, ekonomik ve de özellikle dış ilişkiler konusundaki iş birliklerini oluşturamayacağının belirgin bir işareti. Belli ki AB birlik olmanın gerekliliklerini tam olarak yerine getiremiyor.

AB’de ortaya çıkan bu ayrılıklar yeni değil. Geçmişten günümüze kadar, bazen bastırılarak, bazen de sümenaltı edilerek bugünlere gelindi. Geçmişte, özellikle 20. yüzyılda AB, uluslararası siyasi birlikteliklerde “mükemmel” tanımı ile örnek alınırken, 21. Yüzyılın daha ilk çeyreğine ulaşılmadan birçok konuda, ticari, ekonomik, askeri ve siyasi çatlakların su üstüne çıkması hem AB’nin karizmasını çizdi, hem de AB’nin iyi bir “Siyasi Birliktelik” örneği olmadığını gözler önüne serdi.

 AB’nin bu aşamadan sonra var olan sorunları çözüp “daha kapsamlı ve mükemmeliyeti yakalamış bir siyasi birliğe” doğru yol alması mümkün değil ve pembe bir hayal.

Türkiye için ise bu durum, mevcut sorunları kazanıma çevirmek için büyük bir fırsat ve Türkiye bunu başarabilecek ekonomik, siyasi, teknolojik ve askeri güce sahip. Önümüzdeki yıllarda AB, Türkiye’nin peşinde koşmaya başlarsa hiç şaşmamak gerekir.

Artık Türkiye, tüm bu gelişmelerden ve AB içindeki çatlaklardan sonra AB’ye üye olmak isterse üye ülkelerin tümünü ikna etmesi gerekmeyecek. AB’yi oluşturan ülkelerin önde gelenlerinden birkaç tanesi ile anlaşmaya varması, Türkiye’ye AB üyeliğinin ve de Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye’nin istediği gibi güncelleştirilmesinin kapısını kolayca açtıracak.

Haziran 2024’de yapılacak olan Konsey toplantısında “Oy birliği” yerine salt çoğunluk aranacak olması, AB’nin, şimdiden 27 üyesinin onayını almadan Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerine başlaması kararını alması, bugüne kadar kendi çıkarları doğrultusunda “Veto” kozunu fütursuzca kullanan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ufaklık üyelere de bir “dur ve kendine gel” mesajı olacak gibi…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

18 Aralık 2023
AB’de Anlaşmazlıklar Devri için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar