Arslanlarla Kucaklaştığımız Gün

Arslanlarla Kucaklaştığımız Gün

Arslanlarla Mağusa’da kucaklaştığımız gün, Mehmetçiğin bizleri soykırımdan, esaretten ve ezgiden kurtardığı gün, bugün.

Kıbrıs Barış Harekât’nın İkinci Aşamasının 49’uncu Yıl Dönümü kalben kutlar,

Anavatanıma, Mehmetçiğe, Mücahidime ve ordumuza şükranlarımı sunarım.

Kahraman Mehmetçiklerimiz, 14 Ağustos 1974 sabahı başlayan 2. Barış Harekatında, önlerine çıkan Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ile onlara Yunanistan’dan takviye gönderilen Komando Birliklerini adeta silindir gibi ezmiş, 15 Ağustos akşam üstü Mağusa’mıza ulaşmışlardı.

1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar tarafından işgal edilmiş olduğu için, yasal prosedürle RMMO’nun gereksinim duyduğu tüm silahlar, tank, kariyer, kamyon, top, tüfek, roket atar ve gerekli olan her tür cephane, bol miktarda yasal yollardan Kıbrıs’a gelmekteydi. Sayıca bizlerin dört katı olan Rumlar da, Kıbrıslı Türkleri adadan atmak ve yok etmek için, korumasız Türk köylerine saldırırlarken, kendilerini “aslanlar” zannediyorlardı. İşte bu çakma aslanların Mehmetçik’in karşısında sıçanlar gibi kaçacak delik aradıklarını 2.ci Barış harekatında gözlerimle görmenin mutluluğunu yaşadım.

15 Ağustos 2023
Arslanlarla Kucaklaştığımız Gün için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Kıbrıs Rum ve Yunanistan’ın Pembe Hayalleri

Kıbrıs Rum ve Yunanistan’ın Pembe Hayalleri

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, seçim zaferinden sonra ilk yurt dışı ziyaretini geçen hafta Kıbrıs Rum Kesimi’ne yaptı.

Yaptığı konuşmalarda, açıklamalarda ve beyanatlarda Türkiye ile ilişkilerin iyi gittiğini ancak saf olmadıklarını iddia etti. Devamla da “Türkiye-AB ilişkileri arasındaki gelişmenin Kıbrıs konusunu ve Türk-Yunan ilişkilerini kapsaması gerekmektedir. Kıbrıs’ta iki devletli çözüm olmaz, olamaz. En büyük hedefimiz Türk askerinin bölgeden çıkması. Kıbrıs’ta tek çözüm federasyondur.” İçeriğinde boyundan büyük sözler, geçmiş yıllarda kendilerinin yaptıklarını inkar eden sözler söyledi.

Türk askeri bölgeden çıksın” demesine demişte, 1 Ocak 1964 günü Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu’nun durup dururken niye o dönemde Yunanistan’dan ayrı ve bağımsız bir devlet olan “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne tepeden tırnağa silahlı 20 bin kişilik Yunan Komando Tümenini gönderdiğine hiç değinmemiş Miço bey. Bu tepeden tırnağa silahlı 20 bin kişilik Yunan Komando Tümeninin görevinin, 21 Aralık 1963 sabahı Makarios hükümetinin, Kıbrıs adasını Türklerden temizlemek için başlattığı katliamlara ve soykırıma destek vermek olduğunu çok iyi biliyor oysa ki.

Sanki de unuttuk ya da unutturdular…

Utanmadan bir de mazlum rolü oynuyorlar.

Rumlar, 15 Kasım 1967 tarihinde, bahsettiğim Yunan Komando Tümeninden aldıkları silahlı destekle Kıbrıs’ta Türk yerleşim yerleri olan Geçitkale ve Boğaziçi köylerine saldırıp katliam yapınca, mücahitlerimizi yorgana sarıp, üzerlerine mazot döküp canlı canlı yakarak canice şehit edince, öfkeden deliye dönen Başbakan Süleyman Demirel Yunanistan’a neredeyse “Savaş İlanı” içeren çok ağır bir ültimatom göndermiş, Yunanistan da güya Komando Tümenini geri çekmişti. Bir kapıdan çıkan, diğer kapıdan içeri geri dönen Yunan Komando Tümeni hala Kıbrıs Rum kesiminde konuşlanmış durumda. Rum Milli Muhafız Ordusu’nun neredeyse yüzde 75 Astsubay ve subayları, Yunanistan’dan gönderilen askerlerden oluşmakta.

Ben bugüne değin, Yunanlı siyasilerden ve de Rum liderlerden adada son 59 yıldır Yunan askeri olduğunu ima veya ifade eden herhangi bir söz duymadım. Varsa yoksa, sadece Türkiye’yi eleştiren yalan yanlış sözler. Yaptıkları tam bir Bizans retoriği.

Lafı gelmişken söyleyeyim; Yunanlar kendilerini Bizanslıların torunları olarak satarlar ama Bizans İmparatorluğunun içinde azınlık statüsünde yaşadıklarını ve buna ilaveten 5. ve 10. Yüzyıl arasında Bizans yöneticilerinin kendilerine soykırım uyguladığını saklarlar.

Konumuza dönecek olursak; Çiçeği burnunda Rum Lider Nikos Hristodulidis de hiç geri kalmadı, Miçotakis’e verdiği destek yanıtları, yaptığı açıklamalarla işin içine AB’yi, BM’yi ve endirekt olarak da ABD’yi çekmeye çalıştıklarını gösterdi. Hristodulidis “…önümüzdeki dönem, özellikle de BM Genel Kurulu ve Ekim ayındaki Avrupa Konseyi, çabalarımızın geliştirilmesi açısından çok önemli dönüm noktalarıdır. Bugün Avrupa faktörünü, Avrupa Kurumlarını ve güçlü AB devletlerini çok daha fazla harekete geçiriyoruz…” sözleriyle, hedeflerini açıklıyor. Güya arkalarına AB, BM ve ABD’yi alıp Türkiye’yi ve Kıbrıslı Türkleri adadan atıp, 15 Temmuz 1974 tarihinde yapmaya çalıştıkları gibi Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlayacaklar ve Yunan toprağı yapacaklar!

Tabi bunun bir hayal olduğunu hatırlatmamıza gerek yok zira AB içinde önem ve saygınlık sırasında göre üye devletlerin bir sınıflandırılması yapılsa, Rumlar en sonuncu, Yunanlar da sondan bir evvel yer alır. (Zaten bunu tüm üye devletlerin siyasileri de zaman zaman üstü kapaklı dile getiriyorlar.) Kendilerinin tek tek veya da hep birlikte Türkiye’ye karşı gelmeleri veya da Türkiye’yi Kıbrıs’tan söküp atma ülküleri sadece kendi halklarına yutturmaya çalıştıkları pembe bir hayal. 1963-1974 arasında, Yunanistan’dan gönderilen tepeden tırnağa silahlı 20 bin kişilik Yunan Komando Tümeninin desteğine karşılık elimizdeki av tüfekleri ile bizleri bile pes ettiremeyenler, bugünkü koşullarda Mehmetçiğin kılına bile dokunmaya cesaret edemezler. Nokta!

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

10 Ağustos 2023
Kıbrıs Rum ve Yunanistan’ın Pembe Hayalleri için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Türkiye’nin Kıbrıs ve AB Stratejisi

Türkiye’nin Kıbrıs ve AB Stratejisi

Türkiye Cumhuriyeti, 11 yıl evvel formülünü değiştirip fırına verdiği “Dış Politikası”sının ve “Sanayi Güçlendirme Strateji”sinin meyvelerini hızlı bir şekilde almaya başladı. Sanayi ve üretimi güçlendikçe de dış politikasındaki güçlenme aynı paralelde devam etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Vilnius’ta gerçekleştirilen NATO toplantısında İsveç’in üyeliği ile ilgili açıklaması ve taleplerinin ABD-Türkiye ilişkilerine yeni bir yön vermesi,  AB-Türkiye müzakerelerinin tekrardan başlamasını tetikledi. Buna ilaveten 24 Temmuz tarihinde Kıbrıs müzakerelerinin başlaması ile ilgili yaptığı açıklama, geçmişe kıyasla Türkiye’nin çok farklı bir dış politika stratejisi uyguladığını ortaya koydu. Dik, kendine güvenen, gücünden emin, verdiği taviz değerinde, daha fazla taviz almaya yönelik ve edilgenlikten uzak “baskın” bir strateji uyguluyor artık Türkiye. Hiç korkmadan ve çekinmeden…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24 Temmuz tarihinde Kıbrıs müzakerelerinin başlaması ile ilgili yaptığı açıklamasının özünü teşkil eden  “Kıbrıs Adası’nın kalıcı ve adil bir barışa kavuşması için elimizi taşın altına koymaktan çekinmeyiz. Bu konudaki samimiyetimizi Annan Planı dahil, şimdiye kadarki tüm süreçlerde gösterdik, gerekirse yine gösteririz. Ancak, bunun için karşımızdakilerin de dayatmalarda ısrar etmek yerine sahadaki durumu kabullenmesi gerektiği açıktır.” sözlerini çok iyi anlamak ve değerlendirmek gerekiyor. 

Burada Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bizim şartlarımızı kabul ederseniz, eşit ve egemen, uluslararası tanınmış iki devletli çözümü kabul ederseniz, Annan Planında gösterdiğimiz samimiyetin benzerini bu yeni süreçte de gösterir, hakça bir çözüm için masaya otururuz” diyor aslında. Tabi bunu anlamak için art niyetli olmamak ve Kıbrıs sorununun çözüm tarihçesini çok iyi bilmek gerek. Aksi olunca, birçok siyasinin yaptığı gibi akıl yolu yerine duygularına kapılıp farklı bir yola girmeleri ve sonucunda da  “yanlış anlama ve değerlendirme” çukuruna düşmeleri mümkün. Ki bilindiği üzere dış politika, duyguların değil akılcı yolun kazandığı bir strateji harekatı.

Türkiye’nin, İsveç’in NATO’ya katılımı ile ilgili masaya koyduğu bir dizi koşul sonrasında ABD’nin baskısı ile Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin AB’ye katılımı ile ilgili müzakerelerinin tekrardan başlaması ve uyum sürecinin gözden geçirilmesi konusunda yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin yeni dış politikasının ne denli yaptırım gücü içerdiğinin en güzel örneği. Türkiye, İsveç’in NATO’ya katılımı sürecini, sadece kendinin tasarladığı anahtarlarla, kilitli iki kapının açılmasına bağladı dahiyane bir strateji ile. Kilitli olan ikinci kapı TBMM.

Bu kapıyı açmanın koşulları içinde; ABD’nin F-16’ların yeni yazılımlarının Türkiye’ye verilmesi ve F-35 programından Türkiye’nin çıkarılması kararının gözden geçirilmesi var, AB’nin, Türkiye-AB Katılım müzakerelerini başlatması ve Gümrük Birliği ile Vize muafiyetini gözden geçirmesi var, Kıbrıs Müzakerelerinin başlaması için eşit ve egemen, uluslararası tanınmış iki devletli çözüm mantığının kabul edilmesi var.

Dolayısıyla top Türkiye’nin elinden çıkmış, ABD, NATO ve AB’nin kucağına düşmüş durumda.

Son günlerde okuduklarıma göre Batı dünyasındaki genel kanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye-AB Müzakerelerinin başlayabilmesi, Kıbrıs Müzakerelerinin önünün açılabilmesi ve İsveç’in NATO’ya katılımına Türkiye’nin “ONAY” verebilmesi için AB’yi ve endirekt olarak ABD’yi fena halde köşeye sıkıştırdığı şeklinde.

Bunları ben söylemiyorum. ABD’nin ve AB’nin önde gelen düşünce kuruluşlarının siyasi strateji yazarları söylüyor ve yazıyor.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

3 Ağustos 2023
Türkiye’nin Kıbrıs ve AB Stratejisi için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

1 Ağustos Bayramımız Kutlu Olsun

1 Ağustos Bayramımız Kutlu Olsun

1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramımız, 1571 Kıbrıs’ın Fethi, 1958 Kıbrıs Türkü’nün bağrından doğan direniş örgütü Türk Mukavemet Teşkilatının ve 1976 Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın kuruluşu kutlu olsun. Güvenlik Kuvvetlerimiz ve Türk Ordusu her zaman yanımızda ve kalbimizde olacak…

1 Ağustos 2023
1 Ağustos Bayramımız Kutlu Olsun için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk

Türkiye’nin Ortadoğu Açılımı

Türkiye’nin Ortadoğu Açılımı

Prof. Dr. Ata Atun

İsrail’de yapılan son seçimlerde Başbakanlık koltuğunu eline geçiren Binyamin Netanyahu uzun süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmek istiyordu. Bu görüşme uzun bir süreden sonra bir ilk olacak.

Bahsettiğim bu “uzun bir süre” yaklaşık 15 yıl ve Türkiye’yi ziyaret eden ilk Başbakan olacak Netanyahu.

Gündem belli. Türkiye-İsrail ilişkileri ve İsrail’in Filistin politikası, daha doğrusu Netanyahu’nun Filistin sorununa yaklaşımı.

“Türkiye-İsrail ilişkileri” başlıklı gündemin içinde “Türkiye’nin Ortadoğu toprakları içindeki Güney sınırlarına konuşlandırılmış terör örgütleri, bu örgütlerin geleceği ve İsrail’in bu örgütlere gizli kapaklı verdiği desteğin masaya yatırılması var.

İsrail artık, uzun zamandır ABD’nin desteği ile gerçekleştirmeye çalıştığı Irak petrolünün Türkiye’nin Güney sınırları boyunca kurulacak yapay bir devlet tarafından Akdeniz’e ulaştırılması hayalinin gerçekleşemeyeceğini anlamış durumda. Daha İsrail devleti kurulmadan İngilizler tarafından 1934 yılında planlanarak çizilen ve 4 Ocak 1935 günü faaliyete geçen Kerkük-Hayfa petrol boru hattı hattının “Türkiye’nin oluru olmadan” tekrardan hayata geçemeyeceğini pek iyi biliyor.

Bu ziyaret zamanlama ve içerik olarak da çok önemli.

Gerçekte 2023 yılı Türkiye’nin Ortadoğu politikasında bir köşe taşı olmak yolunda hızla ilerliyor zira Ortadoğu’da petrol üreten Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi devletlerin İran yaklaşımlarından dolayı ABD ile aralarının eskisi kadar samimi ve yakın olmaması, yüzlerini Türkiye’ye dönmelerine neden oldu. Bu ülkeler ile Türkiye’nin ekonomik ve siyasi ilişkileri ciddi bir yükselme ve güçlenme eğilimine girdi.   

Nedenini ilgili ülkelerin siyasileri üstü kapalı olarak, “Türkiye bölgesel bir güç. Bizim hamiye gereksinimimiz var. Batı’nın ikiyüzlülüğünü, bencilliğini ve acımasızlığını gördük. Bize ambargo uygulamayacak, istediğimiz sanayi ürünü ve savunma silahlarını satacak, başımız sıkışınca yanımızda duracak yayılmacı (emperyalist) olmayan tek ülke Türkiye” sözleri ile dile getiriyorlar. Gerçekte bu düşünceyi oluşturabilmek, bu izlenimi verebilmek büyük bir başarı.

Başa dönecek olursak; İsrail’in, Gazze’ye insani yardım götüren ve “Rotamız Filistin, Yükümüz Özgürlük” sloganıyla yola çıkan Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs 2010’da düzenlediği saldırı sonrasında kopan ve diplomatik seviyesi aşağılara çekilen Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un geçen sene Ankara’ya yaptığı ziyaret ile yumuşamaya başladı. Devamla 2008’den bu yana yapılan bu ilk üst düzey resmi ziyaret, her iki ülkede ilişkilerin normalleşmesi için adımları hızlandırdı ve karşılıklı olarak büyükelçi atama kararı ile sonuçlandı. Hafta içinde T.C. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İsrail Başbakanı Netanyahu görüşmesinden sonra Türkiye-İsrail ilişkileri yeni bir evreye girecek. Belli ki aradan geçen 13 yıldan sonra Ortadoğu’da ilişkiler ve dengeler değişecek ve eskiye benzemeyen yeni bir şekil alacak.

Öte yandan; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun ile görüşmesi, hafta içinde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşecek olması önemli bir dış siyaset adımı. Bilindiği üzere 2013 yılında sıkıntıya giren ve neredeyse kopuş noktasına gelen Türkiye-Mısır ilişkilerinin yükseltilmesi adımı bu yıl karşılıklı Büyükelçilerin atanması ile başladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra da Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin Erdoğan’ı tebrik eden ilk isimlerin arasında yer alması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah es-Sisi’yi Türkiye’ye davet etmesi Türkiye-Mısır ilişkilerini yeni bir evreye soktu.  

Özetle; Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile olan ilişkileri ve Ortadoğu politikası yüz güldürecek bir seviyeye doğru ilerlerken, bu ülkelerle olan ilişkilerin Kıbrıs sorununun -Kıbrıs Türkleri lehine -çözümüne de katkı koyacağına dair inancımız artıyor.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

27 Temmuz 2023
Türkiye’nin Ortadoğu Açılımı için yorumlar kapalı
Okunma 1
bosluk
Prof. Dr. Ata ATUN Makaleleri, Özgeçmişi, Yazıları Son Yazılar FriendFeed
Samtay Vakfı
kıbrıs haberleri
kibris 1974
atun ltd

Gallery

Şehitlerimiz-1 Şehitlerimiz-amblem kktc-tc-bayrak- kktc-tc-bayrak-2 kktc-tc-bayrak-3 kktc-tc-bayrak-4

Arşivler

Son Yorumlar