AB’de Anlaşmazlıklar Devri

AB’de Anlaşmazlıklar Devri

Avrupa Birliği kuruluşundan yaklaşık 72 yıl sonra “Duraklama Devri”ne giriyor sanki.

Bilindiği üzere İngiliz halkının homurdanmasından sonra, Avro bölgesine girmeyerek, Şengen bölgesi dışında kalmak kaydı ile AB üyeliğini devam ettiren İngiltere AB’den ayrılmıştı.

İtalya, İspanya ve Portekiz de “Biz kendi paramızı kullanmak ve yönetmek istiyoruz” diyerek Avro bölgesinden çıkmak için fırsat kollamaya başladılar.

Almanya’nın yeni Genelkurmay Başkanı Carsten Breuer’in, “”Alman ordusunun mevcut haliyle Almanya’yı da NATO ülkelerini de savunacak güce sahip olmadığını,  Almanya’nın İHA teknolojilerine yatırım yapması gerektiğini ve “Bizim Avrupalılar olarak köşeye çekilip ‘nasıl olsa Amerika yapar’ deme zamanımız geride kaldı” şeklindeki açıklaması durumun vahametini ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği ve Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR) ülkeleri, yaklaşık 20 yıldır “Ticaret Anlaşması” için görüşüyorlar ancak henüz bir sonuç alınmış değil. Almanya bu anlaşmanın yapılmasına destek verirken, Fransa ve Avusturya en katı şekilde karşı çıkıyorlar.

Avrupa Birliği’nin ticaret gibi bir konuda dahi anlaşamaması, birliğin daha ileri düzeyde ve daha geniş çapta ticari, ekonomik ve de özellikle dış ilişkiler konusundaki iş birliklerini oluşturamayacağının belirgin bir işareti. Belli ki AB birlik olmanın gerekliliklerini tam olarak yerine getiremiyor.

AB’de ortaya çıkan bu ayrılıklar yeni değil. Geçmişten günümüze kadar, bazen bastırılarak, bazen de sümenaltı edilerek bugünlere gelindi. Geçmişte, özellikle 20. yüzyılda AB, uluslararası siyasi birlikteliklerde “mükemmel” tanımı ile örnek alınırken, 21. Yüzyılın daha ilk çeyreğine ulaşılmadan birçok konuda, ticari, ekonomik, askeri ve siyasi çatlakların su üstüne çıkması hem AB’nin karizmasını çizdi, hem de AB’nin iyi bir “Siyasi Birliktelik” örneği olmadığını gözler önüne serdi.

 AB’nin bu aşamadan sonra var olan sorunları çözüp “daha kapsamlı ve mükemmeliyeti yakalamış bir siyasi birliğe” doğru yol alması mümkün değil ve pembe bir hayal.

Türkiye için ise bu durum, mevcut sorunları kazanıma çevirmek için büyük bir fırsat ve Türkiye bunu başarabilecek ekonomik, siyasi, teknolojik ve askeri güce sahip. Önümüzdeki yıllarda AB, Türkiye’nin peşinde koşmaya başlarsa hiç şaşmamak gerekir.

Artık Türkiye, tüm bu gelişmelerden ve AB içindeki çatlaklardan sonra AB’ye üye olmak isterse üye ülkelerin tümünü ikna etmesi gerekmeyecek. AB’yi oluşturan ülkelerin önde gelenlerinden birkaç tanesi ile anlaşmaya varması, Türkiye’ye AB üyeliğinin ve de Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye’nin istediği gibi güncelleştirilmesinin kapısını kolayca açtıracak.

Haziran 2024’de yapılacak olan Konsey toplantısında “Oy birliği” yerine salt çoğunluk aranacak olması, AB’nin, şimdiden 27 üyesinin onayını almadan Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerine başlaması kararını alması, bugüne kadar kendi çıkarları doğrultusunda “Veto” kozunu fütursuzca kullanan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ufaklık üyelere de bir “dur ve kendine gel” mesajı olacak gibi…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

18 Aralık 2023
AB’de Anlaşmazlıklar Devri için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

AB-Türkiye İlişkilerinde Yeni Aşama

AB-Türkiye İlişkilerinde Yeni Aşama

Avrupa Birliği ile Türkiye’nin ilişkilerinin son gelişmelerden sonra farklı bir aşamaya, yeni bir yola girdiği anlaşılıyor.

T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın günü birlik Yunanistan’a gitmesi, Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile yaptığı görüşmeden sonra iki ülke arasındaki uzun süreli gerginlik döneminin ardından Türkiye ile Yunanistan arasında siyasi ve ekonomik normalleşmeyi başlattıklarını açıklaması çok önemli.

Bu açıklama iki ülke arasındaki dostluğa ve yeni işbirliklerine yönelik ilk adımların atıldığına ilaveten, bir gelişmenin varlığını da işaret etmekte.

Türkiye ve Yunanistan arasında yıllardır çözümlenememiş mevcut sorunları, özellikle de 1982 yılında gerçekleştirilen III. Deniz Hukuku Konferansı sonrasında Adalar Denizinde ortaya çıkan ve de Türkiye Cumhuriyeti tarafından “Casus Belli- Savaş Nedeni” açıklamasının yapılmasına kadar giden “Münhasır Ekonomik Bölge” sorununu, yapıcı diyalogla ve uluslararası hukuk çerçevesinde çözüme kavuşturmak istemelerini vurgulamaları çok önemli bir gelişme. Bu yeni gelişmenin yol haritasını da “İyi Komşuluk Bildirgesi” içeriyor. Belli ki önce ABD, sonra da AB’nin reddettiği yılların düzmece “Sevilla Haritası”nı şimdi de artık Yunanistan ağzına almayacak.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in, Türk vatandaşlarının Türk kıyılarına yakın bazı Yunan adalarına seyahati için vize kolaylığı sağlayan “kapıda vize” uygulamasının yeniden hayata geçirileceği açıklaması, bu yeni yakınlaşma ve gelişmenin bir meyvesi gibi gözükse de gerçek biraz daha farklı.

Bana göre esas mesele, Türkiye’nin Rusya’ya temelli kayabileceği kaygısı. Detaylara gelince; İsveç’in NATO’ya kabul edilmesini belli koşulların yerine getirilmesine bağlayan Türkiye’nin bu şartına karşı, ABD’nin de F-16’ların modernizasyonunu Türkiye’nin “İsveç’in NATO’ya girişini kabul ediyorum” sözüne bağlaması birçok siyasi olayı zincirleme birbiri ile ilişkilendirdi. Halen 20. Yüzyıldaki gibi Türkiye’nin kendisine göbeğinden bağlı olduğunu zanneden ABD’nin de gerçekte elini çok zayıflattı.

ABD’nin bu tehdidini ve yaptırım baskısını dikkate almayan Türkiye, kendi “Milli Muharip Uçağı” olan “KAAN’ı birkaç yıl içinde tüm testlerden geçirip göklerle buluşturana kadar, Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya tarafından ortaklaşa geliştirilen ve kullanılan bir çokrollü bir avcı uçağı olan “Eurofighter Typhoon – Avrupalı Savaşçı Tayfun” almayı 2. tercih (B Planı) olarak kullandı.  3. tercihi yani “C Planı” da var Türkiye’nin.   

Eurofighter Typhoon savaş uçağının üreticilerinden birisi olan Almanya, 1945’den beridir ABD’nin sömürgesi olarak yaşamını sürdürdüğü ve de efendisi ABD’nin emir ve isteklerinden dışarı çıkamadığı için şimdilik bu uçakların Türkiye’ye satışına karşı çıktı.

Türkiye’nin bölgeye yönelik bir köprübaşı olarak kritik öneminin farkın olan ve jeopolitik aktör olarak güvenilirliğini kaybetmek sürecine girmiş olan Avrupa Birliği, Almanya yüzünden Türkiye’yi gücendirmeyi göze alabilecek durumda değil. Bu nedenle de Almanya,  Avrupa Birliği’nin yüksek çıkarları için bir müddet sonra bu kararını tekrardan gözden geçirmek zorunda kalacak. 

AB’nin Türkiye’ye Eurofighter Typhoon savaş uçağını satmaması, Türkiye’nin Rusya’dan Sukhoi tarafından geliştirilen 5.nesil savaş uçağı Suhoy Su-57 veya Suhoy Su-35S almaya yönelmesine, bu olmazsa kendi üretimi olan 5. nesil savaş uçağı KAAN’ı çok daha kısa bir zamanda hazır hale getirmesine neden olacak ki, böylesi bir gelişme Türkiye’yi kaybetmelerine yol açabilir. Bunu da ne ABD ister, ne de AB…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

15 Aralık 2023
AB-Türkiye İlişkilerinde Yeni Aşama için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Özeleştiri Zamanı Geldi

Özeleştiri Zamanı Geldi

Prof. Dr. Ata Atun

Birileri çıkmış, devlete veryansın ediyor.

Ülkemizin yarısının utancı devam ediyor” diyor.

Uluslararası yolsuzluk merkezi ‘onursal’ unvanını resmen almış bulunuyoruz” diyor.

Çaktırmadan ikiyüzlülük yapıyoruz ve herkes de bunun farkında” diyor.

“Üst düzey bir siyasi, başka bir devleti eleştirmek ve laf atmak içinUluslararası hukukun uygulanması ve bu hukuka saygı gösterilmesi a la carte olamaz’ diyebiliyor ama aynısını bizim devlet de yapıyor” diyor.

Son yıllarda ahlaki engelleri olmayan, daha da kötüsü ulusal vicdandan yoksun uluslararası bir yolsuzluk merkezi haline geldik” diyor.

İktidar, özür dileme ihtiyacı hissetmiyorsa, o zaman en azından bilgece bir deyişi benimsemeli. ‘intelligenti pauca’ (bilgili ve deneyimli bir kişinin tüm meseleyi anlaması için sadece birkaç kelimeye ihtiyaç vardır)” diyor ve bir tespitte bulunuyor: “Son yıllardaki hükümetler döneminde tamamen yoldan çıktık!

İlkeleri ve değerleri unuttuk ve her türlü yasadışılığa, her zaman ‘yasallık’ çerçevesinde, yasal olanın illa ki ahlaki olmayacağını unutarak devlet tarafından göz yumuldu” diyor.

Çoğunlukla beyaz yakalı dolandırıcılarda rastladığımız türden yaratıcı ve haksız bir kibirle, birleşik bir Avrupa’nın en akıllısı olduğumuzu ve diğerlerinin aptal olduğunu düşünerek ‘altın pasaportlar’ gibi her türlü entrikayı kurduk” diyor.

Eleştirilerinin dozunu daha da acılaştırarak ve de arttırarak devam ediyor ve;

Ne yazık ki, uluslararası soruşturmalarda ortaya çıkan ve çıkacak olanlarla, dürüst ve ahlaklı bir devlet olma özelliğimizi yavaş yavaş kaybettiğimizi ve vicdansız ve ahlaki kuralları olmayan sözde bir devlet niteliğine büründüğümüzü unutmuş durumdayız” diyerek kendisini, baştaki siyasileri ve halkı da eleştiriyor.

Altın vuruşunu da; “Esasen, kulağa ne kadar kötü gelse de, matematiksel olarak uluslararası alanda tanınan ancak tamamen güvenilmez ve itibarsız bir sahte devlete doğru gidiyoruz” sözleriyle yaparak, Rum temsilciler Meclisinde çoğunluğu elinde tutan muhafazakâr Demokratik Seferberlik Partisi’ni (DİSİ), yandaşları olan sağcı partileri ve Kıbrıslı Rum Lider Nikos Hristodulis’i yerden yere vuruyor.

Kim mi bu adam?

Güney Kıbrıs’ın en çok okunan gazeteleri arasında yer alan Politis Gazetesinin yazarı Theodoros Theodoru. Böylesine açıksözlülük ve cesaretle kral çıplak diyebildiği için kimseye borcu, harcı ve minneti yok gibi.

Yukarıda verdiğim eleştiri yazısını 26 Kasım günü Politis Gazetesi’nde yazdı Theodoru. Ne yalan söyleyeyim, uzun zamandır ilk kez bir Rum’un kendi hükümetini bu denli ağır eleştirdiğine şahit oldum.

“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” derler. Sanırım yanına bırakmayacaklar ve aleyhine bol bol davalar açacaklar Theodoros’un…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

4 Aralık 2023
Özeleştiri Zamanı Geldi için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Pembe Köşk

Pembe Köşk

Size bahsedeceğim yerin adı “Pembe Köşk”

Adı çok güzel, başarıları daha da güzel.

İsmin pembelerle, kırmızılarla ya da başka bir renkle uzaktan yakından bir ilgisi yok.

Yeşilliklerin içinde, etrafında kocaman, yemyeşil ağaçların bulunduğu, bahçesinin her köşesinde huzurun olduğu bir yer burası.

Bu güzelliklerin içinde büyükçe tek katlı yayvan bir bina var.

Pembe Köşkün kalbi bu tek katlı bina…

Tatil Köyü formatındaki mimari yuvarlak tasarlanmış. Yuvarlağı oluşturan çemberin tam ortasında kocaman bir havuz var. Havuzun etrafından genişçe, yaklaşık 6 metre eninde bir oturma, dinlenme alanı bulunmakta. Dinlenme alanını, üstü kapalı yaklaşık 2 metre eninde revaklar çevirmekte. Revaklara bitişik olarak da ofisler ve içinde ikamet edilen odalar bulunmakta.

Bizi görevliler ve müdür bey karşıladıktan sonra çay ve kahve eşliğinde sohbetimiz başladı.

Pembe Köşk’e girdiğimiz zaman kulağımıza neşe içinde gitar eşliğinde “Dağlar dağlar” şarkısını söyleyen bir koronun sesi gelmişti, onu sorduk. Etkinlik saatleriymiş. Müzik, resim, el sanatları ve farklı eğitimlerin olduğu etkinlikler…

Müdür bey tesis ile ilgili bilgiler verdikçe, verilen mücadeleyi ve çabayı anlattıkça, her aşamada, içimde takdir, hayranlık ve tebrik duyguları tavan yaptı.

Biraz sonra da yılmadan, korkmadan elini taşın altına koyan, inanılmaz bir inanç ve çaba ile Pembe Köşk’ü kuran kişi geldi. Yaptıklarını duydukça, yaşananları dinledikçe, verdiği mücadeleye empati yaptıkça, tek kelime ile hayran kaldım. İyi ki böyle birisi çıkmış, yılmamış, her zorluğu göğüslemiş ve bu tesisi kurmuş dedim kendi kendime. Burada, bu tesiste insanlığa nasıl büyük bir hizmet verildiğini kelimelerle, anlatmak mümkün değil.

Pembe Köşk’ü kuran kişi Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Çakıcı. Mecliste bir dönem ikimiz de farklı siyasi partilerden milletvekilleri idik. Sonra siyasi parti başkanı da oldu Mehmet bey. Meslek aşkı ağır basmış olmalı ki, benim gibi siyaseti bırakıp mesleğine dönmüş.

Pembe Köşk neresi mi, nasıl bir tesis mi, orada neler mi üretiliyor?

Pembe Köşk Girne’nin batısında bir “Psikolojik, Madde Bağımlılığı Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi”.

Benim yazdıklarım sadece bir gözlem. Siz “pembekoskhastanesi.com” sitesinden benim yazdıklarımın çok daha fazlasını öğrenebilirsiniz.

Alkol ve Uyuşturucu bağımlılıklarından etkilenen bireyler için iyileşme, onların aileleri ve toplum için tam bir umut ışığı. Kalitesi, standartları ve son derece ciddi hizmeti nedeni ile dünyanın dört bir yanından gelen bağımlıları tedavi ediyor, hayat kurtarıyor, kendilerini ve ailelerini, yaşamın karamsar bölgesinden alıp, adı gibi pembe bölgeye geçiriyor. Bağımlılık tedavisi uzmanları çok profesyonel çalışıyorlar. Bağımlıyı iyileştirmek ve topluma yeniden kazandırmak için kişinin kendine özel, durumu ve karakteri ile birebir uyumlu doğru tedaviyi uyguluyorlar. Bilimsel ve ciddi çalışma, büyük bir oranda başarıya ulaşmayı sağlıyor ve kapıdan bağımlı giren, tedavi sürecinin sonunda bağımlılığından kurtuluyor, tabirle “bağımsız” olarak adım atıyor dışarıya.

İşin güzel ve de övünülecek tarafı “Pembe Köşk”ün Balkanlar ve Ortadoğu’da benzerinin dahi olmadığını, Türkiye’de de bu kalitede ve doğa ortamında başka bir merkezin bulunmadığını öğrenmek oldu. Gerçekten büyük bir gurur.

Benden bu kadar… Eşim Yurdagül Atun, Çakıcı ve ekibiyle yaptığı detaylı röportajda, Pembe Köşkün isim hikayesini, nasıl hayata geçirildiğini, başarı oranlarını, bağımlılıktan kurtulma aşamalarını, kişi mahremiyetinin nasıl korunduğunu, bağımlılıktan kurtulmada hangi yöntemlerin uygulandığını, bu merkezin KKTC sağlık turizmine yaptığı katkıyı daha detaylı anlatacak.

Şimdilik Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Çakıcı ve ekibini büyük başarıları nedeni ile kalben kutluyorum…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

28 Kasım 2023
Pembe Köşk için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Çakma Çözümcüler Masaya Dönme Yolunda

Çakma Çözümcüler Masaya Dönme Yolunda

Rumların 15 Kasım 1967 günü Geçitkale ve Boğaziçi köylerine saldırmalarından sonra Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş ile Rum lider Glafkos Klerides 1968 yılında müzakerelere başladı. İki liderin Cemaat Meclisi Başkanları olduğu dönemde başlattıkları müzakereler 1972 yılında karşılıklı mutabakat ile sonuçlanmışken, kendini adanın tek hakimi sanan Makarios’un “Ben Türklere mahalle Muhtarlığı bile vermem” sözü ile kopmuştu.

Mutlu Barış Harekatı’nın 16 Ağustos 1974 günü Türklerin zaferi ile sonuçlanmasından sonra süngüsü aşağı düşen Makarios, 1977 Şubatında ister istemez BM’nin de baskısı ile Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın muhatabı olarak “Müzakere Masasına” oturmuş ve Türklere muhtarlık bile vermek istemezken 4 maddelik “Türklerle Ortak Bir Devlet Kurulması”  anlaşmasının altına imzasını atmıştı. 1950 yılında Başpiskopos seçildiğinde, dini yeminini ettikten sonra teamüllerin dışında “Hayatını Kıbrıs adasının Yunanistan’a bağlamaya adadığını” içeren “Milli Yemin” ettiğini bir türlü aklından çıkaramayan Makarios, 5 ay sonra da kahrından ölmüştü.

Dönemin Rum Cemaat Meclisi olan EOKA’nın ileri gelen yöneticilerinden biri olan Spiros Kipriyanu, Makarios’un yerine Rum lider seçilmiş, 1979 yılında Rauf R. Denktaş ile müzakere masasına oturmuş ve 10 maddelik, daha gelişmiş bir anlaşmaya imza atmıştı. Atmasına atmıştı ama “Rum Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edilmemek ve Helen tarihine vatan haini olarak geçmemek” için müzakereleri ucu açık ve sonuçsuz kalacak şekilde sürdürmüş, 13 Mayıs 1983 günü BM Genel Kurulundan müzakereleri sabote edecek bir de karar çıkarttırmıştı. Bu karar nedeniyle 5 ay sonra KKTC ilan edildi, BM Güvenlik Konseyi de insanlığın yüz karası olan 541 ve 550 no.lu kararları aldı. Kipriyanu’dan sonra seçilen Yorgo Vasiliu, iş adamı olduğu için müzakere masasına kerhen değil, çözümcü olarak oturduysa da Rum Ulusal Konseyi Başkanı olan Başpiskopos’un tehdidi ile masadan kaçmak zorunda kaldı.

Yorgo Vasiliu’dan sonra seçilen Rum liderlerin tümü, Türkleri yeni kurulacak devlete ortak yapacak olan ve Kıbrıs sorununa çözüm getirecek anlaşmaları sonuçlandırmak ve imzalamak yerine masadan kaçmayı kendilerine “milli görev” edindiler. Kendini diğer Rum liderler gibi “adanın tek hakimi” sanan, Türkleri azınlık olarak kabul eden Anastasiadis, 2017 yılında Crans Montana’da tüm isteklerini KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’ya kabul ettirdikten sonra üstüne bir de “sıfır asker, sıfır garanti” isteyince müzakereler son kez koptu. 

Türkiye’nin bölgenin politik, ekonomik ve askeri en güçlü devleti haline gelmiş olması, Rumların ve Yunanistan’ın da AB içinde “yalancılık, dolandırıcılık, insan kaçakçılığı, kara para aklama ve uyuşturucu merkezi olmakla suçlanarak, neredeyse dışlanma aşamasına gelmesinden” sonra bölgesel dengeler ters yüz oldu ve Kıbrıs müzakereleri, Cumhurbaşkanı Tatar’ın “Eşit, Egemen ve Uluslararası Tanınmış İki Devletli Çözüm”  tezinin güçlendiği farklı bir kulvara girdi.

Son gelişme ve Rum basınından aldığımız haberlere göre, GKRY Lideri ve ilgili bakanlıkları yaptıkları büyük siyasi ve hayati hatanın farkına varmış olmalı ki, Kıbrıs konusunda artık Türkleri azınlık görmekten ve kendilerini de adanın tek hakimi zannetmekten vazgeçmişler. Arkalarında artık AB, BM ve koşulsuz destek aldıkları ABD ve Hrıstiyan dünyasının olmadığını da fark ettiklerinden, çaresiz kendilerinin kalkıp kaçtıkları müzakere masasına Kıbrıs Türklerini oturtmak için her kapıyı çalıyorlar, devlet başkanlarına yalvarıyorlar, bunun için her yolu deniyorlar.

Huylu huyundan vazgeçer mi, niyetleri gerçekten sorun çözmek mi bekleyip göreceğiz.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

20 Kasım 2023
Çakma Çözümcüler Masaya Dönme Yolunda için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-bayrak kktc-tc-bayrak kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar